Ben Olsaydım
Sefa Yaşar

Ben Olsaydım

Adım Fırat.Yurdum Bin Tanrı İli.Şanım toroslardan öte.Doğduğumda ağlamalarım kafir

Adım Fırat. Yurdum Bin Tanrı İli. Şanım toroslardan öte. Doğduğumda ağlamalarım kâfir İstanbul'un çanlarını sus pus etmiş. Öyle der anam. Belimi doğrultup ayaklarımın üstüne bastığım vakit, Sultan Alparslan Anadolu kapılarından buyur etmiş civanmertlerini. Aklım erip kühenlanımla dağlar aşar hale gelince ben de katıldım, Kingan Dağları'ndan Sakarya’ya saf saf uzanan bu kutlu ordunun arasına. Nice savaşlar gördüm, nice kâfirler dize getirdim toy bir oğlanken.

 

Gün oldu, vakit geçti, asır yürüdü ben büyüdüm. Anadolu’da ezanlar yükselirken Söğüt'te Şeyh Edebali'nin dizinin dibinde, Osman Gazi ile ben de vardım. Kanım hoyratça akarken, Bizans’ın şakağına bir kılıç da ben salladım. Dedem Fatih gemileri kızaklara bindirip yürütürken bir urgan da ben bağladım sırtıma. Oradan Constantinepolis'i binbir yılllık üzerinden bir hallaç pamuğu gibi salladık Ulubatlı Hasan ile. Adını İstanbul koyduk müjdeli şehrin tekbirler ile.

 

Ömür bir su misali akıp gideken Sultan Yavuz'la beraber girdik Tebrizli'nin otağına. Karşısındaki deryayı bir avuç su sanan Şah İsmail inci küpesini kulağından söküp aldığım vakit anladı; bir cihana iki hükümdar sığmayacağını. Hünkârım Yavuz Sultan Selim Han'ı şirpençelerle kaybettiğimden gayri, bir od düştü içerime. Kıvranırken bu ateşle Sultan Süleyman yetişti imdadıma. Kafiri Mohaç'ta hilale aldığımız vakit 'Hadi' dedi Koca Süleyman 'Hadi bu ateş anca cihatla söner.' Ateş sönmedi de yaktı kül etti kâfirin zulmünü iki saatte. Viyana’nın kapılarından döndüğümüz gün Şairler Sultanı 'nı gördüm payitahtta.'Sadece kılıçla cihat olmaz .' dedi diviti Baki’nin. Alnımdan temiz bir kağıtla oturdum dizinin dibine Fuzuli'nin sonraları.

 

Tam kılıcımı başucuma koyup divitimi kanıma batırıyordum ki Balkanlar'dan Müslüman feryatları yükseldi. Duramadım sarayımda öylece. Kösler vurulurken Osman Paşa'yla aynı safta vuruştuk Plevne’de. Sakallarıma dahi saçlarıma ilk aklar düştüğü vakit, Çanakkale’yi bir mihenk taşı olarak diktik bu kutlu yurdum kalbine, Mehmet’lerle. Gün oldu, vakit geçti, asır yürüdü. Fani ömrüm ayaklarımın altından kayar oldu. On asıra merdiven dayayan gözlerim ağlamaklı oldu her gece. Şimdilerde Nedim'in hediyesi bir divitle mısralar dokumak istiyorum gönüllere. Ne Pasinlerde tepelediğimiz Bizans, ne Çaldıran' da tokatladığımız Şah İsmail ne de Akdeniz'e döktüğümüz kâfirler geliyor gözlerimin önüne.

 

İhtiyarlıktan sayın; unutuyorum bir bir hepsini. Unutuyorum da bir anım kalıyor hep aklımda. Üstad Necip Fazıl'ın gönlüme nakış nakış işlediği 'O Şair' ve ' O Şiir' kalıyor zikrimde: 'Kaside-i Bürde' .Evet, hediyesi 'Siyah Bir Ceket' olan o şiir. Kıyametim yaklaştıkça sızlanmalarım, keşkelerim artıyor. 'Keşke' diyorum hani. 'Keşke Anadolu’yu, İstanbul’u, Viyana’yı koysaydım da bir kenara, yürüseydim Kıble'ye doğru. ' Ömrüm yettiğince yürüseydim Güllerin Efendisi’ne. Aksakallarımdan süzülen her gözyaşı şiirler yazsaydı ak kâğıtlara. Kılıç, gaza, küheylan kalsaydı bir bir Anadolu’da. Ben sadece divitimi alıp uzansaydım O'nun kaapısına.

 

Alemlere rahmet olarak gönderilen O sürmeli gözlere bakıp bakıp yazsaydım mısralarımı. Yazsaydım da Kaside-i Bürde'nin şairi ben olsaydım. Bir şaire verilebilecek en güzel hediyeyi, Sevgili’nin tenine değen 'O Siyah Ceketi' ben alsaydım. Şimdi utanıyorum şairim demeye. Resul-i Ekrem'in kokusunu barındıran 'O Siyah Ceketi' ben alsaydım eğer, kefenim olurdu. Kefenim olurdu da O kokuyla çıkardım mahşerde İsm-i Azam'ın huzuruna. Oysa şimdi kefenim beyaz bir kumaş parçasıyken nasıl 'Ben şairim.' diyebilirim Allah'a.

 

Vesselam . . .

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Denizli’de icra yoluyla çocukla görüşme skandalı
Denizli’de icra yoluyla çocukla görüşme skandalı
41 numara ayakkabı hırsızlıkları aydınlattı
41 numara ayakkabı hırsızlıkları aydınlattı