<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>SAĞLIK</title>
         <link>https://www.karamanca.net/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title>Sağlığınızı Şansa Bırakmayın: Özel Sağlık Sigortası ile Ayrıcalıklı Koruma</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hayatta yerine konulamayacak tek zenginliğimiz hiç şüphesiz sağlığımızdır. Sağlığımız yerinde olduğunda hayatın tadını çıkarabilir, hedeflerimize koşabiliriz. Ancak beklenmedik hastalıklar veya anlık kazalar kapıyı çaldığında, en iyi doktorlara ve en donanımlı hastanelere hızla ulaşabilmek hayati bir önem taşır. İşte tam da bu noktada, sağlık hizmetlerinde sınırları kaldıran ve size VIP standartlarında bir güvence sunan özel sağlık sigortası (ÖSS) devreye girer.

Tamamlayıcı sağlık sigortasından (TSS) farklı olarak SGK şartı aramayan ve A+ (premium) olarak adlandırılan en üst düzey özel hastanelerde bile geçerli olabilen bu poliçeler, sağlık harcamalarınızı garanti altına alırken size sadece iyileşme sürecine odaklanma lüksü sunar. Peki, özel sağlık sigortası yaptırmak size ve ailenize ne gibi ayrıcalıklar sağlar?

Özel Sağlık Sigortasının Sunduğu Temel Ayrıcalıklar

	Sınırsız Hastane ve Doktor Seçme Özgürlüğü: Özel sağlık sigortasının avantajı, size sunduğu geniş seçme hürriyetidir. Anlaşmalı kurum ağının (network) genişliğine göre, Türkiye’nin hatta dünyanın en prestijli hastanelerinde, alanında en uzman profesörlerden ve hekimlerden sıra beklemeden hizmet alabilirsiniz.
	Kapsamlı Yatarak Tedavi Güvencesi: Ameliyatlar, yoğun bakım süreçleri, kemoterapi, radyoterapi, diyaliz ve hastanedeki oda-refakatçi masrafları gibi yüksek maliyetli yatarak tedavi giderleri, poliçeniz tarafından çoğunlukla limitsiz ve %100 oranında karşılanır. Büyük sağlık krizlerinde bütçenizi tamamen korur.
	İhtiyaca Göre Şekillenen Ayakta Tedavi Modülleri: Doktor muayeneleri, röntgen, MR, tomografi, laboratuvar tahlilleri ve fizik tedavi gibi hastanede yatmayı gerektirmeyen durumlar için "ayakta tedavi" paketini poliçenize ekletebilirsiniz. İhtiyacınıza göre bu teminatı limitli veya limitsiz olarak belirlemek tamamen sizin elinizdedir.
	Yurt Dışı Tedavi İmkanı: Eğer sık seyahat ediyorsanız veya olası kritik bir hastalıkta yurt dışındaki ileri düzey tıp merkezlerinde tedavi olmayı tercih etmek isterseniz, poliçenize yurt dışı teminatı ekleterek sağlığınızı küresel çapta güvence altına alabilirsiniz.
	Hamilelik ve Doğum Teminatı: Anne adayları için özel olarak planlanan doğum teminatı sayesinde, hamilelik sürecindeki rutin kontrolleriniz, tahlilleriniz ve yenidoğan masraflarınız ile konforlu bir doğum süreci özel sigortanızın güvencesi altında gerçekleşir.

Sağlığınız İçin En Doğru Poliçeyi Nasıl Seçersiniz?
Özel sağlık sigortası, tamamen kişiselleştirilebilen esnek bir yapıya sahiptir. Bu nedenle ilk karşınıza çıkan paketi almak yerine, yaşam tarzınıza, genetik yatkınlıklarınıza ve bütçenize en uygun teminatları bir araya getirmek çok önemlidir. Dijital sigorta platformları üzerinden farklı sigorta şirketlerinin sunduğu teklifleri tek bir ekranda yan yana getirerek teminat limitlerini, bekleme sürelerini ve katılım payı oranlarını şeffafça karşılaştırmalısınız.

Unutmayın; özel sağlık sigortası lüks bir harcama değil, en zor anınızda "İyi ki yaptırmışım" diyeceğiniz, hayat kalitenizi doğrudan artıran en değerli yatırımdır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/sagliginizi-sansa-birakmayin-ozel-saglik-sigortasi-ile-ayricalikli-koruma.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/sagliginizi-sansa-birakmayin-ozel-saglik-sigortasi-ile-ayricalikli-koruma.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/sagliginizi-sansa-birakmayin-ozel-saglik-sigortasi-ile-ayricalikli-koruma_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/sagliginizi-sansa-birakmayin-ozel-saglik-sigortasi-ile-ayricalikli-koruma.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/sagliginizi-sansa-birakmayin-ozel-saglik-sigortasi-ile-ayricalikli-koruma/614338/</link>
			<pubDate>Sat, 16 May 2026 07:36:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>''Hapşırık nöbetleriyle başlayabilir''</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BAHAR alerjisinin çocuklarda çeşitli belirtilerle ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeliz Polat, “Ardı ardına gelen hapşırma nöbetleri, şeffaf burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık bahar alerjisinin çocuklarda görülen en sık belirtileridir. Bu belirtilerin yanında kuru öksürük, halsizlik, yorgunluk ve uyku problemleri de görülebilir. Bu tür şikâyetler özellikle polen mevsiminde dikkatle değerlendirilmelidir. Polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde özellikle sabah ve öğle saatlerinde kuru ve rüzgarlı havalarda mümkünse dışarı çıkılmamalıdır” dedi.

Bahar aylarının gelmesiyle çocuklarda alerjik şikayetlerin arttığını belirten Medical Park TEM Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeliz Polat, özellikle polenlerin bu dönemde önemli bir tetikleyici olduğunu söyledi.

‘ARDI ARDINA HAPŞIRIK NÖBETLERİ GÖRÜLEBİLİR’

Bahar alerjisinin çocuklarda çeşitli belirtilerle ortaya çıkabildiğini söyleyen Uzm. Dr. Yeliz Polat, “Ardı ardına gelen hapşırma nöbetleri, şeffaf burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık bahar alerjisinin çocuklarda görülen en sık belirtileridir. Bu belirtilerin yanında kuru öksürük, halsizlik, yorgunluk ve uyku problemleri de görülebilir. Bu tür şikâyetler özellikle polen mevsiminde dikkatle değerlendirilmelidir” diye konuştu.

‘ALERJİ İLE SOĞUK ALGINLIĞI KARIŞTIRABİLİYOR’

Bahar alerjisinin çoğu zaman soğuk algınlığı ile karıştırılabildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Polat, iki durum arasında bazı önemli farklar bulunduğunu belirtti. Uzm. Dr. Polat, “Alerji genellikle gözlerde sulanma ve kaşıntı ile seyreder ve ateş görülmez. Soğuk algınlığı ise çoğu zaman hafif ateş ve halsizlik ile başlar. Alerji haftalarca sürebilirken soğuk algınlığı genellikle 3 ila 14 gün içinde geçer” ifadelerini kullandı.

‘EN SIK 5-20 YAŞ ARALIĞINDA GÖRÜLÜYOR’

Bahar alerjisinin çocuklarda genellikle erken yaşlarda ortaya çıkabildiğini dile getiren Uzm. Dr. Polat, “Alerjik belirtiler 3-5 yaşlarından itibaren gelişmeye başlayabilir. Ancak en sık 5 ile 20 yaş aralığında görülür. Belirtiler genellikle 10-13 yaşlarında en yoğun seviyeye ulaşır” dedi.

‘BU BELİRTİLER VARSA DOKTORA BAŞVURUN’

Bazı durumlarda alerjik belirtilerin daha ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini belirten Polat, şu uyarılarda bulundu:

“Gözlerde sulanma, hapşırık, burun akıntısı, göz ya da burun kaşıntısı gibi semptomlar şiddetli bir şekilde devam ediyorsa; nefes darlığı, hırıltılı solunum veya göğüste sıkışma hissi ortaya çıkıyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.”

‘POLEN YOĞUNLUĞUNUN YÜKSEK OLDUĞU SAATLERE DİKKAT’

Polen alerjisi olan çocukları korumak için ailelerin günlük yaşamda bazı önlemler almasının önemli olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Polat, “Polen yoğunluğu gün içinde değişkenlik gösterebilir. Polenler özellikle sabah erken saatlerde ve öğle saatlerinde daha yoğun bulunur. Yağmur yağdıktan sonraki ilk birkaç saat ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu büyük oranda azalır. Polenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmak sınırlandırılmalıdır. Polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde özellikle sabah ve öğle saatlerinde kuru ve rüzgarlı havalarda mümkünse dışarı çıkılmamalıdır. Açık hava aktiviteleri azaltılmalı veya kapalı alanlar tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.

‘POLENLERDEN KORUNMAK İÇİN ÖNLEM ALIN’

Polenlerden korunmak için bazı basit önlemlerin etkili olabileceğini belirten Uzm. Dr. Şu bilgileri paylaştı:

“Siperli şapka takılması, güneş gözlüğü kullanılması ve uzun kollu giysiler tercih edilmesi polen temasını azaltabilir. Eve gelindiğinde kıyafetlerin değiştirilmesi de önemlidir. Ayrıca polen mevsiminde çamaşırların dışarıda değil ev içinde kurutulması ve polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde kapı ve pencerelerin kapalı tutulması da faydalı olabilir. Ev ve araçlarda polen filtreli klima kullanılması riski azaltabilir.”

‘TEDAVİ EDİLMEYEN ALERJİ ASTIMI TETİKLEYEBİLİR’

Kontrol altına alınmayan bahar alerjilerinin bazı durumlarda astımı tetikleyebileceğini belirten Uzm. Dr. Polat, “Tedavi edilmeyen veya kontrol altına alınamayan bahar alerjileri astıma yol açabilir ya da mevcut astımı tetikleyebilir” dedi.

‘TANI KONMA SÜRECİ’

Alerji tanısının uzman hekim değerlendirmesi ile konulduğuna değinen Uzm. Dr. Polat, “İyi bir hasta öyküsü alınmasıyla birlikte deri prick testi, kan testleri yani spesifik IgE testleri, yama testi ve diyet eliminasyonu gibi yöntemler tanıda kullanılabilir. Ayrıca moleküler alerji testi olarak bilinen Alex testinin de alerjinin kaynağını moleküler düzeyde inceleyen bir yöntem olduğunu belirtti.

‘TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANABİLİYOR’

Bahar alerjisinin tedavisinin genellikle semptomları hafifletmeye ve alerjenlerden korunmaya yönelik olduğunu belirten Uzm. Dr. Polat, “Tedavide antihistaminik ilaçlar, kortizonlu burun spreyleri ve göz damlaları kullanılabilir. Bazı hastalarda alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi de uygulanabilir” dedi.

‘AİLELERE ÖNEMLİ UYARILAR’

Alerjik çocukların ailelerine de önemli önerilerde bulunan Uzm. Dr. Polat, “Aileler çocuklarının alerjisi olduğunu biliyorsa, bunu okul yönetimine sözlü ve yazılı olarak bildirmelidir. Alerjinin türü ve hangi maddelere karşı olduğu açıkça belirtilmelidir. Anafilaksi riski bulunan çocuklarda adrenalin oto enjektör (EpiPen) bulundurulması hayati önem taşır. Bu ilacın nasıl kullanılacağı ailelere ve çocuğa mutlaka hekim tarafından öğretilmelidir. Alerjik çocuklar tetikleyici faktörlerden korunmalıdır. Neye karşı alerjisi olduğu bilinmeli ve buna yönelik gerekli önlemler alınmalıdır” diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/hapsirik-nobetleriyle-baslayabilir/614210/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 05:48:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>'Kadınlarda, erkeklere göre daha yüksek görülüyor'</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[GENEL Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Namık Özkan, “Vücutta yağ oranının anormal derecede artması ile ortaya çıkan obezite, erkeklerde ağırlığın yüzde 15-18’ini, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Yetişkin nüfusun yarısından fazlası normal kilonun üzerinde. Kadınlarda obezite oranı erkeklere göre daha yüksek görülmektedir. Obeziteyle mücadele yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur” dedi.

Memorial Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü ve Obezite Cerrahisi Uygulama Merkezi’nden Prof. Dr. Namık Özkan, 4 Mart Dünya Obezite Günü kapsamında obezitenin birçok sağlık sorununa zemin hazırlayan kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu ifade ederek, değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Özkan, “Vücutta yağ oranının anormal derecede artması ile ortaya çıkan obezite, erkeklerde ağırlığın yüzde 15-18’ini, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Erkeklerde bu oran yüzde 25’i, kadınlarda yüzde 35’i geçerse, durum obeziteye işaret etmektedir. Obeziteyi sadece fazla kilo olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Kalp-damar hastalıklarından diyabete, bazı kanser türlerinden solunum problemlerine kadar birçok ciddi sağlık sorununu beraberinde getirmektedir. Obezite, yaşam süresini kısaltabilen ve yaşam kalitesini belirgin şekilde düşüren bir hastalıktır. Obezite hastalarının değişim kararı almalarında, tıbbi, psikolojik, sosyal, ekonomik ve kişisel motivasyonlar önemli rol oynamaktadır” diye konuştu.

‘KADINLARDA OBEZİTE ERKEKLERE GÖRE DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR’

Türkiye’nin obezite oranları açısından Avrupa’nın üst sıralarında yer aldığını belirten Prof. Dr. Özkan, “Yetişkin nüfusun yarısından fazlası normal kilonun üzerinde. Kadınlarda obezite oranı erkeklere göre daha yüksek görülmektedir. Çocukluk çağı obezitesindeki artış ise gelecekte daha büyük sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Çocukluk çağında başlayan obezite, erişkin dönemde diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle obeziteyle mücadele yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Obezitenin en önemli etkilerinden biri kalp-damar sistemi üzerinde görülmektedir. Fazla kilo vücutta kronik inflamasyona yol açıyor, bu da damar yapısını bozarak kalp hastalığı riskini artırmaktadır. Vücut kitle indeksindeki her artış, koroner kalp hastalığı riskini anlamlı ölçüde yükseltmektedir. Obez bireylerde kalp yetmezliği, ritim bozuklukları ve hipertansiyon daha sık görülür. Pek çok hasta, ilk kez bir kardiyak olay (göğüs ağrısı, ritim bozukluğu, hipertansiyon krizi) yaşadıktan sonra kilo verme kararını ciddi olarak almaktadır. Kardiyologların ‘hayatınızı kurtarmak için kilo vermeniz gerekiyor’ mesajı, hastalar üzerinde güçlü bir motivasyonel etki yaratmaktadır” dedi.

‘OBEZ BİREYLERDE TİP 2 DİYABET RİSKİ YÜKSEK’

Prof. Dr. Özkan, “Obezite ile Tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki vardır. Özellikle karın bölgesindeki yağlanma insülin direncini tetiklemektedir. Obez bireylerde Tip 2 diyabet riski normal kilolu bireylere göre kat kat fazladır. Diyabet böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve kalp hastalığı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Vücut ağırlığında sağlanacak yüzde 5-10’luk bir azalma bile kan şekeri kontrolünde belirgin iyileşme sağlamaktadır. Obezite ile diyabet arasındaki bu güçlü bağlantı, pek çok hasta için değişim kararının en somut gerekçesini oluşturmaktadır. Bilimsel çalışmalar obezitenin en az 13 farklı kanser türü için bağımsız risk faktörü olduğunu göstermektedir. Özellikle meme, kolon, rahim, pankreas ve böbrek kanserlerinde risk artışı dikkat çekmektedir. Fazla yağ dokusu yalnızca depolama alanı değildir; hormon ve inflamatuar maddeler üretir. Bu biyolojik ortam, bazı kanser türlerinin gelişimini kolaylaştırabilir. Bu nedenle kilo kontrolü, kanserden korunma stratejisinin de önemli bir parçasıdır” diye konuştu.

‘GÜNLÜK YAŞAM KALİTESİ DÜŞÜYOR’

Obezitenin yalnızca iç organları değil, kas-iskelet sistemini de olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Özkan, “Diz ve kalça eklemlerine binen yük artmakta, bu da erken eklem aşınmasına yol açmaktadır. Her fazla kilo, özellikle diz eklemlerine yürüyüş sırasında katlanarak yük bindirir. Bu durum merdiven çıkmada zorlanma, çabuk yorulma ve kronik ağrılarla sonuçlanır. Hastalar sıklıkla ‘çocuğumla koşamıyorum’ ya da ‘gün sonunda tükenmiş hissediyorum’ diyerek başvuruyor. Ayrıca obstrüktif uyku apnesi de obez bireylerde sık görülmekte, gece boyunca tekrarlayan nefes durmaları kalp sağlığı açısından ciddi risk oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘PSİKOLOJİK ETKİLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’

Obezitenin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Beden algısı bozulması, özgüven kaybı, depresyon ve anksiyete riskini artırmaktadır. Obezite çoğu zaman bireyin sosyal yaşamını da kısıtlar. Ancak burada en önemli nokta, suçlayıcı bir yaklaşım yerine destekleyici bir anlayış benimsemektir. Obezite irade zayıflığı değil, çok faktörlü bir hastalıktır. Psikologlar, motivasyonun içsel (intrinsik) ve dışsal (ekstrinsik) kaynaklarını ayrıştırmanın önemini vurgulamaktadır. Kendini daha iyi hissetmek, sağlıklı olmak, hareket özgürlüğü kazanmak, başkalarının onayı, toplumsal beklentiler kısa vadede güçlü ama uzun vadede kırılgan olabilir. Tedavi başarısının anahtarı, hastanın motivasyon profilini doğru analiz etmek ve içsel motivasyonu güçlendirmektir. Obeziteyle mücadele radikal ve kısa süreli çözümler yerine sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkündür. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetimi obeziteyle mücadelenin temel taşlarıdır. Yüzde 5-10’luk bir kilo kaybı bile tansiyon, kan şekeri ve kolesterol üzerinde anlamlı iyileşme sağlar. Önemli olan mükemmel olmak değil, istikrarlı olmaktır. 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla toplumsal farkındalığın artırılması gerekmektedir. Obezite tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak bunun için önce farkındalık gerekir. Amacımız estetik değil; sağlıklı, aktif ve kaliteli bir yaşamdır. Her birey küçük ama kararlı adımlarla sağlığına yatırım yapabilir. Başlamak için asla geç değildir.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/03/kadinlarda-erkeklere-gore-daha-yuksek-goruluyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/03/kadinlarda-erkeklere-gore-daha-yuksek-goruluyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/03/kadinlarda-erkeklere-gore-daha-yuksek-goruluyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/03/kadinlarda-erkeklere-gore-daha-yuksek-goruluyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kadinlarda-erkeklere-gore-daha-yuksek-goruluyor/614128/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 06:23:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ameliyata saatler kala nakil sırası geldi</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BURSA'da 6 yıldır karaciğer yetmezliğiyle mücadele eden ve durumu kritik seviyelere gelen İlknur Güler'e (58) kızı Buse Güler (22), karaciğerini verme kararı aldı. Ameliyata saatler kala, Çanakkale'de vefat eden bir kişiden bağışlanan organ ile İlknur Güler, sağlığına kavuştu.

Bursa'da yaşayan 2 çocuk annesi İlknur Güler'e 2020 yılında Hepatit B'ye bağlı siroz teşhisi konuldu ve 25 gün yoğun bakımda kaldı. Sirozun ilerlemesi sonucunda karaciğer yetmezliği yaşayan İlknur Güler'e karaciğer nakli yapılması kararlaştırıldı. Ardından Güler, karaciğer nakli için bekleme listesine alındı ve tedavisine başlandı. Geçen kasım ayında hastalığın son evresine gelen Güler'in durumu kötüleşince hastaneye yatışı yapıldı.

İlknur Güler'in kızı Buse Güler, annesinin durumunun ağırlaşması üzerine karaciğerini verme kararı aldı. Annesine donör olmak için gönüllü olan Buse Güler, 20 Ocak'ta hastaneye yattı ve ameliyat hazırlıkları yapıldı. Nakil ameliyatına saatler kala ise Çanakkale'de beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin karaciğeri bağışlandı. Bunun üzerine Buse Güler'in donör ameliyatı iptal edildi, İlknur Güler 22 Ocak'ta kadavradan yapılan ve 6 saat süren karaciğer nakliyle sağlığına kavuştu.

İlknur Güler ve kızı Buse Güler'in kadavradan nakil olacağı haberini öğrendikleri anlar, hastanede 15 yıldır Organ Nakli ve Karaciğer Nakil Sorumlusu olarak görev yapan Doç. Dr. Hikmet Aktaş ve ekibi tarafından video kaydına alındı. İlknur Güler'in ameliyatının ardından Doç. Dr. Hikmet Aktaş tarafından paylaşılan görüntüler, kısa sürede sanal medyada 2 milyon 300 bin kez izlenirken, anne ve kızın mutluluktan gözyaşı döktüğü anlar, organ bağışının önemini gösterdi.

'KIZIM, 'CİĞERİM YENİLENİR AMA ANNEM YENİLENMEZ' DEDİ'

Kadavradan naklin ardından sağlığına kavuşan İlknur Güler, DHA'ya konuşarak, 6 senedir bu hastalıkla savaştığını anlattı. Güler, "Çok zor dönemler, çok zor zamanlar geçirdim. Kızım bana donör olmak istedi. Ben önce biraz daha dayanırım dedim ama kızım çok ısrar etti. 'Ciğerim yenilenir ama annem yenilenmez. Ben annesiz kalmak istemiyorum' dedi. Hocamız müjdeli haberi verdiğinde şok geçirdim. Bilincim kapalıydı. Hala daha şoktayım. Ne yapacağımı bilemedim. Sanki dünyalar benim oldu. Şu an çok iyiyim, çok mutluyum. Hocalarımıza, çocuklarıma çok teşekkür ediyorum. Allah hepsinden razı olsun. Ne olursunuz eşinize, dostunuza, akrabalarınıza organ bağışını anlatın, bağışta bulunun. Ne olursunuz organ bağışlayın, insanları hayata döndürün. Çok iyi bir şey bu. Şu an kendimi iyi hissediyorum" ifadelerini kullandı.

'BAŞKA ÇAREM YOKTU YAPMAK ZORUNDAYDIM'

Kocaeli Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'nden geçen yıl mezun olan Buse Güler de ağabeyinin rahatsızlıkları nedeniyle, babasının da yaşı nedeniyle dönor olamadığını belirterek, "Bu süreç gerçekten çok zor. İnsanın umudu bitebiliyor. Ben öncesinde de anneme donör olmayı çok istiyordum, her seferinde söylüyordum ama annem kabul etmiyordu. 'Hayır, sen olursan bana kim bakacak' diyordu. Ama ben hiçbir zaman umudumu tüketmedim, içimde hep bir umut vardı. 'Allah bizi hiç kimseye muhtaç etmez' diyordum. Ve annem en sonunda kabul etti. Çünkü çok yenik düşmüştü, yürüyemiyordu, yemek yiyemiyordu, düşüyordu. Hastalığın son evresindeydik. Doktorumuzla paylaştım donör olmak istediğimi. Zaman kaybetmeden tetkikler yapıldı ve uygun olduğum öğrenildi. Yatış yapıldı. Yatış yapıldığı gün doktorumuz annemle ilgili bazı riskleri söyledi. Nakilde de riskler var dedi ama doktorumuza çok güvendim" diye konuştu.

'GÜLER AİLESİ OLARAK ORGANLARIMIZI BAĞIŞLADIK'

Buse Güler, gece saatlerinde Doç. Dr. Hikmet Aktaş tarafından müjdeli haberin kendilerine verildiğini anlatarak, "Video çekmeden önce hocam bana 'Bir şeyin mi var' diye sordu. 'Başım çok ağrıyor' dedim. Hocamız 'O zaman ameliyatını iptal edelim' dedi. 'Hocam olamaz, olması gerekiyor. Bu kadar hazırlık yapıldı, anneme umut oldum' dedim. Sonrasında anneme organ bağışı bulunduğunu söyledi. Bu haberi 6 senedir bekliyordum. Ameliyata saatler kala gelmesi gerçekten mucizeydi. Sonrasında anneme haber verdik ve dünyalar bizim oldu. Anneme o haberi verdiğimizde kısa bir süre ömrü kalmıştı. Ameliyata saatler kala bunu öğrendik ve sabah annem ameliyata girdi. Çok şükür şu an durumu çok iyi. Gerçekten organ bağışı hayat kurtarıyor. Biz de Güler Ailesi olarak bütün organlarımızı bağışladık. Biz öldükten sonra insanlara umut olalım, hayata tutunsunlar istedik. Asla umudunuzu kaybetmeyin. Ben tam donör olacaktım ki anneme başkası umut oldu. İnşallah ben de ileride başkalarına umut olurum. Çok şükür ki bu hastalığı da yendik. Bize umut oldukları için organ bağışı yapan aileye minnettarız. Allah'tan rahmet diliyorum. Onların verdiği karar, anneme hayat oldu. Tek bir canı kurtarmadılar, ailemizin hayata tutunmasına sebep oldular" dedi.

'BÜYÜK MUTLULUK YAŞANDI'

Operasyonu gerçekleştiren Doç. Dr. Hikmet Aktaş ise son evre karaciğer yetmezliği olan hastalarda kesin tedavinin nakil olduğunu söyleyerek, "Bu hastamız 6 yıldır karaciğer yetmezliğiyle, sirozuyla mücadele ediyordu. Hastanemize başvurduktan sonra bekleme listesine aldık. Kızı öğrenciydi, okulunu bitirdikten sonra annesine verici olmak istedi. Hazırlıkları yaptık ve ameliyat gününü belirledik. Gece saat 12 civarında Çanakkale'nin bir ilçesinden organ bağışı haberi geldi. Bizim hastanemize sunuldu bu organ. Sağlık Bakanlığı listesinden hastamızın ilk sırada olduğunu gördük, hastamıza uygundu ve organı kabul ettik. Gece 1 gibi hasta ve vericinin odasına çıkıp ameliyatının iptal olduğunu söyledim. Tabii şaşırdılar. Büyük bir mutluluk, ağlama ve rahatlama yaşandı" ifadelerini kullandı.

'KADAVRADAN NAKİL, BİR TOPLUMUN BAŞARISIDIR'

Doç. Dr. Aktaş, Türkiye'de binlerce hastanın organ beklediğini, birçoğunun organ bulunamadığı için hayatını kaybettiğini belirterek, "Bir gün o bekleme listesinde kendi yakınlarımızdan biri olabilir. Organ bağışının toplumsal bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Canlı karaciğer naklinde ülke olarak dünyada ilk sıralarda yer alıyoruz. Canlı nakiller bir merkezin, bir ekibin ve bir cerrahın başarısıdır. Ama önemli olan kadavradan karaciğer nakli yapmaktır. Çünkü kadavradan nakil bir toplumun başarısıdır. Verici sağlıklı bir insan, sevdiği bir insanı kurtarmak için ameliyat masasına yatıyor. O yüzden canlıdan nakillerde omzumuzda büyük bir sorumluluk var. Kadavradan nakil yaptığımda hasta yakını kadar ben de mutlu oluyorum. Herkesi organ bağışına davet ediyorum" dedi.

'ORGAN BAĞIŞI BİRÇOK HASTAYA YAŞAM OLUR'

Hastanenin organ nakli sorumlu yardımcısı Op. Dr. Bakır Batı ise eş zamanlı olarak verici ve alıcı hastanın ameliyatının hazırlandığını anlatarak, "O akşam koordinatörümüz organ bağışı olduğunu bildirdi. Hastaneye gelip ekipmanlarımızı hazırladık ve yola çıktık. Diğer hastaneyle koordinasyon halindeydik. Ameliyatla organı çıkardık ve merkeze getirdik. Eş zamanlı olarak alıcı hastanın ameliyatı hazırlandı ve organ implante edildi. Organ bağışı hayati öneme sahip. Ne yazık ki bağış oranları istenilen seviyede değil. Kimse bağışlamazsa, organ bulunamaz. Canlı nakiller teknik ve zor ameliyatlardır. Kadavradan bağış olduğunda tüm karaciğer nakledilebilir ve bu birçok hastaya yaşam olur. Sadece karaciğer değil, böbrek, kornea ve diğer organlar da kullanılabilir. Organ bağışı birçok insana yeniden yaşam şansı verir" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/02/ameliyata-saatler-kala-nakil-sirasi-geldi-350645.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/02/ameliyata-saatler-kala-nakil-sirasi-geldi-350645.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/02/ameliyata-saatler-kala-nakil-sirasi-geldi-350645-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/02/ameliyata-saatler-kala-nakil-sirasi-geldi-350645.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ameliyata-saatler-kala-nakil-sirasi-geldi/614099/</link>
			<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 08:27:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sadece kadınları değil erkekleri de koruyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Günakan, “HPV aşısı ile bazı ülkelerde rahim ağzı kanseri tamamen yok olma aşamasına geldi. HPV aşısı ile sadece kadınlar değil erkeklerin de aşılanabildiğini ve erkeklerde görülen penis ve anüs kanserlerinin, siğillerin de azaltılabileceğini belirtmek toplumsal katılımı artıracaktır” dedi.

Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Günakan, HPV aşısı ile rahim ağzı kanserlerinin yok olma noktasına gelen ülkelerin olduğunu söyledi. Doç. Dr. Günakan, “Bugüne kadar 200’den fazla HPV tipi tanımlanmıştır. Bunların büyük kısmı vücut tarafından bağışıklık sistemiyle kendiliğinden temizlenir ve herhangi bir sağlık sorununa yol açmaz. Ancak bazı HPV tipleri rahim ağzı (serviks) hücrelerinde kalıcı enfeksiyon oluşturarak zaman içinde hücresel değişikliklere ve tedavi edilmezse rahim ağzı kanserine neden olabilir. Rahim ağzı kanserinin erken teşhisinde tarama çok etkilidir ki her iki tarama yöntemi de keşfedildiğinde Nobel sağlık ödülü almıştır. Her iki tarama testi de rahim ağzından alınan sürüntüler ile yapılmaktadır. Pap smear testi alınan örnekteki hücrelerdeki anormal hücre olup olmadığını değerlendirdiğimiz mikroskobik tekniğe dayalı yöntemdir. HPV tarama testi ise bu sürüntüde HPV virüsü bulunup bulunmadığını gösterir. Rahim ağzı kanserlerinin yüzde 95’ten fazlasında HPV virüsü izole edilmiştir. Bu nedenle şu anda daha önde olan tarama yöntemi budur. Pap smear testi sonucu normal olduğunda senelik olarak uygulanırken, HPV testi 3 senede bir, her ikisi beraber uygulanırsa (ko-test) 5 senede bir uygulanabilir. Pozitif sonuçlar çıkması durumunda ek ileri tetkikler yapılması gerekebilir” diye konuştu.

‘PENİS VE ANÜS KANSERLERİNDE ETKİLİ’

Güncel aşılamada 9’lu aşı 15 yaş altı 2 doz, 15 yaş üzerinde 3 doz olarak önerildiğini belirten Doç. Dr. Emre Günakan cinsiyet ve yaş bazında aşılanmanın önemine ilişkin şunları söyledi:

“En önemli mesajımız aşılanmadır. Bu yolla Avustralya gibi bazı ülkelerde rahim ağzı kanseri yok olma aşamasına gelmiştir. Ülkemiz gibi HPV aşısının henüz rutin politikaya girmediği ülkeler için de tarama testlerini ve jinekolojik kontrolleri düzenli yaptırmayı mutlaka öneriyoruz. Toplumsal farkındalık ve hareket bu kanserlerin yok edilmesinde kritik önemdedir. Çocukluk çağından itibaren aşılamanın planlanması, yine bu dönemde okul eğitimlerinin planlanması, dernekler ve devlet eliyle yapılan bilgilendirme kampanyaları süreci kolaylaştıracaktır. Bunun yanında sadece kadınların değil erkeklerin de aşılanabildiğini ve erkeklerde görülen penis ve anüs kanserlerinin, siğillerin de azaltılabileceğini belirtmek toplumsal katılımı artıracaktır.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/01/sadece-kadinlari-degil-erkekleri-de-koruyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/01/sadece-kadinlari-degil-erkekleri-de-koruyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/01/sadece-kadinlari-degil-erkekleri-de-koruyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/01/sadece-kadinlari-degil-erkekleri-de-koruyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/sadece-kadinlari-degil-erkekleri-de-koruyor/614034/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 06:07:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Havaalanları ve AVM'lere otomatik şok cihazı geliyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SAĞLIK Bakanı Kemal Memişoğlu, ASELSAN tarafından geliştirilen kalp durması gibi olaylarda hastanın hayata tutunmasını sağlayacak otomatik şok cihazlarının, 2026-2028 döneminde havaalanları, AVM'ler, istasyonlar gibi insan yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda bulundurulmasını kademeli olarak artıracaklarını söyledi.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, ASELSAN tarafından üretilen 'Otomatik Eksternal Defibrilatör' (OED) isimli otomatik şok cihazlarının tanıtımını yaptı. Bakanlıkta düzenlenen törene Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Eray Çınar, Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Başkanvekili Prof. Dr. Serkan Topaloğlu katıldı. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Bugün Türkiye, afetlerden salgınlara kadar en zorlu durumlarda hızlı ve etkili şekilde müdahale edebilen ülkelerden biridir. Artık sağlıkta dünyayı takip eden değil; deneyimiyle örnek alınan bir Türkiye var" dedi.

'YAŞAM KAPSÜLÜ'

Memişoğlu, bu sağlam altyapının üzerine bugün, teknolojik bir atılımı daha eklediklerini belirterek, "Acil durumlarda saniyelerin hayati önem taşıdığı o kritik anlar için, ASELSAN iş birliği ve yerli mühendisliğimizin gücüyle geliştirilen otomatik şok cihazı projesini hayata geçiriyoruz. Bu proje, Türkiye'nin sağlık vizyonunda tarihi bir eşiktir. Bizler, 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' düsturunun temsilcileri olarak; teknolojiyi insan hayatının hizmetine sunmayı en büyük görev addediyoruz. 'Sağlıklı Türkiye Yüzyılı' vizyonumuz, veriyi bilgiye, bilgiyi ise hikmete ve hizmete dönüştüren bir anlayışı temsil ediyor. Bugün tanıtımını yaptığımız otomatik şok cihazları, kalp durması gibi müdahalenin saniyelerle ölçüldüğü anlarda, ambulans ekibimiz ulaşana kadar vatandaşımızın hayata tutunmasını sağlayacak bir yaşam köprüsüdür. ASELSAN imzalı bu yerli cihazlarımız; kullanıcı dostu ara yüzü, Türkçe sesli komut sistemi, sizi yönlendiren akıllı teknolojisi ile vatandaşlarımızı o anın kahramanı yapabilecek donanımdadır. Cihaz, ritmi analiz eder, şok gerekip gerekmediğine karar verir" diye konuştu.

'İLK YARDIM HAYAT KURTARIR'

Bakan Memişoğlu, hazırladıkları yönetmeliğe dikkat çekerek, "2026-2028 yıllarını kapsayan stratejik planımız çerçevesinde; havaalanları, AVM'ler, istasyonlar gibi insan yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda bu cihazların bulundurulmasını kademeli olarak artıracağız. Nasıl ki ambulanslarımız trafikte milletimizle güçlü bir iş birliği içinde hareket ediyorsa, bu uygulamayla acil sağlık zincirinin ilk halkasını güçlendiriyor, her bir vatandaşımıza 'kalp durduğunda siz durmayın' diyoruz. Bu aynı zamanda bir toplumsal dayanışma çağrısıdır. Amacımız; vatandaşlarımızın ilk yardım bilincini güçlendirerek, her kişiyi potansiyel bir hayat kurtarıcı haline getirmektir. Herkesi hayat kurtarmaya hazır, sağlık ordumuzun gönüllü bir üyesi olmaya davet ediyorum. 'İlk yardım hayat kurtarır' anlayışını, artık sadece bir motto değil, toplumumuzun ortak bir refleksi haline getirmeliyiz" ifadelerini kullandı.

'GÖKBEY, 2026'DA FİLOMUZA KATILACAK'

Türkiye'nin sağlık teşkilatının yalnızca kendi vatandaşına değil, ihtiyaç duyan tüm insanlara ulaşabilen bir kapasiteye sahip olduğunun altını çizen Bakan Memişoğlu, "Acil durumlarda hızlıca harekete geçen ve sahayı organize eden yapımız, Türkiye'nin bu alandaki kabiliyetini gösteriyor. Özellikle Gazze'de yaşanan insanlık dramında, dünya sessiz kalıp adeta bir film izler gibi olan biteni izlerken, Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı liderliğinde tarihe geçen bir duruş sergilemiştir. Yaralı kardeşlerimizin ve kanser hastası çocukların ülkemize tahliyesi, Ortadoğu'nun en büyük medikal insani operasyonlarından biri olarak tarihe geçmiştir. Yerli ve milli hamlelerimiz de sadece tıbbi cihazlarla sınırlı değil. Gururla ifade etmek isterim ki; göklerdeki istikbalimiz, yerli helikopterimiz GÖKBEY, 2026 yılında ambulans helikopter filomuza katılarak şifa dağıtmaya başlayacak. GÖKBEY havalandığında sadece bir hasta taşımayacak, Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığını ve özgüvenini de göklere taşıyacak. Son 20 yılda acil sağlık hizmetlerinde küresel bir başarı hikayesine imza attık. 480 olan istasyon sayımız bugün 3 bin 500'ü aştı. Ambulans filomuzu 40 kat büyüterek 6 bin 300'ün üzerine çıkardık. 2025'in ilk 10 ayında 6 milyon vatandaşımıza ulaştık. Ekiplerimiz, helikopter ve uçak ambulanslarımızla 5 bin 500'den fazla hastaya müdahale etti" diye konuştu.

Programın sonunda acil sağlık ekipleriyle hatıra fotoğrafı çektiren Bakan Memişoğlu, yerli üretim OED cihazlarının tanıtıldığı stantları da gezdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/12/havaalanlari-ve-avmlere-otomatik-sok-cihazi-geliyor-309828.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/12/havaalanlari-ve-avmlere-otomatik-sok-cihazi-geliyor-309828.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/12/havaalanlari-ve-avmlere-otomatik-sok-cihazi-geliyor-309828-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/12/havaalanlari-ve-avmlere-otomatik-sok-cihazi-geliyor-309828.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/havaalanlari-ve-avm-lere-otomatik-sok-cihazi-geliyor/613848/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 06:04:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Doğal ağrı kesme mekanizması keşfedildi</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BİLİM insanlarının, bağımlılık yapmayan, doğal ağrı kesme mekanizması keşfettiği bildirildi.

Leeds Üniversitesi liderliğinde yürütülen yeni bir çalışma, insan vücudunun kendi içinde ‘opioid’ benzeri ancak bağımlılık riski taşımayan bir ağrı bloke etme sistemi taşıdığını ortaya koydu. Araştırmaya göre vücut, ‘benzodiazepin’ benzeri doğal peptitler üreterek belirli sinir uçlarındaki ağrı sinyallerini azaltabiliyor. Bu peptitler omurilik gangliyonlarında ortaya çıkıyor ve yalnızca çevresel sinir sisteminde etkili oldukları için uyku hali, bilinç bulanıklığı veya bağımlılık gibi 'opioidlerde' görülen yan etkilere yol açmıyor.

Çalışmayı yöneten Leeds Üniversitesi’nden Prof. Nikita Gamper, mevcut ağrı kesicilerin sınırlı olduğunu belirterek, “Opioidler hala en güçlü ağrı kesiciler fakat bağımlılık açısından en risklileri. Daha iyisine ihtiyaç var” dedi.

Leeds Üniversitesi’nde ağrı tedavisi uzmanı Dr. Ganesan Baranidharan ise kronik ağrının sağlık hizmetlerinin en büyük sorunlarından biri olduğunu söyleyerek, “Uzun süreli opioid ve sinir ilaçları ciddi yan etkiler yaratabiliyor. Bu araştırma yeni ve güvenli bir tedavi kapısı açabilir” ifadelerini kullandı.

Prof. Gamper ve ekibinin, bu konudaki çalışmalarını ilerletmek için 3,5 milyon sterlinlik yeni bir fon aldığı kaydedildi. Beş yıl sürecek yeni projede nöropatik ağrı biyolojik işaretleyicileri incelenecek ve bu doğal peptit mekanizması temel alınarak yeni tedavi yöntemleri geliştirilecek.

Araştırma, Leeds Üniversitesi, Çin’deki Hebei Tıp Üniversitesi ve Cincinnati Üniversitesi’nin ortak çalışmasıyla yapıldı. Çalışmanın ortak yazarı Prof. Xiaona Du, “Aynı sonuca ulaştığımızı gördüğümüzde bunun peşinden gitmemiz gerektiğini anladık” açıklamasında bulundu.

Bu keşfin, vücudun kendi sinir sisteminde saklı olan doğal bir ağrı kontrol mekanizmasını ortaya çıkardığı vurgulandı. Bulgular doğrulanır ve klinik uygulamalara dönüşürse, gelecekte ‘opioidlerin’ yerini alabilecek güvenli ve bağımlılık yapmayan yeni ağrı tedavilerinin geliştirilebileceği aktarıldı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/11/dogal-agri-kesme-mekanizmasi-kesfedildi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/11/dogal-agri-kesme-mekanizmasi-kesfedildi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/11/dogal-agri-kesme-mekanizmasi-kesfedildi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/11/dogal-agri-kesme-mekanizmasi-kesfedildi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/dogal-agri-kesme-mekanizmasi-kesfedildi/613787/</link>
			<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 11:41:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İşitme cihazlarında yapay zeka teknolojisi Duymer'de</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[DUYMER İşitme Cihazları CEO'su Salih Baz, işitme cihazlarında kullanılan ileri teknoloji ve yapay zekanın kullanıcıların hayatını kolaylaştırdığını söyledi. Baz, "Yapay zeka teknolojisi, işitme cihazlarının performansını optimize ediyor ve kullanıcılar için zahmetsiz bir işitme deneyimi sunuyor. Artık cihazlar, yalnızca sesleri yükseltmekle kalmıyor; kullanıcının bulunduğu ortamı analiz ederek, konuşma anlaşılırlığını artırıyor ve günlük yaşamı daha konforlu hale getiriyor" dedi.

Duymer İşitme Cihazları CEO'su Salih Baz, çeyrek asırdır merkezi İzmir'de bulunan ve Türkiye genelinde 110'dan fazla şubesiyle hizmet veren Duymer İşitme Cihazları'nın Türkiye'de tek yetkili distribütörü olduğu seçkin markalarla hastalarına hizmet sunduğunu belirtti. İşitme cihazlarında kullanılan ileri teknoloji ve yapay zekanın kullanıcıların hayatını kolaylaştırdığını vurgulayan Baz, "Yapay zeka teknolojisi, işitme cihazlarının performansını optimize ediyor ve kullanıcılar için zahmetsiz bir işitme deneyimi sunuyor.

Artık cihazlar, yalnızca sesleri yükseltmekle kalmıyor; kullanıcının bulunduğu ortamı analiz ederek, konuşma anlaşılırlığını artırıyor ve günlük yaşamı daha konforlu hale getiriyor. İşitme cihazlarının en temel işlevi, konuşma anlaşılırlığını optimize ederek kullanıcıların zorlu dinleme ortamlarında rahat iletişim kurmalarına yardımcı olmaktır. Yapay zeka teknolojisi yalnızca işitme yeteneklerinde fark yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanıcıların yaşam kalitesini artırmak için benzersiz fırsatlar sunuyor" ifadelerini kullandı

'5 YIL GARANTİ AVANTAJI'

İşitme cihazlarının makine öğrenimi ile veri analiz edebildiğini ve tahminlerde bulunabildiğini ifade eden Baz, şöyle konuştu:

"Akustik ve biyometrik sensörleri sinyal işleme ile birleştiren modern işitme cihazları, fiziksel aktiviteyi ve sosyal etkileşimi izleyebilir, dil çevirisi yapabilir, düşmeleri otomatik olarak algılayabilir ve farklı dinleme ortamlarında konuşma anlaşılırlığını artırabilir. Saatte 55 milyon kez otomatik ayarlama yapabilme kapasitesine sahip bu ileri teknoloji cihazlar, çevreyi analiz ederek her ortamda kişiselleştirilmiş bir dinleme deneyimi sunar. Nano teknoloji ve ileri teknolojiye sahip işitme cihazlarımızı dünya standartlarında, 5 yıl garanti avantajıyla tüm hastalarımızın hizmetine sunuyoruz."

'ARALIKSIZ ÇALIŞIYORUZ'

Tüm işitme cihazlarının bakımlarının Duymer İşitme Cihazları Merkezleri'nin güvencesi altında olduğunu belirten Baz, "Uzman teknik servis kadromuz ve Türkiye genelindeki tam donanımlı üç işitme cihazları teknik servisimiz ile dünya standartlarında hizmet sunmayı ve müşteri memnuniyetini sağlamayı öncelikli hedefimiz olarak görüyoruz. İşitme cihazlarımızın ömür boyu bakım garantisi teknik servis hizmeti kapsamında sağlanmaktadır. Ayrıca, aynı gün yumuşak ve sert kulak kalıpları teslimatı da yapılabilmektedir" dedi.

İşitmenin sağlıklı ve mutlu bir yaşamın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken CEO Salih Baz, sözlerini şöyle tamamladı:

"İşitme, sağlığınızın ve yaşam kalitenizin anahtarıdır. Çevremizdeki insanları ve dünyayı duyabilmek, nefes almak kadar hayati öneme sahiptir. Biz de Duymer olarak her insanın en iyi işitme deneyimine ulaşabilmesi için aralıksız çalışıyoruz. Amacımız yalnızca bir işitme cihazı satmak değil, işitme sağlığını güçlendirerek bireylerin sosyal yaşamda daha aktif ve mutlu olmalarına katkıda bulunmaktır."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/isitme-cihazlarinda-yapay-zeka-teknolojisi-duymer-de.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/isitme-cihazlarinda-yapay-zeka-teknolojisi-duymer-de.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/isitme-cihazlarinda-yapay-zeka-teknolojisi-duymer-de_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/isitme-cihazlarinda-yapay-zeka-teknolojisi-duymer-de.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/isitme-cihazlarinda-yapay-zeka-teknolojisi-duymer-de/613621/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 11:30:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlık Bakanlığı'na 18 bin yeni personel alınacak</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SAĞLIK Bakanı Kemal Memişoğlu, Sağlık Bakanlığı'na 15 bin 247 sözleşmeli personel, 2 bin 753 sürekli işçi olmak üzere toplam 18 bin yeni personel alımı yapılacağını duyurdu.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu sosyal medya hesabından paylaşım yaparak Sağlık Bakanlığına sözleşmeli ve sürekli işçi alımı yapılacağını duyurdu. Bakan Memişoğlu, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın müjdelediği 37 bin personel alımının ilk aşamasında 19 bin kişiyi istihdam etmiştik. Şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz.

15 bin 247 sözleşmeli personel, 2 bin 753 sürekli işçi olmak üzere toplam 18 bin yeni personel alımı yapılacaktır. Sözleşmeli personel alımı için ÖSYM'nin resmî internet sitesi üzerinden yayımlanacak kılavuz ile tercihler yapılacaktır. Sürekli işçi alımı ise önümüzdeki günlerde İŞKUR tarafından ilan edilecektir. Bu atamaların ülkemize, milletimize ve büyük sağlık ailemize hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/saglik-bakanligina-18-bin-yeni-personel-alinacak-278321-resim.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/saglik-bakanligina-18-bin-yeni-personel-alinacak-278321-resim.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/saglik-bakanligina-18-bin-yeni-personel-alinacak-278321-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/saglik-bakanligina-18-bin-yeni-personel-alinacak-278321-resim.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/saglik-bakanligi-na-18-bin-yeni-personel-alinacak/613612/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 06:47:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Erken tanı ile 7 ayda meme kanserini yendi</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ANKARA'da Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi'nde (KETEM) yaptırdığı rutin kontrol sırasında tespit edilen kitle sonrası meme kanseri teşhisi konulan Nuray Ergüden (58) 7 ay süren tedaviyle hastalığı yendi.

Emekli memur Nuray Ergüden'e, geçen yıl ağustos ayında Çayyolu KETEM'de yaptırdığı rutin kontrol sırasında sol memesinde tespit edilen kitle sonrası meme kanseri teşhisi konuldu. Etlik Şehir Hastanesi'nde ameliyat edilen, ardından 4 seans kemoterapi ve 12 radyoterapi gören Ergüden, yaklaşık 7 ay süren yoğun tedavi maratonunun ardından kanseri yendi.

'ERKEN TEŞHİS AVANTAJ SAĞLADI'

Nuray Ergüden, KETEM taraması sonrası erken tanı aldığını söyleyerek, "İlk öğrendiğimde çok ağlıyordum. Ne yapacağımı bilemedim. Birçok kişiyi aramak istedim. Tedavi süreci mutsuz olduğum, düştüğüm anlar oldu. Kitlem çok büyük değildi. 'Küçültmeden ameliyata girelim' dedi doktorum. İlk önce ameliyatla başladı. Lenf bezlerime metastaz yapmıştı kanserli hücre. Onları da temizlediler. Doktorlarım hep bana 'Biz bu tedaviyi yapacağız. Yüzde 99 seni şifalandıracağız' dedi. Ve ben buna inandım, güvendim. Erken teşhis bana çok büyük avantaj sağladı. Belki geç kalınsaydı hastalık başka yerlere sıçrayacaktı, tedavi daha uzun sürecekti. Ama erken teşhis ile 7 ayda hastalığı atlattım" dedi.

Zorlandığı anlarda ailesinin yanında olduğunu söyleyen Ergüden, "Kemoterapi sürecinde saçlarım döküldü. O görüntüden hoşnut olmadım. Ama biliyordum gelecek saçlar ve geldi. Her şey yoluna giriyor. Artık ailemle, çocuklarımla daha çok beraber olacağım. Kadınlara çağrım, ayna karşısına geçin ve kendinizi muayene edin. Ben bu zamana kadar hiç bunu yapmamıştım. Hep kendimi ertelemiştim. Benim ailemde yoktu böyle bir şey. Ama bende oldu. Bundan sonra gezmek istiyorum ailemle sadece" diye konuştu.

Etlik Şehir Hastanesi Cerrahi Onkoloji Kliniği'nden Dr. Mahmut Onur Kültüroğlu ise, "Ne kadar erken tanı koyarsak hastanın maruz kalacağı tedavinin şiddeti azalıyor ve hastadaki yan etkileri azalabiliyor" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/erken-tani-ile-7-ayda-meme-kanserini-yendi-266842.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/erken-tani-ile-7-ayda-meme-kanserini-yendi-266842.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/erken-tani-ile-7-ayda-meme-kanserini-yendi-266842-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/erken-tani-ile-7-ayda-meme-kanserini-yendi-266842.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/erken-tani-ile-7-ayda-meme-kanserini-yendi/613518/</link>
			<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 07:03:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>''Menopozda D vitamini içeren gıdalar ihmal edilmemeli''</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SAĞLIKLI beslenmenin menopoz döneminde hem şikayetleri hafifletmek hem de kemik ve kalp sağlığını korumak açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Şahin, “Menopoz döneminde vücutta östrojen azalınca kemik erimesi riski artar, bu yüzden kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar (süt, yoğurt, peynir, badem, yeşil yapraklı sebzeler) mutlaka tüketilmelidir. Ayrıca, Omega-3 yağ asitleri (balık, ceviz, keten tohumu), tam tahıllar, antioksidanlar (meyve, sebze) ve su tüketimi artırılmalıdır. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak da faydalı olur” dedi.

Menopozun kadınlarda adet döngüsünün kalıcı olarak sona erdiği, doğurganlığın bittiği doğal bir yaşam evresi olduğunu belirten İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa’dan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Şahin, uyarılarda bulundu.

‘SICAK BASMASI, TERLEME, RUH HALİ DEĞİŞİKLİKLERİ GÖRÜLEBİLİR’

Menopozun genellikle 45-55 yaşları arasında gerçekleştiğini dile getiren Doç. Dr. Şahin, “Yumurtalıkların östrojen üretimi azalır ve bu hormon seviyesindeki düşüş, vücutta çeşitli değişimlere yol açar. Bu dönemde kadınlarda sıcak basması, terleme, ruh hali değişiklikleri, vajinal kuruluk, ciltte incelme gibi belirtiler görülebilir. Aynı zamanda kemik yoğunluğunda azalma ve kalp sağlığında değişiklikler gibi uzun vadeli etkiler de ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Şahin, menopoz sürecinde en sık karşılaşılan şikâyetleri ise şöyle açıkladı:

“En yaygın şikâyetlerden biri sıcak basmalarıdır. Aniden gelen ısı hissi, terleme ve gece uykusunu bölen sıcak dalgaları birçok kadını etkiler. Uykuya dalmakta zorlanma, sık uyanma ve sabah yorgunluğu da sık rastlanan sorunlardandır. Bunların yanı sıra duygudurum değişiklikleri (sinirlilik, anksiyete, depresif hisler), konsantrasyon güçlüğü, libido azalması ve vajinal kuruluk gibi belirtiler de menopoz sürecinde yaygındır.”

‘SAĞLIKSIZ BESLENEN KADINLAR DAHA ÇOK ETKİLENİR’

Sürekli sıcak basmaları, uyuyamama, ruhsal dalgalanmalar gibi şikâyetlerin hem gündelik hayatı hem de sosyal ilişkileri zorlaştırabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Şahin, “Bu belirtiler, kadının iş hayatını, aile içi ilişkilerini ve özgüvenini olumsuz etkileyebilir. Menopoz belirtileri her kadında farklı şiddette görülür. Ailesinde erken menopoz hikâyesi olanlar, sigara içenler, sağlıksız beslenenler ve yüksek stres altında yaşayan kadınlar genellikle daha yoğun etkilenir” diye konuştu.

‘ŞEKERLİ VE İŞLENMİŞ GIDALARDAN UZAK DURULMALI’

Menopoz döneminde sağlıklı beslenmenin rolünün altını çizen Doç. Dr. Şahin, “Beslenme, bu dönemde hem şikâyetleri hafifletmek hem de kemik ve kalp sağlığını korumak açısından çok önemlidir. Östrojen azalınca kemik erimesi riski artar, bu yüzden kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar (süt, yoğurt, peynir, badem, yeşil yapraklı sebzeler) mutlaka tüketilmelidir. Ayrıca, Omega-3 yağ asitleri (balık, ceviz, keten tohumu), tam tahıllar, antioksidanlar (meyve, sebze) ve su tüketimi artırılmalıdır. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak da faydalı olur” dedi.

‘HAFTADA 3-4 GÜN 30 DAKİKALIK HAFİF TEMPOLU EGZERSİZ YAPILMALI’

Düzenli egzersizin menopoz belirtilerini hafifletmede etkili olduğunu belirten Doç. Dr. Şahin, önerilerini şöyle sıraladı:

“Düzenli egzersiz hem fiziksel hem de ruhsal belirtileri hafifletmede oldukça etkilidir. Kemik yoğunluğunu korur, kalp sağlığını destekler, uyku kalitesini artırır ve stresi azaltır. Önerilen aktiviteler arasında yürüyüş, yoga, pilates, yüzme, hafif ağırlık çalışmaları ve esneme hareketleri bulunur. Haftada en az 3-4 gün 30 dakikalık hafif tempolu egzersizler büyük fark yaratabilir.”

Hormonal dalgalanmaların bu dönemde ruhsal hassasiyeti artırabileceğini işaret eden Doç. Dr. Şahin, “Özellikle geçmişte anksiyete ya da depresyon geçirmiş kadınlarda bu risk daha yüksektir. Uyku bozukluğu, sıcak basması gibi fiziksel belirtiler de ruh halini olumsuz etkileyebilir. Eğer bu ruhsal dalgalanmalar günlük hayatı zorlaştırıyorsa, bir uzmandan destek almak çok önemlidir. Psikolojik destek, grup terapileri ya da gerekirse ilaç tedavisi yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilir” ifadelerini kullandı.

‘DOKTORUNUZA DANIŞMADAN BİTKİSEL TAKVİYE KULLANMAYIN’

Bitkisel destekler, vitaminler veya takviyelerin mutlaka doktor kontrolünde alınması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin, “Bazı bitkisel destekler ve vitaminler menopoz belirtilerine karşı destek olabilir. Örneğin kırmızı yonca, soya izoflavonları, B vitamini, D vitamini ve Omega-3 takviyeleri önerilebilmektedir. Ancak bu takviyelerin her kadın için etkili olacağının bir garantisi yoktur. Bu tür takviyeler mutlaka bir hekime danışılarak kullanılmalıdır. Özellikle başka ilaçlarla etkileşim veya hormon hassasiyetleri açısından dikkatli olunmalıdır” diye konuştu.

DAHA KONFORLU BİR MENOPOZ İÇİN BUNLARA DİKKAT EDİN

Doç. Dr. Şahin, menopoz dönemini daha konforlu geçirmek için kadınlara şu pratik yaşam önerilerinde bulundu:

“Uyku düzenine özen gösterin: Aynı saatte yatıp kalkmak, akşam kahve/çaydan kaçınmak faydalıdır.

“Kat kat giyinin: Sıcak basmalarına karşı hızlıca çıkarabileceğiniz kıyafetler kullanın.

“Su tüketimini artırın, işlenmiş gıdalardan uzak durun.

“Kendinize zaman ayırın: Hobiler, sosyal ortamlar ve yürüyüş gibi aktiviteler ruh halini iyileştirir.

“Açık iletişim kurun: Eşiniz ve yakınlarınızla bu dönemi paylaşmak duygusal yükü azaltır.”

SIK YAPILAN HATALAR

Son olarak menopoz döneminde en sık yapılan yanlışlara değinen Doç. Dr. Şahin, şunları söyledi:

“Kendini ihmal etmek: Bu dönemi sessizce atlatmalıyım diyerek şikâyetleri yok saymak.

“Gelişigüzel bitkisel ürün kullanmak: Kulaktan dolma bilgilerle, doktora danışmadan takviye almak.

“Egzersizi ihmal etmek: Hareketsiz yaşam tarzı belirtileri artırır.

“Ruhsal destek almamak: Depresyon ya da kaygı durumları ciddiye alınmalıdır.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/menopozda-d-vitamini-iceren-gidalar-ihmal-edilmemeli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/menopozda-d-vitamini-iceren-gidalar-ihmal-edilmemeli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/menopozda-d-vitamini-iceren-gidalar-ihmal-edilmemeli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/menopozda-d-vitamini-iceren-gidalar-ihmal-edilmemeli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/menopozda-d-vitamini-iceren-gidalar-ihmal-edilmemeli/613382/</link>
			<pubDate>Thu, 31 Jul 2025 09:28:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlık turizminde 2025 hedefi; 12 milyar dolar gelir</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural, Türkiye'nin 2025 yılında sağlık turizmi hedefinin 2 milyon turist ve 12 milyar dolar gelir olduğunu söyledi. Sağlık turizmi açısından Türkiye'nin yükseldiğini belirten Ural, "Ulaşımın olduğu her şehirde sağlık turizmi geliştirilebilir. Bu nedenle Türkiye artık sadece 'yükselen bir yıldız' değil, dünya çapında bir sağlık turizmi lideri olma yolunda hızla ilerliyor" dedi.

TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural, TÜİK verilerine göre Türkiye'nin 2024 yılında sağlık turizminde yaklaşık 1,5 milyon ziyaretçi ağırladığını ve 3 milyar dolar gelir elde ettiğini aktardı. Bu senenin sağlık turizmindeki hedeflerinden bahseden Ural, "Türkiye bu konuda kendini oldukça geliştirdi" dedi. Türkiye'nin sağlık turizminde en fazla gelir elde ettiği alanın medikal turizm olduğunu belirten Elif Ural, "Geçen yıl ülkemize gelen sağlık turistleri, daha çok medikal operasyonlar, diş tedavileri ve estetik uygulamalar için geldi. Sağlık turizmindeki hedeflerimiz, çok daha büyük. Termal turizm, talassoterapi (deniz suyu tedavisi), fizik tedavi ve engelli turizmini bu sisteme entegre etmek için çalışıyoruz" diye konuştu. Antalya'nın bu alanda İstanbul'u takip ettiğini belirten Ural, özellikle dental (diş) kliniklerin Antalya'da büyük ivme kazandığını, Avrupa'da Türkiye denildiğinde Antalya'nın artık daha çok anıldığını söyledi.

BİLGİLER BAKANLIK SİSTEMİNE KAYDEDİLECEK

Elif Ural, "Bu yılın ilk 6 aylık verileri henüz yayımlanmadı ancak Sağlık ve Ticaret bakanlıklarının 2025 yılı için belirlediği ortak hedef, 2 milyon sağlık turisti ve 12 milyar dolar gelir. Bu rakam yalnızca medikal turizmle yakalanamaz. Termal ve talassoterapi turizmi gibi alanlarda yatırımlar şart. Ayrıca verilerin daha sağlıklı toplanabilmesi için 2025 Eylül itibarıyla her acente ve klinik, sağlık turistiyle ilgili bilgileri Sağlık Bakanlığı'nın sistemine kaydetmek zorunda olacak. Bu da kayıt dışı hasta trafiğini önleyerek daha şeffaf veri akışı sağlayacak" diye konuştu.

ANTALYA DENTAL TURZİMDE ÖNE ÇIKIYOR

Ural, Türkiye'de sağlık turizminin gelişiminin İstanbul'daki saç ekimi operasyonlarıyla başladığını vurgulayıp, İstanbul'un halen saç ekimi ve büyük cerrahi operasyonlarda öncü olduğunu söyledi. Ural, "Antalya'nın özellikle dental alanda öne çıkması dikkati çekici. Artık Avrupa'da diş tedavisi denince Türkiye ile birlikte Antalya da akla geliyor. İstanbul'daki dev hastaneler onkoloji, kalp ve kadın hastalıkları gibi alanlarda önemli bir merkez olmaya devam ediyor. Uçuş çeşitliliği İstanbul'u hala cazip kılsa da Antalya da havalimanı kapasitesiyle hızlı ilerliyor" dedi.

'ÇEKYA EN BÜYÜK RAKİBİMİZ'

Türkiye'nin termal turizmde büyük potansiyele sahip olduğunu kaydeden Ural, Afyon ve Mersin gibi bölgelerdeki otellerin sağlık turizmine entegre edilmesi gerektiğini belirtti. Ural, "Çekya bu alanda en büyük rakibimiz. Ancak Türkiye'nin termal kaynakları çok daha fazla. Bugün otellerimizdeki termal sular, havuzlar ve fizik tedavi imkanlarıyla çok daha fazlasını yapabiliriz. Bunun için Sağlık Bakanlığı ile birlikte termal turizm yönetmeliği hazırlanması gerekiyor. Engelli bireylere yönelik de tatil ve tedavi konseptlerini birleştiren tesisler kurulmalı. Bu alanda henüz yeterli altyapıya sahip değiliz ancak devlet destekli projelerle bu eksikliği hızla kapatabiliriz. Engelli turizmini, termal ve fizik tedavi turizmiyle birlikte geliştirirsek 12 milyar dolar değil, 20 milyar dolar gibi hedeflere de çok kısa sürede ulaşabiliriz" diye konuştu.

ORTA DOĞU'NUN ESTETİK TERCİHİ TÜRKİYE

Estetik turizmin, özellikle burun estetiği ve vücut şekillendirme operasyonlarıyla Türkiye'de ciddi bir pazar oluşturduğunu belirten Elif Ural, "Orta Doğu ülkeleri daha çok İstanbul'u tercih ederken, Avrupa pazarı Ege'yi ve kısmen Antalya'yı tercih ediyor. En büyük pazarlardan biri, İngiltere. Ancak son dönemde İngiltere basınında çıkan bazı olumsuz haberler, estetik turizminde geçici bir düşüşe neden oldu. Ayrıca yaz aylarında kıyı şehirlerinde sıcak hava nedeniyle estetik operasyonlara talep azaldı. Eylül-ekim gibi yeniden canlanmasını bekliyoruz" dedi.

'TÜRKİYE BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNDE ÖNDE'

Türkiye'nin sağlık turizminde potansiyelini henüz tam kullanmadığını söyleyen Ural, "Ben işim gereği dünyayı geziyorum. Açık söyleyebilirim ki Türkiye'deki hastaneler, doktorlar, teknolojik altyapı birçok Avrupa ülkesinden önde. Aynı anda sağlık altyapımız, turizm kültürümüz, ulaşım ağımız çok güçlü. Bugün Antalya'da aynı anda 50 uçak kalkabiliyor. Ulaşımın olduğu her şehirde sağlık turizmi geliştirilebilir. Bu nedenle Türkiye artık sadece 'yükselen bir yıldız' değil, dünya çapında bir sağlık turizmi lideri olma yolunda hızla ilerliyor" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/saglik-turizminde-2025-hedefi-12-milyar-dolar-gelir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/saglik-turizminde-2025-hedefi-12-milyar-dolar-gelir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/saglik-turizminde-2025-hedefi-12-milyar-dolar-gelir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/07/saglik-turizminde-2025-hedefi-12-milyar-dolar-gelir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/saglik-turizminde-2025-hedefi-12-milyar-dolar-gelir/613356/</link>
			<pubDate>Sat, 26 Jul 2025 10:51:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yeni diyabet türü resmi olarak tanındı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YETERSİZ beslenmeyle bağlantılı bir diyabet türü olan 'Tip 5 diyabet' Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından resmen tanındı.

Uzmanlar, tip 5 diyabetin çocukluk döneminde yaşanan beslenme bozuklukları nedeniyle pankreasın yeterince gelişmemesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Bu durum, vücudun yeterli miktarda insülin üretememesine neden oluyor.

Uzmanlar, bu diyabet türünün daha önce sıklıkla yanlış teşhis edildiğini ve genellikle tip 1 ya da tip 2 diyabet olarak değerlendirildiğini ifade ediyor. Ancak tip 5 diyabet, klasik diyabet türlerinden farklı olarak düşük doz insülin veya ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebiliyor. Yüksek doz insülin uygulamalarının bu hastalarda ciddi kan şekeri düşüklüğüne yol açabileceği vurgulanıyor.

Daha önce 1955’te tanımlanan ve 1985’te Dünya Sağlık Örgütü tarafından geçici olarak kabul edilen bu hastalık, 1999’da sınıflandırmadan çıkarılmıştı. Ancak son araştırmalarla birlikte hastalığın farklı bir diyabet türü olduğu netleşti. Yeni tanımın, dünya genelinde 20 ila 25 milyon kişiyi etkileyen bu hastalığın daha doğru şekilde teşhis edilmesine ve uygun tedavi yöntemlerinin uygulanmasına katkı sağlaması bekleniyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/yeni-diyabet-turu-resmi-olarak-tanindi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/yeni-diyabet-turu-resmi-olarak-tanindi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/yeni-diyabet-turu-resmi-olarak-tanindi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/yeni-diyabet-turu-resmi-olarak-tanindi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yeni-diyabet-turu-resmi-olarak-tanindi/613098/</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2025 03:30:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Elif Ebe, 'normal doğum'u kolaylaştıran buluşuyla ödül aldı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TRABZON Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Servisi'nde 2,5 yıldır ebe olarak görev yapan Elif Yılmaz (24), doğum sırasında oluşabilecek kontrolsüz perine yırtıklarını ve yumuşak doku hasarını engelleyen aparat geliştirdi. Elif Yılmaz, patentini aldığı normal doğumu kolaylaştıran aparat ile Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'ndan 'Ar-Ge projesi' ödülünü aldı.

'Doğum dikişi' olarak adlandırılan 'epizyotomi', doğumun ikinci evresinde bebeğin başı çıkmadan önce vajina açıklığının büyümesini sağlamak, kontrolsüz perine yırtıklarını önlemek ve doğumu kolaylaştırmak adına perine bölgesinde bulunan bir cerrahi kesi olarak tanımlanıyor. Normal doğumda en fazla uygulanan cerrahi işlemlerden biri olan 'epizyotomi'yi Dünya Sağlık Örgütü rutin olarak kullanılmaması yönünde öneride bulunuyor. 'Epizyotomi' uygulamasının, doğum ve doğum sonu dönemde; kadınların günlük yaşamlarını olumsuz etkileyen ve perine ağrısı, anne ve bebeğin geç bağlanması, emzirmenin gecikmesi, annenin kendini geç toparlaması gibi olumsuz etkileri bulunuyor.

DOĞUMU KOLAYLAŞTIRIYOR

Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Servisi'nde 2,5 yıldır ebe olarak görev yapan Elif Yılmaz, üniversite yıllarında ebelikte yenilik dersi kapsamında, doğum sırasında oluşabilecek kontrolsüz perine yırtıklarını ve yumuşak doku hasarını engelleyen aparat geliştirdi. Geliştirilen aparat, perinenin ön ve arka kısımlarını sarıyor ve alt kısmında masaj yapma özelliği bulunuyor. Aparat, doğum eylemi sırasında gerekli durumlarda daha fazla perineal genişlik sağlıyor. Sıcak uygulama yapmak amacıyla yüzey dokusuna gömülü ısı tutma özelliği olan ve silikon dioksit jel içeren aparatın anne ve bebeğin geç bağlanması, emzirmenin gecikmesi, annenin kendini geç toparlaması gibi olumsuz etkilerin azaltılması veya ortadan kaldırılması, travma sebebiyle oluşan yoğun ağrıları, enfeksiyon ve kanamayı önleme amacı bulunuyor.

'ÖDÜL BENİ ONURLANDIRDI'

Elif Yılmaz, 19 Mayıs Üniversitesi Hemşirelik Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisiyle geliştirip patentini aldığı aparat ile Sağlık Bakanlığı'nın 'Ar-Ge projesi' ödülünü aldı. Elif Yılmaz ödülünü, Sağlık Bakanlığı'nda dün düzenlenen 12 Mayıs Ebe ve Hemşireler Günü Programı'nda, Bakan Kemal Memişoğlu'nun elinden aldı.

Ebe Elif Yılmaz, aparatın tasarım sürecinde ilham kaynağının diş hekimliğinde kullanılan, ağız açıklığını artıran kauçuktan yapılan aparatlar olduğunu belirterek, "Onlardan ilham aldım. Elimizle bu bölgeyi kontrollü bir şekilde genişletmek mümkün değil. Ama aparat bunu sağlıyor. Kadınların doğum sırasında daha az hasar almasını ve doğum sonrası hayat kalitelerinin artmasını hedefledim. Bu fikri arkadaşlarıma, doktorlara anlattığımda başta çok garipsediler. Ebelik bölümünden böyle bir proje beklemiyorlardı. Ama Sağlık Bakanımızın bunu görmesi, desteklemesi ve ödül vermesi beni çok onurlandırdı. Geleceğe daha umutla bakmamı sağladı" dedi.

Yılmaz, 'epizyotomi'nin neredeyse çoğu kadının başına gelen bir durum olduğunu söyledi. Yılmaz, aparatın henüz ticari bir adının olmadığını, ancak prototipini geliştirip hastalar üzerinde denenmesini sağlamayı hedeflediğini belirtti. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı ile görüştüğünü anlatan Yılmaz, "Onların teknik imkanları ve mühendislik desteği ile ürünü somutlaştırmayı, ardından klinik çalışmalara geçmeyi hedefliyorum. Bu proje sadece kadınların doğum sürecini değil, genel sağlık hizmetlerimizi de olumlu yönde etkileyecek" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/elif-ebe-normal-dogumu-kolaylastiran-bulusuyla-odul-aldi-209952.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/elif-ebe-normal-dogumu-kolaylastiran-bulusuyla-odul-aldi-209952.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/elif-ebe-normal-dogumu-kolaylastiran-bulusuyla-odul-aldi-209952-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/elif-ebe-normal-dogumu-kolaylastiran-bulusuyla-odul-aldi-209952.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/elif-ebe-normal-dogum-u-kolaylastiran-bulusuyla-odul-aldi/613079/</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2025 01:13:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Petro'dan ‘sarıhumma aşısı’ çağrısı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KOLOMBİYA Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, tüm vatandaşların iki ay içinde sarıhumma aşısı olması gerektiğini bildirdi.

Kolombiya Sağlık Bakanlığı, sarıhumma virüsünün ‘aktif dolaşımı’ nedeniyle ülke genelinde sağlık acil durumu ilan etti. Bakanlık tarafından yapılan açıklamaya göre, Eylül 2024'ten bu yana 75 sarıhumma vakası kayıtlara geçerken, hastalık nedeniyle 34 kişi hayatını kaybetti.

Cumhurbaşkanlığı ofisinden yapılan açıklamada, yaklaşan Paskalya tatili nedeniyle artması beklenen iç seyahatlerin hastalığın yayılma riskini artırabileceği belirtilerek, sağlık acil durumu kapsamında bazı kritik bölgelere seyahatin kısıtlanacağı duyuruldu.

Yetkililer, enfekte sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan hastalığa karşı vatandaşlara koruyucu önlemlere dikkat etmeleri ve yetkililerin duyurularını takip etmeleri çağrısında bulundu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/petro-dan-sarihumma-asisi-cagrisi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/petro-dan-sarihumma-asisi-cagrisi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/petro-dan-sarihumma-asisi-cagrisi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/petro-dan-sarihumma-asisi-cagrisi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/petro-dan-sarihumma-asisi-cagrisi/612998/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Apr 2025 22:19:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>'Kırlangıç otu sıvısının göze damlatılması körlüğe yol açabilir'</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KONYA Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Ali Osman Gündoğan, kırlangıç otu sıvısının göze damlatılmasına ilişkin, "Halk arasında 'gözlük kırdıran' otu olarak bilinen bitkinin çok fazla reklamı yapılmakta. Bu damlalar, steril olmayan ortamlarda, doğada göze uygulanmakta. Bu uygulamalarda geriye dönüşsüz kör kalma hatta kornea nakline kadar gidebilir" dedi.

Kırlangıç otu sıvının göze damlatılması sonucu 'gözlüklü kişilerin gözlüklerinden kurtulduğu ve sinüzite iyi geldiği' şeklindeki iddialar gündem oldu. İddiaların yanı sıra sosyal medyada 'şifa dağıtıyoruz' adı altında kırlangıç otu sıvısı reklamları yapıldığı görüldü. Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Dr. Ali Osman Gündoğan, kırlangıç otu sıvısının göze damlatılmasının körlüğe yol açabileceğini belirtti.

'HERHANGİ BİR GELİŞME GÖRMEDİK'

Dr. Ali Osman Gündoğan, "Son zamanlarda sosyal medya üzerinde kırlangıç otu dediğimiz, halk arasında 'gözlük kırdıran' otu olarak bilinen bitkinin çok fazla reklamı yapılmakta. Bu mucizevi bir ilaç olarak lanse ediliyor. Bazı sosyal medya mecralarında katarakt, sarı leke, hipermetrop ve astigmat gibi görme kusurlarına iyi geldiği, bunları tedavi ettiği yönünde çok ciddi iddialar atılıyor. Bizim bilgimiz dahilinde olmayan takipli hastalarımızdan kendileri gönüllü olarak kırlangıç otunu gözlerine damlattırmışlar, daha sonrasında bizden muayene talep ettiler. Biz de o hastalarımıza normal kontrollerini yaptığımızda, geçmiş dosya kayıtlarını da incelediğimizde muayenelerini karşılaştırdık. Göz numaralarında, kataraktta, göz tansiyonlarında, herhangi bir iyileşme, herhangi bir gelişme görmedik" dedi.

'BİLİMSEL KANIT YOK'

Dr. Gündoğan, "Bu damlalar, steril olmayan ortamlarda, doğada göze uygulanmakta. İçinde bulunan toksik maddeler nedeniyle göz gibi hassas bir organda tahrişe, enfeksiyonlara ve alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Vatandaşlarımızın çok dikkatli olması gerekiyor. Kesinlikle sosyal medya akımlarına kapılıp da bunları yapmasınlar. Kesinlikle göz hekimlerine danışmaları gerekmektedir. Bu uygulamalarda geriye dönüşsüz kör kalma hatta kornea nakline kadar gidebilir. Kırlangıç otunun gözde herhangi bir fayda sağladığıyla alakalı literatürde bir çalışma bulunmamaktadır.

Bu nedenle de bu bitkinin fayda sağladığı bilimsel kanıtı yok" diye konuştu. Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pembe Oltulu ise "Konuyla ilgili olumlu ya da olumsuz bir sonuç göremedik. Bu damlatılan materyalin, kuru gözü tedavi ettiği iddia ediliyor. Bu durumda goblet hücrelerinin artması gerekir, araştırmamızda böyle bir veri bulamadık" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kirlangic-otu-sivisinin-goze-damlatilmasi-korluge-yol-acabilir-179769.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kirlangic-otu-sivisinin-goze-damlatilmasi-korluge-yol-acabilir-179769.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kirlangic-otu-sivisinin-goze-damlatilmasi-korluge-yol-acabilir-179769-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kirlangic-otu-sivisinin-goze-damlatilmasi-korluge-yol-acabilir-179769.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kirlangic-otu-sivisinin-goze-damlatilmasi-korluge-yol-acabilir/612791/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 22:12:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bir gecelik uykusuzluk bağışıklık sistemini bozabilir</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BİLİM insanları, sadece bir gece uykusuz kalmanın bağışıklık sistemini bozduğunu açıkladı.

The Journal of Immunology’de yayımlanan çalışmada, genç ve sağlıklı bireylerin 24 saatlik uykusuzluk sürecine maruz bırakılması sonucunda bağışıklık hücrelerinde önemli değişiklikler gözlemlendi. Bilim insanları, bağışıklık sisteminin uyku düzenine son derece duyarlı olduğunu ve kısa süreli uykusuzluğun bile iltihaplanmaya yol açabileceğini bildiriyor. Eğer bu değişimler uzun vadede devam ederse, diyabet, kalp hastalıkları ve obezite gibi kronik rahatsızlıklara yakalanma riskinin artabileceği vurgulanıyor.

Araştırmada, bağışıklık sisteminin temel yapı taşlarından biri olan ‘monositler’ incelendi. Monositler, vücudu dış tehditlere karşı koruyan hücrelerdir ve üç farklı türe ayrılır: Klasik, orta düzey ve klasik olmayan monositler. Özellikle klasik olmayan monositler, vücutta devriye gezerek iltihaplanmayı algılar ve bağışıklık tepkisini düzenler.

Bilim insanları, araştırmada, 237 sağlıklı yetişkinin uyku düzeni ve bağışıklık hücre profillerinin incelendiğini açıkladı. Sonuçlar, obez bireylerin uyku kalitesinin daha düşük ve vücutlarındaki iltihaplanma seviyelerinin daha yüksek olduğunu gösterdi. Ayrıca, 24 saat boyunca uykusuz bırakılan sağlıklı bireylerin bağışıklık sistemi profillerinde de benzer değişiklikler meydana geldiği tespit edildi.

Araştırmayı yöneten Dr. Fatema Al-Rashed, günümüz toplumunda uyku düzeninin giderek daha fazla bozulduğunu kaydederek, “Teknolojinin ilerlemesi, ekran süresinin artması ve değişen sosyal alışkanlıklar, düzenli uyku saatlerini giderek daha fazla etkiliyor. Uyku düzenindeki bu bozulmalar, bağışıklık sistemimiz ve genel sağlığımız üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir” dedi.

Dr. Al-Rashed, amaçlarının uyku sağlığının toplum sağlığı açısından önemini belirten stratejiler geliştirmek olduğunu aktararak, “Teknoloji kullanımına yönelik kılavuzlar ve iş yerlerinde uyku dostu uygulamalar gibi önlemler, iltihaplanma temelli hastalıkların yayılmasını engellemede etkili olabilir” ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bir-gecelik-uykusuzluk-bagisiklik-sistemini-bozabilir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bir-gecelik-uykusuzluk-bagisiklik-sistemini-bozabilir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bir-gecelik-uykusuzluk-bagisiklik-sistemini-bozabilir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bir-gecelik-uykusuzluk-bagisiklik-sistemini-bozabilir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bir-gecelik-uykusuzluk-bagisiklik-sistemini-bozabilir/612777/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 04:19:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>3 gün boyunca etkili olacak, 'Maske kullanın' önerisi</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[GÖĞÜS Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Suriye'den gelen 'toz taşınımı'na ilişkin uyarısında, "Bu tozlardan uzak durmanızı tercih ediyoruz. Mümkün oldukça bu tozları solumamakta fayda var. Bu havalarda evde kalmak, kapı ve pencereleri açmamak en güzelidir" dedi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre; Suriye'den Türkiye'ye 'toz taşınımı' geliyor. Suriye üzerinden gelen toz taşınımı, Akdeniz Bölgesi'nin doğusu ve Güneydoğu'da etkili olacak. Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde toz taşınımının 3 gün boyunca etkili olması bekleniyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, hava kalitesinde azalma, görüş mesafesinde düşme, çamur şeklinde yağış ve beraberinde bazı sağlık problemlerine de yol açan toz taşınımı ile ilgili uyarılarda bulundu.

'AKCİĞER HASTALARI ÇOK SIKINTI YAŞIYOR'

'Çöl tozu’ olarak da adlandırılan doğa olayının insan sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendiren Özlü, özellikle KOAH ve astım hastalarının bu hava olayından olumsuz etkilendiği belirterek, "Şu anda ülkemizde Suriye'den gelen bir toz bulutu var. Bunun birkaç gün ülkemizde kalacağını biliyoruz. Meteoroloji'nin verdiğini bilgilere göre; özellikle Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz Bölgesi illerinde etkili olacağını söylüyorlar.

Daha çok Orta Doğu'dan, çöllerden, Arabistan'dan gelen, bazen de Afrika'dan gelen tozlarla karşılaşıyoruz. Bunlar atmosferde taşınıyor ve hava hareketleri ile üzerimizde kalıyorlar. Birkaç gün kalıp gidiyorlar ama bu sağlık açısından önemli riskler taşıyor. Özellikle akciğer hastaları bu konuda çok sıkıntı yaşıyor. Astım, KOAH, akciğer sertleşmesi gibi kronik akciğer hastalığı olan hastalarımız bu tozlu havayı hemen fark ediyor" dedi.

'HASTALIKLARLA ALEVLENMELERE NEDEN OLUYOR'

Prof. Dr. Özlü, tozlu havanın solunmasının akciğerlerde iltihaplanma ve tahrişe neden olduğunu ve solunum şikayetlerini artırdığını ifade ederek, "Tozlu hava solunduğunda akciğerde birikerek tahrişe neden oluyor ve iltihaplanma gerçekleşiyor. Ardından öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum şikayetleri başlıyor. Var olan hastalıklarla alevlenmeye neden oluyor. Aynı zamanda hekim başvuruları, acil servis başvuruları ve hastaneye yatış sayısı artıyor. Bu tozlardan uzak durmanızı tercih ediyoruz. Mümkün oldukça bu tozları solumamakta fayda var" diye konuştu.

'MASKE KULLANIN' ÖNERİSİ

Özlü, toz bulutunun ciltte kuruluk ve kaşıntıya yol açabileceğini belirterek, maske kullanma önerisinde bulundu. Özlü, "Bu tozlardan uzak durmanızı tercih ediyoruz. Mümkün oldukça bu tozları solumamakta fayda var. Bu havalarda evde kalmak, kapı ve pencereleri açmamak en güzelidir. Çıkmak gerekiyorsa, maske kullanmak ve dışarıda fazla vakit geçirmemek gerekiyor. Bu tozların akciğer dışında da cildimize zararları var. Göz, burun ve ağızda kuruluk, iltihap ve kaşıntılara yol açabilir. Dikkatli olmakta fayda var" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/3-gun-boyunca-etkili-olacak-maske-kullanin-onerisi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/3-gun-boyunca-etkili-olacak-maske-kullanin-onerisi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/3-gun-boyunca-etkili-olacak-maske-kullanin-onerisi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/3-gun-boyunca-etkili-olacak-maske-kullanin-onerisi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/3-gun-boyunca-etkili-olacak-maske-kullanin-onerisi/612761/</link>
			<pubDate>Fri, 07 Mar 2025 06:41:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bilim insanları yaşlanmayı tersine çevirebilecek proteini keşfetti</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BİLİM İNSANLARI, hücresel düzeyde yaşlanmayı tersine çevirebilecek anahtar proteini keşfetti.

Osaka Üniversitesi'nden araştırmacılar, AP2A1 adlı protein alt biriminin, yaşlanmış hücrelerin benzersiz yapısal organizasyonunda önemli bir rol oynayabileceğini tespit etti. AP2A1'in baskılanmasının hücrelerde yaşlanmayı tersine çevirdiği, artışının ise yaşlanmayı hızlandırdığı kaydedildi.

Çalışmanın başyazarı Pirawan Chantachotikul, “Yaşlanmış hücrelerin büyük boyutlarını nasıl koruduklarını anlamış değiliz. Bir ilginç ipucu, stres liflerinin yaşlanmış hücrelerde, genç hücrelere göre çok daha kalın olması. Bu da bu liflerdeki proteinlerin, hücrelerin büyük boyutlarını desteklemede yardımcı olduğunu gösteriyor” dedi.

Araştırmacılar, bu olasılığı incelemek için AP2A1’i (Adaptör Protein Kompleksi 2, Alfa 1 Alt Birimi) inceledi. AP2A1, yaşlanmış hücrelerde, özellikle fibroblastlar ve epitel hücrelerinde, stres liflerinde artmış bir şekilde bulunan bir protein. Bilim insanları, AP2A1 ifadesini yaşlı hücrelerde ortadan kaldırarak ve genç hücrelerde aşırı göstererek, yaşlanmaya benzer davranışları incelediler.

Kıdemli yazar Shinji Deguchi, “Sonuçlar çok ilginçti. Yaşlı hücrelerde AP2A1’in baskılanması, yaşlanmayı tersine çevirerek hücresel yenilenmeyi teşvik ederken, genç hücrelerde AP2A1 aşırı ifadesi, yaşlanmayı hızlandırdı” diye konuştu.

Araştırmacılar ayrıca, AP2A1’in, hücrelerin etraflarındaki kolajen matrise tutunmalarına yardımcı olan bir protein olan integrin β1 ile yakından ilişkilendirildiğini ve her iki proteinin de hücre içindeki stres lifleri boyunca hareket ettiğini buldu. Açıklamada, integrin β1’in fibroblastlarda hücre-alt tabaka yapışmalarını güçlendirdiği ve bu durumun, yaşlanmış hücrelerin kalınlaşan veya yükselen yapılarının nedenini açıklayabileceği bildirildi.

Chantachotikul, “Bulgularımız, yaşlanmış hücrelerin, genişlemiş stres lifleri boyunca AP2A1 ve integrin β1’in hareketiyle, hücre dışı matrise güçlendirilmiş yapışma yoluyla büyük boyutlarını koruduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Araştırma ekibi, bu çalışmanın yaşlılıkla ilişkilendirilen hastalıklar için yeni bir tedavi hedefi sağlayabileceğini de söyledi.


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bilim-insanlari-yaslanmayi-tersine-cevirebilecek-proteini-kesfetti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bilim-insanlari-yaslanmayi-tersine-cevirebilecek-proteini-kesfetti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bilim-insanlari-yaslanmayi-tersine-cevirebilecek-proteini-kesfetti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/bilim-insanlari-yaslanmayi-tersine-cevirebilecek-proteini-kesfetti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bilim-insanlari-yaslanmayi-tersine-cevirebilecek-proteini-kesfetti/612749/</link>
			<pubDate>Thu, 06 Mar 2025 05:51:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>56 ilaç daha geri ödeme listesine alındı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 43'ü yerli üretim olmak üzere 56 ilacı daha geri ödeme listesine aldıklarını duyurdu.

Bakan Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Sosyal Güvenlik Kurumumuzun düzenlemesi kapsamında 43'ü yerli üretim olmak üzere 56 ilacı daha geri ödeme listesine aldık.

İlaçların arasında; 3 adet kanser ilacı, 3 adet kronik böbrek yetmezliği ilacı, 3 adet organ naklinde kullanılan ilaç, 2 adet kan ürünü, 2 adet alerji aşısı, 2 adet immün trombositopenik purpura (ITP) ilacı bulunmaktadır. İlaçların hastalarımıza şifa olmasını temenni eder, vatandaşlarımıza sağlıklı bir ömür dilerim" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/56-ilac-daha-geri-odeme-listesine-alindi-159724.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/56-ilac-daha-geri-odeme-listesine-alindi-159724.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/56-ilac-daha-geri-odeme-listesine-alindi-159724-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/56-ilac-daha-geri-odeme-listesine-alindi-159724.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/56-ilac-daha-geri-odeme-listesine-alindi/612543/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jan 2025 15:28:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Depremden etkilendi, ABD'deki işinin bırakıp aile hekimi oldu</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1999'da mezun olduktan sonra kendisi gibi doktor olan eşi Kamile Sılay (49) ile ABD'ye giden Yavuz Selim Sılay (49), 14 yıl boyunca ilaç endüstrisinde üst düzey görev yaptı.

Dedesi, annesi, babası, kardeşi de doktor alan ve en son Fransız ilaç firmasında başkan yardımcılığı yapan Sılay, 6 Şubat depremleri sonrası memleketi Hatay'da depremzedelerin yardımına koştu. Deprem bölgesini gördükten sonra ABD'deki işinden ayrılıp, eşi ve 3 çocuğuyla Ankara'ya dönen Sılay, şimdi aile hekimi olarak hastalarına şifa dağıtırken, eşi de Bilkent Şehir Hastanesi'nde çalışıyor.

Yavuz Selim Sılay, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okurken sınıf arkadaşı Kamile Sılay ile 1997 yılında evlendi. Çift, 1999 yılındaki mezuniyetlerinin ardından, rotasyon eğitimi için gittikleri ABD'ye yerleşti. Yavuz Selim Sılay, ilaç endüstrisinde işe başladı ve 5 yıl boyunca Baylor College of Medicine (BCM) Houston Texas'ta akademisyen ve araştırma direktörü olarak çalıştı. MD Anderson Kanser Merkezi'nde çeşitli eğitim çalışmalarında bulunan Sılay, 2010 yılında Washington Üniversitesi'nde strateji, pazarlama, girişimcilik doktora eğitimi aldı ve daha sonra Fransa merkezli bir ilaç şirketinde başkan yardımcılığı görevine yükseldi.

Eşi Kamile Sılay da ABD'de 'geriatri' (yaşlılık hekimliği) alanında doçent oldu. Çift, 3 çocuklarının Türkiye'de büyümesi için 2013 yılında Türkiye'ye dönerek, Ankara'ya yerleşti. İlaç endüstrisindeki çalışmaları nedeniyle ABD'ye gelip gitmeye devam eden Sılay, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri sonrası memleketi Hatay'a giderek depremzedelerin yardımına koştu. Yavuz Selim Sılay, deprem bölgesini gördükten sonra ABD'deki işinden ayrılıp, tamamen Türkiye'ye yerleşmeye ve hastalara şifa dağıtmaya karar verdi.

Sılay, bir süre Ankara'nın Çankaya ilçesindeki 29 Mayıs Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde çalıştıktan sonra, Altındağ ilçesinde Hacı Bayram-ı Veli Solfasol Aile Sağlığı Merkezi'nde aile hekimi olarak görev yapmaya başladı. Ayrıca, 2023 yılının eylül ayında Tıpta Uzmanlık Sınavı'na (TUS) giren ve başarılı olan Yavuz Selim Sılay, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim görmeye devam ederken, eşi Doç. Dr. Kamile Sılay da Bilkent Şehir Hastanesi'nde çalışıyor.

'DEPREM BÜYÜK BİR KIRILMA OLUŞTURDU'

Dr. Yavuz Selim Sılay, eşi Kamile Sılay'ın yanı sıra dedesi İlhami Ağar, annesi Ulya Sılay, babası Mehmet Sılay, kardeşi Selçuk Sılay'ın da doktor olduğunu söyleyerek, kızları Ravza Zeynep Sılay'ın da (23) TOBB ETÜ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okuduğunu ve bu yıl intörn doktor olduğunu belirtti. Dr. Yavuz Selim Sılay, "Hekimliğe aşık bir insanım. Dedem, annem, babam, ben, eşim, kızım hepimiz dört kuşak hekimiz ve onun da büyük bir heyecanı var. Hekimlik, insanlara yardımcı olmak açısından kutsal bir meslek gerçekten. Amerika'da en üst düzeyde yöneticilik yaptım.

Uzun yıllar çalıştım. 14 yıl Amerika'da yaşadım. Türkiye'ye döndükten sonra, farklı alanlarda da çalıştıktan sonra deprem büyük bir kırılma oluşturdu bende. Hataylı olduğum için 'oraya yardımcı olmam lazım' dedim kendime. Bizim insanlarımızdan, ikinci derece akrabalarımızdan vefat edenler oldu. Gerçekten çok zor bir dönemdi hepimiz için, milletçe, tüm Türkiye için. Orada hem Hatay'da hem de Ankara'da hemen acilde depremden sonra hekim olarak çalışmaya başladım. O dönem depremde hastalarımızla birebir ilgilendim" dedi.

'AİLE HEKİMİ OLARAK DEVAM EDİYORUM'

Dr. Yavuz Selim Sılay, acil hekimi olarak Ankara'ya deprem bölgesinden gelen depremzedelerin de tedavisini yaptığını söyleyerek, "Şu an 49 yaşında tıpta uzmanlık sınavını kazanmış aile hekimi asistanı olarak Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde eğitimime devam ediyorum. Bir aile hekimi olarak, bebeğinden yaşlısına 3 bin hastaya bakıyoruz. Kanser olma ihtimali olanlardan, şeker, tansiyon takibine, hepsine hastalanmadan koruyucu hekimlik kapsamında elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyoruz. Hastalarımı çok seviyorum. Onlar da bizi çok seviyor.

Çok çok şerefli bir meslek ve bu kutsal mesleği yaparken çok mutluyum. Tabii bunu dedemizden, annemizden, babamızdan gördük ve şimdi evlatlarımız devam ediyor bu mesleğe. Bizim için normal geliyor; ama evde hep tıbbi vakalar konuşuluyor. Bu dededen, anneden babadan gelen bir şey. Hatta bilgisayar mühendisi olan kızım da daha çok yazılım konuştuğu için 'Çok tıp konuşuyoruz, birazcık yazılım konuşalım' diyor" dedi.

'ÖĞRENDİĞİM ŞEYLERİ VATANIMA TAŞIMASAM DOĞRU OLMAZDI'

ABD'de, Fransa merkezli büyük ilaç firmalarının birinde başkan yardımcısıyken ülkeye geri dönmeye karar verdiğini anlatan Dr. Sılay, "Bir Türk olarak vatanımızı orada güzel temsil ettiğimi düşünüyorum. Bilimsel anlamda ve sektörel anlamda güzel çalışmalar yaptık. Her şey makam değil, para değil. Ben çocuklarımın Türkiye'de büyümesini istedim. Vatanımızı çok seviyoruz ailecek hep beraber. Türkiye'ye geldik, Türkiye'ye iyi ki de geldik. Burada çocuklarım eğitimlerini alıyor. Amerika'da ben kendi alanımda çok ilerlemiştim. Klinik araştırmalar ve ilaç sektöründe üst düzeye geldim. Türkiye'de de aslında ilaç sektörü alanında çalıştım.

O yüzden, Türkiye'ye gelişimde de aslında bir kırılma olmadı. Türkiye'deki sağlık sistemine; hem ilaç sektörüne, hem diğer alanlara destek vermek için geldim. Çünkü Amerika'da öğrendiğim şeyleri, vatanıma taşımazsam bu doğru olmazdı. Bu bir sorumluluk. Ben bir şey öğrenmişsem onu mutlaka beni burada yetiştiren bu toprağa geri taşımam lazım diye düşündüm. Amerika'dan dönerken çevremizden 'niye gidiyorsunuz' sorusunu çok duydum. Ama çocuklarımın burada bir çay, bir simit, vatanımızdan bir parçayı bilmesi lazımdı. Ben orada onların kaybolmasını istemedim. Yani orada kayboldukları zaman ben vicdani olarak bunu taşıyamazdım. Dünya artık global bir dünya. İsteyen istediği zaman istediği yere gider, eğitimini alır; ama bizim merkezimiz Türkiye. Ben buna inanıyorum. Bu topraklara biraz bağlı bir insanım. Çok da mutluyuz. İyi ki de gelmişiz" ifadelerini kullandı.

'HEDEFİM AİLE HEKİMLİĞİNDE YÜKSELMEK'

Türkiye'ye döndükten sonra çok şaşırdığını da anlatan Dr. Sılay, "Amerika'ya ilk gidişim 1999'du. 2013'te Türkiye'ye geldiğimde ben gerçekten şoka girdim. Türkiye'nin hem sağlık sistemindeki gelişmişliği hem de altyapıdaki gelişimi çok başkaydı. Başka bir ülkeye gelmiş gibi hissettim kendimi. Bu da aslında beni daha da ümitlendirdi, Türkiye'nin geleceğinin daha parlak olacağına dair. Sağlık alanında öncü hale geldiğimizi 14 yıl sonra görmek, sanki bir uykudan uyanmış gibi hissettirdi beni. Bu da beni çok heyecanlandırdı. Özellikle Amerika'da 300-330 milyon civarında bir nüfus var. Nüfusun üçte birinden fazlasının sigortası yok.

Ve ben Türkiye'nin büyük bir lüks içerisinde olduğunu düşünüyorum. Biz belki vatandaş olarak farkında değiliz ama özellikle temel sağlık hizmetleri, aile hekimlerinin varlığı, ulaşılabilmesi, koruyucu sağlık hizmetleri, gebe kaldıklarında doğumu güzel bir yerde yapabilmeleri, meme kanseri taramaları, işte yenidoğan takibi bunların hepsine Amerika'da yüz binlerce dolarınız yoksa ulaşamıyorsunuz. Benim hedefim, aile hekimi uzmanlığımı alıp akademik olarak da aile hekimliği alanında yükselmek. Dünyada, özellikle aile hekimliği alanında Türkiye'yi daha güçlü bir şekilde temsil etmek, Türkiye'deki koruyucu hekimliği ve aile hekimliğinin önemini ve ne kadar güzel yapılabildiğini dünyaya aktarmak istiyorum" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/depremden-etkilendi-abddeki-isinin-birakip-aile-hekimi-oldu-151869.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/depremden-etkilendi-abddeki-isinin-birakip-aile-hekimi-oldu-151869.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/depremden-etkilendi-abddeki-isinin-birakip-aile-hekimi-oldu-151869-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/01/depremden-etkilendi-abddeki-isinin-birakip-aile-hekimi-oldu-151869.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/depremden-etkilendi-abd-deki-isinin-birakip-aile-hekimi-oldu/612478/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jan 2025 12:32:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>‘Yapay zekanın refraktif cerrahideki rolü, gözlük ve lens bağımlılığını azalttı’</title>
			<description><![CDATA[Görme bozuklukları nedeniyle birçok kişi hayatı boyunca gözlük ya da kontakt lens kullanmak zorunda kalıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Başak Bostancı, “Son yıllarda göz tedavilerinde yaşanan teknolojik gelişmeler ve yapay zekânın refraktif cerrahideki rolü, gözlük ve lens bağımlılığını büyük ölçüde azalttı. Özellikle kişiye özel lazer ve mercek tedavileri, birçok hastanın gözlük ve lens ihtiyacını ortadan kaldırmada etkili yöntemler arasında yer alıyor. Ancak en önemli nokta, bu tedavilerin hastanın yaşı ve göz yapısına göre özelleştirilerek uygulanmasıdır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Görme bozukluklarının tedavisinde hastanın yaşına, genel sağlık durumuna ve görme bozukluğunun nedenine göre karar verildiğini vurgulayan Dünyagöz Suadiye Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Başak Bostancı, “Gözlük veya kontakt lens kullanmak istemeyen 20-45 yaş arası hastalarda, göz yapıları ve sağlık durumları uygunsa korneal lazer cerrahisi uygulanabilir.

Lazer cerrahisine uygun olmayan ya da yüksek numaralı düzeltme gereken hastalar için ise fakik göz içi merceği tedavisi değerlendirilir. Daha ileri yaşlarda görülebilen katarakt veya presbiyopi durumlarında, halk arasında ‘akıllı lens’ olarak bilinen presbiyopi düzeltici mercekler kullanılarak hastaların gözlük bağımsızlığı sağlanabilir. Bu tedaviler sonrası hastalar genellikle ertesi gün günlük hayatlarına dönebilmektedir” dedi.

‘Yapay zekanın refraktif cerrahideki rolü, gözlük ve lens bağımlılığını azalttı’

‘KATARAKT VE REFRAKTİF CERRAHİDE, KORNEA VE LENSİN ETKİLEŞİMİ KARMAŞIK BİR SİSTEM OLUŞTURUR’

Doç. Dr. Bostancı, yapay zekânın katarakt ve refraktif cerrahide önemli bir rol oynadığını belirterek şunları söyledi:

“Katarakt ve refraktif cerrahide, kornea ve lensin etkileşimi oldukça karmaşık bir sistem oluşturur. Yapay zekâ ve dalga cephesi analizleri bu etkileşimleri analiz ederek, ameliyat sonrası beklentiler ve sonuçlar hakkında daha doğru öngörüler sunar. Bu teknoloji, cerrahi planlamaların daha hassas yapılmasını sağlar ve riskleri minimuma indirerek çok daha başarılı sonuçlar elde edilmesine olanak tanır.”

Lazer cerrahisine uygun olmayan hastalar için fakik göz içi merceklerinin etkili bir alternatif olduğunu belirten Dr. Bostancı,“Lazer operasyonlarına uygun olmayan durumlarda, doğal mercek çıkarılmadan üzerine fakik mercek yerleştirilebilir. Bu sayede yüksek numara miyop, hipermetrop ve astigmatizma başarıyla düzeltilebilir. Ancak bu tedavinin başarıyla uygulanabilmesi için göz yapısının doğru değerlendirilmesi ve uygun merceğin seçilmesi çok önemlidir” diye konuştu.

“Kırklı yaşlardan sonra yaşa bağlı yakın görme kaybı (presbiyopi), hastaların en sık başvuru nedenlerinden biridir” diyen Dr. Bostancı, bu konuda kesin bir çözüm sunan mercek operasyonlarına dikkat çekti. Doç. Dr. Bostancı, “Hastanın göz özelliklerine uygun bir lens seçimi yapılması, tedavinin başarısı açısından kritik öneme sahiptir. Doğru göz içi lensi tedavisi ile hastalar, yakın mesafede gözlük bağımsızlığı kazanabilir” diye belirtti.

Dr. Bostancı, ameliyat öncesi detaylı muayenenin önemini vurgulayarak şunları ifade etti:

“Hastanın görme ihtiyaçlarının doğru belirlenmesi, tedavinin başarısında belirleyicidir. Detaylı göz muayenesi ve ileri teknolojilerle yapılan tetkikler sonucu, hastanın göz yapısına en uygun lens modeli seçilir. Bu süreçte, hastanın yaşı, mesleği, yaşam tarzı ve görme gereksinimleri gibi birçok faktör göz önünde bulundurulmalıdır.”

‘FARKLI OPTİK DİZAYNLARA SAHİP PEK ÇOK YENİLİKÇİ MERCEK ÇÖZÜMÜNE SAHİBİZ’

Uzun yıllardır başarıyla kullanılan tek odaklı lenslerin yanı sıra günümüzde yeni nesil gelişmiş optik dizayna sahip lenslerin kullanıldığını ifade eden Doç. Dr. Bostancı, “Gelişmiş optik yapıda yaygın olarak kullanılmakta olan mercekleri çok odaklı ve uzamış odak derinlikli (EDOF) mercekler olarak sınıflandırmak mümkün olsa da, günümüzde farklı optik dizaynlara sahip pek çok yenilikçi mercek çözümüne sahibiz. Bu noktada önemli olan bu merceklerden hangisinin hangi gözde sonuçlarının ne olacağını öngörmek ve ameliyat öncesi yaptığımız detaylı görüşmede bu bilgilendirmeyi hastalarımıza yapmak olacaktır” dedi.

Kaynak: DHA]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/yapay-zekanin-refraktif-cerrahideki-rolu-gozluk-ve-lens-bagimliligini-azaltti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/yapay-zekanin-refraktif-cerrahideki-rolu-gozluk-ve-lens-bagimliligini-azaltti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/yapay-zekanin-refraktif-cerrahideki-rolu-gozluk-ve-lens-bagimliligini-azaltti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/yapay-zekanin-refraktif-cerrahideki-rolu-gozluk-ve-lens-bagimliligini-azaltti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yapay-zekanin-refraktif-cerrahideki-rolu-gozluk-ve-lens-bagimliligini-azaltti/612405/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Dec 2024 11:38:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dizde kıkırdak yapısının bozulması bu belirtilerle ortaya çıkıyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kök hücre tedavisinin özellikle kireçlenme ile eklem hastalıklarında yenilikçi ve etkili bir yöntem olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Erdinç Genç, cerrahiye alternatif olarak uygulanan bu tedavi yönteminin vücudun kendini yenileme potansiyelini harekete geçirerek hastaların şikayetlerini azalttığını ifade etti.

Doç. Dr. Genç, “Dizdeki kıkırdak yapının bozulması sonucunda ağrı, ses gelmesi ve şişme gibi belirtiler ortaya çıkıyor. İleri evrelerde cerrahi müdahale öncelikli olsa da, erken evrede kök hücre tedavisini tercih ediyoruz” dedi.

Kök hücre tedavisinin, modern tıbbın sunduğu yenilikçi çözümler arasında yer aldığını söyleyen Medipol Bahçelievler Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Erdinç Genç, “Geleneksel tedavilerin ötesine geçen bu yöntem, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan vücudun kendini yenileme potansiyelini harekete geçirerek hastalıkların ilerlemesini durduruyor” dedi.

Kök hücre tedavisinin özellikle diz kireçlenmesi gibi eklem hastalıklarında etkili bir çözüm sunduğunu dile getiren Doç. Dr. Genç, “Göbek çevresi yağ dokusundan elde edilen kök hücreler, hasarlı bölgelere enjekte edilerek eklem sağlığını destekliyor ve iyileşme sürecini hızlandırıyor” diye konuştu.

‘Dizde kıkırdak yapısının bozulması ağrı, ses gelmesi ve şişme gibi belirtilerle ortaya çıkıyor’

‘VÜCUDUN TAMİR HÜCRELERİ OLARAK ADLANDIRILIYOR’

Kök hücre tedavisinin ortopedi alanında popüler bir yöntem olduğunu söyleyen Doç. Dr. Genç, “Dizdeki kıkırdak yapının bozulması sonucunda ağrı, ses gelmesi ve şişme gibi belirtiler ortaya çıkıyor. İleri evrelerde cerrahi müdahale öncelikli olsa da, erken evrede kök hücre tedavisini tercih ediyoruz. Kök hücre, vücudun tamir hücreleri olarak adlandırdığımız, farklı dokulara dönüşebilen hücrelerdir. Bu hücreleri genellikle göbek çevresi yağ dokusundan veya kemik iliğinden topluyoruz. Ayrıştırılan kök hücreleri özel cihazlar yardımıyla hasarlı eklemlere enjekte ederek iyileşme sürecini başlatıyoruz” diye konuştu.

‘GÖBEK ÇEVRESİ YAĞ DOKUSUNUN EN KALİTELİ KÖK HÜCRE KAYNAĞI’

Kök hücre tedavisinin önemli avantajlarından birinin cerrahi bir yöntem olmaması olduğunu anlatan Doç. Dr. Genç, “Bu yöntemle küçük kesilerle işlem yapabiliyoruz ve cerrahi bir müdahale gerekmiyor. Özellikle 18 yaş üzerindeki erişkinlerden başlayarak, 80-90 yaşına kadar olan hastalarda bu tedaviden fayda görmek mümkün. Amacımız hastalığın ilerlemesini durdurmak ve hastaların yaşam kalitesini artırmak. Menisküs ameliyatı, kıkırdak hasarı onarımı veya kemik düzeltme ameliyatlarından sonra kök hücre tedavisini destekleyici bir yöntem olarak kullanabiliyoruz. Özellikle bilimsel çalışmalar, göbek çevresi yağ dokusunun en kaliteli kök hücre kaynağı olduğunu gösteriyor. Bu bölgede toplanan hücreler, ilerleyen yıllarda tekrar kullanılabiliyor” dedi.

‘HASTALARIN BİRKAÇ EKLEMİNDE AYNI ANDA TEDAVİ UYGULANABİLİYOR’

Tedavisinin çoklu eklem hasarlarında da başarılı sonuçlar verdiğini ifade eden Doç. Dr. Genç, “İki dizde veya kalça eklemlerinde aynı anda uygulama yapılabilmektedir. Vücut, alınan kök hücrelerin deposunu zamanla yeniliyor. Bu sayede tedaviye ihtiyaç duyulan dönemlerde aynı bölgeden tekrar kök hücre toplayabiliyoruz. Hastaların birkaç ekleminde aynı anda tedavi uygulayarak hayat kalitelerini artırabiliyoruz” diye konuştu.

Kaynak: DHA]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/dizde-kikirdak-yapisinin-bozulmasi-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/dizde-kikirdak-yapisinin-bozulmasi-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/dizde-kikirdak-yapisinin-bozulmasi-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/dizde-kikirdak-yapisinin-bozulmasi-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/dizde-kikirdak-yapisinin-bozulmasi-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor/612402/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Dec 2024 11:25:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>‘Mide ve bağırsak kanserlerinin nedeni helikobakter pilori bakterisi olabilir’</title>
			<description><![CDATA[Helikobakter pilori enfeksiyonunun aynı isimli bakterinin mide dokusunu enfekte etmesiyle meydana gelen rahatsızlık olduğunu söyleyen mikrobiyolog Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, bulaşıcı olan enfeksiyonun günümüzde hızla yayıldığını dile getirdi. Hastalığın genellikle çocukluk çağında başlamaya meyilli olduğunu belirten Dr. Alver, “İnsanlık son yıllarda çeşitli enfeksiyon hastalıkları ile mücadele ediyor. Gözden kaçan en önemli salgın Helicobacter pyloridir. Mide ve bağırsak kanserlerinde giderek artış var. Bundaki en önemli etken Helicobacter pylori adı verilen bu bakteridir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. İpek Ada Alver, “Mide ve bağırsak kanserlerinde genetik faktörler, stres, beslenme düzeni, sigara ve alkol gibi maddelerin tüketimi ile pek çok faktör etken yer alsa da bu bakteri, midenin yüksek asidik içeriğine bile dayanıklı olup önce gastrite daha sonrasında ülsere ve sonrasında da ülserasyonlarla birlikte mide ve bağırsak kanserlerine neden oluyor. Helicobacter pylori bakterisi tedavide kullanılan antibiyotiklere de hızlı direnç mekanizmaları geliştiriyor. İnsan sağlığı için çok tehlikeli bir hale geldi. Oysa çağımızın aslında göz ardı edilen en önemli pandemisi olarak görülmesi gerekir” diye konuştu.

‘BULAŞ YAŞI ÇOCUKLUK ÇAĞINA KADAR İNDİ’

Enfeksiyonun yaş, cins, ırk ayırt etmeksizin her yaşta görülebildiğini belirten Dr. Alver, “Helicobacter pylori’nin tutulum gösterdiği mide ve bağırsak dokusunun inflamasyonuna dair şikayetler artık erken çocukluk döneminde bile gözlemlenebiliyor. Bu nedenle bulaş yaşının çocukluk çağına kadar inmesi endişe verici. Çünkü tedavide birden fazla antibiyotik kullanımı gerektiriyor. Erken yaşta yakalanmak hem antibiyotik kullanım yaşını düşürecek hem de ilerleyen yaşlarda mide ve bağırsak kanseri risk oranını arttırmış olacak” ifadelerini kullandı.

‘İNATÇI DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİNİN NEDENİ OLABİLİR’

Helicobacter pylori bakterisinin inatçı ve fırsatçı bir patojen olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Alver, “Midede yanma, ağrı, şişkinlik, gaz, hazımsızlık, regürjitasyon (ağza acı su gelmesi), mide bulantısı, mide kazınması, geğirme, ağız kokusu, anemi (kansızlık), dışkılamada problemler ve kanlı dışkılama gibi şikayetler mevcutsa Helicobacter pylori bakterisinin neden olduğu enfeksiyona dayalı semptomlar yaşadığınız anlamına gelir. Özellikle inatçı demir eksikliği anemisi olan ve tekrarlayan vitamin eksikliği yaşayan bireylerde bu durumun Helicobacter pylori ile ilişkili olabileceği göz ardı edilen noktalardan birisidir” dedi.

Dr. Öğr. Üyesi Alver, “Bu bakterinin hayatta kalabilmek, çoğalabilmek, mide ve bağırsak dokusuna kolonize olabilmek için insanın elektrolit, mineral ve vitaminlerini kullandığını ve bunların taşınma mekanizmasını hasara uğratabilir. Bu semptomları yaşayan bireylerin kesin tanısı için gastroenteroloji uzmanlarının gerçekleştireceği endoskopik işlemlerle birlikte mide öz suyundan alınan sıvının mikrobiyoloji uzmanları tarafından incelenmesi, üre-nefes testi ve dışkıda antijen arama testleri yapılması gerekir” diye konuştu.

‘KAN TESTİNİ ÖNERMİYORUZ’

Dr. Alver, bazı durumlarda kanda Helicobacter pylori’ye özgü antikorların taranmasına özgü yapılan testler olsa da genellikle yanlış negatif sonuçları alınabildiği için önermediklerini dile getirdi. Dr. Alver, tedaviye ise öncelikle beslenme düzeni değiştirilerek başlanması gerektiğini söyleyerek, “Mide koruyucu ile birlikte kişiye özgü olarak antibiyotik tedavisine devam edilmeli. Hastalığın seyri gözlemlenmeli” diye konuştu.

İpek Ada Alver, Türkiye’de yaygın olan beslenme alışkanlıklarının bu bakterinin bazı bölgelerde daha sık görülmesine yol açtığını belirtti. Alver’e “Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Marmara Bölgesi, bu enfeksiyonun en sık rastlandığı yerler arasında bulunuyor” dedi.

BESLENME ALIŞKANLIKLARI RİSK FAKTÖRÜ

Dr. Alver, “Acı, baharatlı, yağlı ve asitli gıdaların yanı sıra fast food tüketiminin, mide asiditesini artırarak Helicobacter pylori’nin mide mukozasına tutunmasını ve çoğalmasını kolaylaştırıyor. Prebiyotik ve probiyotik tüketimi ile bağırsak mikrobiyotasını güçlendirin. Sindirim dostu gıdalar tercih edin. Ağız ve el hijyenine özen gösterin. Kontamine gıdaların denetlenmesi önemlidir. Ayrıca, aşırı ilaç ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının hem mide asiditesini artırır hem de bakterinin antibiyotiklere direnç geliştirmesine yol açar” ifadelerini kullandı.

Son olarak çocukluk çağında bu bakteriden korunmanın önemine dikkat çekerek önerilerde bulunan Dr. Alver, “Oral kontaminasyonu azaltma: Emzik ve biberonların hijyenine özen gösterin. Anne sütü alımı: Prebiyotik ve probiyotiklerle desteklenen ek gıda sürecine dikkat edin. Hijyen eğitimi: Çocuklara el ve tuvalet hijyeni alışkanlıkları kazandırılmalı. Bu basit önlemler, özellikle çocuklarda gastrit ve Helicobacter pylori’nin neden olduğu diğer mide sorunlarından korunmada etkili olacaktır. Enfeksiyonun önlenmesinde bireylerin bilinçlendirilmesi hayati önem taşır” diye konuştu.

Kaynak: DHA]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/mide-ve-bagirsak-kanserlerinin-nedeni-helikobakter-pilori-bakterisi-olabilir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/mide-ve-bagirsak-kanserlerinin-nedeni-helikobakter-pilori-bakterisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/mide-ve-bagirsak-kanserlerinin-nedeni-helikobakter-pilori-bakterisi-olabilir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/mide-ve-bagirsak-kanserlerinin-nedeni-helikobakter-pilori-bakterisi-olabilir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/mide-ve-bagirsak-kanserlerinin-nedeni-helikobakter-pilori-bakterisi-olabilir/612399/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Dec 2024 11:14:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>18 yaş altı hastalar için SGK kapsamına alındı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 18 yaş altı Tip 1 Diyabet hastalarının kan şekeri takibini yapabilmek için ihtiyaç duyduğu sensörlü şeker ölçüm cihazının, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından geri ödeme listesine dahil edildiğini açıkladı.

SGK'nın Sağlık Uygulama Tebliği'ne yönelik değişikliği, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, tebliğ değişikliğinin getirdiği yenilikleri sosyal medya hesabından açıkladı. Bakan Işıkhan, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı ve Resmi Gazete'de yayımlanan Sağlık Uygulama Tebliği ile Tip 1 Diyabet hastası evlatlarımız için önemli bir iyileştirmeyi hayata geçirdik. 18 yaş altı Tip 1 Diyabet hastası çocuklarımızın kan şekeri takibini yapabilmek için ihtiyaç duydukları 'Sürekli Cilt Altı Glukoz İzlem Sistemi' Sosyal Güvenlik Kurumumuz tarafından geri ödeme listesine dahil edilmiştir.

Vatandaşlarımız, Bilimsel Komisyon'dan onay alacak ölçüm cihazlarını, uzman hekimlerimizin reçete etmesi ile kısa sürede medikallerden temin edebilecek. Çocuklarımızın sağlığı, huzuru bizim en büyük önceliğimiz. Tip 1 Diyabet hastası kıymetli evlatlarımıza ve ailelerine hayırlı olmasını temenni ediyor, hastalarımıza şifalar diliyorum" ifadelerini kullandı.

Öte yandan Bakan Işıkhan'ın paylaşımında yer alan görsele göre; kan bileşenleri ve hemodiyaliz tedavisinin SGK geri ödeme fiyatlarında yüzde 45 oranında artış yapıldı. Ayrıca kemik iliği nakli öncesi hazırlık sürecinde kullanılan ilacın hasta onay kuralı kaldırılarak ilaca erişim kolaylaştırıldı. Akciğer kanseri tedavisinde kullanılan akıllı ilaca ise hastaların daha erken dönemde erişimleri sağlandı. Mitokodriyal sitopati hastalarına aylık nakden 800 TL ödeme yapılmasına karar verildi. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/18-yas-alti-hastalar-icin-sgk-kapsamina-alindi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/18-yas-alti-hastalar-icin-sgk-kapsamina-alindi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/18-yas-alti-hastalar-icin-sgk-kapsamina-alindi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/18-yas-alti-hastalar-icin-sgk-kapsamina-alindi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/18-yas-alti-hastalar-icin-sgk-kapsamina-alindi/612330/</link>
			<pubDate>Thu, 12 Dec 2024 10:53:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>26 bin 673 sözleşmeli personel istihdam edilecek</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[RESMİ Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararına göre sağlık sektöründe toplam 26 bin 673 sağlık personelinin sözleşmeli olarak istihdam edileceği duyuruldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzası ile Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre; eleman temininde güçlük çekilen yerlerde ve hizmet dallarında sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla sözleşmeli sağlık personeli istihdam edilmesine 10/07/2003 tarihli ve 4924 sayılı kanunun 1'inci maddesi gereğince karar verildi.

Yayımlanan karara istihdam edilecek sözleşmeli sağlık birimi personel birimleri şu şekilde;

1 diyetisyen, 9 ebe, 2 hemşire, 25 sağlık memuru, 1 sağlık teknikeri, 3 bin 652 tabip, 22 bin 983 uzman tabip olmak üzere toplamda 26 bin 673 sağlık personeli sözleşmeli olarak istihdam edilecek.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/26-bin-673-sozlesmeli-personel-istihdam-edilecek-136506.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/26-bin-673-sozlesmeli-personel-istihdam-edilecek-136506.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/26-bin-673-sozlesmeli-personel-istihdam-edilecek-136506-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/12/26-bin-673-sozlesmeli-personel-istihdam-edilecek-136506.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/26-bin-673-sozlesmeli-personel-istihdam-edilecek/612316/</link>
			<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 09:58:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>'Ezbere kullanılan antibiyotiğin başarıya ulaşma şansı yok'</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Kliniği Birim Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Tuna Demiral, sadece doktor tavsiyesiyle antibiyotik kullanılması gerektiğini belirterek, "Doğru bir kullanım olmadığında antibiyotik direnci dediğimiz durum ortaya çıkıyor.

Bakteriler, doğru kullanmadığımız ve çok fazla antibiyotik kullandığımız zaman kendilerini korumak için direnç geliştiriyorlar. Bu defa tedavisi daha zor enfeksiyonlar ortaya çıkabiliyor. Ezbere kullanılan antibiyotiğin başarıya ulaşma şansı yok" dedi.

Havaların soğuması ile soğuk algınlığı gibi vakalar artarken uzmanlar gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımına karşı uyarılarda bulundu. 18 Kasım'ın ‘Antibiyotik Farkındalık Günü’ olduğuna dikkati çeken İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Kliniği Birim Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Tuna Demiral, antibiyotiklerin doğru sürede ve yerde kullanılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Demiral, bu konuda öncelikle doktorlar ve sağlık personelinin, ardından ise toplumun üzerine düşen görevleri olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Demiral, insanlarda hastalık yapan çeşitli bakteriler, virüsler, mantarlar gibi mikroorganizmaları antibiyotiklerle tedavi edildiğini belirterek, "En fazla üst solunum yolu enfeksiyonu dediğimiz enfeksiyonlarda antibiyotik tüketiliyor. Ancak şunu bilmemiz gerekiyor ki üst solunum yolu enfeksiyonu etkenlerinin çoğu aslında virüslerden kaynaklanıyor. Virüslere de antibiyotiklerin hiçbir etkisi olmuyor. Onun için her boğazımız ağrıdığında, ateşimiz çıktığında, burnumuz akmaya başladığında antibiyotik kullanmamak lazım, doğru yerde kullanmamız gerekiyor" diye konuştu.

'ANTİBİYOTİKLERİN BELİRTİLEN SÜRE İÇİNDE KULLANILMASI GEREKİYOR'

Doktor kontrolü sonrasında hastalığın gerçekten bakteriyel enfeksiyondan kaynaklandığı tespit edilmesi halinde verilen antibiyotiğin kullanılması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Demiral, "Evden, komşudan 'iyi geliyor' düşüncesi ile antibiyotiklerini kullanmamak gerekiyor. Diğer bir önemli husus ise yine tedavinin belirlenen süre içinde devam etmesi yani ilaçların bir hafta denildiyse o süre içinde kullanılmaya devam edilmesi gerekiyor. Çünkü bir bakteriyel enfeksiyonda doğru dozda ve sürede ancak başarıya ulaşabiliyoruz. Farkındalık gününün asıl amacı da antibiyotiklerin doğru kullanılmadığında ortaya çıkan olumsuzlukları anlatabilmek. Doğru bir kullanım olmadığında antibiyotik direnci dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Bu defa tedavisi daha zor enfeksiyonlar ortaya çıkabiliyor. Çünkü rastgele antibiyotik kullanıldığı zaman bu antibiyotiğe duyarlı olan bakterileri ortadan kaldırıyoruz ama daha dirençli olan bakterilerin ortama yayılmasına neden oluyoruz. Antibiyotiklerin etkisiz kalmaması için doğru zamanda, doğru yerde kullanılmaları gerekiyor" dedi.

'BÖYLE DEVAM EDERSEK ANTİBİYOTİK ÖNCESİ ÇAĞA DÖNMEK DURUMUNDA KALACAĞIZ'

Antibiyotik çağının, dünyada 1940'lı yıllarda İlk defa penisilin bulunmasıyla başladığını aktaran Prof. Dr. Demiral, "Son 30 yıldır hiçbir yeni antibiyotik bulunmadı. Sadece eski antibiyotiklerin formülasyonlarını değiştirerek etki durumları farklılaştırılıyor. Bunun bir nedeni; ilacın bulunabilmesi için uzun süre gerekiyor ancak kısa bir süre sonra antibiyotiği kullanmaya başladığımızda hastalık ona da direnç geliştirebiliyor. Çalışmalar yapılmasına rağmen antibiyotik direnci sorunu nedeniyle ilaçlar etkisiz kalıyor. Ayrıca böyle kullanmaya devam edersek önümüzdeki 25-30 sene sonra antibiyotik öncesi çağa dönmek durumunda kalacağız, bu durum bütün dünyayı ürkütüyor. Her antibiyotik, her bakteriye ya da hastalığa da etkili değil. Onun için ezbere, doktor tavsiyesi olmadan kullanılan antibiyotiğin başarıya ulaşma şansı yok" dedi.

Dışarıdan alınan her ilacın vücuda zarar verdiğini kaydeden Prof. Dr. Tuna Demiral, "Örneğin halk arasında zatürre diye bilinen pnömoniyi antibiyotik alarak yeniyoruz. Ama antibiyotik nedeniyle vücudumuzun bazı hücrelerinde hasarlanma da oluyor. Hem vücudumuzun gereksiz zararlardan korunması için hem bu antibiyotik direncinin oluşmaması için hem de hastalığımızın gerçekten tedavi edilebilmesi için doğru antibiyotiği kullanmamız gerekiyor" diye konuştu.

'İLAÇLARIN EN BİLİNEN ZARARLARI BÖBREKLERE OLUYOR

'Dışarıdan alınan ilaçların en bilinen zararları böbreklere olur' diyen Prof. Dr. Demiral, şunları söyledi: "Bir ilaç etkisini gösterdikten sonra ya safra kanalı ya da bağırsak, çoğunlukla da böbrek yoluyla vücuttan atılır. Böbrek yetmezliklerinin en büyük sebeplerinden biri kontrolsüz ilaç kullanımlarıdır. Böbreğini kaybedebilir hastalar. Ama hücresel düzeyde bakıldığında da gereksiz antibiyotik kullanımı tüm organlara zarar verir. Mutlaka doktor tavsiyesiyle ilaç kullanmak gerekiyor. El yıkama gibi basit hijyenik kural, hiçbir zaman ihmal edilmeli. Çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılması özellikle bakteriyel, viral ve mantar enfeksiyonlarının yayılmasını engellemede birincil faktördür. Onun için bu hijyenik kuralları da mutlaka dikkat etmek gerekiyor" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/11/ezbere-kullanilan-antibiyotigin-basariya-ulasma-sansi-yok.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/11/ezbere-kullanilan-antibiyotigin-basariya-ulasma-sansi-yok.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/11/ezbere-kullanilan-antibiyotigin-basariya-ulasma-sansi-yok_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/11/ezbere-kullanilan-antibiyotigin-basariya-ulasma-sansi-yok.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ezbere-kullanilan-antibiyotigin-basariya-ulasma-sansi-yok/612224/</link>
			<pubDate>Fri, 15 Nov 2024 12:39:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Düşük uyku kalitesi, beyni hızlı yaşlandırıyor</title>
			<description><![CDATA[Yeni bir araştırma, düşük uyku kalitesiyle beynin hızlı yaşlanması arasında önemli bir bağlantı olduğunu gösterdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kaliteli uykunun genel sağlık için iyi olduğunu biliniyor ancak yeni araştırmalar kaliteli uykunun beyin sağlığı için de önemine işaret ediyor. Araştırmacılar, uyku kalitesi düşük olan kişilerde orta yaşın sonlarında beyin sağlığının bozulduğuna dair belirtilerin daha fazla olduğunu tespit etti.

Araştırmacılar, 15 yıl boyunca yaklaşık 600 kişiyi değerlendirdi. 15 sene önce yaş ortalaması 40 olan katılımcılara uyku alışkanlıkları hakkında, ‘Genellikle uykuya dalmakta güçlük çekiyor musunuz? Geceleri birkaç kez uyanır mısınız? Çok erken mi uyanırsınız?’ gibi sorular soruldu.

Katılımcılar, 5 yıl sonra, sağlıksız uykunun 6 özelliğini belirlemek için tasarlanmış olan ikinci bir anketi yanıtladı. ‘Kısa uyku süresi, kötü uyku kalitesi, uykuya dalmada zorluk, uykuda kalmada zorluk, sabah erken uyanma ve gündüz uykulu olma hali’ sağlıksız uykunun özellikleri arasında yer aldı. Yaklaşık 600 katılımcıdan, iki ila üç kötü uyku özelliği bildirenlerin ortalama beyin yaşı, birden fazla kötü uyku özelliği olmayanlara göre 1,6 yıl daha yaşlıydı. Üçten fazla kötü uyku özelliğine sahip olanların ise ortalama beyin yaşı 2,6 yıl daha yaşlıydı.

UYKU KALİTESİNİ ARTIRACAK İPUÇLARI

Klinik Psikolog Dr. Shelby Harris, araştırma sonuçlarının yaşlandıkça uykunun beyin için ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Yeterince iyi bir uyku almak, zihnimizi zinde tutmamıza ve genel sağlığımızı güçlü tutmamıza yardımcı olabilir" dedi.

Düzenli bir uyku programı oluşturmanın önemini de vurgulayan Dr. Harris, "Yatmadan önce kafeini ile alkolü azaltın, rahatlama tekniklerini deneyin ve yeterince egzersiz yaptığınızdan emin olun. Küçük, tutarlı değişiklikler bile uyku kalitenizde büyük bir fark yaratabilir ve bu genel sağlığınızın iyileşmesini sağlayabilir" diye konuştu.

Uzmanlar, yeterli saatte uyumaya ve en uygun uyku ortamına sahip olmaya dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, yatakta televizyon izleme veya telefon ya da diğer elektronik cihazları kullanma gibi uyku öncesi rahatsız edici faaliyetlerden kaçınılması gerektiğinin altını çizdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/10/dusuk-uyku-kalitesi-beyni-hizli-yaslandiriyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/10/dusuk-uyku-kalitesi-beyni-hizli-yaslandiriyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/10/dusuk-uyku-kalitesi-beyni-hizli-yaslandiriyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/10/dusuk-uyku-kalitesi-beyni-hizli-yaslandiriyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/dusuk-uyku-kalitesi-beyni-hizli-yaslandiriyor/612168/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Oct 2024 09:03:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kanser ve tümör hücrelerinin büyümesini engelliyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Turan Karadeniz, kansere karşı böğürtlen tüketilmesinin faydalı olacağını belirterek, "Yapılan araştırmalar böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin büyümesini engellediğini ortaya koymuştur" dedi.

Böğürtlende 'ellagic asit' bulunduğunu, yapılan araştırmaların bu asidin kanser ve tümör hücrelerinin büyümesini engellediğini ortaya koyduğunu anlatan Prof. Dr. Karadeniz, "Laboratuvar ortamlarında yapılan çalışmalarda, kanserin başlangıcını ellagic asidin engellediği görülmüştür.

İçeriğinde bol miktarda ellagic asit bulunan böğürtlen, bu nedenle kansere karşı birebir yararlıdır. Kanser ve tümör hücrelerinin büyümesini engellediği araştırmalarla ortaya konulan böğürtlenin kansere karşı tüketilmesi faydalı olacaktır" diye konuştu.

Böğürtlenin sağlık açısından sunduğu önemli faydalar şunlardır:

Antioksidan zengini

Böğürtlen, yüksek miktarda antioksidan içerir. Antioksidanlar, serbest radikallerin neden olduğu hücre hasarını önleyerek kanser gibi kronik hastalıkların riskini azaltır.

Vitamin ve mineral kaynağı

Böğürtlen, C vitamini, K vitamini, E vitamini, folat ve manganez gibi önemli vitaminler ve mineraller açısından zengindir. C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirirken, K vitamini kemik sağlığı için gereklidir.

Yüksek lif içeriği

Böğürtlen, yüksek lif içeriği ile sindirim sistemine yardımcı olur. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlığı önler. Ayrıca, lif tüketimi kalp sağlığını da destekler.

Kalp sağlığını destekler

Böğürtlende bulunan antosiyaninler ve diğer flavonoidler, kalp sağlığını korur. Bu bileşikler, kan basıncını düşürmeye, kolesterol seviyelerini dengelemeye ve damarların sağlığını korumaya yardımcı olabilir.

Kan şekerini düzenler

Böğürtlen, düşük glisemik indeksi sayesinde kan şekerini düzenlemeye yardımcı olabilir, bu da diyabet hastaları için faydalıdır.

Beyin sağlığına faydaları

Böğürtlende bulunan polifenoller, beyin sağlığını koruyarak yaşa bağlı bilişsel gerilemeyi yavaşlatabilir. Bu bileşikler, hafızayı ve öğrenme yeteneklerini destekler.

Cilt sağlığını destekler

Böğürtlenin içeriğindeki C vitamini ve antioksidanlar, cilt sağlığını korur. C vitamini, kollajen üretimini destekleyerek cildin elastikiyetini artırır ve yaşlanma belirtilerini azaltır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/08/kanser-ve-tumor-hucrelerinin-buyumesini-engelliyor-20240813AW26.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/08/kanser-ve-tumor-hucrelerinin-buyumesini-engelliyor-20240813AW26.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/08/kanser-ve-tumor-hucrelerinin-buyumesini-engelliyor-20240813AW26-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/08/kanser-ve-tumor-hucrelerinin-buyumesini-engelliyor-20240813AW26.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kanser-ve-tumor-hucrelerinin-buyumesini-engelliyor/611817/</link>
			<pubDate>Tue, 13 Aug 2024 10:00:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Binlerce arının üzerine yatıyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bursa'da bir tıbbi aromatik bahçede yer alan terapi yöntemi, yerli ve yabancı turistler tarafından ilgi görüyor. Kabin içerisinde yer alan arı kovanın üzerinde uzanan insanlar daha dinç kalkıyor.

Bursa'da Nilüfer ilçesinde yer alan tıbbi aromatik bitki bahçesinde, arı yatağı uygulamasıyla terapi yapılıyor. Bir kabinin içine kurulan kovan sayesinde arıların çıkardığı sesler ve uçucu gazlar, üzerinde yatan insanı daha dinçleştiriyor.

Arılar ve kabinde yatan kişi arasında bir temas olmamakla birlikte kabine girenler rahatladıklarını hissediyor. Rusya'da geleneksel olarak yapılan bu terapi yöntemi Türkiye'de yaygın olmamakla beraber, yerli ve yabancı turistler tarafından oldukça rağbet görüyor.

Kovanın içindeki arılar üzerinde yatan insana enerji veriyor

Kovanın içindeki arıları sessiz bir ortamda duyabilen insanların rahatladıklarını ve daha dinç olduklarını söyleyen Dr. Dursun Ünal, "Bu bahçeyi 9 yıl önce tıbbi aromatik bahçe olarak kurduk. Aynı zamanda bal arılarını da buraya ekleyerek apiturizm ile birleştirdik. Bal arıları, çiçeklerin en yoğun açtığı dönemde bir kovanda ortalama 60-70 bin sayıyı bulabiliyor. Bu dönemlerde de arı yatağı uygulaması yapabiliyoruz. Sayıları ne kadar çoksa, üzerinde yatan insana enerji veriyor.

Kovana getirdikleri uçucu yağ asitlerinin kokusu kabine yayılıyor. Kanatlarından verdikleri sesin frekansı insan vücuduna etki etmektedir. Bu mekanizmayla üzerinde yatan insana büyük bir dinçlik uyandırmaktadır. Özellikle Rusya'da yaygın olarak yapılıyor.

Avrupa'da da apiturizm oldukça gelişti, insanların ilgisini çeker hale geldi. Arı yatağına giren insanın, arı ile teması söz konusu değildir. Arıların giriş yönü kabinin farklı tarafında, insanlar ise başka bir taraftan girmektedir. İnsan ve arılar arasındaki ince tahta üzerindeki ızgaradan gelen ses, koku ve enerji, insana fayda sağlıyor" ifadelerini kullandı.

Yabancı turistler rağbet gösteriyor

Rusya ve bazı Avrupa ülkelerinde yıllardır uygulanan bu terapi yönteminin Türkiye'de de olduğunu öğrenen turistlerin ilgi gösterdiğini belirten Dr. Ünal, "Burası Nilüfer ilçesine bağlı Dağyenice Mahallesi'nde yer alıyor. Organik tarım yapılan bir alan ve çevremizde ses kirliği yok. Biz burayı ilk başta hobi amaçlı kurmuştuk. Zaman içerisinde gelen özellikle Arap turistler bahçemize ilgi göstermeye başladı. Bahçemizde yetişen tıbbi aromatik bitkiler ve arılara rağbet gösterildi" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/07/binlerce-arinin-uzerine-yatiyor-20240706AW24.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/07/binlerce-arinin-uzerine-yatiyor-20240706AW24.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/07/binlerce-arinin-uzerine-yatiyor-20240706AW24-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/07/binlerce-arinin-uzerine-yatiyor-20240706AW24.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/binlerce-arinin-uzerine-yatiyor/611611/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 11:10:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Lösev, Ramazan kampanyasına başladı</title>
			<description><![CDATA[LÖSEV, “Yoksul bir aileyi doyurmak, hasta bir çocuğu iyileştirmek, gözü yaşlı bir anneyi güldürmek ibadetlerin en güzelidir” inancıyla, bu yıl da on binlerce ailenin sofrasına bereket taşıyacak.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[25 yıldır Türkiye’nin en güvenilen Vakfı olan LÖSEV Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı, Ramazan Ayının ilk gününden itibaren içerisinde bir ailenin ihtiyaç duyabileceği kuru gıda, et ve et ürünleri, hijyen ürünlerinden oluşan yardım kolilerini,  lösemi ve kanser tedavisi gören tüm hastalara iletiyor.

LÖSEV’in ‘Koli Koli Mutluluk’ buluşmalarında, “Önce Çocuklar İyileşsin” diyerek hazırlanan, sağlıklı ve kaliteli ürünlerden oluşan gıda kolileri, Türkiye’nin dört bir yanındaki 6 milyonu aşkın gönüllüsü, iyileşmiş gençleri ve LÖSEV Aileleri ile birlikte hazırlanıyor ve  Türkiye geneli 80 bini aşkın lösemi ve kanser tedavisi gören çocuklar ile yetişkin kanser hastalarının evlerine teslim ediliyor.

Bağışçılarının her bir kuruşunun doğru ellere ulaştırılması için titizlikle çalışan LÖSEV’e “Koli Koli Mutluluk” çalışmalarında sizler de destek olabilir, sağlıklı, kaliteli, doğal ve her bütçeye uygun LÖSEV Ramazan gıda paketlerinden sipariş vererek, Ramazan Ayı’nda ihtiyacı olan lösemili çocuklar ile kanser hastalarına ulaştırılmasını sağlayabilirsiniz.

Lösemili Çocuklara “Koli Koli Mutluluk” 
•    Acil Yardım Paketi
•    Orta Aile Paketi
•    Büyük Aile Paketi
•    Mutlu Aile Paketi
•    Sevgi Dolu Geniş Aile Paketi

Ramazan Ayı’nda LÖSEV’e sağlayacağınız katkılar kapsamında; 

•    Türkiye’deki tüm banka şubelerinden “BAĞIŞ EKRANLARI” aracılığı ile masraf ödemeden veya internet bankacılığı üzerinden

•    Tüm PTT Şubelerinden,

•    www.losev.org.tr web sitemizden RAMAZAN BAĞIŞI, FİTRE VE ZEKAT” sekmelerine tıklayarak, (Yardımlarınız için detaylı bilgiye https://www.losev.org.tr/bagis/Ramazan.html linkinden ulaşabilirsiniz.)

•    Tüm operatörlerin faturalı hatlarından 3406 kısa SMS hattına LÖSEV, BAĞIŞ, MÜCADELE, CAN, TUĞLA kelimelerinden birini ya da 1998 kısa SMS hattına FİTRE yazarak SMS’le bağışınızı gerçekleştirebilirsiniz.

•    LÖSEV Ofislerini arayarak ya da ziyaret ederek bağış yapabilir veya bilgi almak için 0312 447 06 60 numaralı telefondan LÖSEV Vakıf Merkezine ulaşabilirsiniz.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/losev-ramazan-kampanyasina-basladi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/losev-ramazan-kampanyasina-basladi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/losev-ramazan-kampanyasina-basladi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/losev-ramazan-kampanyasina-basladi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/losev-ramazan-kampanyasina-basladi/611158/</link>
			<pubDate>Thu, 21 Mar 2024 17:15:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hurma tokluk sağlıyor, hafızayı güçlendiriyor</title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayında sofraların vazgeçilmez meyvesi hurma, vitamin deposu olma özelliği ile talep görüyor. Diyetisyen Merve Sena Nazlı, hurmanın birçok faydasını sıralarken, sadece Ramazan ayında değil normal zamanlarda da hurmanın tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ramazan ayının başlaması ile iftar ve sahur sofralarının vazgeçilmezi hurma daha fazla talep görmeye başladı. Doğal şeker içeren hurma, Ramazan aylarında gün içerisinde düşen kan şekerini iftarda düzenlemede etkili oluyor. Hurma, toksinleri atması, kas kramplarına iyi gelmesi, stres durumunda mutluluk vermesi ve hafıza güçlendirici etkisi olduğu için alzheimer riskini karşı da faydası olması ile biliniyor.

"Normal zamanlarda da hurma sık tercih edilmelidir"

Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Diyetisyen Merve Sena Nazlı, Ramazan ayının gelmesiyle beraber hurmanın sofralardaki yerini aldığını ifade ederek, "Sağlıklı beslenmeye dikkat edenler sadece Ramazan ayında değil normal zamanlarda da hurmayı sık tercih etmelidir. Çünkü şeker yerine kullanacağımız doğal bir tatlandırıcıdır. Hurma antioksidan içeriği yüksek olduğu için vücudumuzdaki toksinleri atmaya yardımcıdır. A, C vitamini içerdiği için aynı zamanda gençleşmeye yardımcı olacaktır ve cildimizdeki elastikiyeti sağlayıcı etkiye sahiptir.

Böylece daha genç bir görünüme sahip olabilirsiniz. İçerdiği magnezyumdan kaynaklı kas kramplarına iyi gelir ve aynı zamanda B6 vitamini içerdiği için de stres durumlarında tercih ederseniz mutluluk verici bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda potasyum içeriğinden dolayı da kalp sağlığını koruyucu etkiye sahiptir. Lif içeriği yüksek olduğu için özellikle tokluk sağlamaya yardımcı olup aynı zamanda kabızlık noktasında da tercih edebilirsiniz. Aynı zamanda hafızayı güçlendirici etkisi olduğu için alzheimer riski olanlar ve ben ne yaparsam yapayım sürekli unutuyorum diyenler için de oldukça güzel bir alternatif" dedi.

Diyetisyen Merve Sena Nazlı, hurmanın bir meyve olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade ederek, "Dikkat etmemiz bir nokta ise hurma da bir meyve olduğu için fazla tüketimi vücudumuzda yağlanmaya sebep olabilir ve kilo artışı olarak karşımıza çıkabilir. O yüzden günlük tüketeceğiniz 3 tane hurma sizler açısından yeterli olacaktır" şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/hurma-tokluk-sagliyor-hafizayi-guclendiriyor-20240314AW16.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/hurma-tokluk-sagliyor-hafizayi-guclendiriyor-20240314AW16.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/hurma-tokluk-sagliyor-hafizayi-guclendiriyor-20240314AW16-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/03/hurma-tokluk-sagliyor-hafizayi-guclendiriyor-20240314AW16.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/hurma-tokluk-sagliyor-hafizayi-guclendiriyor/611103/</link>
			<pubDate>Thu, 14 Mar 2024 11:52:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ölümden başka her şeye deva</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bitkilerin Profesörü Aysun Bay Karabulut, çörekotunun antioksidan özellikleriyle dikkat çeken timokinon adlı bileşeni içermesi nedeniyle güçlü bir kanser önleyici besin olarak kabul edildiğini söyledi.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, çörekotunun bilinmeyen faydalarını kaleme aldı.

Tıbbi anlamda çeşitli geleneksel tedavilerde kullanılan bir bitki olan çörekotunun İbni Sina'nın ünlü eseri El Kanun fi't-Tıb'da mizaca göre tedavide kullanımının tavsiye edildiğini hatırlattı. Çörekotunun metabolizmayı uyaran ve halsizlik, uyuşukluk giderici etkilere sahip olduğunun belirtildiğini ifade eden Karabulut, "Ölümden başka her derde deva olarak adlandırılan bu küçük siyah tohumların ve acımtırak mis gibi kokusunun hepimizin aklına geldiğini düşünüyorum. Eskiden çörekotunun önemi oldukça büyüktü. Özellikle süt ve yoğurtla birlikte tüketilirdi. Bu uygulama bereket timsali bir gelenek haline gelmişti. Ancak son zamanlarda çörekotunun eski önemini kaybettiğini söyleyebiliriz. Bazı geleneksel uygulamalar ve bilgi kaynaklarının yerini modern tıp ve farmakolojiye bıraktığı düşünülebilir" dedi.

Türkiye'de Kuzey Anadolu, Akdeniz bölgesi ve Trakya'da tarımı yapılan çörekotunun 14 çeşidinin yetiştiğini ifade eden Karabulut, "Sonuç olarak, çörekotu tıbbi anlamda faydaları olan bir bitki olarak kabul edilmektedir. İbni Sina'nın da mizaca göre tedavide kullanımını tavsiye ettiği bir bitkidir. Ancak günümüzde çörekotunun önemini kaybetmesiyle birlikte, geleneğimizdeki değeri azalmış olabilir. Yine de çörekotu, sağlık açısından çeşitli potansiyel faydalar sunabilen bir bitki olarak bilinir" ifadelerine yer verdi.

'Kutsanmış tohum' olarak da bilinen çörekotunun çeşitli sağlık faydalarıyla dikkat çektiğinin altını çizen Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut'un araştırmaları, bu bitkinin sağlık alanında önemli bir role sahip olduğunu da ortaya koyuyor.

Çörekotunun sağlık üzerinde çeşitli olumlu etkilere sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karabulut, şunları söyledi:

"Enfeksiyonlarla mücadelede etkili olduğu ve depresyonla savaşmada yardımcı olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda konsantrasyonu artırarak odaklanmayı destekler. Çörekotunun içeriğinde bulunan B vitaminlerinden B1 vitamini tiamin, B6 vitamini niasin, çinko, fosfor, demir, kalsiyum, bakır ve folik asit bulunur. Çörekotu ayrıca antioksidan özellikleriyle dikkat çeken timokinon adlı bileşeni içerir. Bu nedenle çörekotu, güçlü bir kanser önleyici besin olarak kabul edilir.

Antioksidan, tümör önleyici ve bakteri önleyici özellikleriyle çörekotu, antikanser ve antiinflamatuar etkiler gösterir. Bağışıklık sistemini uyarıcı etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Çörekotunun biyolojik aktif bileşikleri arasında ditimokinon, timokinon ve timohidrokinon bulunur. Özellikle timokinon, etkili bir nitrosötik madde olarak kabul edilir.

Tıp tarihinin önemli isimlerinden Hipokrat, çörekotunu karaciğer güçlendirme ve sindirim problemlerini çözmek için kullanmıştır. Ayrıca, eski zamanlarda çörekotu zehirli yılan ve akrep sokmaları, tümörler, deri döküntüleri, baş bölgesi enfeksiyonları ve gribal enfeksiyonlar gibi çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır. Modern bitki biliminin temelini atan Penedius Dioskorides ise çörekotu yağını baş ağrısı, diş ağrısı, burun tıkanıklığı ve bağırsak parazitleri gibi sorunların çözümünde kullanmıştır."

Eski çağlardan günümüze kadar, çörekotu karaciğeri güçlendirmek ve sindirim sistemi problemlerini gidermek amacıyla kullanılmıştır. Hipokrat da bu önemli bitkiyi, zehirli yılan ve akrep sokmaları, eski tümörler, dolama tedavisi, deri döküntüleri, baş bölgesi iltihapları ve gribal enfeksiyonlar gibi çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde kullanmıştır. Penedius Dioskorides ise modern bitki biliminin temelini atan isimlerden biridir ve çörekotu yağıyla baş ağrısı, diş ağrısı, burun tıkanıklığı ve bağırsak parazitleri gibi sorunlara çare bulunabileceğini belirtmiştir.

Çörek otu, İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in Tıbb-ı Nebevi'sinde de sıkça tavsiye edilmiştir. Hz. Muhammed'in(s.a.v.) "Şu kara taneyi (çörekotu) kullanın. Ölümden başka her şeye devadır" hadisi, çörekotunun önemini vurgulamıştır. Hz. Aişe'nin rivayet ettiği bir hadiste ise çörekotunun her hastalığa şifa olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, çörekotu yağının kolesterol düşürücü özellikleri bulunmaktadır. Yapılan bazı araştırmalar, çörek otu takviyesinin Tip 2 diyabet hastalarının kan şekeri seviyelerini düşürdüğünü ve kalp hastalıkları riskini azalttığını göstermiştir. Sağlıklı yağ asitleri açısından zengin olan çörek otu yağı, omega 6 ve omega 9 gibi doymamış yağları içerir, bu da saç ve cilt sağlığı için faydalıdır.

Cildin güzelleştirilmesinde de çörek otu yağının önemli bir rolü vardır. Sedef hastalığı ve akne gibi cilt sorunlarına iyi geldiği, tıkanmış gözenekleri açtığı ve cildin nem dengesini sağladığı bilinmektedir. Ayrıca, saç dökülmesini önlemeye yardımcı olur ve saç derisindeki hassasiyeti azaltır.

Çörek otu tüketirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Özellikle böbrek hastalığı, hamilelik, emzirme dönemi gibi durumlarda çörek otu yağı tüketiminden kaçınılmalıdır. Ayrıca, kan sulandırıcı ilaçlar kullananlar ve alerjik reaksiyon riski taşıyan kişiler öncelikle bir uzmana danışmalıdır. Aşırı tüketim ise mide sorunlarına yol açabilir ve zararlı olabilir.

Sonuç olarak, çörek otu birçok sağlık sorununun önlenmesi ve geleneksel tedavisinde kullanılan etkili bir bitkidir. Ancak, kullanırken dikkatli olunması ve uzman tavsiyesi alınması önemlidir."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/olumden-baska-her-seye-deva-20240212AW13.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/olumden-baska-her-seye-deva-20240212AW13.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/olumden-baska-her-seye-deva-20240212AW13-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/olumden-baska-her-seye-deva-20240212AW13.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/olumden-baska-her-seye-deva/610950/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 11:31:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yoğurttan yapılıyor, kilogramını 200 liradan satıyorlar</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kış mevsiminin şifa kaynağı olan geleneksel lezzetlerden 'kurut', alıcısını bekliyor. Uzun süre muhafaza etmek amacıyla yoğurdu kurutma yöntemi ile üretilen kurut, emziren annelerin sütünü artıyor ve doğal antibiyotik olarak hastalıklara iyi geldiği belirtiliyor.

Kendine özgü tadıyla zamanın en çok tüketilen ürünlerin başında geldiğini ve son zamanlarda ürüne olan ilginin azaldığını belirten Siirt esnafından Hasan Akgül; kurutun tansiyon, şeker, kalp gibi hastalıklara iyi geldiğini söyledi. Kurutun özellikle soğuk geçen kış günlerinde sofralardan eksik olmadığını belirten Akgül, "Yüksek iklimli yaylalarda tereyağı yayıktan yapıldığı zaman yayığın altında kalan ayran ilk önce süzülüyor, odun ateşinde süzüldükten sonra kaynatılıyor.

Kaynatıldıktan sonra şu kıvama alıyor. Bu da bir çeşit kuruttur. Bunun içinde katkı maddesi olarak bir tek kaya tuzu var. Kaya tuzuyla şu şekli alıyor. Ondan sonra güneşte kurutuluyor. Güneşte kurutulduğu zaman bakterilerle birlikte kurutuluyor. Laktik bakteri denilen bir bakteri türü bu ürüne ilave edildiği zaman daha da zenginleşiyor. Bu kurutun tıbben açıklanmış faydaları var.

Özellikle anne üstüne faydalıdır. Doğal antibiyotik diyebiliriz. Korona döneminde biz bunu çok tükettik. Bağışık sistemini gerçekten de kuvvetlendiriyor. Hastalıklarla savaşıyor. Bir nevi ilaçtır, yani doğal bir ilaçtır. Fiyatları şuanda kilogramı 150 TL ile 200 TL arasında değişiyor. Toptan 150 liraya veriyoruz. Perakende ise kilo işi 200 liraya veriyoruz" dedi.

Kurutu çok sevdiklerini ve kışın sürekli tükettiğini belirten müşteri Hüseyin Yıldız ise "Kurutu çok seviyoruz, herkese tavsiye ediyoruz" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/yogurttan-yapiliyor-kilogramini-200-liradan-satiyorlar-20240208AW13.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/yogurttan-yapiliyor-kilogramini-200-liradan-satiyorlar-20240208AW13.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/yogurttan-yapiliyor-kilogramini-200-liradan-satiyorlar-20240208AW13-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/yogurttan-yapiliyor-kilogramini-200-liradan-satiyorlar-20240208AW13.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yogurttan-yapiliyor-kilogramini-200-liradan-satiyorlar/610934/</link>
			<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 17:00:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kiloları nedeniyle eleştirilen diyetisyen Betül Öztürk konuştu</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sosyal medyada paylaştığı video ile gündem olan ve kilolu olduğu gerekçesiyle eleştirilere maruz kalan Diyetisyen Betül Öztürk konuştu. Öztürk sağlık problemleri nedeniyle kimi zaman kilo aldığını kimi zaman ise kilo verdiğini söyledi.

Sivas'ta yaşayan Diyetisyen Betül Öztürk, mesleğiyle alakalı tanıtım amacıyla çektiği videoyu sosyal medyaya yükledi. Video kısa sürede binlerce sosyal medya kullanıcısı tarafından izlendi. Bazı sosyal medya kullanıcıları ise diyetisyenin kilolu olduğunu söyleyerek, 'Demek ki kendi 3 günde 3 ila 7 kilo vermek istemiyor, 'Kelin ilacı olsa başına sürer', 'Dediğimi yap yaptığımı yapma', 'Önce kendine uygula' gibi eleştiri yağmuruna tuttu. Eleştirilen odağında olan Diyetisyen Betül Öztürk, açıklamalarda bulundu. Öztürk, 3 yıldır sağlık problemi nedeniyle tedavi gördüğünü ve bu yüzden kimi zaman kilo aldığını kimi zaman ise kilo verdiğini söyledi.

"Zaman zaman kilo alıp zaman zaman kilo veriyorum"

Sağlık problemleri nedeniyle zaman zaman kilo aldığını zaman zaman kilo verdiğini söyleyen Betül Öztürk, "Evet, diyetisyenim aynaya baktığımda bende kendimi görebiliyorum. Bazı sağlık problemler yaşıyorum ve bunları açıklamak istemiyorum. Bu problemlerden dolayı zaman zaman kilo aldığım veya verdiğim oluyor.

Kilolu diyetisyen diyerek yargılamak çok doğru değil, insan karşısındakini kırıyor mu bunu düşünmeli. Bu nokta da şunu örnek vermek istiyorum, doktorlar da kanser olabiliyor. Göz doktoruna gittiğimizde gözlük takan bir doktor görebiliyoruz. Bu kişiler başarısız mı kesinlikle değil. Bizim alanımız sadece kilo verme alanında değil birçok alanda uzmanlığımız var. Dış görünüşümden ziyade mesleğimde bir hatam varsa eleştirilmek isterim" dedi.

"Diyetisyen zayıf olmalı diye bir şey yok"

Betül Öztürk, diyetisyen olan kişini zayıf olması gerekiyor diye bir durumun olmadığını ifade ederek, " Yaşadığım sağlık problemleri var, 3 yıldır aldığım bir tedavi var. Tedaviden kaynaklı kilo aldığım ve verdiğim oluyor. Ayna karşısında kendimi barışık hissediyorum. Sosyal medya üzerinden de bu süreçleri zaten paylaşıyorum.

Bir diyetisyen zayıf olmalı diye bir şey yok, her diyetisyen sıfır beden algısı olamamalı, sosyal medyada birçok eleştiriye maruz kalıyoruz. Çok zayıf diyetisyenlerinde yaşadığı birçok sağlık problemi var. Ben sağlığım olduğu için mutluyum, kimse sağlığıyla sınanmasın. Kilom beni çok üzmüyor, istediğim zamanda istediğim kiloya düşecek alandayım" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/kilolari-nedeniyle-elestirilen-diyetisyen-betul-ozturk-konustu-20240202AW13.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/kilolari-nedeniyle-elestirilen-diyetisyen-betul-ozturk-konustu-20240202AW13.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/kilolari-nedeniyle-elestirilen-diyetisyen-betul-ozturk-konustu-20240202AW13-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/02/kilolari-nedeniyle-elestirilen-diyetisyen-betul-ozturk-konustu-20240202AW13.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kilolari-nedeniyle-elestirilen-diyetisyen-betul-ozturk-konustu/610899/</link>
			<pubDate>Fri, 02 Feb 2024 11:59:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Şifa kaynağı, kemik hastalıklarına iyi geliyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kemik sağlığını koruma konusunda önemli bir gıda maddesi olan tulum peynirinin, ilerleyen yaşlarda kemik hastalıklarını önlemek amacıyla da tüketilebileceği kaydedildi.

Uzmanlar tulum peynirinin protein ve vitamin değeri yüksek gıda maddeleri arasında yer almasından dolayı şifa kaynağı olduğunu belirtti.

Aşırıya kaçmadan belirli miktarda tüketilen tulum peynirinin sağlık açısından faydalı olduğunu açıklayan uzmanlar şu bilgilere yer verdiler:

"Tulum peyniri yüksek besin değeri sayesinde insan vücudu için tam anlamıyla bir şifa deposu. Tulum peyniri, içeriğinde yüksek oranda bulunan protein sayesinde kemik sağlığını koruma konusunda önemli bir gıda maddesidir. Aynı zamanda ilerleyen yaşlarda kemik hastalıklarını önlemek amacıyla da tüketilebilir. Tulum peyniri, diğer süt ve süt ürünleri gibi ağız içindeki bakterileri temizleyen güce sahiptir. B grubu vitaminleri yüksek oranda içeren tulum peyniri, kansızlık hastalığının doğal çözümlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple beslenme uzmanları, kan değeri düşük olan kişilere tulum peyniri tüketmelerini önerilmektedir.

Tulum peyniri, bağırsakların kusursuz bir şekilde çalışmasını sağlayarak sindirim sisteminin çalışmasını düzenlemektedir. Kahvaltılar da belirli oranlarda tüketeceğiniz tulum peyniri, gün içinde bağırsaklarınızın aktif çalışmasını sağlayacaktır. Sindirim sorunu yaşayan kişilerin belirli oranlarda tulum peyniri tüketerek bu sindirim problemlerini rahatlıkla atlatabilirler. Tulum peyniri, bağışıklık sisteminizi güçlendirerek vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getirmektedir."

Tulum peyniri nasıl yapılır?

Eşsiz bir aromaya sahip olan tulum peyniri, Erzincan, Tunceli, Konya, Bingöl, Elâzığ ve Erzurum gibi Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde üretilen bir süt ürünüdür. Tulum peynirinin yapım aşaması, sabır ve özen gerekmektedir.

Türkiye'nin verimli bölgelerinde beslenen büyükbaş ve küçükbaş hayvanlardan elde edilen sütler, mayalanıp bir süre bekletilmektedir. Tulum peyniri için mayalanan süt, süzgeçten ya da tülbentten geçirilerek süzülüyor. Ardından bir gece dinlendirilen bu peynir, büyük torbalar içine ekleniyor ve bir süre bekletiliyor. Bu sayede suyunu tamamen süzen peynir, bakır kaplarda ufalanıyor ve özel tuzla tatlandırılıyor. Daha sonra temiz ve büyük torbalara basılmasının ardından torbaların ağız kısmının dikiliyor. 10 günlük bekleme süresinin ardından torbaların içindeki tulum peyniri alınır ve peynir için hazırlanan hayvan derisine ya da bidona yerleştirilir. Kıl keçisi tulumunda bekletilen peynir, tam anlamıyla tulum peyniridir ve Erzincan yöresinde genellikle bu yöntem ile üretilmektedir.

Tulum peyniri hangi ilimizde meşhurdur?

Tulum peyniri, Erzincan, Tunceli, Elazığ ve Erzurum bölgelerinde sıklıkla üretilen yöresel peynir çeşitlerinden biridir. Şavak peyniri olarak da anılan Erzincan tulum peyniri; parlak görünümlü, tam yağlı ve sunduğu katı kıvamı ile ülkemizde sıkça tüketilen yöresel peynir çeşitleri arasında yer almaktadır. Tulum peyniri; koyun besiciliğinin yaygın olarak yapıldığı Konya ve Bingöl gibi illerde de sıklıkla üretilmektedir. İzmir'de üretilen tulum peynirleri de çok sevilmektedir, hamur işlerinde ve birçok yemekte kullanılmaktadır.

Tulum peyniri nasıl saklanır?

Tulum peyniri, saklama bakımından rahatlıkla muhafaza edebileceğiniz bir süt ürünüdür. Sert bir yapıya sahip olması sebebiyle tulum peyniri ürünlerini, saklama kabında ya da kendi poşetinde ağzı kapalı bir şekilde buzdolabında rahatlıkla muhafaza edebilirsiniz. Tulum peynirini derin dondurucuda saklamanız önerilmez. Tulum peyniri ürünleri, ısı değişimine maruz kaldığında küflenmeler ile karşılaşabilirsiniz. Bu sebeple tulum peynirini oda sıcaklığında bekletmemeniz önerilmektedir. Serin ve güneş ışığı almayan alanlarda muhafaza ettiğinizde tulum peyniri ürünlerini uzun ömürlü olarak tüketebilirsiniz.

Tulum peyniri nasıl tüketilir?

Tulum peyniri ürünlerini kahvaltılarda afiyetle tüketebileceğiniz gibi harika tariflere de imza atabilirsiniz. Tulum peynirini ekmek, pide, poğaça, börek gibi hamur işlerine ilave ederek harika lezzetler ortaya çıkarabileceğiniz gibi mevsim yeşillikleri ile hazırladığınız salatalarınıza ekleyerek de nefis bir salata hazırlayabilirsiniz. Aynı zamanda tulum peynirini hazırlayacağınız krep gibi ürünlere de ekleyerek de keyifle tüketebilirsiniz.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/01/sifa-kaynagi-kemik-hastaliklarina-iyi-geliyor-20240101AW11.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/01/sifa-kaynagi-kemik-hastaliklarina-iyi-geliyor-20240101AW11.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/01/sifa-kaynagi-kemik-hastaliklarina-iyi-geliyor-20240101AW11-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/01/sifa-kaynagi-kemik-hastaliklarina-iyi-geliyor-20240101AW11.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/sifa-kaynagi-kemik-hastaliklarina-iyi-geliyor/610751/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Jan 2024 15:56:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kış hastalıklarına karşı karışım: ''Çocuklarda tüketebilir''</title>
			<description><![CDATA[Ziraat mühendisi Mete Eltepe, Baharatların bir çok hastalıktan korunma ve vücut direncini artırmada oldukça etkili olduğunu ifade etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir'de aktar esnafı olan Ziraat Mühendisi Mete Eltepe, kişilerin vücutlarının özellikle soğuk aylarda yoğunlaşan hastalıklara karşı direnç kazanabilmesi için baharat karışımının tüketilmesi konusunda tavsiyelerde bulundu.

İzmir'in Konak ilçesinde tarihi Kemeraltı Çaşısı'nda yıllardır aktarlık mesleğini sürdüren Ziraat Mühendisi Mete Eltepe, kış aylarında ortaya çıkan hastalıkların daha çabuk atlatılması ve sağlıklı bir kış geçirilebilmesi için bazı önerilerde bulundu. Baharatların bir çok hastalıktan korunma ve vücut direncini artırmada oldukça etkili olduğunu ifade eden Eltepe,

"Malum kış ayları geliyor, havalar soğumaya başladı ve bu dönemde vücudu dinç tutacak takviye gerekiyor. Biz Kemeraltı'nda yıllardır bu ürünleri işliyoruz. Baharat karışımı ürün, özellikle öksürük, grip, nezle ve bir çok hastalığa karşı koruma sağlıyor. Baharat karışımı içerisinde çörek otu, zerdeçal, karabiber, çok az toz tatlı biber, toz acı biber ve zencefil yer alıyor. Bu karışım bal, yoğurt ya da sıcak suyla tüketebilir. Sabah güne başlarken aç karınla alınır" dedi.

Bu baharatların mikroplardan koruyucu ve C vitamini açısından çok zengin olduğunu ifade eden Eltepe, "Çörek otu çok önemlidir. İçinde timokinon olduğu için aynı zamanda kalp damar sağlığında da iyidir. Karabiber, zerdeçalı aynı zamanda aktifleştiren bir baharattır. Mikroplardan koruyucu ve C vitamini açısından çok zengin olan toz acı biber, zencefil ve sumak. Bu 6 baharatı eksik etmeyin" şeklinde konuştu.

Çocuklar da tüketebilir

Bu karışımın, özellikle ilkokula giden çocuklara balla beraber karıştırdığında beğenerek tüketeceğini söyleyen Eltepe, "Tarif ettiğim bu karışımı yapın bir kavanoz içinde hazır halde bulundurun. İyice karıştırdığınızda emin olduktan sonra yaklaşık şöyle bir çay kaşığı kadarını başka bir kabın içine koyun ve bunu yoğurtla, ister balla, ister sıcak suyla karıştırın. Aç karnına bunu direkt tüketin. Çörek otu, zerdeçal, karabiber, toz acı biber, zencefil ve sumak. Bunların hepsi faydalı ürünler. Bunlardan hepsinden az az miktarda karıştırın, karabiber ve acı biberden daha az koyun. Bu karışıma en fazla zerdeçal konulacak" dedi.

Karışımı kullanıp faydasını gördüğünü belirten vatandaş Osman Yıldız, "Grip olsun, hastalık olsun, nezle olsun, gelip buradan karışım aldığımız zaman faydasını görüyoruz. Bayağı bir faydasını görüyoruz. Yani herkese de tavsiye ederim" ifadelerine yer verdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/kis-hastaliklarina-karsi-karisim-cocuklarda-tuketebilir-20231006AW04.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/kis-hastaliklarina-karsi-karisim-cocuklarda-tuketebilir-20231006AW04.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/kis-hastaliklarina-karsi-karisim-cocuklarda-tuketebilir-20231006AW04-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/kis-hastaliklarina-karsi-karisim-cocuklarda-tuketebilir-20231006AW04.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kis-hastaliklarina-karsi-karisim-cocuklarda-tuketebilir/610234/</link>
			<pubDate>Fri, 06 Oct 2023 11:18:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mevsim geçişlerini bu bitkiler koruyor</title>
			<description><![CDATA[Ekim ayının yaklaşmasıyla pek çok kentte sonbahar mevsiminin etkisi hissedilmeye başlandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Eskişehir'de aktarlık yapan Koray Özkılıç, sonbaharın gelmesiyle birlikte hastalıkların daha hızlı yayıldığını söyleyerek, propolis, kış çayı ve keçiboynuzu pekmezi kullanılmasını tavsiye etti.

Ekim ayının yaklaşmasıyla pek çok kentte sonbahar mevsiminin etkisi hissedilmeye başlandı. Yaz mevsiminin sonuna gelinmesi sonucunda hava sıcaklıklarında azalma meydana gelirken, aktar esnafı hastalıkların yayılma hızının artması sebebiyle vatandaşlara uyarıda bulundu. Mevsim geçişlerinde vücudun savunmasını yüksek tutmanın çok önemli olduğuna vurgu yapan esnaf, bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinen propolis, kış çayı ve keçiboynuzu pekmezi gibi ürünlerin kullanılması gerektiğini ifade etti.

"Bitkisel olarak kullanmamız gereken şeyler var"

Eskişehir'de uzun yıllardır aktarlık yapan Koray Özkılıç, sonbahar geldiği için hastalıkların yayılma hızının artmaya başladığını belirtti. Bunların tedavisinin, aşısının ve çözümünün de olduğunu dile getiren Özkılıç, "Bitkisel olarak kullanmamız gereken şeyler var. Bitkisel olarak ne yapılabilir? Öncelikle buna değinmek lazım. Bitkisel olarak propolis kullanılabilir. Propolis nedir? Arıların gırtlağında hazırladığı bir enzimdir. Ne işe yarar? Balın yapıldığı yerin etrafına sürülür ve balın bozulmasını engeller. Kovanın içerisinde dezenfektan etkisi görür. Kraliçe arı bununla beslenir. Diğer işçi arılar da bununla beslenir. Biz bunu insan vücuduna aldığımız zaman ne olur? Vücut savunması artar. En önemlisi bu. Mutlaka propolis kullanılması lazım. Kış çayı dediğimiz, içerisinde ıhlamur, zencefil, zerdeçal, havlıcan, tarçın, karanfil ve ekinezya gibi bitkilerden bulunan bu çayların da kullanılması lazım" dedi.

"Keçiboynuzu pekmezi kan yapıcıdır ve çocuklarda kemik gelişiminde çok etkilidir"

Bu ürünlerin vücut savunmasını arttırmak konusunda etkili olduğuna dikkat çeken Özkılıç, "Saydığım ürünler vücutta antioksidan özelliği meydana getirecektir. Ancak her ne kadar kış çayı ve propolis de kullansak artık yavaş yavaş mevsimsel kıyafetlere dönmemiz lazım. Özellikle şunu da şunu belirtmek istiyorum, keçiboynuzu pekmezi kan yapıcıdır ve çocuklarda kemik gelişiminde çok etkilidir. Ayrıca belli bir yaştan sonra kemik gelişiminde zorluk yaşayan yaşlılarda da tesirlidir. Sabahları bir yeşil çay, bir kahve fincanının yarısı kadar da pekmez içmeyi alışkanlık haline getirdiğimizde zaten vücudumuz sağlıklı olacaktır" şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/mevsim-gecislerini-bu-bitkiler-koruyor-20231003AW04.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/mevsim-gecislerini-bu-bitkiler-koruyor-20231003AW04.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/mevsim-gecislerini-bu-bitkiler-koruyor-20231003AW04-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/10/mevsim-gecislerini-bu-bitkiler-koruyor-20231003AW04.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/mevsim-gecislerini-bu-bitkiler-koruyor/610219/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 10:16:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>11 yıldır uyuyordu 72 yaşında tekrar hayata döndü</title>
			<description><![CDATA[Hastalığı 11 yıl önce baş gösteren ve o günlerde 61 yaşında olan Zilha Gazi, her geçen gün kendini daha yorgun hissediyor, sürekli uyuma isteği duyuyordu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[11 yıldır günün tamamını uyuyarak geçiren, bu süre zarfında farklı doktorda hastalığına çare aranan 72 yaşındaki Zilha Gazi, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi'nde konulan doğru teşhis ve uygulanan tedavi ile iki haftada normal yaşamına tekrar döndü.

Hastalığı 11 yıl önce baş gösteren ve o günlerde 61 yaşında olan Zilha Gazi, her geçen gün kendini daha yorgun hissediyor, sürekli uyuma isteği duyuyordu. Bir süre sonra sürekli yorgunluk ve uyku hali nedeniyle gözlerini açık tutmakta zorluk çekmeye başlayan Gazi, günlük rutin ev işlerini yapamaz, özbakımını dahi tek başına sağlayamaz duruma gelmişti. Tek başına ayağa kalkamayan, desteksiz yürüyemeyen, dışarı çıkamayan Gazi'nin konuşması o kadar bozulmuştu ki, söyledikleri zar zor anlaşılıyor duruma gelmişti. Gün geçtikçe genel durumu daha da bozulan Gazi, artık günün büyük bir kısmını uyuyarak geçirir olmuştu. 11 yıl boyunca birçok farklı doktor ve hastaneye başvuran yakınları, uyku hastalığı, Alzheimer, Parkinson ve depresyon başta olmak üzere sayısız farklı teşhis ve uygulanan değişik ilaç tedavilerine rağmen bir sonuç alamamıştı. Uygulanan onca tedaviye karşın Zilha Gazi'nin sağlık durumunda hiçbir iyileşme olmaması, zaman geçtikçe Gazi ve ailesinin karamsarlığa kapılmasına neden olmuştu.

Zilha Gazi'nin hayatı Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi'nde gördüğü tedavi ile değişti. 61 yaşında başlayan uyku hali 11 yıl boyunca süren Zilha Gazi, Hastanede konulan Parkinson Plus Sendromu teşhisinin ardından uygulanan tedavi ile iki hafta içinde uyku halinden kurtuldu.

Hayat arkadaşı hiçbir zaman pes etmedi

Zilha Gazi'nin 50 yıldan uzun süredir hayat arkadaşı olan eşi Hasan Gazi'nin çabaları, bu sağlık hikayesinin yönünü değiştirmiş. Mormenekşe'nin sevilen simalarından Hasan Gazi, öğrenmeye çok meraklı, kararlı, azimli, engellerden yılmayan kişiliği ile karısının tekrar sağlığına kavuşabilmesi için yıllarca uğraşıyor, araştırıyor ve çareler aramaktan vazgeçmiyor. Gazi, Yakın Doğu Oluşumu'nun Yeniboğaziçi'nde yeni bir hastane açtığını duyar duymaz da farklı bir görüş alabilmek amacıyla Nöroloji bölümüne başvurmaya karar veriyor. Eşinin ve ailesinin hayatı da bu kararın ardından değişiyor. Nöroloji Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Tansel Ünal ile olan randevusuna iki kişinin desteği ile zar zor gidebilen ve konuşmakta güçlük çeken Zilha Gazi'ye eşi Hasan Gazi yardım ediyor.

"Doğru tanıda bilgi birikimi ve deneyim hayati önem taşıyor"

Göz kapaklarını açmakta dahi zorlanan Zilha Gazi'nin belirti ve bulgularını dikkatle değerlendirdiğini anlatan Dr. Tansel Ünal, göz kapaklarını açmakta dahi zorlanan Zilha Gazi'nin belirti ve bulgularını dikkatle değerlendirdiğinde, şikayetlerin nedeninin Parkinson Plus sendromlarının bir alt tipi olduğu tespitine vardı. Zilha Gazi'ye bu yönde tedavi uygulamaya başladığını ifade eden Uzm. Dr. Tansel Ünal, "Doğru tanıda bilgi birikimi ve deneyim hayati önem taşıyor. Akabinde uygulanan ilaç tedavisi sayesinde, Zilha Gazi 15 gün gibi kısa bir sürede hayata yeniden gözlerini açtı" dedi.

Artık kimsenin desteğine ihtiyaç duymadan yürüyor

Uzm. Dr. Tansel Ünal'ın uyguladığı tedavi sayesinde hayata adeta yeniden doğan Zilha Gazi, artık tamamen normal bir hayat sürüyor. Kimsenin desteğine hatta bastona bile ihtiyaç duymadan yürüyebilen Gazi, kendi ev işlerini rahatlıkla yapabiliyor, eşi Hasan Gazi ile yürüyüşe çıkabiliyor. Geçtiğimiz günlerde evinde verdiği yemek davetinde hazırlıkları tek başına gerçekleştirdiğini belirten Zilha Gazi, bu mutluluğun tarif edilemez olduğunu söyledi. Eşi Hasan Gazi ise minnettarlığını "Mutluluğum sonsuz. Bunca yıl sonra karımın o güzel gözlerini yeniden görebilmemi sağladınız" ifadeleriyle dile getirdi.

"İnsan ömrü uzadıkça nörodejeneratif hastalıklara yakalanma ihtimali artıyor"

"Aslında her şey göz önündeydi. Hastanın yakınmalarını dinleyip, muayene bulgularını yorumlayınca, Zilha Hanım'da nörodejeneratif hastalıkların hareket ile ilgili sistemi (ekstrapiramidal sistem) etkileyen grubuna ait 'Parkinson Plus Sendromlarının' bir alt tipinin bulunduğu kanaatine vardım ve bu yönde tedavi uygulamaya başladım" ifadelerini kullanan Uzm. Dr. Tansel Ünal, nörodejeneratif hastalıkların çoğunlukla genetik bazı hazırlayıcı faktörlere bağlı olarak, sinir sisteminin belirli bölümlerinin zaman içerisinde yıpranması sonucu ortaya çıktığını ve çok çeşitli formlarda olabildiğini söyledi.

Uzm. Dr. Tansel Ünal, tanı süreci ile ilgili yaptığı açıklamasında ise şu ifadelere yer verdi: "İnsan ömrü uzadıkça daha sık karşılaştığımız durumlar bunlar. Birçoğu net olarak tanımlanmış olsa da daha fazlası hala tanımlanmayı bekliyor. Birçok hastalık sık rastlanan belirtilere sahip olsa da, Zilha Hanım'ın rahatsızlığındaki gibi az rastlanan belirtilerle karşı karşıya kalındığında hekim karanlıkta kalıyor, yolunu bulmakta zorlanıyor. Bilgi birikimim ve deneyimlerim sayesinde belirtileri doğru yorumlayabildim. Ne mutlu ki, Zilha Hanım'ı sağlığına kavuşturabildik" ifadelerini kullandı.

Tanı ve tedavi yaklaşımı, hasta özelinde planlanmalı

Zilha Gazi'nin hastaneye başvurduğunda çok sayıda ilaç kullandığını, bu ilaçların kullanımının bir anda durdurulmasının mümkün olmadığını anlatan Uzm. Dr. Tansel Ünal, belli bir düzen ve aralıklarla eski tedavilerden uzaklaşılması için sürecin zamana yayıldığını anlattı. Aynı zamanda Zilha Gazi için yeni tedavi planı hazırlandığını ve ilaçlarında doz ayarlaması yapıldığını ifade eden Uzm. Dr. Tansel Ünal, her hasta özelinde doğru yaklaşım ve doğru tanının ardından tedavinin ayrıntılı ve titizlikle planlanmasının büyük önem taşıdığını belirtti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/11-yildir-uyuyordu-72-yasinda-tekrar-hayata-dondu-20230810AW00.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/11-yildir-uyuyordu-72-yasinda-tekrar-hayata-dondu-20230810AW00.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/11-yildir-uyuyordu-72-yasinda-tekrar-hayata-dondu-20230810AW00-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/11-yildir-uyuyordu-72-yasinda-tekrar-hayata-dondu-20230810AW00.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/11-yildir-uyuyordu-72-yasinda-tekrar-hayata-dondu/609960/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 10:44:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sivilce ve yağlanmaya karşı Anadolu propolisi ve arı zehri karışımı serum</title>
			<description><![CDATA[İçeriğinde Anadolu coğrafyasından elde edilmiş Anadolu propolisini kullanan firma, yeni ürünü olan sivilce ve yağlanmaya karşı serum ile yeni bir inovasyona imza attı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özütleme teknolojisi ile üretilen Anadolu propolisi ve arı zehri içeren yeni ürün, sivilce ve sivilce izlerinin iyileşmesine yardımcı olarak kullanılıyor.

Anadolu propolisi (A.P.E.) ve arı zehri, akneye karşı geliştirilmiş doğal patentli bir aktif olan miracne, hyaluronik asit çay ağacı yağı gibi değerli bitki özleri ile bir araya getiren BEE'O Propolis, dermo-kozmetik alanında inovatif ve doğal ürünleri geliştirdi. Ar-Ge merkezinde yürütülen çalışmalar ve projelerle ortaya çıkartılan ürün, BEE'O Apıbeauty Sivilce ve Yağlanmaya Karşı Yardımcı Serum oldu. Uluslararası 1'incilik ödülü de alan alan serumun özel formülü, klinik çalışmalarla da destekleniyor.

"15 günü kadar kısa bir sürede iyileşme süresini hızlandırıyor"

BEE'O Propolis kurucusu Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, "Literatürde, sivilce ve akneye karşı arı zehri ve propolisin etkinliği pek çok klinik çalışmaya konu olmuştur. Örneğin, 2018 yılında yapılan bilimsel bir çalışmada propolis ve çay ağacı yağı içeren bir karışımın yağlı ciltlerde görülen akne problemine karşı etkinliği değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda; propolis ve çay ağacı yağı içeren kremin, derideki kızarıklık izlerini azaltmada etkili olduğu, uygulamanın ilk 15 günü kadar kısa bir sürede iyileşme süresini hızlandırdığı, akne şiddeti indeksini ve toplam lezyon sayısını azaltmada etkili olduğu da bildirilmiştir" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/05/sivilce-ve-yaglanmaya-karsi-anadolu-propolisi-ve-ari-zehri-karisimi-serum-20230516AW89.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/05/sivilce-ve-yaglanmaya-karsi-anadolu-propolisi-ve-ari-zehri-karisimi-serum-20230516AW89.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/05/sivilce-ve-yaglanmaya-karsi-anadolu-propolisi-ve-ari-zehri-karisimi-serum-20230516AW89-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/05/sivilce-ve-yaglanmaya-karsi-anadolu-propolisi-ve-ari-zehri-karisimi-serum-20230516AW89.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/sivilce-ve-yaglanmaya-karsi-anadolu-propolisi-ve-ari-zehri-karisimi-serum/609575/</link>
			<pubDate>Tue, 16 May 2023 11:48:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>50 yaş üstü kadınlar dikkat</title>
			<description><![CDATA[Doç. Dr. Aşçı, hastalığın sinsi bir yönü olduğunu da ifade ederek, 50 yaş üstü kadınlara kemik yoğunluğu ölçümü yaptırmalarını tavsiye etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Aşcı, 50 yaş üzerindeki kadınlarda kemik erimesine bağlı kırık görülme ihtimalinin yüzde 40 olduğuna dikkat çekerek, "sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz"in kemikleri koruduğunu söyledi. Doç. Dr. Aşçı, hastalığın sinsi bir yönü olduğunu da ifade ederek, 50 yaş üstü kadınlara kemik yoğunluğu ölçümü yaptırmalarını tavsiye etti.

Acıbadem Eskişehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Aşcı, kemik erimesi olarak adlandırılan osteoporoz hastalığının sıklıkla menopoz sonrası kadınlarda görüldüğüne değinerek, osteoporozun yol açtığı kırıklardan korunmak için yapılabilecekleri anlattı. En kaliteli kemik dokuya 30'lu yaşlarda sahip olunduğunu belirten Doç. Dr. Aşcı, "Çocukluk ve ilk gençlikte alınan kalsiyumun 30'lu yaşlara kadar kemiklerde depolanır, bu süreç 30'lu yaşlara doğru azalarak devam eder. Bu nedenle 30'lara kadar depolanan kalsiyum sonraki yaşlardaki kemik sağlığı için oldukça etkilidir" dedi.

Osteoporozun dünyada en sık görülen metabolik kemik hastalığı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Aşçı, "Kas iskelet sisteminin en önemli yapıtaşı olan kemikler osteosit adı verilen hücreler ve bu hücreleri çevreleyen kalsiyum, fosfor ve kolajenden ibaret matrix denilen dokudan meydana gelir. Yetersiz ve dengesiz beslenme, hormonal bozukluklar ve yetersiz hareket kemik sağlığını bozmakta ve zayıflamasına neden olmaktadır" diye konuştu.

"Kırıklar ameliyat gerektirebilir"

Osteoporozun, kemiklerin hücresel düzeyde zayıflamasına sebep olup kemik kalitesini bozarak, kemikleri daha kırılgan hale getirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Aşcı, kırılgan hale gelen kemiklerin basit düşmelerde bile ciddi, büyük kemik kırıkları ile sonuçlandığını ifade etti. Osteoporotik kırıklar denilen bu kırıkların genellikle omurga, kalça, omuz ve el bileği çevresinde görüldüğünü vurgulayan Doç. Dr. Aşcı, "Büyük kemiklerde oluşan bu kırıklar ciddi düzeyde kan kaybına sebep olarak metabolizmanın dengesini bozmakta, kişinin hareketsiz kalmasına ve bu hareketsizlik neticesinde ciddi ek problemler görülmesine neden olabilir. Ekleme yakın bölgeler veya eklem içine uzanan bu kırıkların çoğunlukla ameliyat edilmesi gerekir" şeklinde konuştu.

"Kırık ihtimali erkeklerde yüzde 13, kadınlarda yüzde 40"

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, 50 yaş üzerinde osteoporoza bağlı kırık görülme ihtimalinin erkeklerde yüzde 13 iken, kadınlarda bu oranın yüzde 40'lara çıktığını aktaran Doç. Dr. Aşcı, bu osteoporotik kırıkların yaklaşık yüzde 70'inin herhangi bir şikayete neden olmadığını ve sonradan tanı konulduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Aşcı, bazı durumlarda hiç şikayet oluşturmadığı için ancak kemik kırıldığında tanı konulduğuna, yani hastalığın "sinsi" yönüne dikkat çekerek, 50 yaş sonrasında özellikle kadınların kemik yoğunluğu ölçümü yapılmasının bu nedenle oldukça önemli olduğunu vurguladı.

"Kış mevsimi kırıklar için daha elverişli"

Kış mevsiminde soğuk hava, karlı ve buzlu yolların daha fazla düşmeye, dolayısıyla daha fazla omurga, kalça, omuz ve el bileği çevresi kırıkları görüldüğünü belirterek, "Kemiklerin kırılmalara karşı direnç geliştirebilmesi için kemiğin etrafındaki kas dokusunun ve sinir sisteminin de güçlü olması gerekir. Ayrıca güneş ışığı eksikliği ve daha az aktivite de daha kırılgan kemiklere yol açar. D vitamini ve kalsiyum takviyesi ile birlikte düşük tempolu düzenli egzersizler kemik sağlığı ve osteoporotik kırıkların önlenmesi için kritik öneme sahiptir" ifadelerini kullandı.

Ciddi problemlere yol açabilecek bu kırıklardan kemiklerin güçlü ve sağlıklı olmasını sağlayarak korunulabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Aşcı, bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

"Kalsiyum ve proteinden zengin düzenli beslenme, günlük düzenli egzersiz ve spor alışkanlığı, yeterli güneş ışığı alımı, D vitamini eksikliğinin giderilmesi, menopoz sonrası kemik yoğunluk ölçümlerinin düzenli yapılması, doktor kontrolünde uygun osteoporoz tedavisi."

Doç. Dr. Aşcı ayrıca, kemik yoğunluğunu azaltması ve kırıkların iyileşmesini geciktirmesi nedeniyle sigara içmenin de osteoporozu olumsuz etkilediğini söyledi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/50-yas-ustu-kadinlar-dikkat-20230330AW85.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/50-yas-ustu-kadinlar-dikkat-20230330AW85.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/50-yas-ustu-kadinlar-dikkat-20230330AW85-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/50-yas-ustu-kadinlar-dikkat-20230330AW85.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/50-yas-ustu-kadinlar-dikkat/609368/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Mar 2023 11:18:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyük değişim, 21 günlük kullanımda gözle görülür fark oluşuyor</title>
			<description><![CDATA[Kadınların korkusu haline gelen cilt kırışıklıkları yeni nesil nemlendiricilerle artık sorun olmaktan çıkıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bazı kadınların adeta korkulu rüyası haline gelen cilt kırışıklıkları artık sorun olmaktan çıkıyor. Türkiye'de üretilen yeni nesil cilt nemlendiricisi ile 21 günde kırışıklıklar en aza indirgenebiliyor.

Kadınların korkusu haline gelen cilt kırışıklıkları yeni nesil nemlendiricilerle artık sorun olmaktan çıkıyor. Cilt kuruluğu olanlar için kalıcı çözümler sunan yeni nesil nemlendirici New Paradise markası tarafından üretiliyor. Ürettikleri nemlendirici ile 21 günde kırışıklıkları en aza indirdiklerini belirten Onur Evliyaoğlu, genç kalmak isteyen kadınlara yakında farklı müjdeli haberleri de vereceklerini söyledi.

"Ürünümüzle birçok kadınımızın yüzünü güldüreceğiz"

Ürün ile kısa sürede etkili sonuçların alınabileceğini ifade eden Evliyaoğlu, "Özellikle orta yaştaki kadınlar için artık kırışıklıkların sorun olmaktan çıkacağını söyleyebiliriz. Üstelik bu ürün ile çok kısa sürede etkili sonuçlar alınabilecek. Markamız ile birçok ürün çalışması yapıyoruz. Yeni nemlendiricimiz için geri sayım başladı. Özellikle orta yaş kadınların vazgeçilmezi olacak olan nemlendiricimiz ile birçok kadınımızın yüzünü güldüreceğiz" dedi.

"Cilt kırışıklıkları korkulu rüya olmayacak"

Bu ürün dışında farklı ürünler üzerinde de çalışmalarının devam ettiğini aktaran Onur Evliyaoğlu, "Genç kalmak isteyen kadınlarımıza yakında müjdeli haberlerimiz olacak, öncelikle 21 günde kırışıklıkları en aza indirecek olan nemlendiricimiz ile cilt kırışıklıkları kadınlarımızın korkulu rüyalarından biri olmaktan çıkaracağız. Tabii bu ürün dışında farklı ürünler üzerinde de çalışmalarımız sürüyor. Kadınlarımız için çalışmalarımızı yoğun şekilde sürdürüyoruz" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/buyuk-degisim-21-gunluk-kullanimda-gozle-gorulur-fark-olusuyor-20230321AW85.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/buyuk-degisim-21-gunluk-kullanimda-gozle-gorulur-fark-olusuyor-20230321AW85.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/buyuk-degisim-21-gunluk-kullanimda-gozle-gorulur-fark-olusuyor-20230321AW85-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/buyuk-degisim-21-gunluk-kullanimda-gozle-gorulur-fark-olusuyor-20230321AW85.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/buyuk-degisim-21-gunluk-kullanimda-gozle-gorulur-fark-olusuyor/609286/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 15:23:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bu yağ uykusuzluğu gideriyor</title>
			<description><![CDATA[​​​​​​​Tamamlayıcı ve alternatif uygulamaların başında gelen aromaterapi yönteminde en sık kullanılan esansiyel yağı bu yağıdır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Böbrek yetmezliğine dayalı uyku bozukluğunun ortadan kaldırılması için alternatif olarak aromaterapi uygulandığını belirten Yüksek Hemşire İlknur Yücel, "En sık kullanılan esansiyel yağ lavanta yağıdır" dedi.

Kanda biriken atıkları ve asitleri filtreleyerek temizleme işlemi sağlayan böbrekler, vücudumuzun en önemli organlarından. Böbrekler fonksiyonlarını yerine getiremediği durumlarda üre, potasyum, keratinin ve fosfor gibi maddeler kanda yükselişe geçmekte. Kanda bulunan bu zararlı maddelerin temizlenmesi içinse hemodiyaliz işlemi uygulanıyor. İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ), Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Diyaliz Bölümü'nden Öğr. Gör. Yüksek Hemşire İlknur Yücel, böbrek yetmezliğinin kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu ve bu durumun sıvı-elektrolit dengesinde meydana gelen bozulma sonucunda koma beslenme bozukluğu, pulmoner ödem, kardiyovasküler rahatsızlıklar, cilt değişiklikleri, cilt turgorunda azalma, anemi, demir eksikliğinin yanı sıra uyku bozukluklarına da sebep olduğunun altını çizdi.

Aromaterapide esansiyel yağ olarak lavanta yağı kullanılıyor

Türkiye'de ve dünyada yaygın olarak hemodiyaliz hastalarının uyku bozukluğunun ortadan kaldırılmasında çeşitli tamamlayıcı ve alternatif tıp ögelerinin kullanıldığını ifade eden Öğr. Gör. Yüksek Hemşire İlknur Yücel, "İnsanlığın oluşumundan beri ortaya çıkan pek çok hastalığın tedavisini doğada aramış ve bu durum geleneksel tıbbın doğmasını sağlamıştır.

Tamamlayıcı ve alternatif uygulamaların başında gelen aromaterapi yönteminde en sık kullanılan esansiyel yağı ise lavanta yağıdır. Aynı zamanda bu yağ uyku bozuklukları, sedatizasyon sağlama, kaşıntıyı önleme, enfeksiyonun önlenmesi, kasların gevşemesi, yara iyileşmesi, yaşam bulgularının düzenlenmesi ve ağrının giderilmesi için sıklıkla kullanılmaktadır" dedi.

İnhaler veya masaj yoluyla uygulanmalı

Yüksek Hemşire İlknur Yücel; "Yapılan incelemeler sonucunda hemodiyaliz hastalarında lavanta yağının inhaler (akciğerler aracılığıyla vücuda ilaç salımı için kullanılan tıbbi bir cihaz) ya da masaj yoluyla uygulanması bireylerin uyku kalitesini artırdığı saptandı. Fakat lavanta yağının kontrolsüzce kullanımı nefrotoksik etkiye de sebep olabiliyor. Geleneksel tıbbın, medikal tıbbın yerini alamayacağını bu yüzden mutlaka bir sağlık kuruluşundan yardım alınması gerekir" şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/bu-yag-uykusuzlugu-gideriyor-20230307AW84.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/bu-yag-uykusuzlugu-gideriyor-20230307AW84.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/bu-yag-uykusuzlugu-gideriyor-20230307AW84-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/03/bu-yag-uykusuzlugu-gideriyor-20230307AW84.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bu-yag-uykusuzlugu-gideriyor/609165/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 12:57:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dağlarda ilk kez rastlanan ot bilim dünyasına kazandırılıyor</title>
			<description><![CDATA[Söz konusu türün biyolojik aktivitesinin tespiti, Cephalaria türleri ile ilerleyen çalışmaların yapılması için bir basamak niteliğinde.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Düzce'nin Gölyaka ilçesi Elmacık Dağları'nda ilk kez rastlanılan ve bilim dünyası için tanımlanan lokal endemik bitki türü Cephalaria duzcensis bilim dünyasına kazandırılıyor.

Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmi Aksoy ile Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan S. Göktürk, ilk kez Düzce'nin Gölyaka ilçesi Elmacık Dağları'nda rastlanılan ve bilim dünyası için tanımlanan lokal endemik bitki türü Cephalaria duzcensis'i 2007 yılında literatüre kazandırmıştı. Araştırmacılar, söz konusu bitki türünün bilimsel olarak adlandırılmasını yaparken, epitet seçiminde coğrafi yer adını kullanmayı tercih ederek, Düzce ilinin adını vermişti.

Halk arasında "Pelemir Otu" olarak da bilinen Cephalaria türlerinin, ateş düşürücü, iltihap giderici ve sakinleştirici etkileriyle kullanıldığı biliniyor. Bunun yanı sıra, yapılan çalışmalarla, bu türlerin antioksidan, antibakteriyel, antifungal etkileri de tespit edilmiştir. Endemik olması dolayısıyla, C. duzcensis üzerinde yapılan çalışmaların kısıtlı oluşu, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden araştırmacıları harekete geçirdi.

Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. H. Gülçin Saltan İşcan önderliğinde gerçekleştirilen bilimsel çalışmalarda endemik bitkinin, toprak üstü kısmından hareketle, farklı çözücülerle hazırlanan ekstrelerin fitokimyasal içeriği aydınlatıldı. Antioksidan kapasiteleri de aydınlatılan bitki esktrelerinin, antienflamatuvar aktiviteleri deney hayvanları üzerinde yürütülen çalışmalarla kanıtlandı. Endemik türün tohumlarından elde edilen sabit yağın da içeriği aydınlatılarak literatüre kazandırıldı.

Sonuçlar; bitkinin fenolik bileşik içeriği bakımından zengin olduğu yönündedir. Ayrıca ekstrelerin antioksidan içeriklerinin de deney hayvanları üzerinde yürütülen çalışmalar ile elde edilen sonuçlarla paralellik gösterdiği bildirildi. Endemik tür üzerinde yürütülen fitokimyasal çalışmalar ve biyoaktivite testleriyle elde edilen veriler, bitkinin antienflamatuvar ve antioksidan etkinliğini doğruluyor.

Ayrıca söz konusu türün biyolojik aktivitesinin tespiti, Cephalaria türleri ile ilerleyen çalışmaların yapılması için bir basamak niteliğindedir. Söz konusu endemik tür üzerinde yürütülen farmakognozik çalışmalar devam etmekte olup, uzun vadede, hem halk arasında kullanımı olan bir bitkiye dair yeni verilerin bilim dünyasına kazandırılması, hem de halk sağlığını koruyucu/tedavi edici yeni ürünler piyasaya çıkarılarak ülkemiz için katma değeri yüksek ürünlerin ekonomiye kazandırılması hedefleniyor.

Bu amaçla bitkinin doğadan toplanması, yaşam döngüsü açısından kritik olacağından dolayı; biyolojik aktivite açısından yüksek potansiyel taşıyan ancak sınırlı alanda yetişen bu bitkinin, araştırmacılar tarafından kültüre alınarak, tıbbi bitki olarak kullanılması amacıyla Düzce Üniversitesi Süs ve Tıbbi Bitkiler Botanik Bahçesi'nde üretim çalışmaları sürdürülüyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/daglarda-ilk-kez-rastlanan-ot-bilim-dunyasina-kazandiriliyor-20230204AW81.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/daglarda-ilk-kez-rastlanan-ot-bilim-dunyasina-kazandiriliyor-20230204AW81.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/daglarda-ilk-kez-rastlanan-ot-bilim-dunyasina-kazandiriliyor-20230204AW81-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/daglarda-ilk-kez-rastlanan-ot-bilim-dunyasina-kazandiriliyor-20230204AW81.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/daglarda-ilk-kez-rastlanan-ot-bilim-dunyasina-kazandiriliyor/608941/</link>
			<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 13:52:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyük İskender'in akıllı antibiyotik formülü ile kansere çare olmaya çalışıyor</title>
			<description><![CDATA[Projeler Koordinatörü Hakan Başlık, her yıl milyonlarca kişinin hayatını kaybettiği kansere karşı çalıştıklarını ve Büyük İskender'in adını verdikleri bu çalışmadan umutlu olduklarını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Teknokent'te birbirinden ilginç çalışmaları ile gündeme gelen HBX AR-GE ekibi, Büyük İskeder'e ithaf ettiği akıllı antibiyotik ile kansere çare olmaya çalışıyor.

Ege Bölgesi içerisinde yer alan endemik bitkiler ile AR-GE faaliyetlerini sürdüren Karya Farma HBX AR-GE(BAP) Bilimsel Araştırmalar Projeleri kapsamında yaklaşık 13 yıldır akıllı antibiyotik üzerinde çalıştıklarını belirten Karya Farma HBX AR-GE Projeler Koordinatörü Hakan Başlık, her yıl milyonlarca kişinin hayatını kaybettiği kansere karşı çalıştıklarını ve Büyük İskender'in adını verdikleri bu çalışmadan umutlu olduklarını söyledi.

UICC (Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü) tarafından kanser konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl 4 Şubat'ın Dünya Kanser Günü olarak anıldığını kaydeden Başlık, "Her yıl görülen 19 milyon yeni kanser vakasının yüzde 30-50'sinin önlenebilir olduğu bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2020 verilerine göre Türkiye'de 233 bin vaka tahmin edildiğini, bunun 2040 yılında her yıl için 392 bine çıkacağını öngörmektedir. Verilere göre; Türkiye'de kanser ölümleri 2020 yılı için 126 bin civarında olup, 2040 yılında bu rakamın 233.000'e çıkması öngörülmektedir" diyerek çağın en önemli hastalıklarından biri olan kansere karşı mücadele için yoğun bir çalışma içerisinde olduklarını söyledi.

"Erkeklerde en çok akciğer, kadınlarda meme kanseri görülüyor"

Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre Türkiye'de ilk beş sırayı erkeklerde akciğer/solunum yolları, prostat, kalın barsak, mesane, mide kanseri; kadınlarda meme, tiroid, kalın barsak, uterus, akciğer/solunum yolları kanseri aldığını belirten Başlık, kanserin artık her yaşta görülen ırk, cins, ülke ayrımı gözetmeyen bir hastalık olduğunu belirtti.

Yaş grupları hastalıklara göre değişmekle birlikte, kanserin genel olarak 50'li yaşlardan sonra daha sık görüldüğünü kaydeden Karya Farma HBX AR-GE Projeler Koordinatörü Hakan Başlık, "Verilere göre; kanser sıklığı yüz binde 225 olarak bildirilmiştir. Yaşam süresinin uzaması, nüfus artışı, yaşam tarzı gibi nedenlerde Türkiye'de de her geçen gün kanser sayısı artmaktadır. Ülkemizde 30 bini aşkın akciğer kanseri görülmektedir.

Ülkemizde 0-14 yaş grubunda çocuklarda ise her yıl 3 bin civarında kanser görülmektedir. Dünyada ve Türkiye'de hastalıklar arasında kanser ikinci ölüm nedeni olarak kayıtlarda yerini almaktadır. İyileşme oranı ise gelişmiş ülkelerde yüzde 42 ile yüzde 55 arasında değişmekle birlikte düşük gelir kategorisindeki ülkelerde iyileşme oranı yüzde 20'lerin altına da düşmektedir. Karya Farma HBX AR-GE olarak kansere karşı yaklaşık 13 yıldır devam eden çalışmalarımızda önemli mesafe kat ettik. İnşallah kanserde umut olacak paylaşımı önümüzdeki süreçte paylaşacağız" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/buyuk-iskenderin-akilli-antibiyotik-formulu-ile-kansere-care-olmaya-calisiyor-20230204AW81.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/buyuk-iskenderin-akilli-antibiyotik-formulu-ile-kansere-care-olmaya-calisiyor-20230204AW81.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/buyuk-iskenderin-akilli-antibiyotik-formulu-ile-kansere-care-olmaya-calisiyor-20230204AW81-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/buyuk-iskenderin-akilli-antibiyotik-formulu-ile-kansere-care-olmaya-calisiyor-20230204AW81.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/buyuk-iskender-in-akilli-antibiyotik-formulu-ile-kansere-care-olmaya-calisiyor/608939/</link>
			<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 13:49:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bu şehrin nüfusunun neredeyse tamamı Acil Servis'e başvurdu</title>
			<description><![CDATA[Acil Servis'e en çok hangi hastaların ve hangi saatler arasında başvurduğunu da kaydeden Dr. Duran şunları söyledi:]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Afyonkarahisar'da 2022 yılında yaklaşık 550 bin hasta Devlet Hastanesi Acil Servis'ine başvurarak adeta bir rekora imza atarken, Hastane Başhekimi Op. Dr. Mehmet Duran ise rakamları "Daha çok 'Acil Servis'e başvurmaması gereken' ayaktan hasta dediğimiz hastaların başvurduğunu görüyoruz" dedi.

Dr. Duran, Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nin 2022 yılı hasta başvuru rakamlarını İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine açıkladı. Dr. Mehmet Duran, 2022 yılında Acil Servis'in en az hastane poliklinikleri kadar yoğun çalıştığına dikkat çekerek, rakamların çok fazla olduğunu vurgulayarak, "2022 yılında Acil Servis'e, polikliniğe göre daha fazla hastanın geldiğiniz görüyoruz. 2022 yılında Acil Servis'e gelen 550 bin hasta var. Rakamlara bakılarak kent nüfusunun neredeyse tamamının Acil Servis'e geldiği şeklinde yorumlanabilir" dedi.

"Daha çok 'Acil Servis'e başvurmaması gereken' hastalar geldi"

Acil Servis'e en çok hangi hastaların ve hangi saatler arasında başvurduğunu da kaydeden Dr. Duran şunları söyledi:

"Acil Servis'te özellikle akşamüzeri yoğunluk oluyor. 16.00 ile gece 23.00'a kadar ciddi bir yoğunluk olmakta, bizde buna göre oradaki personel ve gerekli ekipmanları ayarlamaktayız. Acil Servis'e başvuran hastalara baktığımızda ise daha çok 'Acil Servis'e başvurmaması gereken' ayaktan hasta dediğimiz ve büyük çoğunluğu gribal enfeksiyonlu hastaların başvurduğunu görüyoruz."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/bu-sehrin-nufusunun-neredeyse-tamami-acil-servise-basvurdu-20230201AW81.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/bu-sehrin-nufusunun-neredeyse-tamami-acil-servise-basvurdu-20230201AW81.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/bu-sehrin-nufusunun-neredeyse-tamami-acil-servise-basvurdu-20230201AW81-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/02/bu-sehrin-nufusunun-neredeyse-tamami-acil-servise-basvurdu-20230201AW81.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bu-sehrin-nufusunun-neredeyse-tamami-acil-servis-e-basvurdu/608924/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Feb 2023 10:55:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Arkadaşlarıyla gittiği piknikte yediğinden zehirlendi, 8 ay yürüyemedi</title>
			<description><![CDATA[Peyzaj Mimarlığı Bölümü 3. sınıf öğrencisi Rümeysa Bingöl 8 ay önce arkadaşlarıyla birlikte pikniğe gitti. Piknikte güzel bir gün geçiren Bingöl bir süre sonra ise rahatsızlanarak kentteki bir hastaneye kaldırıldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Malatya'da 8 ay önce arkadaşlarıyla gittiği piknikte yediği tavuktan zehirlenen 23 yaşındaki üniversite öğrencisi 8 ay boyunca yürüyemedi. Üniversite öğrencisi genç kız, 8 aydır gördüğü tedavinin ardından bugün ilk adımı attı

Malatya İnönü Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 3. sınıf öğrencisi Rümeysa Bingöl 8 ay önce arkadaşlarıyla birlikte pikniğe gitti. Piknikte güzel bir gün geçiren Bingöl bir süre sonra ise rahatsızlanarak kentteki bir hastaneye kaldırıldı. Buradaki tedavisinin ardından taburcu edilen Bingöl gece saatlerinde tekrar fenalaştı. Kollarında başlayan güç kaybını kısa sürede vücudunun tamamında hisseden genç kız yürüme hareketi kısıtlanırken, ailesi tarafından getirildiği Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı.

"Entübe edildim aylarca yoğum servisinde kaldım"

Arkadaşlarıyla gittiği pikniğin kabusa döndüğünü kaydeden Rümeysa Bingöl, "Geçtiğimiz yıl 24 Mayıs'ta okulda arkadaşlarımızla pikniğe gittik. Diğer gün kolumda ve ayaklarımda uyuşma başladı. Bir süre sonra kol ve ayaklarımı hiçbir şekilde oynatamadım. Üniversite hastanesine gittiğimizde kas gevşetici iğne yaptılar o da vücudumda olan zehri daha çok yaymış. Gece ayağa kalkmak isterken yere yığıldım kalkamadım.

Eğitim Araştırma Hastanesi geldik bütün tetkikler yapıldı ama sonuçlar temiz çıktı. Gözetim altına aldılar o zaman solunum kaslarım gitti sonrasında yoğun bakıma alınarak entübe edildim. 22 günü entübe olarak üzere dört buçuk ay boyunca yoğun bakımda kaldım. Daha sonra fizik tedavi servisine geldim. Burada da hocalarımız bana destek oldular. Ayağa kalkmama, yürümeme yardımcı oldular. Şuanda adım atabiliyorum. Adım atmaya başladığım zamanın mutluluğu tarif edilmez. Hiç adım atamayacağımı düşünüyordum. Adım atmaya başladığım zamanın mutluluğu tarif edilmez" dedi.

"Her şey piknikte başladı"

Rümeysa'nın piknikte yediği yemek sonrası rahatsızlandığını kaydeden baba Şükrü Bingöl ise "Kızım Mayıs ayında arkadaşlarıyla gittiği piknik sonrasında biranda rahatsızlanarak kas güçlerini kaybetti. Önce sağ kolda daha sonra elde ve ayaklarda güçsüzlük oluştu. Biz de üniversite hastanesine gittik orda herhangi bir şeyi olmadı diye geri gönderdiler.

Aynı günün gecesinde de kızım ayağa kalkamaz durumda Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırdık. Daha sonra acil olarak yoğun bakım ünitesine aldılar. Dört buçuk ay yoğun bakımda kaldı. Daha sonra fizik tedavi ünitesine aldırdılar. Üç buçuk aydır da fizik tedavi ünitesine tedavisi devam ediyor. Yaklaşık 4 gündür ayağa kalkıp yürümenin heyecanı ve mutluluğu var bizde. Şuanda yapılan tedavilerin neticesini görerek kızımın yeniden ayağa kalkacağı günü iple çekiyoruz. Hastane yetkililerine doktorlardan, fizik tedavi uzmanlarına bütün çalışanlarına çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.

"Çok büyük ilerlemeler kaydettik"

Rümeysa'nın rahatsızlığına sebep olan durumun gıda zehirlenmesi olarak değerlendirdiklerini aktaran Malatya Eğitim Araştırma Hastanesi baş fizyoterapisti Tuğba Karabulut da, "Rümeysa'nın tedavisi yaklaşık 4 aydır fizik tedavi rehabilitasyon merkezimizde devam ediyoruz. Rümeysa hastanemize botulinum toksini nedeniyle başvurdu. Öncesinde yoğun bakım süreci geçirdi. O süreçte solunum kasları, yüz kasları, yutmasını ve bütün vücudunu hareket etmesini sağlayan bütün kaslarında belirgin güç kayıpları yaşadı.

Genel durumu stabil hale geldikten sonra da kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının tedavi edilmesi için fizik tedavi kliniğimizde tedavi gördü. O dönemden itibaren uygun fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleriyle çok büyük ilerlemeler kaydettik. Rümeysa'nın rahatsızlığına sebep olan durum gıda zehirlenmesi, tavuk yemesiyle gelişen toksik olay sebebiyle oluyor. Botulinum toksin konserve zehirlenmeleri, tarihi geçmiş gıdalar sağlıklı besin zinciri tamamlanmamış protein ürünleri, et ve süt ürünleri bunlardan sebep gerçekleşiyor" şeklinde konuştu.

"Artık bağımsız kendi adımlarını atmaya başladı"

Rümeysa'nın yaklaşık 8 ay sonra yeniden yürümeye başladığını belirten Fizyoterapist Talha Ersöz de, "Rümeysa servisimize 4 buçuk aylık bir yoğun bakım sürecinden sonra geldi. Fizik tedavi servisine geldiğinde dört ekstremitenin kuadriplejide Hareket eksikliği ile buraya geldi. yaklaşık 3 buçuk aydır servisimizde gerekli rehabilitasyon hizmetlerini kendisine verdik. Beraber egzersizlerimize devam ettik. Bugün geldiğimiz aşamada artık bağımsız bir şekilde kendi adımlarını atmaya başladı" diye konuştu]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/01/arkadaslariyla-gittigi-piknikte-yediginden-zehirlendi-8-ay-yuruyemedi-20230118AW80.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/01/arkadaslariyla-gittigi-piknikte-yediginden-zehirlendi-8-ay-yuruyemedi-20230118AW80.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/01/arkadaslariyla-gittigi-piknikte-yediginden-zehirlendi-8-ay-yuruyemedi-20230118AW80-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/01/arkadaslariyla-gittigi-piknikte-yediginden-zehirlendi-8-ay-yuruyemedi-20230118AW80.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/arkadaslariyla-gittigi-piknikte-yediginden-zehirlendi-8-ay-yuruyemedi/608804/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Jan 2023 10:26:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yerin 150 metre altında, 18 dönüm büyüklüğe sahip Tuz Şehrine yoğun ilgi</title>
			<description><![CDATA[İçerisinde barındırdığı mikronlar sayesinde sağlık terapisi görevi gören Tuz Şehri'ni son bir yılda 700 binden fazla kişi ziyaret etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yapılan akademik araştırmada dünyadaki en saf tuzlarından birisi olduğu ortaya çıkan Çankırı kaya tuzu, hiçbir ağır metal barındırmaması sebebiyle en sağlıklı tuzlar arasında yer alıyor. Çankırı'da her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği, Hititler döneminden Yer Altı Tuz Şehri ise adeta tuz terapisi görevi görüyor.

Çankırı, barındırdığı madenlerle Türkiye'nin en önemli tuz üretim merkezlerinin başında geliyor. Saflığıyla adından bahsettiren Çankırı tuzu, dünyadaki ağır metal barındırmayan sayılı tuzlar arasında yer alması ile dikkat çekiyor. Çankırı Karatekin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüdayi Ercoşkun tarafından farklı ülkelerdeki tuzlarla yapılan karşılaştırmada Çankırı tuzunun dünyadaki en saf tuzlar arasında aldığı ve hiçbir ağır metal bulundurmadığı tespit edildi. Saflığı ile gündeme gelen Çankırı'da, geçmişi Hititler dönemine dayanan Çankırı Yer Altı Tuz Şehri de dikkat çekmeye başladı. Yerin 150 metre altında, 18 dönüm büyüklüğe sahip Tuz Şehri, vatandaşlardan yoğun ilgi görmeye başladı. İçerisinde barındırdığı mikronlar sayesinde sağlık terapisi görevi gören Tuz Şehri'ni son bir yılda 700 binden fazla kişi ziyaret etti.

"Çankırı tuzunda sağlığa zararlı hiçbir bileşeni tespit edemedik"

Çankırı tuzuyla ilgili yaptığı araştırmalar hakkında bilgi veren Doç. Dr. Hüdayi Ercoşkun, "Çankırı Türkiye için çok önemli bir tuz merkezi. Ülkemizde bulunan birkaç tuz madeninden 5-6 tanesi Çankırı'da bulunuyor. İki tane tuz fabrikamız bulunuyor. Tuz Çankırı için önemli. Çankırı Karatekin Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim Görevlisi olarak ben, Çankırı tuzunun özelliklerini keşfedip bunu dünya tuzlarıyla mukayese etmek istedim. Bu amaçla, onlarca farklı yurt dışı kaynaklarından tuzları temin ettik. Bu tuzların hepsinde elementer analizler yaptık. Hacettepe Üniversitesi'nin yapmış olduğu cilt irritasyon testi sonucunda ise cilt tahrişine (yüzde 0) neden olmadığı kanıtlanmıştır. Yaptığımız araştırmalara göre birçok tuzda ağır metal, mikroplastik, radyoaktif maddeler keşfettik. Ancak, Çankırı tuzunda sağlığa zararlı hiçbir bileşeni tespit edemedik. Çankırı tuzu saf bir tuz. Hiçbir tuz mineral içermez. İhtiyaç duyduğumuz mineraller hem miktar hem çeşitlilik bakımından hiçbir tuzda bulunmamaktadır. Tuzun kalite kriteri saflığıdır. Antibakteriyel özelliğine sahip kaya tuzunun farklı bakteri türlerine karşı yüzde 99,5 oranında etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bunun yanı sıra vücutta biriken toksin mineralleri ve indirgenmiş diğer tuzları atmaya da yardımcı olmaktadır. Çankırı tuzu sağlığa zararlı bileşen içermemesi ve yüksek saflık seviyesinde olması sebebiyle önem taşımaktadır. Günümüzde tuzdan üretilen kumaşların yapısı incelendiğinde tek katlı kumaşlara göre yüzde 35 daha az toz tutma, çift katlı kumaşlara göre ise yüzde 80 daha az toz tutma oranına sahip olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı şekilde son zamanlarda kullanımı artan tuz lambalarında da kaya tuzunun kullandığını biliyoruz" ifadelerini kullandı.

'Çankırı büyük bir tuz madenine sahip olmasıyla tuz terapisi yapılabilen turistik bir tesis olabilir'

Çankırı tuz şehrinin sağladığı faydalarla önemli bir tuz terapi merkezi olabileceğini kaydeden Ercoşkun, "Tuz terapisi son yıllarda büyük önem taşımaktadır. Özellikle akciğer hastalıkları, astım ve sigara tüketimine bağlı olarak ciğerlerin kirlenmesine karşılık birçok ülkede tuz madeni terapileri gerçekleştirilmektedir. Tuz madeninde nefes alıp verirken mikron parçacıkları hava ile birlikte ciğerlerimize girmekte ve temas ettikleri bölgede suyu çekerek o bölgenin yıkanmasını sağlamaktadır. Daha sonra öksürerek biz o pislikleri ciğerlerimizden atabiliyoruz. Bu faaliyetin etkin olarak gerçekleşebilmesi için tuz mağarasında bir takım egzersizler yaparak ciğerlerimize daha faza hava girmesini sağlamalıyız. Bu tip uygulamalar dünyanın birçok yerinde var. Polonya'da 2, Ukrayna'da 1 madende, Pakistan'da 1 madende, Nahcivan'da 1 madende gerçekleştiriliyor. Ama ülkemizde tuz terapisi yapılabilen bir turistik tesis bulunmuyor. Bu anlamda Çankırı büyük bir tuz madenine sahip olması sebebiyle önem arz ediyor" dedi.

"Çankırı Yer Altı Tuz Şehri, Çankırı turizminin lokomotifi"

Çankırı Yer Altı Tuz Mağarasında yürütülen çalışmalarla ilgili gazetecilere bilgi veren Çankırı Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen ise son 3 yılda yaptıkları çalışmalar sayesinde vatandaşlardan yoğun ilgi görmeye başlayan Tuz Şehri'nin sağlık turizmine de katkı sağlayacağını söyledi. Çankırı yer Altı Turizmi'nin Türkiye turizmine katkı sağlaması için çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Başkan Esen, "Çankırı Kaya Tuzu Mağarasına artık biz Çankırı Yer Altı Tuz Şehri diyoruz. Hititler döneminde kalma bir işletme. Akabinde Fransızlar, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde de Tekel'e devredilen bir işletme. 2003 yılında Çankırı Belediyesi'ne devredildi. Ben göreve geldiğimden beri de elimden gelen gayreti gösteriyorum. 18 dönüm kapalı alanda, yerin 150 metre altındayız. Bulunduğumuz zeminin 200 metre altına kadar tuz madeni ile dolu. Anadolu'nun tam ortasındayız. Alternatif turizm anlamında Çankırımıza, ülkemize ve dün yaya kazandırmak istediğimiz bir bölge. Burası alternatif turizm anlamında dünyadaki en bakir alanlardan bir tanesi. Çankırı, ilçeleri, köyleriyle alternatif turizm anlamında gezilmesi, görülmesi gereken bir yer. Çankırı turizminin lokomotifi ise Çankırı Yer Altı Tuz Şehri" dedi.

"Bu yıl festivalle beraber ziyaretçi sayısı 700 bini geçti"

Düzenlenen festival ve organizasyonlarla Tuz Mağarası'nın binlerce insana tanıtıldığını aktaran Esen, "2019'da yaklaşık 150 bin, 2020 yılında 200 bin, bu yıl düzenlediğimiz festival haricindeki ziyaretçi sayısı 300 bine yaklaştı. Göreve geldiğimizde hedefimiz 1 milyon ziyaretçiye ulaşmaktı. Biz bunu 5 yılda yakalayacağız. Ağustos ayında Uluslararası Tuz Fest adı altında bir festival düzenledik. O festivalde burası ziyaretçi akınına uğradı. 3 günlük sürede 500 bin ziyaretçi ağırladık. Yemek yarışması düzenledik, 120 uluslararası aşçı başı katıldı. Yöresel ürünlerimizin tanıtımı anlamında da girişimlerimiz çerçevesinde mağaramızı görmeyen bir sürü ziyaretçi geldi.

Hayranlık içerisinde gezdiler. Seneye inanıyorum ki düzenleyeceğimiz festivalde 1 milyon ziyaretçi çekeceğiz. Bu katlanarak gidiyor. Biz burada zaman zaman çalışmalar, imalatlar yapıyoruz. Bu sebeple bir dönem kapalı olmasına rağmen mükemmel talep vardı. Tur şirketleriyle de daha görüşmedik. Onların da talepleri var. 'Acele etmeyin, hazır değiliz' dedik. Bu yıl festivalle beraber ziyaretçi sayısı 700 bini geçti" diye konuştu.

"Burayı sağlık turizmine de açacağız"

Çankırı Yer Altı Tuz Şehri'nin sağlık için önemli bir alan olduğunu ifade eden Esen, "Milli Boks Takımımız, Küba Milli Takımı ile birlikte burada antrenman yaptı. Antrenmana başladıkları ve bitirdikleri kamp sürecindeki gelişmeyi bize rapor halinde sundular. İnşallah burayı sağlık turizmine de açacağız. Güzel etkinlikler yapacağız. Turizm anlamında Çankırı'nın yanı sıra, Türkiye'nin de turizmine çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz" şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/yerin-150-metre-altinda-18-donum-buyukluge-sahip-tuz-sehrine-yogun-ilgi-20221223AW78.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/yerin-150-metre-altinda-18-donum-buyukluge-sahip-tuz-sehrine-yogun-ilgi-20221223AW78.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/yerin-150-metre-altinda-18-donum-buyukluge-sahip-tuz-sehrine-yogun-ilgi-20221223AW78-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/yerin-150-metre-altinda-18-donum-buyukluge-sahip-tuz-sehrine-yogun-ilgi-20221223AW78.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yerin-150-metre-altinda-18-donum-buyukluge-sahip-tuz-sehrine-yogun-ilgi/608587/</link>
			<pubDate>Fri, 23 Dec 2022 10:35:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Genellikle kış aylarında hızlanan tüketim için aktardan uyarı: ''Kaynatmayın, demleyin''</title>
			<description><![CDATA[Sıcak havalar yerini soğuk havalara bırakmaya başladı. Kış aylarında sağlığın korunması için çeşitli çaylar tavsiye ediliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aktarlar, kış aylarında bitki çaylarının tüketilmesinin hastalıklara karşı direnci arttırdığını, ıhlamurun ise kaynatmak yerine demlenerek tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Sıcak havalar yerini soğuk havalara bırakmaya başladı. Kış aylarında sağlığın korunması için çeşitli çaylar tavsiye ediliyor. Bu çayların çoğu soğuk algınlığı, boğaz ağrısı, ateş düşürücü ve iltihaplanmalara karşı fayda sağlıyor.

Altınordu ilçesinde aktarlık yapan Menekşe Yıldız Uslu kış aylarında tüketilmesi gereken çaylardan olan ve en çok tüketilenin ada çayı olduğunu belirtti. Uslu, "Kış aylarında tüketilmesi gereken çayların başında ada çayı gelmektedir. Ada çayının balgam söktürücü öksürük önleyici etkisi vardır, boğazda oluşmuş olan iltihapların azalmasına ayrıca yardımcı olmaktadır kış ayında ada çayını tükettiğimiz zaman bağışıklığımızı kuvvetlendirmiş oluyoruz. Fakat ada çayını tükettiğimiz zaman dikkat etmemiz gereken noktalardan biri çayı kaynatmamaktır. Çayı kaynattığımız zaman içerisinde bulunan toksin maddeler açığa çıkar ve bu durum sağlık açısından faydasından çok zararına sebep olur" dedi.

"Ebegümeci çayı ada çayı ile birlikte karıştırılırsa faydası 2-3 katına çıkar"

Kuşburnu ile ebegümeci çayında bol miktarda c vitamini olduğuna dikkat çeken aktar Uslu, aynı zamanda ebegümeci çayının ada çayı ile birlikte demlendiği takdirde faydasının 2-3 katına çıkabileceğini ifade ederek, "Kuşburnu içerisinde aşırı miktarda c vitamini içerdiği için bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Kış aylarında oluşabilecek iltihaplanmalar, enfeksiyonlar ve yaralar gibi sorunlara çokça fayda sağlamakta ada çayı ile birlikte kuşburnunu da tüketmemiz gerekiyor.

Ebegümeci çayı da kışın içilmesi gereken çaylardandır. Bunu müşterilerimize sıklıkla tavsiye ediyoruz yine aynı şekilde kuşburnu çayı gibi zengin bir c vitamini içermekte yani c vitamini deposu diyebiliriz. Çok eski zamanlardan beri bilinen bir bitki hem yemeği yapılıyor hem çayı. Özellikle çayı insan vücuduna çok faydalıdır çünkü boğaz ağrıları ve balgama çok iyi geliyor. Bunu ada çayı ile karıştırdığımızda çok faydası oluyor. Ada çayının tek başına sağlayacağı faydayı 2-3 katına çıkartmış olabiliyor" diye konuştu.

"Zencefil kök olarak da toz olarak da kullanılabilir"

Uslu, kışın zencefilin hem kök hem de toz halinde kullanılmasını tavsiye ettiklerini belirterek, "Eğer toz olarak kullanılacaksa bal ile karıştırılmasını çay olarak yapılacaksa da bunu kök olarak alınmasını tavsiye ediyoruz. Kök olarak alınacak olan zencefil, ada çayı içerisinde de kullanılabilir, ebegümeci ile de kullanılabilir yalnız miktarlarına dikkat edilmelidir ve ayrıca kaynatılmamalıdır" şeklinde konuştu.

"Ihlamuru kaynatmayın, demleyin"

Ihlamurun kaynatılarak değil, sıcak suda demlenerek içilmesi gerektiğini ifade ederek, "Ihlamur soğuk algınlığına karşı çok faydalıdır. Boğaz enfeksiyonuna, iltihaplanmalara karşı çok faydalı ayrıca ateş düşürücü özelliği olduğu da bilinmektedir. Fakat ıhlamur çayını kaynatmaktan ziyade kaynar su içerisinde demleyerek tüketmeliyiz çünkü kaynattığımız zaman toksit madde oluşmasına yararlarından çok zararına sebep olabiliriz bu konuda dikkat etmemiz gerekiyor" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/genellikle-kis-aylarinda-hizlanan-tuketim-icin-aktardan-uyari-kaynatmayin-demleyin-20221014AW73.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/genellikle-kis-aylarinda-hizlanan-tuketim-icin-aktardan-uyari-kaynatmayin-demleyin-20221014AW73.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/genellikle-kis-aylarinda-hizlanan-tuketim-icin-aktardan-uyari-kaynatmayin-demleyin-20221014AW73-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/genellikle-kis-aylarinda-hizlanan-tuketim-icin-aktardan-uyari-kaynatmayin-demleyin-20221014AW73.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/genellikle-kis-aylarinda-hizlanan-tuketim-icin-aktardan-uyari-kaynatmayin-demleyin/607941/</link>
			<pubDate>Sat, 15 Oct 2022 10:48:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Tiryakileri sevindiren haber, yüzde 9 ila yüzde 12 oranında daha düşük</title>
			<description><![CDATA[Çay tiryakileri çaylarını yudumlarken zihinlerini hep "Çok çay içiyorum, acaba bu durum sağlığım açısından tehlikeli mi?" gibi soruları meşgul ediyor. Uzmanından konuyla ilgili açıklama geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Siyah çayın insan sağlığı üzerinde olumlu etkilerinin olduğu günde iki veya daha fazla fincan siyah çay içenlerin ani ölüm riskinin içmeyenlere göre yüzde 9 ila yüzde 12 oranında daha düşük olduğu belirtildi.

Özel İmperial Hastanesi Üroloji ve Fitoterapi Uzmanı Opr. Dr. Ömer Fatih Çelik, ülkemizde siyah çayın çok fazlaca tükeltildiğini ve özellikle siyah çay tiryakilerinin olduğunu hatırlattı. Çay tiryakilerinin çaylarını yudumlarken zihinlerini hep "Çok çay içiyorum, acaba bu durum sağlığım açısından tehlikeli mi?" gibi soruların meşgul ettiğini ifade eden Çelik "Çay, dünya çapında en sık tüketilen içecekler arasında. Çin ve Japonya gibi yeşil çayın popüler olduğu yerlerde yapılan araştırmalar yeşil çayın sağlık yararlarını özellikle yeşil çay tüketenlerin ölüm oranlarındaki düşüklüğünü gösterilmiştir.

Bu yüz güldürücü sonuçlar araştırmacıları siyah çaya da yöneltmiştir. Siyah çay içmenin sağlığa birçok faydası olduğuna dair raporlar genellikle yeşil çayın az içildiği bölgelerde yapılmış olsa da çalışmalarda hem eksik hem de daha yaygın olarak tüketildiği yerlerden elde edilen verilerde çelişkili sonuçlar tespit edilmiştir. Bu boşluğu gidermek için siyah çay tüketiminin yaygın özellikle 'ikindi çayı' geleneğinin olduğu Birleşik Krallık'ta çay tüketiminin ölüm oranları üzerine etkisi araştırıldı. Bu çalışma, 2006'dan 2010 yılına kadar 'UK Biobank' adlı geniş bir kohort çalışmasına katılan yarım milyon kişi arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya katılanların yüzde 89'u beş çayı içtiklerini de belirtmiştir. Çalışma bize siyah çayın ani ölüm oranlarında azaltmayı sağladığını göstermiştir" dedi.

Ölüm riski içmeyenlere göre daha düşük

"İçilen çay miktarı ile ani ölüm arasında bir ilişki bulunabilmiş mi?" sorusuna Çelik, "Bulgular öyle gösteriyor ki; günde iki veya daha fazla fincan siyah çay içenlerin ani ölüm riski içmeyenlere göre yüzde 9 ila yüzde 12 oranında daha düşük. Öyle ki; Annals of Internal Medicine'de yayımlanan çalışmaya göre içilen çay fincan sayısına göre ani ölüm için tehlike oranları da belirtilmiştir. Mesela; 1 fincan için 0.95, 2-3 fincan için 0.87, 4-5 için 0.88 fincan, 6-7 fincan için 0.88, 8-9 fincan için 0.91 ve 10 veya daha fazla fincan için 0.89. Bunun yanında bu çalışmada çay içmek ayrıca kardiyovasküler hastalık, iskemik kalp hastalığı ve felç gibi hastalıkları azalttığı da tespit edilmiştir.

Böyle geniş çaplı bir çalışmada siyah çayın kanser üzerine etkisi insanların aklına gelebilir. Çünkü kısıtlı sayıda çalışmalarda yeşil çayın kanser hastalıkları tedavilerinde pozitif etkileri olduğu bilinmektedir. Fakat bu çalışmada siyah çay tüketimi ile kanser ölümleri arasında bir ilişki bulunamadığı gibi, neden bir ilişki gözlemlenemediğine dair net bir cevap da tespit edilememiştir" diye konuştu.

"Siyah çay ani ölüm riskini azalttığı ile alakalı ciddi bir veriler var"

İngiltere'de yapılan bir çalışmada siyah çay içenlerde ani ölüm riskini azaldığı yönünde veriler elde edildiğini ifade eden Çelik, "İngiltere'de yapılan bir çalışma var, yaklaşık yarım milyon insan üzerinde yapılmış bir çalışma. Neden İngiltere seçilmiş, çünkü İngiltere'de 5 çayı var, insanların çay alışkanlıkları var. Bu çalışmaya katılan yarım milyon insanın yüzde 80'nin üzerinde kişilerin 5 çayı içenlerde, ikinci çayı içenleri çalışmaya almışlar. Çıkan sonuç, siyah çay ani ölüm riskini azalttığı ile alakalı ciddi bir veri elde ettiler. Yaklaşık yüzde 9-12 arasında siyah çay içiminde ölüm riskinde bir azalma var. Bu risk fincan ya da bardak sayısı arttıkça düşüyor ama bir yerden sonra bir seviyeye geliyor ve o seviyenin üzerine çıkmıyor. Yani yüzde 12-13'nin üzerine çıkartamıyorsunuz. Demlik demlik çay içelim bu işi azaltalım düşüncesi doğru değil. 10-12 bardaktan, fincandan sonra artık ölüm riskinde bir düşüklük tespit edilmiyor" ifadelerini kullandı.

"Çay, oksidatif stresi ve iltihabı azalttığı bilinmektedir"

Çayın oksidatif stresi ve iltihabı azalttığının bilindiğini kaydeden Çelik, "Çay tüketimiyle ilgili varsayılan etki mekanizmasının, içerdiği 'polifenoller ve flavonoidler yani kateşinler sayesinde olmaktadır. Bu sekonder bileşikler sayesinde çay oksidatif stresi ve iltihabı azalttığı bilinmektedir. Bu da damar yapılarında endotel fonksiyonunu iyileştirdiği çalışmalarla gösterilmiştir.Bu çalışma, çay içmenin takip döneminde ölüm riskini doğrudan azalttığını kesin olarak kanıtlayamıyor. Bununla birlikte, bu bulgular çay içenlere güven vermekte ve siyah çayın sağlıklı bir diyetin parçası olabileceğini düşündürmektedir. Bu bulgular bize çay tiryakilerine güvence verebilirken, sonuçlar insanların çay içme alışkanlıklarını değiştirmesi veya çay tiryakisi olması gerektiğini de göstermemektedir.

Çayın sağlık üzerine etkisi çoğunlukla bileşiminde bulunan sekonder bileşikler olarak adlandırılan fitokimyasallar ile ilişkilendirilmektedir. Çay üretim aşamasında fermantasyon işlemi, siyah çay içeriğinde bulunan biyoaktif bileşenleri yeşil çaya göre çeşit ve miktarlarında değişiklikler oluşturmaktadır. Aslında çay kateşinleri antioksidan aktivite ile obezite, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi hastalıkların önlenmesine katkıda bulunduğu, aynı zamanda bu bileşenlerin antiviral, antibakteriyel ve nörolojik hastalıklara karşı koruyucu etkileri olduğu belirtilmektedir" dedi.

Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını olumlu yönde koruduğu tespit edildi

Siyah çayın, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını olumlu yönde koruduğunu da kaydeden Çelik, "Siyah çayın içerdiği polifenoller nedeniyle aslında pek çok organ ve doku faydası olduğuna dair hücresel ve hayvan deneyleri var. Mesela; erkek üreme sistemi ile böbrek ve karaciğer fonksiyonları üzerindeki etkileriyle ilgili farelerde yapılan çalışmalarda siyah çay, sperm canlılığını, sperm hareketliliğini artırdığı ve sperm yapısında az da olsa düzelme sağladığı tespit edilmiştir. Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını olumlu yönde koruduğu tespit edilirken hormonlar üzerinde etkisi görülmemiştir. Sonuç olarak siyah çay sağlıklıdır" diye konuştu.

Çay tiryakilerinden Aydın Aydoğdu, günde 15-20 bardak çay içtiğini ve şuana kadar hiçbir zararını da görmediğini belirterek "Günde 15-20 bardak çay içiyorum. Zararını hiç görmedim hiç de bir sıkıntım olmadı çok da rahat uyuyorum. 2015 yılında kanser oldum bu zamandan beri de yaşıyorum bunu da çaya bağlıyorum. Hastalığımı çay sayesinde yendiğime inanıyorum. Herkese de diyorum ben çaydan zarar görmedim.75 yaşındayım 60 yıldır hiç çaysız durmam. Çay içmedim mi sürekli başım ağırır çay içtiğim zaman başımın ağrısı geçer" derken, çayın faydası olduğuna inandığını belirten Fevzi Orhan da "Çayın faydası olduğuna inanıyorum. 81 yaşındayım kendimi bildim bileli çay içiyorum. Çayın hiçbir zararını görmedim çayın faydalı olduğuna katılıyorum" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/tiryakileri-sevindiren-haber-yuzde-9-ila-yuzde-12-oraninda-daha-dusuk-20221013AW73.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/tiryakileri-sevindiren-haber-yuzde-9-ila-yuzde-12-oraninda-daha-dusuk-20221013AW73.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/tiryakileri-sevindiren-haber-yuzde-9-ila-yuzde-12-oraninda-daha-dusuk-20221013AW73-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/tiryakileri-sevindiren-haber-yuzde-9-ila-yuzde-12-oraninda-daha-dusuk-20221013AW73.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tiryakileri-sevindiren-haber-yuzde-9-ila-yuzde-12-oraninda-daha-dusuk/607921/</link>
			<pubDate>Thu, 13 Oct 2022 11:24:01 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>