İki Şeker
Sefa Yaşar

İki Şeker

Ötelerden bir toprak kokusu…Akşama bir hayli zaman var henüz.Kıvrılmıştı köşesine Necmi Efendi.Bir beklediği vardı muhakkak.Oturduğu sedirin sağ yanına yer açtı.

Ötelerden bir toprak kokusu…Akşama bir hayli zaman var henüz.Kıvrılmıştı köşesine Necmi Efendi.Bir beklediği vardı muhakkak.Oturduğu sedirin sağ yanına yer açtı.Evet,buranın bir sahibi vardı.Ve o beklenecek,dilerse gelecekti.Tabii bu rüzgara da anca bir türkü yakışırdı.Yüreğine sağlık be ! Dilinde sabahtan kalma bir türküyle davet ediyordu şimdi Can’ı Necmi Efendi.Rüzgar aldı türküyü iki de şeker koydu koynuna.Can türküyü söyler de Canan eşlik etmez miydi hiç ? İşte güneşi de yamacına almış geliyordu.Rabb’im ruhunun bir yaradılanda nasıl bir tecellisiydi bu ? Her adımında çatlayası gönül bir daha çarpıyor ‘ Gel yarim ‘ diyordu.Can türküye yürüdü ve oturdu Can’ın sağ yanına.İşte yaprakların bile sesini yudumladığı bu ikindi vaktinde dağlar haşmetini unutmuş,kuşlar kanatlarını kapatmış,toprak uykusundan uyanmış bu sohbet-i canan’ı dinleyecekti.

 

Ancak gözlerdeki yağmurdan mıdır bilinmez iki gönül de sus pus olmuş konuşamıyordu.Susmaktı sanki bugünkü vuslatın adı.Necmi Efendi’nin gözleri gökyüzünde Münteha Hanımefendi’nin saçları rüzgardaydı.Rüzgar bütün işini gücünü bırakmış Münteha’nın yüzünü Can’a gösterme derdindeydi belki.Bir aralık Münteha suskunluğu bozdu.Dayanamamıştı demek ki.Anlattı,anlattı.Münteha konuştukça Necmi’nin gözleri gökyüzüne demir atıyordu.El Hak ‘Kırıldığında insan gökyüzüne bakmalıydı.’ Bu doğruydu ve Necmi de bunu yapıyordu.Bugün Münteha’nın lisanı sanki mızrak olmuş Can’ın bedenine gark oluyordu. ‘Sus nolur ? ‘ diyemedi bu bedenin acısıyla.Zira Münteha’nın susması ruhun bedenden ayrılmasıydı.Ancak bu ağrı Necmi’nin dilini prangalara vuruyordu.Ki o da sadece içinden fısıldayabiliyordu.

 

Fısıldamak ne kelime haykırıyordu ancak duyan yalnız kendisiydi:
‘Hüzün ki en çok yakışandır bize Can.Kuru bir gürültüden ibaret değil sevdalarım.Bugün bana hatırlattığın bu hüzün sendin aslında.Peki ya sen kimdin ? Beni ilerde başka gönüllere en çok anlatacak olan gönül,işte sendin.Peki ya bugün ? Neydi sana beni anlattırmayan? ‘O Can ‘ diyemedin mi ? Peki ya ben ? Ben kimdim sende? And olsun yarmak isterdim göğsünü.Ki oradaki Can’ı görebileyim.İnan şüphem olduğundan değil.Kasırgada kalan olmaktan korkum.Ne olur anla beni !Gönlüm huysuz ve çekilmez.Farkında olmadan seni boş bir hayale sürüklüyor olmak ağır işte böyle bir gönüle.Bana anlat beni.Ki ben de bu gönülle senin hayatında nerde duracağımı bileyim.Düsturumu da alırı böylece alimallah.’

 


Sustu Necmi. Çayından bir yudum aldı. Kör olası iki şeker hüzün katıyordu mübarek. Ama olsun her ne kadar sağındaki Can duymasa da dili çözülmüş konuşuyordu. Susacak gibi de değildi zira:
‘7 gün 7 gece geçti.7 ikindi güneşi gördüm.7 sabah uykusundan uyandım. Ancak ne hacet gelmedi mektubun. Benimki hala sol yanımdaki cepte. Ve bekliyor orada sana geleceği günü. Sen unutsan da unutulmayan bir şey daha var Can. Gönlünden düşen bir parça hediyen nerede ? 7 gün 7 gece…’

 


Konuştukça kahroluyordu aslında Necmi Efendi. İnsan sustuğunu söyler miydi hiç? Bekliyorum der miydi böylesine? Ancak bugün demeliydi zira. Can duymuyorsa haykırmalı, görmüyorsa göstermeliydi. Neden mi? Ah Cancağzım bir mızrak boyu kaldı ayrılığa… Mızrak düştükten sonra ne konuşacak bir günbatımı, ne okyanuslar kadar gülünecek ikindi çayları kalacaktı elimizde. Çünkü insan bir kuşu aldığında avucuna bir kez dokunmalı kanadına ve öyle bırakmalıydı gökyüzüne. Toprağın kokusunu bir kez duydu mu kapamalı gözlerine ve uyumalıydı. Yani yaşanacak her ne varsa yaşanmalıydı güneş guruba girmeden.’
Nihayet susmuştu Necmi.İçindenki hüzün deryasından sadece bir damlaydı oysa söylediği.Her ne kadar duyulmasa da.Can ise hala sağında.Bir emare yoktu onda da.Burnu sürtülesi kafir oyun kokusunu seviyor diye ateş ve tütünü buluşturmuştu Necmi Efendi.Ve işte dilinde yeni bir türkü:
‘Yandım,yandım ki ne yandım
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın.’

 


Yanan sanki tütün değil Necmi’nin Münteha’ya duyuramadıklarıydı. Münteha ise her şeyden bihaber iki ırmağın arasında kalmış gibiydi. Necmi ise farkındaydı bunun. Zira şu anda konuşacak onca şey varken susması bundandı. Çünkü sağındakini bu iki ırmaktan birinde boğmak istemiyordu. Zaten bu muhabbetten de hiç dert yanmaması bundan değil miydi? İstiyordu ki cühela bir ırmaktan su içmesin Can. Susamışsa kana kana içecek bir ırmak solundan akıyordu işte. Ama bu laf da denir miydi hiç? Denmezdi vesselam. Nihayetinde sen pınarından yeni doğmuş bir ırmaktın. Öncen yoktu. Ve yapman gereken sessiz denizine dökülmekti. Zira bu kutsal topraklar seni bedeninde kabul etmeyebilirdi. Ve günün birinde Can, pınarını kurutabilirdi. Tir tir titriyordu şimdi Necmi. Ya bir gün bunu görürse… Vay haline Necmi’nin. İşte bu korku yer bitirirdi adamı. Öyleyse susmaktı ta derinden. Söyleyememek yaksa da sadrını İnşirah vardı muhakkak Yaradan’ın kelamı:
‘Her zorlukla beraber elbet bir kolaylık var.’
Evet, zorsa bugünler sonunda güzellik vardı. Necmi Efendi biraz daha rahattı şimdi. Çünkü yemine vardı

 


‘Yarim’den gelecek her şeye eyvallahım var and olsun.’
Demişti bir kere. İşte şimdi hüzün gelmişti Can’dan. Kızmalı mıydı? Hayır. Yaşanacak ne varsa yaşamalıydı. Güldü bir ara. İki şekerin tadını son kez yudumladı. Türküden de bir yudum... İçinden de Can’a bir Seni Seviyorum…
İşte gökyüzüne bakma zamanıydı şimdi.
Not: Mızrak düşene kadar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tüfekle vurduğu genci ölüme terk etti
Tüfekle vurduğu genci ölüme terk etti
Aksaray’da minibüs devrildi: 1 ölü ,2 yaralı
Aksaray’da minibüs devrildi: 1 ölü ,2 yaralı