Davut Karaman

Davut Karaman


Huzur limanına giden yol: Evlilik gemisi

20 Temmuz 2020 - 10:23 - Güncelleme: 21 Temmuz 2020 - 17:08


         Dr. Öğr. Üyesi Davut Karaman
     Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi
           [email protected]

İnsanlar yalnız doğar ama yalnız büyümez, yalnız yaşamaz. Hayatın her aşamasında mutlaka birileri yaşamının bir paydaşıdır; arkadaş, eş, dost, komşu, çocuklar, ebeveynler… Herkesin herkeste farklı bir yeri olmakla birlikte hayat arkadaşının, hayat yoldaşının yeri bambaşkadır. Çünkü en değerli varlığımız olan hayatımızı paylaştığımız eşler yaşam enerjisinin kaynağıdır. 

Yeni umutlara yelken açmak amacıyla birleşen gönüllerin yegane gayesi mutluluk ve huzur içinde bir yaşam sürmektir. Çünkü insanlar normal yaşamlarına devam ederken her anlamda katma değeri daha yüksek bir hayata geçmek için doğru bir hayat arkadaşı ile yaşamlarını paylaşmak isterler. Aksi halde evlilik amacına ulaşmayacaktır. Evlilik gemisine binen kişiler huzur limanına ulaşarak, mutlu günlere kürek çekme heyecanı ile hareket ederler.

Tabi her daim evlilikler beklentileri karşılamayabilir. Huzur yerine huzursuzluk, sefa yerine cefa getirebilir. Bu sonuç oldukça doğaldır. Birbirini (tanımayıp da) tanıdığını (!) düşünen, karşı tarafa kendini farklı tanıtan kişilerin bir araya gelmesinden daha ne beklenebilir ki? Yolunda gitmeyen evliliklerin özünde mutlaka bir sorun(lar) vardır. Sorun her zaman olabilir. Önemli olan sorun olması değildir, sorunun doğru teşhisi ve doğru tedavisidir. Yanlış teşhis, yanlış tedavi demektir.

Eşler arası ortaya çıkan sorunlar irdelenmeli, objektif şekilde çözüme kavuşturulmalıdır. Çünkü bazen sorun gibi görünen, sürekli çatışma kaynağı olan krizlerin gerçekte sorun olmadığı görülmektedir. Bu nedenle (gerekirse) dışarıdan uzman kişilerin desteği ile birçok aile suni sorunların pençesinden kurtularak çok daha mutlu, güneşli günlere merhaba demesi günümüzün en çok karşılaşılan durumlarından sadece biridir.

Evlilik uçsuz bucaksız bir okyanusta yol almak demektir. Dolayısıyla bu yolcukta iyi günlerin olması kadar fırtınalı, rüzgarlı günlerin de olması kaçınılmazdır. Bu zorlu süreçlerde geminin yol alabilmesi ise eşlerin birbirine olan sadakatine ve sabrına bağlıdır. Her eş, eşinin mutluluğu üzerine bir yaşam kurgulaması birçok sorunun kendiliğinden aşılmasını sağlayacaktır. 
Ancak günümüzde maalesef evliliklerin çok uzun sürmemesi, ayrılıkların adeta sonbahar yaprakları ile yarışıyor olması ise gelecek adına endişe vericidir. Eşlerin ortak evlilik dilini konuşabilmesi gerekir ki birbirini daha iyi anlayabilsin. Sürdürülebilir evliliklerin temelinde eşler arası sevginin, saygının herhangi bir şarta dayanmaması yatmaktadır. En çok rastlanılan fakat belki farkında bile olmadığımız, huzur kemirgeni de diyebileceğimiz sorunlardan biri de budur. 
“Ben O’nun dediğini (istemesem de) yaparsam, O da bana istediğimi alır, yapar” düşüncesi görünüşte bir fedakarlığın göstergesi gibi olsa da uzun vadede sorunlar testisine giren bir damladır. Evlilikte elbette fedakarlık olmalı, hatır için çiğ tavuk yenilmeli vs. ama bunlar bir yere kadar. Çünkü bir eş, eşinin istemediği bir şeyi yapmasını sürekli olarak rutine dönüştürmüş ise orada gizli bir bencillik havası hakimdir ki bu da gemiyi bir yere kadar götürür. Fedakarlıktan öte bir durum ortaya çıkar, bu da sürdürülebilir değildir. Birilerinin egolarını tatmin etmek için yapılan fedakarlığın sonucu ise maalesef köleliktir.

Evlilikte eşler eşini mutlu etmek için yarışmalı, çabalamalı ancak kendi mutluluğunu da unutmadan. Çünkü ideal bir eş kendinden önce eşinin mutlu olmasını ister, eşinin mutluluğu senin de mutluluğun olmalıdır. Buradaki hassas denge ise büyük resme bakarak eşler birbirini dengelemeli, birbirine ayna olmalıdır. Keser gibi tek taraflı bir mutluluk ekseninin tesis edilmesi ileride çatlak seslere gebedir. Sürdürülebilir evliliğin sırrı ise; evlilik testere gibi olmalıdır, (önce) bir sana (sonra) bir bana. Eşler adeta eşini mutlu etmek için rekabete girmelidir. Birlikte böyle bir sürece başlayıp, daha sonra tek taraflı hale dönüşmesi ise geminin su almaya başlaması demektir. Su alan geminin ise er ya da geç bir önlem alınmaz ise batması kaçınılmazdır.

Evlilik gemisinin huzur limanına varabilmesi yetişkin, olgun bireylerin doğru zamanda, doğru kişiyle bu yolculuğa çıkmasına bağlıdır. Yoksa daha evlenmeden “yürümezse boşanırız” düşüncesiyle böyle bir yolculuk için valiz hazırlanmamalıdır. Her şeyden önce ben yerine eşler arasında BİZ düşüncesi olmalı ki, çekirdek aile geniş aileye dönüşmeli ve bir ağaç gibi kök salarak güçlenmelidir. Zamanla ağacın dalları ve meyveleri ile yarınlara umut ve mutluluk ekilmelidir. Unutulmamalıdır ki biz olamayan eşler, zamanla eş de olamayacaktır. Bu nedenle biz olmadaki her türlü engel ortadan kaldırılmalı ve geleceğe güçlü eşlerle, güçlü ailelerin temelleri atılmalıdır.

 

YORUMLAR

  • 9 Yorum
  • Abdullah Gazi Erdem
    3 hafta önce
    Konu itibariyle günümüzün en hassas meselesine dikkat çekerek evlilik konusunda bilmemiz gereken unuttuğumuz yada aklımıza gelmeyen konularda bir yol rehberi nıteliğindeki bilgilerinizden dolayı teşekkürler hocam ????????
  • Davut Karaman
    3 hafta önce
    İlginize ve güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim.
  • Ceylan Kut
    3 hafta önce
    Aydınlanmış ve aydınlatan herkese selam olsun...
  • Davut Karaman
    3 hafta önce
    İlginize teşekkür ederim.
  • Erol Avcı
    3 hafta önce
    Davut hocam kalemin kelâmı. Bitimsiz olsun Yürek sesin hep çağlasın bu toplumun aydınlanması lazım. Başaralılar dilerim
  • Davut Karaman
    3 hafta önce
    İlginiz ve güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim.
  • Serap Aykaç
    3 hafta önce
    Yüreğinize,kaleminize sağlık yine çok güzel tespitler...ancak söylediğiniz gibi tek taraflı özveriler bir yere kadar...
  • Davut Karaman
    3 hafta önce
    İlginize teşekkür ederim.
  • mab
    3 hafta önce
    ????????????????????????????????????????????????????????????