Başkanın hesabı bir taşla iki kuş mu?
Karaman Ticaret Borsası’nda seçim öncesi yaşanan işten çıkarma tartışması, ortaya atılan yeni iddialarla birlikte bambaşka bir boyut kazandı. İddialar doğruysa, ortada yalnızca bir personelin işten çıkarılması değil; geçmişten gelen bir borç ilişkisinin, senedin, icranın ve Borsa bünyesindeki bir şirketin aynı hikâyede buluştuğu son derece düşündürücü bir tablo var.
Karaman Ticaret Borsası bünyesinde faaliyet gösteren LİDAŞ’ta çalışan A.Y.’nin işten çıkarılmasıyla başlayan tartışmayı daha önce gündeme getirmiştik. A.Y.’nin, Başkan Ekrem Çavaş’a rakip olarak seçime giren adaylardan birinin akrabası olması ve işten çıkarma kararının seçime kısa süre kala alınması, olayın siyasi ve kurumsal boyutuyla ilgili soru işaretleri oluşturmuştu.
Ancak haber sitemize ulaşan yeni bilgiler, meselenin geçmişe uzanan başka bir hikâyesi olduğunu ortaya koyuyor. Edinilen bilgilere göre A.Y. ile Karaman Ticaret Borsası Başkanı Ekrem Çavaş geçmişte oldukça yakın arkadaşlardı. İddiaya göre bu dönemde Çavaş, A.Y.’ye borç para verdi.
A.Y.’nin borcunu ödeyememesi üzerine de taraflar arasında senet düzenlendi. Buraya kadar yaşananlar, iki kişi arasındaki özel bir borç ilişkisi olarak değerlendirilebilir. Fakat iddialara göre borç ödenmeyince devreye Borsa bünyesindeki LİDAŞ girdi. A.Y., Ekrem Çavaş tarafından LİDAŞ'ta işe alındı ve uzun süre burada çalıştı. Sonrasında ise işten çıkarıldı.
İşte hikâyenin en dikkat çekici kısmı da tam burada başlıyor. İddiaya göre A.Y. işten çıkarılmadan önce, geçmişte borcuna karşılık alınan senet icraya verildi. Böylece bir tarafta çalışanın işten doğan tazminat ve diğer alacakları, diğer tarafta ise geçmişten geldiği ileri sürülen kişisel bir borcun icra takibi bulunuyordu.
Çalışanın işten ayrılmasıyla birlikte doğacak resmi alacakların icra sürecine konu olması halinde, geçmişteki borcun tahsil edilmesinin önü de açılmış olacaktı. Şayet iddialar doğruysa, ortaya hayli ilginç bir denklem çıkıyor: Önce borç ver, borç ödenmeyince işe al, çalıştır, sonra işten çıkar ve işten doğacak alacakların bulunduğu dönemde geçmişteki senedi icraya koy.
Bunun adı ticari zekâ mı? Kurumsal imkânın kişisel alacağın tahsilinde kullanılması mı? Yoksa bütün bunlar birbirinden tamamen bağımsız gelişen tesadüfler mi? Bunu elbette belgeler ve tarafların açıklamaları ortaya koyacak.
Ancak burada asıl tartışılması gereken nokta, bir kişinin işe alınıp alınmamasından çok daha önemli. Kişisel borç ilişkileri ile Borsa ve Borsa bünyesindeki şirketlerin işleyişi birbirine karışmış mı, karışmamış mı? Çünkü eğer bir kişinin geçmişteki özel borcu, Borsa bünyesindeki bir şirkette işe alınmasına veya işten çıkarılmasına herhangi bir şekilde etki ettiyse, ortada artık yalnızca iki kişi arasındaki bir borç meselesinden söz edilemez.
Altını çizerek ve tekraren soruyoruz:
Başkan Ekrem Çavaş, geçmişte kendisine borçlu olan A.Y.’yi bu borç nedeniyle mi LİDAŞ’ta işe aldırdı?
Çalışanın tazminatı ve diğer resmi alacakları üzerinden geçmişteki özel borcun tahsil edilmesi mi amaçlandı?
Şayet bu yolla tahsil edilmişse, sen alacaklarını böyle mi tahsil ediyorsun Başkanım?
Bugüne kadar başkaca herhangi bir alacağını Borsa veya Borsa bünyesindeki şirketler üzerinden bu gibi veya benzer yollarla tahsil ettin mi?
Borsa bünyesindeki şirketlerde işe alımlarda, Başkan’a borcu bulunan kişiler bir avantaj elde ediyor mu?
İşte bütün bu soruların cevaplarını belgeleriyle cevaplayın, cevaplamazsanız, o zaman kamuoyunun; ‘’Başkanın aklına gelen, şeytanın bile aklına gelmez’’ demeye hakkı var.