III. Dünya Savaşı: Enerji

Ahmet Cevdet
ABONE OL

İngiliz iktisat tarihçisi Angus Maddison yaptığı bir araştırmada, Dünya ekonomik ağırlık merkezinin tarihi yolculuğunu analiz etti. Bu araştırmaya göre 1800lü yılların başına kadar Mezopotamya etrafında duran ekonomik ağırlık, yaklaşık yüzyıllık batı ve Amerika yolculuğunun ardından tekrar Asya’ya doğru hareket etmektedir.

Bunun nedenleri Japonya’nın mucizevi yükselişi, Güney Kore’nin teknolojik atılımları, Çin’in patlayan sanayi üretimini sayabiliriz. Ancak asıl neden halen büyük bir ihtiyaç olan enerjinin ekonomiye yaptığı büyük etki.

Dünya’daki karışıklığın olduğu noktalara bakarsak enerjiyi ve dünya siyasetine etkisini daha iyi anlarız. Türkiye, Suriye, Irak, Mısır, Ukrayna ve Azerbaycan… Bu saydığımız ülkeler şu anda karışık veya karıştırılmaya çalışılan ülkeler. İlginç bir şekilde dünya enerji siyasetinde şu veya bu şekilde bulunmaktadırlar.

Şu anda enerjinin dengelerini temelden değiştirecek olan projeler Güney Gaz Koridoru eksenli projelerdir. O zaman Güney Gaz Koridor’unu incelemek gerekir.

Güney Gaz Koridoru

Merkezinde Türkiye ve Azerbaycan’ın bulunduğu ve tüm dünyada yatırımların durduğu şu günlerde, 45 milyar dolarlık büyük ve stratejik bir projedir. Güney Gaz Koridoru’nun ana aksı olan TANAP ve TAP projeleri, Türkiye ve Azerbaycan’ın siyasi iradesi ile bugün gerçekleşiyor ve bu yatırımlar Avrupa ayağı ile birlikte söylediğimiz gibi 45 milyar doların üstünde dev bir yatırım.

Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) Projesi, gaz fiyatlarında Rusya’nın tekelini ortadan kaldıracak ve Türkiye’yi enerji konusunda daha bağımsız hale getirecek bir proje. TAP ise bunun Avrupa ayağı olan proje. Bu projeyle birlikte Azerbaycan,İran, Irak ve Mısır doğalgazları da Türkiye üzerinden Avrupa’ya, bir ucu Wien’e bir ucu Roma’ya kadar taşınacak.

İşte bu çapta büyük ve doğunun yüzünü güldürecek proje, tabi ki batının hoşuna gitmeyecekti. Gitmedi de zaten. Ellerinden geldikçe bu projelerin yapılmasına engel olmaya çalışacaklar. Tabi bunu da bizim muhalefet gibi iş makinelerinin önüne geçerek yapmayacaklar. Ülkelerde iç karışıklık, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik bunalım çıkararak yapacaklar/yapmaya çalışacaklar. Şimdi hedefteki ülkelere bir göz atalım.

Irak

Yapılan ölçümler Kuzey Irak’ta, 45 milyar varillik petrol rezervinin ve 3.2 trilyon metreküplük de doğalgaz rezervinin olduğunu söylüyor. Bu rakamlar, şu anda Kürt Bölgesel Yönetimi’nin olduğu Kuzey Irak’ı, kısa zamanda zengin ve Dünya ekonomisinde söz sahibi olacağını ifade etmektedir. Sadece bu neden bile ABD’nin ve Batının endişelenmesi için yeterli gözükmektedir. Dolayısıyla Irak, bu hedef ülkeler içerisindeki ilk kurban.

20 Mart 2003'de Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekâtla Irak'a girmesiyle 21. yüzyılın enerji siyasetinde, çorbaya bir kürek tuzu sallamış bulunuyor. Bugün hala Irak kendisini toparlayabilmiş değil. Ülkede iç savaş hala devam ediyor. Her yeni güne bir intihar saldırısı ile uyanan Irak, uzun yıllar düzelmeyecek bir sorun ile baş başa…

Mısır

Mısır’da Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesi ve bunun Arap Baharı’nın en önemli zincirini oluşturması, sonrasında ise iktidara gelen İhvan-ı Müslimin’in (Müslüman Kardeşler) askeri darbe ile devrilmesi aslında bize hem günümüzdeki Doğu-Batı çekişmesini, hem 21.yüzyılı hem de bunun Türkiye üzerindeki yansımalarını anlatmaktadır.

Mısır yıllardır batının istediği tarzda, “yağmacı/lümpen burjuvazi” ile yönetiliyor. Son elli yılı aşkın süredir batının finanse ettiği Mısır diktatörleri, herhalde batının istemeyeceği tarzda veya alanlarda harcama yapacak değillerdi. Böylece Mısır’ın sermayesi amaçsız ve keyfi uygulamalarla harcandı gitti. Batı bu durumdan pek bir memnundu.

Mübarek’i devirip, Mısır’ın seçimle gelen ilk devlet başkanı Mursi, batının pek hoşlanmadığı, gücünü ve iradesini halktan alan bir liderdi. Gelir gelmez belki de biraz hızlı, belki de geç bile kalmış bir değişim süreci içine giren Mısır, artık kendi siyasetini çizmeye başlamıştı.

İhvan iktidarının, 21. yüzyılda Türkiye’yi süper güç yapacak enerji politikasına destek çıkması ve Akdeniz’deki Türk-Mısır işbirliği, tabiî ki AB ve Amerika için hazmedilemeyecek bir durumdu. IMF ile köprüleri atmaya yönelik çalışmalar da bardağı taşıran son damla oldu. Ve Sisi’nin önderliğinde bir darbe yapıldı. Ve Mısır’ın da 21. yüzyıl enerji siyasetine katılması engellenmeye çalışılıyor.

İran, muhtemel ki elinde nükleer silah olabileceği korkusuyla henüz batının etkisi altına girmedi. Hatta Obama yönetimi Ruhani yönetimi ile anlaşma yoluna gitmek istiyor. Zaten İran’ın ‘yaşlı’ rafinerileri Kuzey Irak’taki rezervlerin gölgesinde kalmış durumda.

Suriye

Suriye aslında birçoğumuzun yakından takip ettiği ve hala gündemde olan büyük ve baş belası bir sorun. Esed rejimi kendi ülkesinde alabildiğine kıyım yapıyor. Ailesini ve çocuğunu alan kapılarını sonuna kadar açmış olan Türkiye’ye sığınıyor. Şu anda kamplarda 700bin civarında Suriyeli mülteci yaşıyor.

Ülkedeki genel durumu özetledikten sonra ‘enerji ve Suriye’ kelimeleri nasıl yan yana geliyor ona bakalım.

Suriye’nin Akdenize dönük yüzü Lazkiye, şu anda arka planda duran ama asıl meselelerden biri olmak durumunda. Lazkiye, güneyde Şam,Kuseyr ve Tartus ekonomilerini Akdeniz üzerinden dünyaya bağlar. Lazkiye ile İskenderun limanlarının birbiriyle bağlantılı merkezler olması ve aynı zamanda enerjide Ceyhan Limanı’na bağlanacak olması ilk aşamada Rusya için dolaylı olarak da batı için kabul edilemez bir durum.

Esed rejiminin düştüğünü varsayarsak, Baas’ın kontrolünden çıkacak ekonomi, Türkiye ile yeni ittifaklara yelken açacaktır. İşte bu yüzden hem tekeli kırılacak Rusya, hem de doğu karşısında eriyecek olan batı için Suriye çok önemlidir.

Ukrayna

Batının Kiev’i karıştırması üzerine, Rusya da Hamburg’u karıştırmıştı. Bu arada durulan Kiev yeniden Almanya öncülüğünde batı tarafından bu sefer daha emin bir şekilde karıştırıldı. İlginç bir şekilde Ukrayna’daki sokak muhalefetinin lideri Kliçko, Almanya’da yetiştirilmiş eski bir boksördür.

Tabi Ukrayna keyiften karıştırılmamıştı. Ukrayna’da olup bitenler, gelecekteki Rusya ve AB’nin pazar ve enerji kapışmasından başka bir şey değildir. Ukrayna, Rusya için bir ulusal güvenlik meselesidir bu anlamda. Rusya’nın, Karpatlar için çıkış ve denetleme üssü de Ukrayna. Ama bununla da bitmiyor; Odessa ve Sivastopol limanları Rusya’nın Karadeniz üzerinden Akdeniz’e açılımını sağlıyor ve bu stratejik limanlar, kuzey enerji geçişlerinin de üzerinde. Adeta bizim İskenderun ve Ceyhan limanlarının tam karşısında.

Gezi olaylarıyla birçok konuda benzeyen ama Türkiye’de başarılamayan darbe, Ukrayna’da başarılı olacağa benziyor. En son Ukrayna başbakanı istifa etmiş ve bazı kanunlar geri alınmıştı. Devamı da muhakkak gelecektir.

Azerbaycan

Azerbaycan enerjiye aktif yön verebilecek bir ülke. Son yıllarda da siyasi bir istikrar söz konusu. Zaten TANAP, Türk-Azeri ortak yapımı bir projedir. Ayrıca vesayetçi TÜPRAŞ’ın tekelini ortadan kaldıracak yeni Star Rafinerisi projesi de Azeri SOCAR şirketi ile Türkiye’nin ortak bir projesidir.

Şu anda da Azerbaycan, Ermenistan ile sıkıntılar yaşamaktadır. Olası bir savaş da ufukta, ihtimal dahilindedir. Olası bir savaş, Azeri ekonomisine ve ülke iç siyasetine etki edecektir. Böylece birçok projeyi gözden geçirmek zorunda kalabilirler.

Yeni Dünya düzeninde Türkiye ve Enerji

Bu büyük meselenin asıl çıkış noktasını Malazgirt Savaşı’na kadar, hatta Atilla’ya kadar dayandırabilirsek de, şu anda batının öncelikli sıkıntısı kısa vadede gelişmek istemeyen bir Türkiye ve doğu… Bunu bilen Türkiye ise, özellikle Kürt barışını sağlamaya yönelik yaptığı atılımlarla, aslında sadece bölgesel değil, evrensel bir adım atmış oluyor.

ABD’nin dağılmaya başlayan AB’yi, tıpkı 2.Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, toparlama, ayağa kaldırma operasyonunun bu sefer karşısında güçlenen/güçlenecek bir Türkiye var.

Tam da bu noktada, iktisatçı Dr. Cemil Ertem’e kulak verelim: “Türkiye kendi doğusuna doğru genişleme potansiyelini ve imkanlarını gün itibarıyla yakalamış ve bölgesel güç olma, Avrupa ile rekabet edecek hatta enerji geçişleri, beşeri sermaye gibi alanlarda Avrupa’yla pazarlık masasına oturacak dinamiklerinin farkına varmıştır. Çözüm süreci ve ne yazık ki unutturulmaya çalışılan yeni Anayasa gibi süreçler, bugünlerde işte bu yüzden  çok önemlidir.”

Yazımızın başında belirttiğimiz gibi batı’nın bu siyasete katılabilmesi için tek çıkar yolu var: Kaos ve devamında hükümetlerin değişiklikleri… Şu günleri iyi analiz edersek, nereye götürülmeye çalışıldığımızı iyi anlarız.

2013 yılı, batının en fazla yüklendiği ve en organize olduğu yıl gibi duruyor. 2014 için henüz ne kadar hazırlık yaptılar bilemiyoruz. Gezi olaylarıyla başlayan kaos oluşturma süreci şu günlerde tekrar canlandı. 17 Aralık operasyonu ve devamında gelen müthiş bir bilgi kirliliği, yerel seçim öncesi siyasi partilere yönelik alçak saldırılar bu sürecin parçalarından sadece ikisi.

Ancak bu halkın Genç Osman’dan bu yana defalarca darbeye ve darbe teşebbüsüne maruz kalması ve bu tecrübeyle artık yeni bir darbe istemeyeceğini/kabullenmeyeceğini ya bilmiyorlar ya da başka çareleri yok.

İşte; yeniden düzenlenen dünya siyasetinin “enerji” başlıklı uzun oturumu başlamış bulunmakta. Ayağa kalkan kazanacak, oturanlar ise uzuun uzun oturmaya devam edecekler…

Sevgi ve muhabbet ile…