4 Mevsim, 1 Hayat

Davut Karaman
ABONE OL

Günler, haftalar geçiyor ve ömür bitiyor. Durdurulamaz zamana karşı koymaya çalışmak imkansız ötesi bir düşüncedir. Madem ki imkansız diyoruz, o halde zamanı durdurmaya çalışma çabası niye? Keşke zaman hiç geçmese, hep aynı kalsak diyoruz yaşlılıktan ve yaşlanmaktan korkarak, ürpererek. Halbuki insan ömrü mevsimler misalidir; her anının ayrı bir güzelliği vardır. Her kışın baharı, her baharın da bir kışı olmasa mevsimler olur muydu?

İlkbahar gelir, canlanır tüm doğa... Adeta yeniden doğarcasına, yeni umutlar saçarak etrafına. Bütün ümitlerin tükendiği bir anda gelen tomurcuklar daha film bitmedi der ve tüm hayallerle birlikte yeniden başlar bütün hayat. Birden dolar içiniz; tarifi imkansız bir heyecanla, gülücükler saçar savurursunuz etrafınıza. Tıpkı insanın doğmasından çocukluğuna kadar geçen zaman gibidir ilkbahar.

Acaba olur mu olmaz mı derken birde bakarsınız bir canlı daha dünyaya merhaba demiş. İnsanların en büyük sermayesi denilen çocuklarla başlar başka bir tatlı telaş daha, uykusuz geceler, hastalık hastalığına tutulmuş ebeveynler. Birde bakarsınız ilk heceler, ilk kelimeler derken artık gençlik, ergenlik ve okul telaşı devam eder gider.

Artık yaz gelse de, ilkbaharda ekilen tohumları hasat etsek deriz. Her emeğin bir bedeli olduğu gibi birde hasadı olması gerekir tabi ki. Yaz mevsimi tomurcukların meyveye durduğu, ekinlerin başak verdiği bir mevsimdir. İlkbaharda bütün imkanların seferber edilerek, şartlar zorlanarak saçılan ümitler, beklentiler yaz zamanı gelince bir bir hasat edilir. Ebeveynlerin hasretle beklediği, çocuklarının mürüvvetini görme dönemleridir yaz mevsimi. Yıllardır yapılan maddi manevi yatırımların sonucu olarak, topluma ve geleceğe yön veren yeni nesillerin artık seyirci değil bizzat aktör oldukları bir dönemdir, bu mevsimler.

İlkbaharda yeşeren yapraklar, günü gelince bambaşka bir güzel hal alır. Yeşilden sarıya, kırmızıya, turuncuya yavaş yavaş göç eden yapraklar adeta başka bir dünya sunar hepimize. Derler ki, ben hala buradayım, sizinleyim. Yaprakların olgunlaşmasıyla ortaya çıkan yeni dünya, insanların da daha olgun olduğu yıllar gibidir. Artık olgun yaşlarını yaşayan insanlar tüm toyluklarını, fevriliklerini bir kenara bırakmış; sorun üreten değil, sorun çözen konumuna gelmişlerdir.

Bazen bir cümlesi bile, bu insanların ışığından feyiz almak isteyenlere yıllar kazandırır. Tecrübelerin başka hayatlarda vücut bulmasını sağlayan bir paylaşımla, yeni nesillere birikimler samimiyetle aktarılır. Sonra bir bakarsınız, ağaçlar son yaprağını dökmüştür ve bunun anlamı ise kışın geldiğinin habercisidir.

"Unumu eledim, eleğimi astım" diye bir atasözümüz vardır. İşte bu söz ise kış mevsimini ifade eder. Kış ayrı bir güzelliğe sahip olsa da, onu güzel yaşamak ve yaşatmak insanların elindedir. Ne kadar bir soğukluk, bir ürperti ifade etse de kış; kış olmadan ne baharlar ne de yazlar yaşanır.

İlkbaharda tomurcuk olması için bitkilerin uykuya yatması gerekir. Kış, cömertçe bu uykuyu verir tüm nebatata. Birçoğumuz sevmesek de kışı, hal böyle olunca kışın önemi biraz daha artmaktadır. Göründüğü gibi önemsiz sayılamaz, belki de yeni baharlar için en büyük yaşam kaynağı kıştır. Çünkü insan; en büyük sermayem çocuklarımdır dediği günlerden, en büyük karı, kazancı elde ettiği, torunlarının olduğu anları yaşar bu mevsimde.

Öyle ya da böyle zaman su misali akıp giderken, kuş misali de uçup gidiyor. Önemli olan suyun akması değil, asıl olan akan su ile ne yetiştirebildiğimizdir. Her anın ayrı bir önemi, ayrı bir güzelliği vardır. Onu doyasıya yaşamalı ve yaşatmalıyız. Dünyaya ekeceğimiz verimli tohumların ne zaman başak vereceğini önemsemeden, tohum ekmeye devam etmeliyiz. Biz ekelim de onlar ister yazda isterse de kışta başak versin; biz olalım ya da olmayalım ne önemi var. Önemli olan ekmek ve karşılık beklememektir. Bu düşünce; kaşıkla verip, kepçeyle geri almak isteyenlere en büyük derstir.

Hiç bitmeyecek sandığımız ve her an tükenen bir hayatta neyin kavgasını, neyin pazarlığını yapar insanoğlu anlamak mümkün değil. Her insanın tohum ekme yarışına girmesi gerektiği bir dönem olması gerekirken, ekmeden hasat etmenin esareti altına girdiğimizin acaba ne zaman farkına varacağız? Hangi mevsimi yaşadığımızın bir önemi yoktur, önemli olan mevsimi nasıl yaşadığımızdır. Mevsimleri seçmek bizim elimizde olmasa gerek, elimizde olan ise mevsimleri güzel yaşamayı bilmek olsa gerek. Güzel mevsimlerinizin olması dileğiyle...