<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>AR-GE</title>
         <link>https://www.karamanca.net/ar-ge/</link>
         <description></description><item>
			<title>Her iki kişiden biri böyle düşünüyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ANNELER Günü dolayısıyla 12 ülkede 9 bin 250 kişiyle bir araştırma gerçekleştirildi. Araştırmaya göre, Türkiye’de her iki kişiden biri annesine yeterince destek olamadığını düşünüyor. Aynı kişilerin yaklaşık üçte ikisi ise hayatı kolaylaştıran bir hediyeyi sembolik bir jestten daha anlamlı buluyor; araştırma, Anneler Günü algısının soyut duygulardan somut desteğe doğru kaydığını gösteriyor.

Versuni’nin ‘Philips Home Report 2026’ adlı araştırmasına göre Türkiye’de her iki kişiden biri annesine yeterince destek olamadığını düşünüyor. Aynı kişilerin yaklaşık üçte ikisi ise hayatı kolaylaştıran bir hediyeyi sembolik bir jestten daha anlamlı buluyor; araştırma, Anneler Günü algısının soyut duygulardan somut desteğe doğru kaydığını gösteriyor.

Şirket tarafından yapılan açıklamada şu bilgilere yer verildi:

“Araştırmaya göre Türkiye’de katılımcıların yüzde 70’i evdeki düzenin baş mimarı olarak annesini gösteriyor. Aynı katılımcıların yüzde 58’i ise annesinin günlük sorumluluklar nedeniyle zaman zaman yorulduğunu ifade ediyor. Bu iki rakam, ev içi düzenin sürdürülmesinin tek bir kişinin omzunda yükselen sessiz bir emek olduğunu ortaya koyuyor. Düzenli bir salon ya da kurulmuş bir sofra, çoğu zaman fark edilmeden taşınan bu yükün yalnızca görünür yüzü.

“Araştırma, annelere dair en güçlü anıların yapılan işlerden çok yarattıkları duygularla şekillendiğini gösteriyor. Türkiye’de katılımcılar çocukluklarına dair en çok yanlarında birinin olduğu, kendilerini güvende hissettikleri ve değer gördükleri anları hatırlıyor. Global verilerde de aynı tablo öne çıkıyor. Hasta olunduğunda annenin başucunda beklemesi (yüzde 47) ve mutfaktan gelen yemek kokusu eşliğinde sadece orada olması (yüzde 43), en derin izleri bırakan anlar olarak sıralanıyor.

“Bu duygular yetişkinlikte davranışa dönüşüyor. Dünya genelinde temiz ve düzenli bir ev kurmak (yüzde 47), birlikte yemek yemek (yüzde 42) ve evde sıcak bir atmosfer yaratmak (yüzde 41) en çok ileriye taşınan ebeveyn alışkanlıkları arasında. Türkiye’de bu mirasa kahve eşlik ediyor. Katılımcıların yüzde 39’u ebeveynlerinin çay ya da kahve hazırlama alışkanlığını bugün kendi evinde sürdürüyor.

“Bu farkındalık, Anneler Günü beklentisini de değiştiriyor. Annelerinin günlük hayatını kolaylaştıran bir hediyeyi daha anlamlı bulanların oranı yüzde 64. Buna karşılık katılımcıların yüzde 49’u annelerine yeterince destek olamadığını söylüyor. İki rakam arasındaki açık, sembolik bir kutlamadan günlük yükü hafifleten somut bir desteğe doğru genişleyen yeni bir beklentiye işaret ediyor.”

‘GÖRÜNMEYEN EMEĞE DESTEK OLMAK BİR SORUMLULUK TANIMI’

Versuni Türkiye Genel Müdürü Esin Karadede, araştırmanın sonuçlarını şöyle değerlendirdi:

“Bir evi yuvaya dönüştüren şey, çoğu zaman fark edilmeyen bir süreklilik. Sabah hazırlanan kahve, üst üste kurulan sofralar, ütülenen gömlekler, toplanan salonlar; bunların her biri annenin yıllar boyu omzunda taşıdığı küçük yüklerin parçası. Versuni Türkiye olarak kahve makinelerinden ütülere, süpürgelerden hava bakım ürünlerine kadar geniş bir yelpazede sunduğumuz çözümlerle bu görünmeyen emeği destekliyoruz. Araştırmaya göre Türkiye’de katılımcıların yüzde 64’ü annesine hayatı kolaylaştıran bir hediyeyi daha anlamlı buluyor. Bizim için bu rakam bir tüketici tercihinden öte; bir sorumluluk tanımı.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor/614302/</link>
			<pubDate>Tue, 05 May 2026 06:22:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TÜİK: Hizmet üretimi şubatta arttı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), hizmet üretiminin şubat ayında yıllık yüzde 2,3; aylık yüzde 1,2 arttığını açıkladı.

TÜİK, Şubat 2026 dönemine ilişkin hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı. Buna göre; hizmet üretimi 2026 yılı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 arttı. Aynı ayda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,3 azaldı, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 3,5 arttı, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 13,3 arttı, gayrimenkul hizmetleri yüzde 8,7 azaldı, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 5,6 arttı, idari ve destek hizmetleri yüzde 1,4 arttı. 2026 yılı Şubat ayında hizmet üretimi bir önceki aya göre yüzde 1,2 arttı.

Aynı ayda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,9 arttı, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,7 azaldı, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 3,6 arttı, gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,6 arttı, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 2 arttı, idari ve destek hizmetleri yüzde 1,2 arttı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti/614234/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:33:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Karatuğlar kimdir, Karatuğlar Teşkilatı ve Kara Tuğlu olanlar kimler?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Karatuğ” bileşimindeki tuğ unsuru çok güçlü: Orta Asya’dan beri tuğ, komutanlık, sancak, otorite işaretidir. “Kara” ise Türk dilinde hem “siyah/karanlık” hem de bazen “güçlü/yiğit/cesur” veya “halk” anlamlarına gelebilir. Bir arada düşünüldüğünde “Karatuğ” hem “kara tuğlu olanlar” —yani ayrıcalıklı, belki de “gizli sancak taşımak” metaforuyla bir liderlik/ayrıcalık zümresi— hem de “karanlık (gizli) sancak” anlamında yorumlanabilir. Öz Türkçe kaynaklarda ve ad listelerinde “Karat uğ/tuğ” benzeri bileşimlere rastlanır; bu da terimin dilsel olarak yerli ve köklü olduğunu gösterir. Ancak bu dilsel açıklama, kurumsal gerçekliği otomatik olarak kanıtlamaz; yalnızca terimin anlam ihtimallerini açar.

Olası görev tanımları — mantıksal bir yeniden inşa

Elimizde doğrudan belgeler az olduğu için, benzer yapılanmaların bilinen işlevlerinden hareketle Karatuğlar'ın üstlenmiş olabileceği görevleri mantıksal olarak sıralayabiliriz. Bu, bir “varsayım listesi” değil, tarihî benzerliklere dayanan makul bir çerçevedir:

Hâricî ve dahili istihbarat: Hükümdarın çevresine sızma, rakip beyliklerde bilgi toplama, casus ağı yönetme. Orta Çağ İslam ve Türk devletlerinde böyle görevleri üstlenen gizli ağlar vardı; “Karatuğ” etiketi, halk ağzında bu görevleri tanımlamış olabilir.

Koruma ve özel muhafızlık: Hükümdarın yakın koruması, odaya giren-çıkanı denetleme, saray güvenliği gibi işlevler. “Tuğ” unsuru burada sembolik ayrıcalığı çağrıştırır.

İnfaz ve özel operasyonlar: Siyasi rakiplerin tasfiyesi, suikast veya kaçırma gibi karanlık görevler; bu tip görevler tarihî kaynaklarda genellikle gizlenir, dolayısıyla müphem, efsanevi anlatılara daha açık zemin bırakır.

Devrik beyliklerde ajanaj ve yerel hakimiyetü sağlama: Özellikle Anadolu’nun karışık beylikler döneminde (13.–15. yy arasında) merkezî otoritenin elçilerine yardımcı, bölgesel istikrarı sağlayıcı unsurlar olabilirler.

Bu işlevler, benzer imtiyazlı birliklerin tarihî rolüyle uyumludur; ama yeniden vurgulamak gerek: Karatuğların bu görevleri kesin olarak üstlendiğini doğrudan kanıtlayacak yeterli ve güvenilir arşiv belgesi bulunmamaktadır.

Edebî ve modern temsil — kurgu ile gerçekliğin karışması

yüzyıl sonu ve 21. yüzyılda, özellikle popüler tarih anlatıları ve tarihi romanlarda “Karatuğlar” metaforu sıkça kullanıldı. Modern Türk edebiyatında ve popüler yayınlarda Karatuğlar, Fatih dönemi istihbaratı gibi temalarla ilişkilendirilip, dramatize edilmiştir. Örneğin bazı roman ve popüler tarih kitapları Karatuğları Fatih Sultan Mehmet’in “gizli istihbarat teçhizatı” olarak kurgular; bu eserler heyecan verici anlatılar sunsa da birincil tarihî belge yerine kurgusal yeniden canlandırma sayılmalıdır. Bu tür modern temsiller, halk belleğinin ve yazarların imgesel gücünün bir ürünüdür; tarihsel bir kurumun tanınmasına katkıda bulunabilir ama onun yerine geçemez. (Modern roman örnekleri meşhurdur; bunlardan bazıları Karatuğ temasını merkezine alır ve kurgusal figürler aracılığıyla anlatır.)

Nasıl çalışmış olabilirler? — örgütlenme ve üyelik

Eğer Karatuğlar gibi bir grup ya da ağ gerçekten var idiyse, olası yapısal özellikleri şöyle sıralanabilir:

Kapalı üyelik: Sadece seçkin veya “devşirme/asil kaynaktan” seçilen kişiler. Gizlilik, bu tip yapıların temel ilkesi olurdu.

Şifreli iletişim ve semboller: “Tuğ” gibi semboller, haberleşme, kimlik belirtme veya rütbe işaretleri olarak kullanılmış olabilir.

Bağlılık yeminleri: Hükümdara mutlak sadakat, vazgeçilmez gizlilik yemini (kaynaklar bu tür geleneklerin varlığını genel olarak destekler).

Eğitim ve özel beceri setleri: Dilbilme, kamuflaj, işkenceye dayanıklılık, suikast, ikna, inceleme/araştırma gibi özel öğretimler (modern kurgularda sıkça rastlanan motiflerdir, tarihsel gerçeklikleri tam tespit edilemese de mantıklı işlevlerdir).

Bu yapıların, devlete doğrudan bağlı mı yoksa yarı-bağımsız ağlar mı olduğu; liderlerinin kimler olduğu (ör. “Kul Ömer” gibi isimlerin romanlardan geldiği) konusu, kaynakların karışıklığı nedeniyle tartışmalıdır.

Neden az kayıtlı? — gizlilik, ayıklanma ve kaynak eksikliği

Gizli hizmetler doğal olarak belgelerini sınırlı tutar veya yok ederler. Ayrıca Osmanlı/Selçuklu arşivlerindeki ayıklanma, yangınlar, savaşlar ve zaman içinde belgelerin kaybolması bu tür teşkilatlara dair kayıt eksikliğini açıklayabilir. Yine, tarih yazımı genellikle resmi, açık, hukuki ve mali belgeleri ön plana almıştır; gizli birimin faaliyetleri ise bu tür kayıtların dışında kalmıştır. Son olarak, bölgesel ve sözlü tarihin yazıya geçmesi gecikince, etkileri halk anlatıları ve efsanelerde biçimlenmiş olabilir.

Sonuç — kesinlikten uzak, fakat anlamlı bir gelenek

Karatuğlar meselesi, tarih ile efsanenin birbirine değdiği bir kesişme bölgesidir. Kesin ve açık bir “kurum” tanımı için yeterli birincil belge bulunmamakla birlikte:

Terim dilsel olarak anlamlı ve köklüdür; “kara” + “tuğ” bileşimi mantıklı bir sembolik yük taşır.
Orta Çağ Türk ve İslam devletlerinde benzer işlevleri üstlenen gizli ağların varlığı belgelenmiştir; Karatuğlar terimi muhtemelen bu tür yapılanmaların bir halk veya bölgesel adlandırması olabilir.

Modern roman ve popüler tarih üretiminde Karatuğlar, istihbarat ve özel harekâtın romantik/korkutucu yüzü olarak sıkça yeniden yaratılmıştır; bu eserler tarihi okuma için zengin ama doğrudan kanıt sunmayan kaynaklardır.

Öneriler — daha derin bir araştırma yapmak isteyenler için

Arşiv taraması: Osmanlı tahrir defterleri, vakayinameler, kadı sicilleri ve saray arşivlerinde anahtar kelime bazlı (ve farklı yazım biçimleriyle) tarama yapılması gerekir.

Sözlü tarih derlemeleri: Anadolu’nun çeşitli yörelerinde “Karatuğ” ve türevleri hakkındaki halk anlatıları toplanıp karşılaştırılmalı.

Edebiyat-tarih ayrıştırması: Modern romanlarda geçen isimler ve motifler (ör. Kul Ömer, Karatuğ reisi vb.) metin bağlamında değerlendirilip hangi öğelerin kurgusal olduğu netleştirilmeli.

Karşılaştırmalı çalışma: İran, Arap ve Bizans kaynaklarıyla karşılaştırarak “gizli muhafız/istihbarat” örüntüleri aranmalı; benzer kurumların karşılaştırılması tarihî konumu netleştirebilir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler/613598/</link>
			<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:11:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bayraktar KIZILELMA PT-3'ün testleri devam ediyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE'nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA'nın üretim prototipi, bir uçuş testini daha başarıyla tamamladı.

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Milli insansız savaş uçağının üretim prototipi olan TC-ÖZB3 kuyruk numaralı Bayraktar KIZILELMA PT-3, AB Kalkışlı Aerodinamik Sistem Tanımlama Testi'ni başarıyla tamamladı. Ayrıca uçuş testi, Bayraktar AKINCI insansız hava aracıyla takip edildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bayraktar-kizilelma-pt-3-un-testleri-devam-ediyor/613483/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 05:50:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bilim insanları yaşanabilir süper Dünya keşfetti</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇİNLİ bilim insanları, yeni bir süper Dünya gezegeni keşfettiklerini açıkladı.

Çin Bilimler Akademisi'ne bağlı Yunnan Gözlemevleri liderliğinde yürütülen uluslararası bir araştırma ekibi, Güneş benzeri bir yıldızın yaşanabilir bölgesinde yeni bir süper Dünya gezegeni keşfetti. ‘Kepler-725c’ olarak adlandırılan bu gezegen, ‘Transit Zamanlaması Varyasyonu’ (TTV) adlı yeni bir yöntemle tespit edildi. Keşfin, dünya dışı yaşam arayışında önemli bir dönüm noktası olabileceği belirtildi.

Keşifte kullanılan TTV yöntemi, yıldız sistemindeki bilinen bir gezegenin yörünge zamanlamasındaki sapmaları analiz ederek, sistemde gizli başka bir gezegenin varlığını ortaya koyuyor. Bu teknikle, sistemde daha önce bilinen ‘Kepler-725b’ adlı gaz devinin 39,6 günlük yörüngesindeki zamanlama değişimleri incelendi. Bu değişimlerin nedeninin, aynı sistemde gizli bir gezegen olan ‘Kepler-725c’ olduğu belirlendi. Yeni keşfedilen ‘Kepler-725c’, ‘G9V’ tipi bir Güneş benzeri yıldızın etrafında 207,5 günlük bir yörüngede dolanıyor. Yıldızdan aldığı enerji, Dünya’nın aldığının yaklaşık yüzde 40 fazlası. Bu da, gezegenin yörüngesinin önemli bir bölümünde ‘yaşanabilir bölge’ içinde yer aldığı anlamına geliyor.

Gezegenin kütlesi Dünya’nın yaklaşık 10 katı ve bu da onu ‘süper Dünya’ kategorisine sokuyor. Şu an için yüzeyinde su veya yaşam olduğuna dair doğrudan bir kanıt yok fakat koşullar, bu ihtimali dışlamayacak kadar uygun. ‘Kepler-725c’, doğrudan gözlemlenmemiş ama varlığı matematiksel olarak ispatlanmış ilk yaşanabilir süper Dünya örneklerinden biri oldu. Bilim insanları, bu tür sistemlerin çok daha fazla sayıda olduğunu ve TTV gibi yöntemlerle tespit edilebileceğini düşünüyor.

Araştırmacılar, Çin’in ‘Earth 2.0’ uydusu ile Avrupa Uzay Ajansı’nın 'PLATO' misyonunun devreye girmesiyle, bu yöntem sayesinde daha fazla yaşanabilir gezegenin keşfedileceğini söylüyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti/613413/</link>
			<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 13:42:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TÜİK: Toplam doğurganlık hızındaki düşüş devam ediyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılında canlı doğan bebek sayısının 937 bin 559 olduğunu, toplam doğurganlık hızının 2014 yılından itibaren düşüş eğilimini sürdürerek 2024 yılında 1,48'e gerilediğini açıkladı.

TÜİK, 2024 yılına ilişkin doğum istatistiklerini açıkladı. Buna göre; canlı doğan bebek sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,49 azalarak 2024 yılında 937 bin 559 oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 51,4'ü erkek, yüzde 48,6'sı kız oldu. Bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2014 yılından itibaren aralıksız düşüş eğilimine girerek 2024 yılında 1,48 çocuk olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı son 8 yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10'un altında kalmaya devam etti.

DOĞURGANLIK HIZI EN YÜKSEK İL ŞANLIURFA

Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2024 yılında 3,28 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,62 çocuk ile Şırnak, 2,32 çocuk ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu iller ise 1,12 çocuk ile Bartın ve Eskişehir oldu. Bu illeri 1,15 çocuk ile Zonguldak ve Ankara, 1,17 çocuk ile İzmir takip etti.

DOĞURGANLIK HIZI 71 İLDE 2,10'UN ALTINDA KALDI

Toplam doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesinin altına düştüğü 2017 yılında 57 ilin toplam doğurganlık hızı 2,10'un altında iken 2024 yılında 71 ilin toplam doğurganlık hızı bu seviyenin altında kaldı. Toplam doğurganlık hızının 1,50'nin altında kaldığı il sayısı 2017 yılında 4 iken 2024 yılında 55 oldu. Toplam doğurganlık hızı 3 ve üzerinde olan il sayısı 2017 yılında 10 iken 2024 yılında sadece Şanlıurfa oldu.

AB'DE TOPLAM DOĞURGANLIK HIZI ORTALAMASI 1,38

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip ülkenin 1,81 çocuk ile Bulgaristan olduğu, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip ülkenin ise 1,06 çocuk ile Malta olduğu görüldü. Toplam doğurganlık hızı 2024 yılında binde 1,48 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle kıyaslandığında 9'uncu sırada yer aldı.

YÜKSEKÖĞRETİM MEZUNU ANNELERİN TOPLAM DOĞURGANLIK HIZI 1,22

Annenin eğitim durumuna göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızı okuma yazma bilmeyen/okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyen anneler için 2,65 çocuk iken en düşük toplam doğurganlık hızı yükseköğretim mezunu anneler için 1,22 çocuk oldu.

Kent-kır sınıflamasına göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında kır olarak sınıflandırılan yerlerde toplam doğurganlık hızı 1,83 çocuk iken orta yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde 1,58 çocuk ve yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde ise 1,39 çocuk oldu.

KABA DOĞUM HIZI BİNDE 11

Bin nüfus başına düşen canlı doğum sayısını ifade eden kaba doğum hızı, 2001 yılında binde 20,3 iken 2024 yılında binde 11 oldu. Diğer bir ifade ile 2001 yılında bin nüfus başına 20,3 doğum düşerken, 2024 yılında 11 doğum düştü.

DOĞURGANLIK HIZI EN YÜKSEK YAŞ GRUBU 25-29

Yaş grubuna göre doğurganlık hızı incelendiğinde, 2001 yılında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2024 yılında binde 100 ile 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu durum, doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösterdi.

ADÖLESAN DOĞURGANLIK HIZI DÜŞTÜ

15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade eden adölesan doğurganlık hızı, 2001 yılında binde 49 iken 2024 yılında binde 10'a düştü. Diğer bir ifadeyle, 2024 yılında 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 10 doğum düştü. Annenin son iki doğumu arasındaki ortalama süre incelendiğinde, bu süre 2019 yılında 4,6 yıl iken 2024 yılında 4,7 yıl oldu. 2024 yılında ikinci doğumunu yapan annelerin ilk gerçekleştirdiği doğumu ile bu doğumu arasındaki ortalama süre 4,3 yıl oldu. Doğum yapan annelerden 2024 yılında üçüncü doğumunu gerçekleştirenlerin ikinci doğumu ile arasındaki ortalama süre ise 5,4 yıl oldu.

Doğum yapan annelerden 2024 yılında ikinci doğumunu gerçekleştirenlerin birinci doğumu arasındaki ortalama sürenin en uzun olduğu il, 2024 yılında 5,4 yıl ile Kırklareli oldu. Bu ili 5,3 yıl ile Çanakkale, 5,1 yıl ile Kütahya, Edirne, Uşak ve Bartın izledi. Annenin ikinci ile birinci doğumu arasındaki ortalama sürenin en kısa olduğu il, 2024 yılında 2,7 yıl ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,9 yıl ile Şırnak, 3 yıl ile Ağrı ve Muş izledi.

DOĞUM YAPAN ANNELERİN ORTALAMA YAŞI 29,3

Doğumlarını 2001 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı 26,7 iken 2024 yılında 29,3 oldu. İlk doğumunu 2024 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı ise 27,3 oldu. İlk doğumdaki ortalama anne yaşı illere göre incelendiğinde, 2024 yılında ilk doğumda ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 29,4 ile Tunceli oldu. Bu ili 29 yaş ile Artvin, 28,8 yaş ile İstanbul izledi. İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en düşük olduğu iller ise 24,4 ile Şanlıurfa ve Muş oldu. Bu illeri 24,5 yaş ile Ağrı, 25,2 yaş ile Gaziantep izledi.

DOĞUMLARIN YÜZDE 3,3'Ü ÇOĞUL DOĞUM

Çoğul doğum sayısı 2024 yılında 31 bin 109 oldu. Doğumların 2024 yılında yüzde 3,3'ü çoğul doğum olarak gerçekleşirken, bu doğumların yüzde 97'si ikiz, yüzde 2,9'u üçüz ve yüzde 0,1'i dördüz ve daha fazla bebek olarak gerçekleşti. Doğum sırasına göre doğumlar incelendiğinde, 2024 yılında doğumların yüzde 41,9'unun ilk, yüzde 30,3'ünün ikinci, yüzde 16'sının üçüncü, yüzde 11,5'inin ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleştiği görüldü.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor/613077/</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2025 01:13:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TÜİK: Sanayi üretimi mart ayında arttı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), sanayi üretiminin mart ayında yıllık yüzde 2,5; aylık yüzde 3,4 arttığını açıkladı.

TÜİK, Mart 2025 dönemine ilişkin sanayi üretim endeksi verilerini açıkladı. Buna göre; sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,5 arttı. Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,9 arttı, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2 arttı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 6,1 arttı.

Sanayi üretimi, bir önceki aya göre yüzde 3,4 arttı. Alt sektörleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 8,2 arttı, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3,7 arttı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 3,5 azaldı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti/613061/</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2025 22:24:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>O kehanet gündemde: 112. Papa ölünce 7 tepeli şehir sallandı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Geçtiğimiz gün 88 yaşında hayatını kaybeden Katolik dünyasının ruhani lideri 112. Papa Francis’in ölümü, bugün İstanbul'da hissedilen 6.2 büyüklüğündeki depremle birlikte dünya gündemini sarsarken, gözler yeniden 900 yıl öncesine uzanan gizemli bir metne çevrildi: Aziz Malachy’nin “Papaların Kehaneti”.

Vatikan, 112. Papa olan Francis’in ölümünü resmen duyururken; yaşanan olaylar, yüzyıllardır tartışılan bir kehaneti yeniden alevlendirdi. 1139 yılında İrlandalı Başpiskopos Aziz Malachy tarafından kaleme alındığı iddia edilen ve her papa için kısa, şifreli cümleler içeren bu metin, özellikle son ifadeleriyle tüyler ürpertiyor: “Yedi tepeli şehir yıkılacak…”

Kehanete göre, son papa olarak tanımlanan kişi “Romalı Petrus” olacak ve onun döneminde “yedi tepeli şehir” büyük bir yıkımla yüzleşecek. Bu gizemli ifade kimi kaynaklarda Roma’yı işaret etse de, İstanbul’un da yedi tepe üzerine kurulu olması nedeniyle akıllarda soru işaretleri oluşturuyor. Bugün yaşanan büyük depremin ardından bu yorumlar yeniden gündeme taşındı.

Kehanet metni, ilk kez 1595 yılında Benediktin rahibi Arnold Wion tarafından Vatikan arşivlerinde ortaya çıkarıldı. 112 kısa cümleden oluşan eserde, tarihteki tüm papalara dair alegorik ifadeler bulunduğu ve bu sembollerin her birinin, papa seçilen kişilerin karakterine ya da dönemine işaret ettiği düşünülüyor. 

Papa Francis’in zatürre nedeniyle Roma’daki Gemelli Hastanesi’ne kaldırılması, “Papaların Kehaneti”nin tekrar gündeme gelmesine yol açmıştı. Son nefesini veren 112. Papa’nın ardından “Romalı Petrus” olarak tanımlanan figürün kim olacağı ya da bu ifadenin Papa Francis’i mi işaret ettiği tartışmaları sürüyor.

Bazı din bilimciler, 2027 yılının kehanette özel bir yer tuttuğunu, dünyanın sonuna işaret eden bu tarihin 1585 yılına 442 yıl eklenmesiyle hesaplandığını belirtiyor. Bu tarih aynı zamanda Aziz Malachy’nin kehanetlerinin başlangıç yılı olarak kabul ediliyor.

Öte yandan, kehanetin gerçekliği halen tartışmalı. Kimileri bu metnin Aziz Malachy tarafından değil, 16. yüzyılda papalık seçimlerini etkilemek amacıyla kaleme alındığını savunuyor. Hatta bazı tarihçiler, metindeki bazı şifrelerin Kardinal Girolamo Simoncelli lehine yazıldığını fakat planın başarısız olduğunu iddia ediyor.

Aziz Malachy kimdir?

İrlanda’da 12. yüzyılda yaşamış bir başpiskopos olan Malachy, Roma ve İrlanda kiliseleri arasında uyumu sağlamak için yaptığı reformlarla tanınıyor. Ancak gizemli kehanetlerle ilişkilendirilmesi, onun tarihsel kişiliğinden çok mitolojik bir figüre dönüşmesine yol açmış durumda.

Papa Francis’in ardından Vatikan’ın nasıl bir rota çizeceği, kehanetlerin ışığında daha büyük tartışmaları beraberinde getirecek gibi görünüyor. Gözler şimdi, “yedi tepeli şehir”in neresi olduğu ve o şehrin kaderinde..]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi/613014/</link>
			<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 04:52:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kuşların akciğerlerinde birikiyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BİLİM insanları, havadaki mikroplastik kirliliğinin kuşların akciğerlerinde biriktiğini açıkladı.

ABD’deki Texas Üniversitesi (UTA) tarafından yapılan yeni bir araştırma, havadaki mikroplastik kirliliğinin kuşların akciğerlerinde biriktiğini gösterdi. Bilim insanları, bu bulgunun insanların soluduğu hava ve tükettiği gıdalar üzerindeki etkilerine dair endişelere yol açtığını bildiriyor.

UTA biyoloji bölümü öğretim üyesi ve araştırmanın ortak yazarı Shane DuBay, kuşların dünya genelinde birçok farklı habitatta yaşaması ve insanlarla aynı ortamı paylaşması nedeniyle araştırma için seçildiğini açıkladı. DuBay, kuşların çevresel koşulların önemli göstergeleri olduğunu belirterek, mikroplastik kirliliğinin doğa ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlamak için bu çalışmanın büyük önem taşıdığını aktardı.

Araştırma ekibi, Çin’in batısındaki Tianfu Uluslararası Havalimanı çevresinden 51 farklı türden 56 yabani kuş örneği topladı. Kuşların akciğerlerinden alınan numuneler, iki farklı kimyasal analiz yöntemiyle incelendi. İlk olarak, lazer doğrudan kızılötesi teknolojisi kullanılarak akciğerlerdeki mikroplastik miktarı belirlendi. Daha küçük nanoplastiklerin tespit edilmesi için ise piroliz gaz kromatografi-kütle spektrometresi yöntemi uygulandı. Bu testler, akciğerlerdeki plastik partiküllerinin sayısını ve türlerini belirlemeye yardımcı oldu.

Araştırma, kuşların akciğerlerinde yüksek oranda mikroplastik bulunduğunu gösterdi. Ortalama her türde 221 plastik parçacığı, her gram akciğer dokusunda ise 416 partikül belirlendi. En yaygın plastik türleri, boru ve kablo yalıtımında kullanılan klorlanmış polietilen ile otomobil lastiklerinde kullanılan bütadien kauçuğu olarak tespit edildi.

Havada bulunan plastik partiküllerinin güvenli bir seviyesi belirlenmemiş olsa da yüksek mikroplastiğe maruz kalmak kalp hastalıkları, kanser, solunum yolu problemleri ve üreme bozuklukları gibi ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Araştırmayı yürüten bilim insanları, çevreye yayılan plastik kirliliğinin yalnızca ekosistem sağlığı değil, insan sağlığı için de büyük tehdit oluşturduğunu kaydetti. Prof. DuBay, “Araştırmamız, plastik kirliliğinin olumsuz etkilerini anlamak ve önlemek için daha fazla araştırmaya, fon desteğine ve acil eyleme ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor” dedi.

Bilim insanları, mikroplastik kirliliğini azaltmaya yönelik daha sıkı düzenlemeler ve çevresel politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyleyerek, plastik atıkların azaltılması ve geri dönüşüm uygulamalarının yaygınlaştırılmasının bu soruna karşı kritik adımlar olduğunu ifade etti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor/612784/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 22:09:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>'Sağlıklı yaşlanma' genlerden çok yaşam faktörlerine bağlı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YENİ bir araştırma, sağlıklı yaşlanma ve erken ölüm söz konusu olduğunda yaşam tarzı koşulları da dahil olmak üzere çevresel faktörlerin genetikten yaklaşık 10 kat daha önemli olduğunu gösterdi.

Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen çalışma kapsamında İngiltere'de yaklaşık yarım milyon kişi incelendi. Araştırmacılar, katılımcıların 22 hastalık için genetik risklerini belirleyerek, obezite ve yüksek tansiyon gibi yaygın sağlık sorunlarını takip etti. Ayrıca insanların biyolojik olarak ne kadar hızlı yaşlandığını ölçmek için katılımcıların kanlarından alınan protein kullanıldı.

Çalışmada, başlangıçta 164 çevresel faktöre odaklanıldı. Fakat bunlar hem ölüm hem de biyolojik yaşlanma ile ilişkili 25 temel ölçüme indirgendi. Bu faktörler eğitim seviyesi, hane geliri, istihdam, uyku seviyeleri, egzersiz, sigara kullanımı, sosyal destek, zihinsel refah, 10 yaşındaki vücut ağırlığı ve kişinin doğduğu sırada annesinin sigara içip içmediğine kadar her şeyi kapsıyordu. Bu faktörlerin tek başına erken ölme riskinde küçük bir rol oynadığı ancak yaşam boyu bir araya geldiklerinde riski artırdığı belirlendi.

Araştırmaya göre, genetik riskler demans, meme, prostat ve kolorektal kanserler için daha büyük bir etkenken; akciğer, kalp ve karaciğer hastalıkları söz konusu olduğunda çevresel faktörlerin daha önemli olduğu tespit edildi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli/612664/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Feb 2025 10:23:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yemeksepeti, 2024 Pizza Raporunu açıkladı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ONLINE yemek sipariş markası Yemeksepeti, Dünya Pizza Günü'ne özel olarak pizza tüketim alışkanlıklarına dair verileri duyurdu. Buna göre 2023 yılına kıyasla 2024'te pizza siparişlerinde yüzde 12'lik bir artış yaşandı.

Tavuklu pizzanın yükselişi, gece siparişlerindeki artış ve bölgesel farklılıklar gibi detaylar, pizza tüketim trendlerindeki dinamizmi ve kullanıcı tercihlerindeki çeşitliliği net bir şekilde ortaya koyuyor. 2024 yılında Yemeksepeti kullanıcıları arasında aylık ortalama 5 ve üzeri pizza siparişi verenlerin oranı yüzde 17 olarak gerçekleşti. Bir kullanıcı, yıl boyunca toplam bin 602 pizza siparişi verdi. Aylık bazda ise bir kullanıcı 321 pizza sipariş verdi.

TAVUKLU VE SUCUKLU PİZZALAR YÜKSELİŞTE

Pizza çeşitleri arasında en dikkat çekici yükselişi tavuklu pizza gerçekleştirdi. 2024 yılında tavuklu pizza siparişleri, 2023'e göre yüzde 53 gibi önemli bir oranda arttı. Sucuklu pizza ise yüzde 30'luk artış oranıyla en çok artış gösteren ikinci pizza çeşidi oldu.

AKŞAM VE GECE PİZZA SİPARİŞLERİNDE ARTIŞ

Veriler, pizza siparişlerinin gün içinde yoğunlaştığı saatleri de ortaya koyuyor. 18:00-20:00 saatleri arasındaki pizza sipariş değişimi, yüzde 11 artış gösteriyor. Ayrıca, kullanıcıların gece 00:00-03:00 saatleri arasındaki pizza siparişlerinde yüzde 22 gibi dikkat çekici bir artış bulunuyor. Bu da pizzanın sadece öğle veya akşam yemeği değil, gece atıştırmalığı olarak da tercih edildiğini gösteriyor.

HAFTA SONU VE TATİLLERDE PİZZA KEYFİ KATLANIYOR

Veriler, kullanıcıların hafta sonları ve tatil dönemlerinde pizza keyfine daha çok zaman ayırdığını gösteriyor. Hafta sonları, hafta içine kıyasla yüzde 17 oranında daha fazla pizza siparişi veriliyor. Bu da pizzanın özellikle dinlenme ve keyif zamanlarında tercih edildiğini ortaya koyuyor.

PİZZA SİPARİŞLERİNİ EN ÇOK ARTIRAN ŞEHİRLER

2024 yılında bir önceki yıla göre pizza siparişini en çok artıran şehirler sıralamasında dikkat çekici değişiklikler yaşandı. Tunceli yüzde 89'luk artışla zirveye yerleşirken, Muş yüzde 82, Kars yüzde 61, Bilecik yüzde 57 ve Nevşehir yüzde 52 ile onu takip etti. Bu şehirlerdeki pizza siparişlerindeki yükseliş, pizzanın Türkiye genelinde giderek daha çok sevildiğini gösteriyor.

ORTA BOY PİZZA FAVORİ, GAZLI MEŞRUBATLAR KLASİK EŞLİKÇİ

Orta boy pizzalar, diğer boyutlar arasında açık ara önde. Kullanıcıların yüzde 62'si Orta Boy pizzayı tercih ederken, Büyük Boy pizzaların oranı yüzde 25'te kaldı. Bu durum, kullanıcıların hem porsiyon kontrolüne dikkat ettiğini hem de farklı çeşitleri denemek istediğini gösteriyor.

Pizza siparişlerinin yanında en çok tercih edilen içecek konusunda ise şaşırtıcı bir değişiklik yaşanmadı. Kullanıcıların yüzde 70'i pizza siparişlerinin yanında hala gazlı meşrubatlar tercih ediyor.

FIRSATLAR BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR

Yemeksepeti'nin sunduğu fırsatlar da pizza severler tarafından yakından takip ediliyor. 'İki orta boy' fırsatlarının kullanıcılar tarafından değerlendirilme oranı yüzde 22 olarak gerçekleşti. Ayrıca, kullanıcıların pizza siparişlerinin yüzde 13'ünü çok sevilen sepette kampanyalarını kullanarak vermesi, indirim ve kampanyaların tercihleri etkilediğini ortaya koyuyor.

Şubat ayına özel Sepette150 kampanyası, pizza severlere cazip fırsatlar sunuyor. Birçok pizza markası bu kampanyaya dahil olarak kullanıcıları bekliyor.

MOZZARELLA, MISIR VE MANTAR EKSTRA LEZZETLER

Hamur tercihinde ise ince hamur, yüzde 58'lik oranla en popüler seçenek olmaya devam ediyor. İnce hamur pizzaların hafifliği ve çıtırlığı, kullanıcılar tarafından beğenilmeye devam ediyor.

Pizza siparişlerinde en çok tercih edilen ekstra malzemeler sıralamasında ise Mozzarella Peyniri, Mısır ve Mantar ilk üç sırayı paylaşıyor. Bu klasikleşmiş ekstralar, pizza severlerin vazgeçilmezleri arasında yer almaya devam ediyor.

AVRUPA PİZZA İNDEKSİNDE ŞAMPİYON PİZZA MARGARİTA

2024 Pizza Raporu'na ek olarak, Yemeksepeti'nin çatı şirketi Delivery Hero bünyesinde Avrupa'da faaliyet gösteren foodora da 2025 Pizza Endeksi'ni yayımladı. 6 Avrupa ülkesinden toplanan verilere göre, Pizza Margarita hem Türkiye'de hem de Avrupa genelinde en çok tercih edilen pizza olmayı sürdürüyor. Sade ve klasik lezzetlerin popülerliği, Avrupa'daki tüketici tercihlerine de yansımış durumda. Margarita'yı, Avrupa'da özellikle salamlı ve kebap pizzalar takip ederken, çocuklar için özel olarak hazırlanan küçük boy Margarita pizzalar da en çok sipariş edilenler arasında yer aldı.

Avrupa genelindeki bu tercihler, pizzanın her yaş grubuna hitap eden evrensel bir lezzet olduğunu bir kez daha gösterirken, Türkiye'deki pizza severlerin klasikleşmiş lezzetlere olan ilgisiyle de örtüşüyor. Ayrıca Avrupa'da pizzanın en uygun fiyatlı olduğu şehir Macaristan'ın Szeged kenti olurken, en pahalı pizza ise Norveç'in Bergen şehrinde satılıyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi/612595/</link>
			<pubDate>Sun, 09 Feb 2025 15:08:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kahve tip 2 diyabet riskini yüzde 10 oranında düşürüyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HARVARD Üniversitesi'nden uzmanlar, düzenli tüketilen sade kahvenin tip 2 diyabet riskini yüzde 10 oranında düşürdüğünü açıkladı.

Harvard Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmada, yaklaşık 300 bin kişinin kahve tüketimi incelendi. 34 yıl süren takip sürecinde, bu kişilerin 13 bin 281'ine tip 2 diyabet teşhisi konuldu. Araştırma sonuçlarına göre, günde tüketilen her bir fincan siyah kahve, tip 2 diyabet riskini yüzde 10 oranında düşürüyor. Kahvesine süt ekleyenler kişilerde ise bu faydanın azaldığı görüldü.

Kahvenin içeriğinde bulunan kafein ve bitki bileşikleri, vücutta tip 2 diyabetle bağlantılı iltihabı azaltabiliyor. Bunun yanı sıra, düzenli kahve tüketen bireylerin yaşlandıkça daha az kilo aldığı ve bunun da diyabet riskini düşürebileceği biliniyor. Şeker eklenmiş kahve tüketiminin ise kilo alımını artırabileceği belirtiliyor. Araştırmaya göre, kahveye yapay tatlandırıcı eklenmesi de tip 2 diyabete karşı kahvenin sağladığı korumayı zayıflatıyor.

Araştırmaya liderlik eden Dr. Matthias Henn, kahve içmenin diyabet riskini düşürmeye yardımcı olabileceğini fakat kahveye şeker veya tatlandırıcı eklemenin bu faydaları önemli ölçüde azalttığını söyledi. Henn, “Kahvenin sağlık üzerindeki etkilerini en üst düzeye çıkarmak için şeker veya yapay tatlandırıcıları hayatınızdan çıkarmayı düşünün” dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor/612594/</link>
			<pubDate>Sun, 09 Feb 2025 15:06:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Milyonluk kazanç vadedip hesapları kiralıyorlar</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son dönemde sosyal medyada 'Banka hesabınızı kiralayın, yüksek kazanç sağlayın' paylaşımları çoğalıyor.

Yapılan bu işlemin yasa dışı kumar ve bahisten elde edilen kara paraların aklanması için dolandırıcılar tarafından tercih edildiğine dikkat çeken uzmanlar, bu yönteme bilerek veya bilmeyerek dahil olmanın hukuki açıdan ciddi sonuçlara neden olabileceği noktasında uyarılarda bulunuyor.

İnternet siteleri ve uygulamalar üzerinden dolandırıcılık faaliyetleri her geçen gün artıyor. Sosyal medya platformları ile illegal kumar ya da bahis üzerinden para aklamak isteyen dolandırıcılar, 'Banka hesabınızı kiralayın, yüksek kazanç sağlayın' paylaşımları ile vatandaşların ilgisini çekmeye çalışıyor. 'Banka hesabı kiralama' olarak bilinen dolandırıcılık ağına düşen birçok vatandaş hakkında hesabına gelen işlemlerdeki farklı hesap sayısı kadar suç dosyası açılıyor.

"Hesap sahibi bu dosyalarda adli işlemlerde baş şüpheli olarak dosyada yer almaktadır"

Banka hesabını kullandıran kişinin kendi rızasıyla banka hesabını kullandırttığı için baş şüpheli olarak hakkında işlem yapıldığını anlatan Adli Bilişim Uzmanı Avukat Emre Akman, "Yasa dışı kumar ve bahisten elde edilen kara paraların aklanması, zimmete geçirilmesiyle alakalı dolandırıcıların yöntemlerinden biri de kara para akışı trafiğinde kullanmak için ihtiyaç sahibi kişilerin hesabının kiralanması.

Bu hesabın kiralanması, yasa dışı bahisten ve kumardan elde edilen paraların kara para akışı neticesinde bu ihtiyaç sahibi kişilerin banka hesabında kullanılması suretiyle suç işlenmektedir. Yasa dışı bahis oynatan ve oynayan kişiler çeşitli cezalar almaktadır bu yönde. Çünkü banka hesabını kullandıran kişi kendi rızasıyla banka hesabını kullandırttığı için bu Türk Ceza Kanunu'na göre suç teşkil etmektedir. Banka hesaplarını kullandıran kişiler, dolandırıcılar tarafından sosyal medya hesapları üzerinden kurulan sayfalarda belirli bir 'Hesabına yatacak paranın üzerinden yüksek pay vereceğiz' vaadiyle kandırılmakta ve bu şekilde banka hesapları kullandırılmaktadır.

Bu yönden baktığımızda bahis oynatan ve bahis oynayan kişilerin yanı sıra kendi hesabını kullandıran kişiler çok daha yüksek cezalar almakta ve baş şüpheli olarak yer almaktadır. Banka hesabını kullandıran kişinin zaten hesabına yasa dışı bahis ve kumardan para geldiği için sürekli farklı kişilerden para akışı, transfer olmaktadır. Aslında bu bir kelebek etkisi göstermektedir. Zaten banka hesabını kullandıran kişinin hesabına gelen paranın sahibini de kendi banka hesabını kullandırtmaktadır ve banka hesabına gelen her farklı kişi için vatandaşa banka hesabını kullandıran kişiye farklı soruşturma dosyaları açılmaktadır. Bu yönden banka hesabını kullandıran kişi, sadece bir kişi yönünden şüpheli olmamakta, ne kadar para geldiyse, kaç kişiden para geldiyse o yönde sorumlu olmaktadır" dedi.

"Paradan yüzde 5, yüzde 10 pay veririz vaatlerine kanmayın"

Dolandırıcıların kiralanan hesap sahibine yatacak paranın üzerinden pay vermek vaadiyle kandırdığının altını çizen Avukat Emre Akman, "Müvekkillerimize banka hesabını kullandırmak için sunulan bahanelerden bazıları 'size yüzde 5, yüzde 10 kar vereceğiz'. Yatan para, her gün veya her saat artık ne kadar aralıkta gönderiyorlarsa 'Paradan yüzde 5, yüzde 10 size pay veririz' vaatlerine kanmayın, bu şekilde kandırmaktadırlar. Onun haricinde para vermek istemeyen, daha kötü niyetli vatandaşlar da kendi hesabında haciz var veya 'senin hesabından bir IBAN'a transfer çıkman lazım yardımcı olur musun' şeklinde önerilerde bulunup vatandaşları kandırmaktadırlar.

Bu yönden baktığımızda da kamuoyu çerçevesinde düşündüğümüzde kimsenin kendi banka hesabını, ne surette olursa olsun başkasına kullandırmaması gerekmektedir. Çünkü bir sefer dahi o hesaba giriş yapılmış olsa kendisi şüpheli olarak dosyaya ifadesi alınmak üzere adliyeye sevk edilecektir. Bu yönden baktığımızda hesabınıza tanımadığınız bir kişiden para geldiğinde veya böyle bir durumla karşılaştığınızda daha sonrasında durumu da anlasanız size gelen parayı gönderilen kişiye tekrar iade etmeniz sizin adli yönden daha faydalı olacaktır" şeklinde konuştu.

"Bilmediğiniz yerden gelen ücretleri gelen hesaba iade edin"

Habersiz hesabında hareketlilik olduğunu fark eden vatandaşlara seslenen Avukat Akman, "Fark ettiği anda anında paranın geldiği hesaba tekrar paranın iade edilmesi gerekmektedir. Adli makamlara bu durum bildirilmelidir. Yoksa daha önce bahsetmiş olduğumuz üzere banka hesabı kullanıldığı ve oraya para akışı, transferi, kara para tarafından bahis ve kumardan geldiği için kesinlikle soruşturma dosyasına dahil edilip, adli işlem görülecektir. Bu yönden gelen her para için eğer tanımıyorsanız, bu kara para ağına dahil olmak istemiyorsanız, çünkü çok kullanılan bir yöntem artık günümüzde, lütfen bilmediğiniz yerden gelen ücretleri gelen hesaba iade edin" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar/611308/</link>
			<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 10:17:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dönüm başına en az 1 kişi, bu sektör istihdamını beşe katlayabilir</title>
			<description><![CDATA[İstihdamı en yoğun sektörler arasında termal turizmin geldiğine de işaret eden JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Türkiye'nin jeotermal enerjide Avrupa'nın lider ülkesi olmasına rağmen sadece 60 bin termal yatak kapasitesine sahip olduğunu anımsattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kasım ayının ikinci haftasında kutlanan 'Enerji Çalışanları Haftası', enerji sektörü ve sektörün ülke ekonomisinde sağladığı istihdama yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Hafta kapsamında değerlendirmelerde bulunan Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, sektörün bugün itibarıyla enerji üretimi, termal turizm, konut ısıtması, jeotermal seracılık gibi alanlarda 20 binin üzerinde istihdam sağladığına dikkat çekti.

"İstihdamını beşe katlayabilir"

Jeotermalin bu istihdam seviyesi ile temiz enerji alanında yüksek bir değer sağladığını belirten Kındap, "Sektörümüz, jeotermalin entegre kullanım alanlarına yatırımların artması ile bugünkü istihdam seviyesini en az beşe katlayacak potansiyele sahip. Özellikle jeotermal seraların hızla devreye alınması ile tarımdaki istihdamın süratle arttığını gözlemleyeceğiz. Dönüm başına en az bir kişinin istihdam edildiği düşünüldüğünde, sadece bu alanda 100 binin üzerinde istihdama ulaşmamız rahatlıkla mümkün olabilecek." dedi.

İstihdamı en yoğun sektörler arasında termal turizmin geldiğine de işaret eden JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Türkiye'nin jeotermal enerjide Avrupa'nın lider ülkesi olmasına rağmen sadece 60 bin termal yatak kapasitesine sahip olduğunu anımsattı. Kındap, Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar az kaynağı Almanya'nın 750 bin termal yatak kapasitesi ile her yıl 10 milyondan fazla turiste ev sahipliği yaptığını hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Termal turizm yatırımları desteklenmeli"

"Ülkemiz, bin 500'e yakın doğal çıkış noktası olan bir jeotermal ülkesi. Bu kaynak ayaklarımızın altında hazır. Kullanılmayı ve katma değere dönüşerek ülkemize katkı sağlamayı bekliyor. Yoğun istihdam sağlayan alanların başında gelen termal turizm yatırımlarının desteklenmesi, gelir seviyesi yüksek turistlere hitap eden tesislerimzin devreye alınması ile Türkiye, bu alanda dünyanın açık ara bir numaralı ülkesi olabilir. Bugün sadece 3 milyon olan ve hemen tümü kendi vatandaşlarımızdan oluşan termal turist sayımızı 10 milyonun üzerine çıkarabilir ve sadece bu alanda 20 milyar doların üzerinde döviz girdisi elde edebiliriz."

Konut ısıtma ve enerjide istihdan sağlıyor

Türkiye'de bugün itibarıyla 160 bine yakın konutun jeotermal ile ısıtılmasına rağmen, en az 5 milyon konut ve sanayi tesisini ısıtabilecek kaynak potansiyeli olduğu bilgisini veren JED Başkanı Ali Kındap, "Başta jeotermal kaynakları en zengin illerimiz olmak üzere hemen her ilimizi jeotermal ile ısınma konforuna ulaştırabiliriz" dedi.

Ülke genelinde 63 santralde jeotermalden enerji üretildiğini vurgulayan Kındap, bu santrallerde son derece nitelikli istihdamın oluşturulduğunu, yeni yatırımların Anadolu'nun farklı coğrafyalarında devreye alınması ile çok sayıda ara işgücüne ve mühendis kadrolarına ihtiyaç duyacaklarını kaydetti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir/610436/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Nov 2023 10:42:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bu tişörtler doğada kendiliğinden yok oluyor</title>
			<description><![CDATA[Yeşim Ar-Ge Merkezi ve Tasarım Müdürlüğü iş birliği ile yürütülen özel projeyle doğada biyolojik olarak çözünebilen tişört ve sweatshirt geliştirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeşim Grup, hazır giyim sektöründe farkındalık sağlayacak ve sürdürülebilir temiz üretim yaklaşımına değer katacak yeni bir projeyi daha hayata geçirdi. Yeşim Ar-Ge Merkezi ve Tasarım Müdürlüğü iş birliği ile yürütülen özel projeyle doğada biyolojik olarak çözünebilen tişört ve sweatshirt geliştirildi.

Geri dönüşüme gerek kalmadan ürünlerin doğada yok olmasını amaçlayan "Biodegredable (Biyo-çözünür) Ürün Projesi" uzun soluklu bir çalışmanın sonucunda tamamlandı. Yeşim'in üretim yaptığı dünya markaları tarafından son derece önemsenen proje için gerekli özel ipliğin Koreli bir firmadan tedarik edilmesinin ardından Ar-Ge Merkezi'nde biyo-çözünür kumaşların üretim sürecine geçildi. Ürünün tüm üretim proseslerinin yüzde 100 çözünebilir hale gelmesi adına yürütülen çalışmalar başarıyla tamamlandı ve doğada tamamen yok olabilen tişört ve sweatshirt elde edildi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Yeşim Grup CEO'su Şenol Şankaya, elde edilen başarının altında Ar-Ge Merkezi ile Tasarım Müdürlüğü'nün ortak çalışması yattığını ifade ederek, projede görev alan tüm Yeşimlilere teşekkür etti. Şankaya, biyo-çözünür ürünlerin stratejik üretim ortağı konumunda oldukları birçok dünya markasının gündeminde ve gelecek sürdürülebilirlik stratejileri arasında yer aldığını belirtti. Böylesi bir süreçte bu projeyi hayata geçirdikleri için son derece mutlu olduklarını ifade eden Şankaya,

"Üretimde kullanılan pamuklu iplikler halihazırda doğada yüzde 100 çözünebiliyor ancak uygulanan kimyasal işlemler ve kullanılan polyester, elastan gibi sentetik malzemeler nedeniyle pamuklu ürünler doğada çözünemez hale geliyor ve atık oluşuyor. Bu proje sayesinde üretilen ürünlerin örme, dikiş, nakış, boya ve baskı gibi her aşamasında doğada tamamen çözünebilen prosesler kullanılmış oldu. Nakış ipliğinin biyo-çözünür olarak temin edilmesi ve boya baskı aşamasında da doğal bir proses olarak su yosunu kullanılması, projede başarıyı getirdi. Geldiğimiz noktada tişört ve sweatshirt üretimi gerçekleştirdik." diye konuştu.

Şankaya şöyle devam etti: "Elde ettiğimiz üründeki tüm işlemlerin yüzde 100 doğal olduğunu ve ürünlerin doğaya kimyasal bir etkisinin olmadığını gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Yeşim, böylece uzun yıllardır yürüttüğü "Yeşil fabrika" ve "Sürdürülebilir doğa dostu üretim" yaklaşımına uygun olarak değerli bir adım daha atmış ve katma değerli üretim zincirine önemli bir halka daha eklemiş oldu. Bu ve buna benzer başarılı inovatif çalışmaları sürdürerek sektörümüzün öncüleri arasında yer almaya devam edeceğiz."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor/610057/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 13:52:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Altuncan Hatun'un ilk eşi Şah Melik Kimdir</title>
			<description><![CDATA[Kullanıcıların Altuncan Hatun'un ilk eşi olması münasebetiyle merak ettiği Şah Melik, Yabgu, vali ve sultan gibi sıfatlarla anılmaktadır. Ölümü Çağrı Bey'in elinden olan Şah Melik'in Altuncan Hatun'dan Enuşirvan adında bir oğlu bulunmaktadır. İşte Şah Melik hakkında merak edilenler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şah Melik (d. (?), Oğuz Yabguluğu - ö. 1042, Mekran, Belucistan), Yengi-kent ve Cend Oğuzları Yabguluğu'nun başı; Harezmşahlar Devleti'nin valisi ve daha sonra da hükümdarı (1041-1042). 1042'de Çağrı Bey tarafından öldürüldü. Sonradan Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Tuğrul Bey'in eşi olacak olan Altuncan Hatun'un ilk kocası idi.

Hayatı

Şah Melik, Yabgu (Oğuzlar'ın ananevî önderi) sıfatını taşımakta idi. 1034 yılında Yabular'ın düşmanları olan Selçuklular, Gazneli Valisi Harun'un davetiyle Harezm'e girdiler.

Harezm valiliği ve şahlığı

Gazneliler'in Türk köle komutanı ve Harezm Valisi Altun Taş (H.408-23/M.1017-32) yılları arasındaki On Beş yıllık valiliği sırasında Gazneli Mahmud ile Mesud'a bağlı kalmıştı. Harezm eyaletinin sınırlarını kuzeyden gelen Oḡuz ve Kıpçak akınlarına karşı başarılı bir şekilde savunmuştu.

Buhara yakınlarında Debusiye adı verilen bir mevkideki savaşta ağır yaralanan Altuntaş'ın kısa bir süre sonra ölümü üzerine Altuntaş'ın oğlu Harun Harezm'de onun yerine de fakto vali olarak geçti. Gelgelelim, Harun'un bu tutumundan şüphelenen Mesud onu sadece "Halifetu'd-Dar" sıfatıyle resmi Harzemşah sıfatını verdiği kendi oğlu Saʿid'in yardımcısı olarak tanıdı. Altuntaş'ın kurmuş olduğu ordunun kuvvetini Türkmenler'den alması H. 421 / M. 1030 yıllarından sonra Gazneli Mahmud ve daha sonra da Mesud'un bir hayli tedirgin olmasına neden olmuştu. Altuntaş'ın ölümü üzerinden henüz İki sene geçmeden Harun, Ali Tigin ve Selçuklular ile (H. 425 / M. 1034) ittifak kurarak açıkça Sultan Mesud'a karşı isyan etti. Fekat bir yıl sonra Mesud kendi muhafızlarına Harun'a karşı başarılı bir suikast düzenlettirdi.

Harun'un katledilmesi üzerine Altuntaş'ın diğer oğlu İsmail Handan Selçuklular'ın müttefiği ve Mesud'un yeminli bir düşmanı olarak Harezm'in mutlak hakimi konumuna yükseldi. İşte böyle bir ortamda Sultan Mesud akıllıca bir karar alarak H. 430 / M. 1038) yılında Oğuzlar'dan fekat Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun düşmanı olan Oğuz Yabguluğu'nun yabgusu Cendli Şah Melik'i Harezm Valisi olarak atadı. Şah Melik H. 432 / M. 1041 yılına kadar Harezm'de mutlak hakimiyeti eline geçirdi.

İsmail Handan'ın ise Selçuklular'a sığımaktan başka bir çaresi kalmamıştı. Böylece Şah Melik Harezm Başkenti Gürgan'da hükümdar (Harezm-Şah) olarak ilan edildi. Bu vakte gelene kadar da Sultan Mesud vefat etmiş ve Gazneliler'in Harezm'deki hakimiyetleri sona ermiş bulunuyordu.

İdamı

Bununla beraber Selçuklular Şah Melik'in Harezm'de uzun süre kalmasına izin vermeyeceklerdi. Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Tuğrul Bey ve kardeşi Çağrı Bey 1042 yılında Harezm'e girerek Şah Melik'i buradan kovdular. Eski toprakları olan Cend ve Yengi-kent'in Kıpçaklar tarafından işgali üzerine oralara geri dönemeyerek önce Kirman'a oradan da Mekran'a kaçan Şah Melik burada yakalanarak Çağrı Bey tarafından öldürüldü. Karısı Altuncan Hatun'da Tuğrul Bey ile evlendirildi.

Bibliography
"ALTUNTAŠ" Encyclopædia Iranica. 15 Nisan 2020. 
Kaynakça
Ann K. S. Lambton (1 Ocak 1988). Continuity and Change in Medieval Persia. SUNY Press. s. 262. ISBN 978-0-887-06133-2.
Türk dünyası araştırmaları - Issue 173. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı. 2008. s. 112.
"Encyclopædia Iranica, ALTUNTAŠ". 29 Nisan 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Nisan 2020.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir/608620/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Dec 2022 15:46:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Devlet için oğlundan geçen kadın, Altuncan Hatun</title>
			<description><![CDATA[Tarihî kaynaklarda 'Devlet kurtaran kadın' olarak gösterilen Altuncan Hatun'un Tuğrul Bey ile olan evliliğinden önceki eşi Şah Melik'ten Enuşirvan adında bir oğlu var. Tuğrul Bey ile olan evliliğinden ise çocuğu bulunmuyor. İşte Altuncan Hatun hakkındaki bilgiler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Altuncan Hatun (d. (?), Harezm - ö. 1060, Zencan), Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Tuğrul Bey'in eşi. Daha önce Yengi-kent ve Cend Oğuzları'nın yabgusu; Harezm'in valisi (1038-1041) ve daha sonra da Harezm-Şah (1041-1042) olan Şah Melik'in ilk eşi idi. Kocasının 1042'de Çağrı Bey tarafından öldürülmesinden sonra 1043'te Tuğrul Bey ile evlendi.
[ilgili-haber=608620]
Hayatı

Hayatının ilk dönemleri hakkında detaylı bilgi yoktur. İlk eşi Selçuklu Hanedanı ile müttefik olan 1035 yılında ölen Harezm bölgesi hakimi Şah Melik olduğu tahmin edilir. Tuğrul Bey Altuncan Hatun ile evlenmek için Kündürî'yi görevlendirmiştir. Tuğrul Bey ile Altuncan Hatun'un ne zaman evlendikleri kesin olarak bilinmemesine rağmen 1040'lı yıllar olduğu ileri sürülür. Tuğrul Bey eşi Altuncan Hatun'a saygı duyar, bir mesele hakkında görüşlerini sorar, sözünü dinlerdi. Altuncan Hatun Selçuklu siyasetinde söz sahibi olmuş ve önemli kararlar almıştır.

Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal isyan başlatıp devletin merkezi Hemedan'a doğru yönelmesi üzerine Nusaybin'de bulunan Tuğrul Bey kardeşinden önce Hemedan'a ulaşarak silahları ve hazineyi güvenceye aldı. Hemedan önünde iki kardeş savaştı. Tuğrul Bey kuvveti az olduğu için mağlup olarak Hemedan kalesine sığındı. Tuğrul, eşi Altuncan Hatun'dan ve veziri Kündürî'den yardım istedi. Selçuklu ordusunun Bağdat'tan ayrılmamasını isteyen Abbasi halifesi Altuncan Hatun'a izin vermedi ve vezir Kündürî Hemedan'a gitmemesi için Altuncan Hatun'u ikna etti. Vezir Kündürî, Altuncan Hatun'un oğlu Enuşirvan'ı Tuğrul Bey yerine tahta çıkarmaya niyetlendi. Bu durumu anlayan Altuncan Hatun oğlunu ve veziri yakalatıp tutuklatmak üzere harekete geçince ikisi de kaçarak Hille'ye gittiler.

Altuncan Hatun, Bağdat'taki Selçuklu askerlerini toplayarak Hemedan'a doğru yola çıktı. Tuğrul Bey, eşinin ve diğer yardıma gelenlerin sayesinde kardeşi İbrahim Yınal'ı mağlup ederek tehlikeyi atlattı. Altuncan Hatun cesur karar alarak oğlunun tahta çıkmasına karşı çıkarak Tuğrul Bey'e yardıma gitmesi Selçuklu Devleti'nin kaderini değiştirmiştir.

Devlet yönetimi

Ölmeden önce eşi Tuğrul Bey'e “Dünya ve ahiret şerefine nail olman için halifenin kızıyla evlenme konusunda çaba göster” dediği ve bütün mal varlığının halifenin kızına verilmesini vasiyet ettiği söylenir. İbnü'l Cevzî, Altuncan Hatun hakkında; "Tuğrul Bey, birçok iş ve sorunlarda onun fikrini alır ve bunların çözümlerini kendisine bırakırdı" demiş ve hayır işleri yapan çok dindar kadın olduğunu söylemiştir. Süryani tarihçi İbnü'l İbrî de "Kendisi kocası tarafından son derece sevilirdi ve saltanatın bütün işlerini bu kadın idare ederdi," demiştir.

Ölümü

Altuncan Hatun Aralık 1060'ta Zencan'da vefat etti ve ardından Rey'e defnedildi.

Popüler Kültürde Yeri

2021'de TRT 1 de yayınlanmaya başlayan Alparslan: Büyük Selçuklu dizisinde Esra Kızıldoğan tarafından canlandırılmaktadır.

Kaynakça
Ann K. S. Lambton (1 Ocak 1988). Continuity and Change in Medieval Persia. SUNY Press. s. 262. ISBN 978-0-887-06133-2.
Türk dünyası araştırmaları - Issue 173. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı. 2008. s. 112.
Ayşe Dudu Kuşçu, Selçuklu Devlet Yönetiminde Kadının Yeri ve Altuncan Hatun Örneği, s. 180
TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 16,  sayfa: 499
 Ali Sevim, Makaleler, c.II, (Miratüz-Zaman/Tuğrul Bey Dönemi), s. 131
 Zekeriya Kitapçı, Türk ve Selçuklu Hatunları, s. 263 v.d.
 Ali Sevim, Makaleler, c.II, (Miratüz-Zaman/Tuğrul Bey Dönemi), s. 130
 Ebû’l-Ferec, Abû’l-Farac Tarihi, (Suryanca’dan İngilizce’ye çev.: Ernest A. Wallis Budge, İngilizce’den Türkçe’ye çev.: Ömer Rıza Doğrul), Ankara, 1987, II. Baskı, c. I, s. 315
 TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 44, sayfa: 252
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun/608619/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Dec 2022 15:34:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ahura Mazda kimdir, Ahura Mazda nedir</title>
			<description><![CDATA[Ahura Mazda, Zerdüşt inancında yüce tanrıdır. Zerdüşt'ün iddiası, Ahura Mazda'nın evreni ve kozmik düzeni yarattığıydı. Bu inanç sisteinde Ahura Mazda ikiz ruhları da yaratmıştır. İşte Ahura Mazda hakkında bazı kaynaklardan görüşler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ahura Mazdā , (Avestanca: "Bilge Lord") aynı zamanda Ormizd veya Ormazd'ı heceledi, eski İran dininde , özellikle İran peygamberi Zerdüşt'ün dini sistemi olan Zerdüştlükte yüce tanrı ( yaklaşık MÖ 6. yüzyıl ; Yunanca adı Zerdüşt). Ahura Mazdā, Pers kralı I. Darius ( MÖ 522-486'da hüküm sürdü ) ve halefleri tarafından tüm tanrıların en büyüğü ve adil kralın koruyucusu olarak tapındı .

Zerdüşt'e göre Ahura Mazdā evreni ve sürdürdüğü kozmik düzeni yaratmıştır. İkiz ruhları yarattıSpenta Mainyu ve Angra Mainyu (Ahriman )—gerçeği, ışığı ve yaşamı seçen eski hayırsever; ve ikincisi yıkıcıdır, aldatmayı, karanlığı ve ölümü seçer. Ruhların birbirleriyle olan mücadelesi dünya tarihini oluşturur ve insanlığın sürekli karşı karşıya kaldığı iyi ve kötü arasındaki seçime yansır.

Avesta'ya yansıyan Zerdüştlük'te , Spenta Mainyu ile özdeşleştirilir ve Angra Mainyu'ya doğrudan karşı çıkar. Ahura Mazdā her şeyi bilendir, cömerttir, aldatmaz ve iyi olan her şeyin yaratıcısıdır. İyi ve kötü ruhlar, karşılıklı olarak sınırlayıcı, birlikte ebedi varlıklar olarak tasavvur edilir, biri yukarıda, diğeri aşağıdadır ve savaş alanı olarak ikisinin arasında dünya vardır. Geç kaynaklarda (MS 3. yüzyıldan İTİBAREN ),Zurvān ("Zaman"), Ormazd'ın nihai zaferine kadar dönüşümlü olarak dünya üzerinde hüküm süren ikizler Ormazd ve Ahriman'ın babası yapılır.

bundan bir şey anlayışın bir kısmı şuna yansır:Maniheizm , burada Tanrı'ya bazen Zurvān denir, Ormazd ise karanlığın yıkıcı ruhu tarafından mağlup edilen ancak Tanrı'nın ikinci yayılımı olan Yaşayan Ruh tarafından kurtarılan İlk İnsan'ın ilk ortaya çıkışıdır.

Spenta Mainyu (Zerdüşt tanrısı)

Spenta Mainyu , Zerdüştlükte , Yıkıcı Ruh Angra Mainyu'ya karşı Bilge Ahura Mazdā tarafından yaratılan Kutsal Ruh .

Spenta Mainyu, Bilge Lord'un kendisinin bir yönüdür. Ahura Mazdā, Kutsal Ruh aracılığıyla yaşam ve iyilik yaratır. Zerdüşt inancına göre Spenta Mainyu, gökyüzü, su, toprak, bitkiler ve henüz doğmamış çocuklar gibi birçok alemi ve yaratığı korur ve bakımını yapar.

Varuna (Hint Tanrısı)

Varuna , Hindu mitolojisinin Vedik evresinde, egemen tanrı, ilahi otoritenin kişileştirilmesi. O, gök aleminin hükümdarı ve kozmik ve ahlaki yasanın ( rita ) savunucusudur; Şefi olduğu Adityas ( bkz. Aditi ). Sık sık ortaklaşa çağrılırEgemenliklerinin daha hukuki tarafını temsil eden Mitra - bir insan ile diğeri arasındaki ittifak - Varuna ise büyülü ve spekülatif yönleri - tanrılar ve insanlar arasındaki ilişkiyi temsil ediyor. Zerdüşt tanrısına çok yakındır.Ahura Mazda . Daha sonraki Hinduizm'de Varuna daha az rol oynar. Batının koruyucusudur ve özellikle okyanuslar ve sularla ilişkilendirilir. Bu nedenle, genellikle nehir tanrıçaları ona eşlik eder.Ganga veYamuna.

Eski İran dini

eski İran dini , İran platosunda ve sınır bölgelerinde ve ayrıca Orta Asya'nın Karadeniz'den Hotan'a (modern Hotan, Çin) kadar olan bölgelerinde yaşayan, kültürel ve dilsel olarak ilişkili eski halk grubunun çeşitli inanç ve uygulamaları.

Bozkırları işgal eden kuzey İranlılar (Klasik kaynaklarda genellikle İskitler [Saka] olarak anılır), güney İranlılardan önemli ölçüde farklıydı. Mezopotamya'dan, özellikle Batı İran'dan çok şey ödünç alınmış olsa da , din ve kültürde , hem kuzey hem de güney İranlıların Hint Yarımadası'nın Hint-Aryan dilini konuşan eski halklarıyla pek çok ortak noktası vardı . En azından Medyan imparatorluğunun yükselişinden bu yana, İran dini ve kültürü, Orta Doğu'nun İran üzerinde olduğu gibi Ortadoğu üzerinde de derin bir etkiye sahip olmuştur .

Bu açıklama, Ahameniş hanedanının Büyük İskender tarafından fethini, bu etkiler daha sonraki tarih boyunca devam etmiş ve İran dininin bazı biçimleri günümüze kadar sürmüş olsa da, eski İran dini döneminin kapanışı için biraz keyfi bir tarih olarak alacaktır. gün. Aynı zamanda Zerdüştlük dışında, mümkün olduğunca eski İran dinini de ele alacaktır . Aksi belirtilmedikçe, İran adlarının ve terimlerinin tüm yazımları, genellikle Zerdüşt kanonunun Avestaca yazımlarından farklı olan yeniden oluşturulmuş biçimlerde verilmiştir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir/608355/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Nov 2022 17:09:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Evlilikleri ve saltanatıyla yüzyıllardır konuşulan kraliçenin mezarına giden tünel bulundu</title>
			<description><![CDATA[Doğumundan ölümüne kadar hayatının her bölümü yüzyıllardır merak konusu olan ve adına öyküler yazılıp, hikâyeler üretilen kraliçenin kayıp mezarı bulunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mısır'ın İskenderiye şehrindeki Taposiris Magna Tapınağı'nda yapılan kazılarda Kleopatra'nın kayıp mezarına ulaştığı tahmin edilen yer altı tüneli keşfedildi.

Mısır'ın İskenderiye şehrinde yer alan Taposiris Magna Tapınağı'nda, Arkeolog Kathleen Martinez başkanlığındaki Mısırlı ve Santo Domingo Üniversitesi arkeologları tarafından yürütülen kazılarda Kleopatra'nın kayıp mezarına giden yer altı tüneli bulundu. Tünelin yaklaşık bin 300 metre uzunluğunda ve yerin 13 metre altında bulunduğu aktarılırken 2 bin yıldan daha eski olduğu tespit edildi. Keşif sayesinde Kleopatra'ya ait mezarın ortaya çıkarılmasına ilişkin açıklama yapan Martinez, "Mezarı ortaya çıkarırsak 21. yüzyılın en önemli keşfi olacak" dedi.

Öte yandan, yürütülen arkeolojik kazılarda seramik kaplara, kaymaktaşından yapılma Helenistik döneme ait iki kafa heykeline ulaşıldığı aktarıldı. Tünelin bir kısmının sular altında olduğunu tespit eden arkeolog ekibi, Taposiris Magna Tapınağı'nın temellerinin de su altında olduğuna inandıklarını ifade etti.

Kleopatra kimdir

VII. Kleopatra (d. Ocak MÖ 69 - ö. 12 Ağustos MÖ 30), Antik Mısır'ın son Helenistik kraliçesidir. Asıl unvanı VII. Kleopatra olmasına rağmen kendisinden önce gelenler bilinmediği için, kısaca Kleopatra olarak bilinir. Latinceye Kleopatra, "babasının yüceliği" anlamına gelen Antik Yunan Kleopátra'sından (Grekçe: Κλεοπάτρα);[1] Grekçe: κλέος (kléos, "zafer") ve Grekçe: πᾰτήρ (patḗr, "baba")'dan gelmektedir. Eril şekli ya Kleópatros (Grekçe: Κλεόπᾰτρος) ya da Pátroklos (Grekçe: Πᾰ́τροκλος) olarak yazılırdı. Kleopatra, Büyük İskender'in kız kardeşinin yanı sıra Yunan mitolojisinde Meleager'in karısı Kleopatra Alcyone'nin de adıdır. V. Ptolemy Epiphanes ve Kleopatra I Syra'nın (Selevkos prensesi) evliliği yoluyla, bu isim Ptolemaios hanedanlığına girdi. Kleopatra'nın kabul edilen adı Theā́ Philopátōra (Grekçe: Θεᾱ́ Φιλοπάτωρα) "babasını seven tanrıça" anlamına gelir.

Kleopatra İskenderiye'de doğdu. Aslen Yunan olan Kleopatra, babası XII. Ptolemaios'un ölümünden sonra kardeşi XIII. Ptolemaios ile birlikte tahta çıktı. Babası öldüğünde 18 yaşında olan Kleopatra yönetimde kendinden 8 yaş küçük kardeşine kıyasla baskın figür haline geldi. O zamanlar Mısır'da egemen olan Yunanlar Mısır toplumuna karışmamak için kendi soylarından olan kişilerle evleniyorlardı, bu yüzden Kleopatra'nın kardeşi ile evlenmiş olabileceği düşünülmektedir, ancak bu konu hakkında bir delil yoktur. Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benimsemesi için kendini Antik Mısır dinine verdi. İlerleyen zamanlarda kardeşi tarafından iktidardan uzaklaştırılıp Suriye'de sürgüne yollandı. Burada bir ordu toplayarak kardeşi ile Mısır'ın doğu sınırında yer alan Pelusium şehrinde çatışmaya hazırlandı, ancak Roma diktatörü Sezar'ın gelmesi ile geçici bir barış ortaya çıktı.

Kleopatra iktidarı yeniden ele geçirmek için Roma desteği gerektiğini düşünmekteydi. Roma'nın desteği ile Mısır'ın eskiden sahip olduğu Filistin ve Suriye'yi yeniden alabileceğine inanmaktaydı. Kısa süre sonra Roma diktatörü Sezar ile yakınlaştı. Kleopatra'nın bir halı içinde Sezar'ın sarayına girdiği ve bu büyük kralı kendine aşık ettiği rivayet edilir. İskenderiye'de kışı kardeşinin orduları tarafından Sezar'la birlikte kuşatma altında geçiren Kleopatra, Roma desteğinin baharda gelmesi ile Mısır'ın egemenliğini yeniden ele geçirdi. Bu olaydan sonra kardeşi ülkeden kaçtı ve Nil sularında boğuldu.

Kardeşinin aradan çekilmesi ile Kleopatra diğer kardeşi olan XIV. Ptolemaios ile evlendi. O sırada Sezarion adı ile de bilinen bir çocuk doğurdu, ancak çocuğun babasının Sezar mı, Ptolemaios mu olduğu belli değildir. Çocuğu ve kardeşi/kocasıyla birlikte Roma'yı en az bir kez ziyaret edildiği kaydedilmiştir. MÖ 44 yılında ikinci kocası da ölen Kleopatra, Mısır'ı küçük oğlu ile beraber yönetmeye başladı.

Sezar ölünce Roma İmparatorluğu, tahta çıkan Octavian (Sezar'ın yeğeni ve resmi evlatlığı) ve Marcus Antonius arasında ikiye ayrıldı. Doğu, artık Marcus tarafından yönetilmekteydi ve ilk işi de Mısır'ı ziyaret oldu.

Antonius, Kleopatra'ya delice âşık oldu. Kleopatra'nın Antonius'tan Alexander Helios ve Cleopatra Selene adlı ikizleri oldu. Bir süre Tarsus'ta yaşadılar ve bu yıllarda Octavius'a savaş açtılar. Aktium'da yapılan savaşta Kleopatra ve Marcus kaçmak zorunda kaldı. İskenderiye'deki sarayına dönen Kleopatra'nın kendisini bir kobraya sokturarak intihar ettiği rivayet edilir. Ama son zamanlarda zehir içerek öldüğü anlaşılmıştır. Kolay yapılan bu zehir, acı çektirmeden birkaç saat içinde öldürüyordu. Öldüğünde 39 yaşındaydı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu/608197/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Nov 2022 14:55:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Arslan Besasir, Büveyhiler'in Türk kumandanı Arslan Besasiri kimdir</title>
			<description><![CDATA[Arslan Basasir veya Arslan el-Besasiri adlarıyla kaynaklarda geçen Türk kumandan, Büveyhi hanedanındaki görevlerinin ardından Fatımiler'in hizmetine girmiştir. Emir Arslan Besasiri veya Emir Besasir diye de bilinir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kaynaklarda 'Arslan Besasiri' diye geçmesine karşın tam künyesi, Ebü’l-Hâris Arslan b. Abdillâh el-Muzaffer el-Besasiri'dir. (15 Ocak 1059'da öldü) Irak'taki Büveyhi hanedanının askeri komutanı olmak için yükselen bir Türk köle - askeri (memluk) idi. Büveyhiler 1055 yılında Selçuklular tarafından tahttan indirilince, yaklaşık bir yıl hüküm sürdüğü Bağdat'ı kendi adına fethettiği Mısır'ın Fatımi Halifeliği'ne biat etti.

Arslan Besasir'in ilk yılları

El-Basasiri (veya al-Fasasiri, al-Fasavi) adı, ilk sahibinin Fars eyaletindeki Basa'dan (Fasa) türetilmiş bir nisbedir. Ebu'l-Ḥarith bir künye iken, onun ismi (verilen isim) Türk Arslan'ıydı. Büveyhi emiri Baha el- Devle'nin (r. 988-1012) azatlısı (mevla) oldu. Ancak askeri kariyeri, yalnızca Baha'nın oğlu Celal al- Devle'nin (r.  1025-1044) saltanatından izlenebilir.

Arslan El-Besasiri, Celal'in yeğeni Fars emiri Ebu Kalijar ve rakip Musul Ukaylid hanedanı ile olan ihtilaflarında yer aldı. Aynı zamanda, Anbar kasabasını tımar olarak aldığı Büveyhi emir el-Malik el- Rahim'in (r.  1048-1055) gözdesiydi. Bu, Bağdat'taki Türk birlikleri arasında artan huzursuzluk, Sünni ve Şii arasında artan çekişme, sürekli Kürt akınları ve Ukaylilerle devam eden savaş dönemiydi.

Arslan Besasiri vezir ile çekişiyor

1054'te Arslan Besasiri, Türk birliklerinin Bağdat'ta isyan ve yağma yapmasını engelleyemedi. Aynı yıl Ukayli lideri Kureyş, Baradan'a baskın düzenledi ve Arslan Besasiri'nin develerini ve atlarını götürdü. Kasım'da Kureyş, Anbar'ı ele geçirdi ve Büveyhi hükümdarlığından resmen feragat ederek, Selçuklu sultanı Tuğrul'un Cuma namazı sırasında hutbede adının geçmesini emretti.

İbnü'l-Esir'in Tam Tarihine göre, " Abbasi halifesi ve Basasiri'nin yabancılaşması bu yıl Ramazan'da, yani 4 Aralık 1054 ile 2 Ocak 1055 arasında başladı. 1054'te Arslan Besasiri Türk siyaseti konusunda halife veziri İbnü'l-Müslima ile arası açıldı. Veziri, 1052/3'ten beri Tuğrul ile irtibat halinde olmakla suçladı. İbnü'l-Müslima da buna karşılık Arslan Besasiri'nin Bağdat'taki Kureyş destekçileriyle savaşma çabalarını engelledi. Misilleme olarak, el-Basasiri vezirin teknesine el koydu ve aylık maaşını kesti. Ayrıca halife el-Kaim'in aylık ödeneğini de kesti.

Mart 1055'te Arslan Besasiri Anbar'ı geri aldı. Yolda Dimimma ve Felluce köylerini yağmaladı. Ona, kayınbiraderi, Mazyadi hanedanından I. Dubays katıldı. Anbar, Ukayli müşterisi Ebu'l-Ghana'im ibn el-Muhallaban tarafından savundu. Arslan Besasiri, mancınık ve Yunan ateşi kullanarak bir kuleyi ve bazı savunma çalışmalarını yok etti. Kasaba basıldı ve Ebu'l-Ghana'im yüz manga askeriyle birlikte yakalandı.

Vezir ile çatışma, Arslan Besasiri'nin Bağdat'a dönüşünden sonra da devam etti. Temmuz 1055'te, bir Sünni protestosu sırasında vezir, bazı fanatikleri bir gemiye binmeye ve bir Hıristiyan tüccara ait şarap kavanozlarını kırmaya ve Arslan Besasiri'ye gitmeye ikna etti, ardından Büveyhi sultanı ile Vasit'te kaldı. Şarap bir Hristiyan'a ait olduğu için, Arslan Besasiri vezirin eylemlerini yasadışı ilan eden bir Hanadi yasal hükmü (fetva) elde edebildi. İbn el-Müslim daha sonra onu Şii sempatisine sahip olmakla ve Abbasilerin rakipleri Şii Fatımi Halifeliği ile temas halinde olmakla suçladı. Türk birliklerini ve halifeyi aleyhine çevirerek Bağdat'taki evini yaktırdı. Aslında, her ne kadar Fatımi baş misyoneri el-Mueyyed fi'l-Din al-Şirazi el-Basasiri'ye yazdıysa da, mektupları Tuğrul'un Bağdat'a gelişinden sonrasına kadar kendisine ulaşmadı.

İbn el-Müslim, padişah el-Malik al-Rahim'e en sevdiğini göndermesini emretti, ancak sultan reddetti. 15 Aralık 1055'te , sözde hac (hac) için Mekke'den geçmekte olan Tuğrul'un adı Bağdat'taki khuṭba'da telaffuz edildi. 18 Aralık'ta ciddiyetle şehre girdi. Birliklerinin mevcudiyeti karışıklıklara yol açtı ve 23 Aralık'ta Büveyhi sultanını halkı kontrol edemediği için tutukladı. El-Melik er-Rahim Tuğrul'u selamlamak için Vasi'den Bağdat'a döndüyse de, Arlan Besasiri kayınbiraderi Dubays'ın sarayına gitti. Sultan Tuğrul, Dubays'a Arslan Besasiri ile ilişkisini kesmelerini emretti ve ikincisi Rahba'ya gitti.

Arslan Besasiri Fatimilerin hizmetinde

Arslan Besasiri Rahba'dan Fatımi halifesi el- Mustansir'e (r. 1036-1094) Kahire'ye gelme izni ve Suriye ile Mısır'ı Selçuklulardan korumaya yardım etmesi için yazdı. Fatımi veziri el-Yazuri ilk talebi reddetti, ancak ikincisini kabul etti. Arslan Besasiri Rahba valisi olarak atandı ve halife ona 500.000 altın dinar, 500.000 dinar değerinde giysi, 10.000 yay, 1000 kılıç, 500 at ve bir miktar mızrak ve ok gönderdi. El-Mu'ayyad erzaklara eşlik etti ve görev mektubunu getirdi.

1056-57'de el-Mueyyed, birkaç Suriye ve Irak emirini Fatımi davasına kazandı. Arslan Besasiri'nin Tuğrul'a teslim olan eski koruyucusu Dubays, biatını değiştirdi ve Fatımi halifesinin adını khuṭba'da telaffuz etti. Basasiri ile ittifakını yeniledi. Daha önceki yıllarda Arslan Besasiri'nin yanında bir baş belası olan Bağdadi Türkleri, Tuğrul'un yönetimini dayanılmaz bularak Suriye'de El-Basasiri'ye katıldı. Türkler ve bazı Bedeviler tarafından takviye edilen el-Basasiri ve Dubays ordusu, Kutalmış ve Kureyş komutasındaki bir Selçuklu kuvvetini yendikleri Sincar'a yürüdü. Kutalmış esirlerden kaçarak Ezerbaycan'a kaçarken, Kureyş 9 Ocak 1057'de yaralanarak teslim oldu.

Sincar'daki zaferinden sonra, Arslan Besasiri Musul'a girdi ve şehir Fatımi halifesinin olarak ilan edildi. Bu durum sadece birkaç gün sürdü. Sultan Tuğrul kısa süre sonra Musul'u geri aldı ve Sincar bölgesini harap etmeye başladı, Arslan Besasiri ise Rahba'ya çekildi. Dubaylar ve Kureyş geçici olarak tekrar taraf değiştirdi, ancak Selçuklu kampındaki Arap karşıtı duygular onları geri püskürttü. Dubays Cemi'an'a gitti ve Kureyş Rahba'da Arslan Besasiri'ye katıldı.

1058'in başlarında, Sultan Tuğrul'un kardeşi İbrahim Yınal, Arslan Besasiri ve el-Mueyyed ile bir anlaşma yaptı, bu sayede Mueyyed, kardeşinin tahtını gasp etmesinde onu destekleyecek ve hutbede Fatımi halifesinin adını ilan edecekti. Musul'u, teslim almadan önce kaleyi kuşatmak için dört ay harcamak zorunda kalan Arslan Besasiri'ye terk etti. Kaleyi ele geçirdikten sonra, el-Basasiri Rahba'ya çekildi. Yine zaferi uzun sürmedi. Sultan Tuğrul kısa süre sonra Musul'u geri aldı ve Nisibis üzerine yürüdü . Arslan Besasiri Şam'a çekildi.

Arslan Besasiri'nin geri çekilmesi sırasında İbrahim yınal, Cibal'de isyan çıkardı. Sultan Tuğrul'un yanıtı, Irak'taki Selçuklu birliklerini büyük ölçüde ortadan kaldırarak, Arslan Besasiri'nin bir işgal başlatmasına yol açtı. Hızla Hit ve Anbar'ı aldı. 27 Aralık 1058'de Kureyş'in eşlik ettiği 400 memlük süvarisi ve 200 süvarisiyle Bağdat'a girdi. Ertesi Cuma, 1 Ocak 1059, ağırlıklı olarak Şii olan batı Bağdat'ta ezanla ilan edildi. 8 Ocak'ta Arslan Besasiri, Dicle'yi geçti ve doğu Bağdat'ı işgal etti. Fatımi halifesinin adı Ulu Cami'de telaffuz edildi. Takip eden hafta boyunca sokaklarda çatışmalar oldu. 19 Ocak'ta Hasani Sarayı saldırıya uğradı ve Abbasi halifesi el-Kaim kendisini ve ev halkını Kureyş'in koruması altına aldı. 29 Ocak'ta el-Basasiri, Kurban Bayramı'nı Ulu Cami'nin dışındaki dua alanında (musalla) Fatımi bayrakları dalgalandırarak kutladı.

Bağdat'taki yeni otorite olarak Arslan Basasiri, Abbasi nişanını, sarığı, pelerini ve kafes perdeyi devraldı. Kureyş'in, şehirden uzaklaştırılan ve Hadisa'da hapsedilen El-Kaim'in velayetini elinde tutmasına izin verdi, ancak ona, sokaklarda dolaştırdığı ve 16 Şubat 1059'da idam ettiği vezir İbnül-Müslim'i teslim etmesini emretti.

Arslan Basasiri, Bağdat'ın fethini Vasit ve Basra'yı alarak takip etti. Ancak Huzistan'ı işgali püskürtüldü. Huzistan hükümdarı Hazarasp ibn Bekir, Dubays'tan Arslan Besasiri ile arabuluculuk yapmasını istedi. El-Besasiri'ye haraç ödemeyi teklif etti, ancak ikincisi hutbe ve madeni paranın Fatımi halifesi adına yapılmasını talep etmeyi reddetti. Arslan Besasiri Sultan Tuğrul'dan asker aldığını anlayınca onunla barıştı ve 12 Eylül 1059'da ulaştığı Wasit'e çekildi.

Temmuz 1059'da Sultan Tuğrul kardeşi Yınal’ı yendi. Huba ve sikkelerin kendi adına olması ve Abbasi halifesinin yeniden kurulması şartıyla, Arslan Besasiri'yi Bağdat'ta iktidarda bırakmayı teklif etti. Arslan Besasiri, el-Kaim'i Selçuklulardan uzaklaştırmaya çalıştı, ancak halife reddetti. Kureyş, el-Besasiri'yi Tuğrul'un otoritesini kabul etmesi için ikna etmeye çalıştı ama o reddetti. Tuğrul Bağdat üzerine yürüdü. Arslan Besasiri 14 Aralık 1059'da ailesiyle birlikte şehri terk etti. Sultan Tuğrul ve Abbasi halifesi 4 Ocak 1060'ta şehre girdi.

Besasiri, Kufe'ye yöneldi ve Dubays ile birleşti. Selçuklu süvarileri onları yakaladığında Dubaylar kaçtı ama el-Besasiri savaş teklif etti. 15 Ocak'ta Kufe yakınlarındaki Sakyülfürat’ta yenildi ve öldürüldü. Önce atı oklanarak öldürlürken, ardından ise Selçuklu veziri el-Kunduri'nin katibi tarafından Arslan Besasiri öldürülmüştür. Başının Bağdat'ta Sultan Tuğrul'a getirildiği rivayet edilir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir/608099/</link>
			<pubDate>Mon, 31 Oct 2022 15:00:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yabgulular kimdir, Yabgu nedir Yabgulular kimler</title>
			<description><![CDATA[Selçuklular soyunda, Selçuk Bey'in oğulları Mikail ve Arslan Yabgu'nun çocukları ayrı isimlerle anılmıştır. Bunlardan Mikail'in çocunlarına Selçuklular, Arslan Yabgu'nun çocuklarına da Yabgulular denilmiştir. Selçuklular, Büyük Selçuklu Devleti'ni, Yabgulular ise Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurmuşlardır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bütün Selçuklu Tarihi boyunca Selçuklular ile Yabgulular arasında bir soğukluk, çekişme, hatta mücadele vardır. Bunun temeli Selçuk Bey’in sağlığına kadar uzanmaktadır. Bu durum Büyük Selçuklular kurulduktan sonra da iç isyanlar ve saltanat mücadeleleri şeklinde devam ettiği gibi Türkiye Selçukluları’nın ilk zamanlarına kadar sürmüş ve Türkiye Selçuklu hükümdarlarından iki kişinin hayatına mal olmuştur.

Yabgu ne demek

Kelimenin kökeniyle ilgili farklı görüşler ileri sürülmüştür. H. W. Bailey, P. Pelliot ve R. N. Frye gibi araştırmacılar tarafından eski İran dillerine bağlanmak istense de bu konuda kesin bir kanaate ulaşılamamıştır. V. Thomsen, G. J. Ramstedt ve N. N. Poppe gibi filologlar ise Türkçe’deki yapmak fiil köküne -tayangu, başlagu ve yargu gibi- +gu ekinin getirilmesiyle oluşturulduğunu ileri sürer. Eski Çin kaynaklarında “hiep-ho” şeklinde kaydedilen unvanın Asya Hun İmparatorluğu’nda milâttan önce II. yüzyıldan beri kullanıldığı anlaşılmaktadır (de Groot, s. 116-117).

Yabgu ve yabgu kağan, Göktürk Devleti’nde de yüksek bir idarî unvandı. Devletin kurucusu Bumin Kağan’ın kardeşi İstemi Yabgu-Kağan’ın (552-576) idaresine bırakılan Batı Göktürk halkı kaynaklarda “Yabgu’nun Türkleri” şeklinde anılmıştır (Chavannes, Documents, s. 95). Yabgu unvanına Batı Göktürk Devleti’nde ikinci defa, kaynaklarda zaman zaman Yabgu-Kağan şeklinde de zikredilen Tohâristan hâkimi Tong Yabgu devrinde (618-630) rastlanmaktadır. II. Göktürk Devleti’nin kurucusu Kutluğ Kağan’ın “ilteriş” unvanını aldıktan sonra kardeşlerinden Kapgan’ı şad, To-si-fu’yu yabgu tayin ettiği bilinmektedir. Yine II. Göktürk Devleti’nde Türgişler’in itaatten çıktığı 711 yılı olayları esnasında Türgiş yabgusu, şadı ve kağanının öldürüldüğü kaydedilmektedir.

Bu sırada Göktürkler’e bağlı bulunan Tarduş ve Töles boyları yeniden düzenlenip başlarına idareci olarak yabgu ve şad tayin edilmiştir. Göktürk Devleti’nin yerini alan Ötüken Uygur Devleti’nde de yabgu unvanına çok sık rastlanmaktadır. Devletin kurucusu Kutluğ Bilge Kül Kağan’ın (745-747) önce yabgu unvanını taşıdığı zikredilmektedir. Yine Moyençor Kağan’ın (747-759) oğullarından ikincisini Tarduş ve Töles boyları üzerine yabgu ve şad tayin ettiği bilinmektedir. Aynı hükümdar tarafından 753 yılında Çin’e elçi olarak gönderilen Tay Bilge Tutuk da yabgu unvanı taşımaktaydı. Yine Küçlüg Bilge Kağan (821-833) devlete bağlı olan Karluklar’ın üzerine bir yabgu tayin etmiştir.

Bu unvana en sık rastlanan Türk topluluklarından biri de Karluklar’dır. Yabgu kelimesini “cabgûye” şeklinde kaydeden Taberî 119 (737) yılı olaylarını anlatırken Karluk Yabgusu’ndan (Cabgûye el-Harluhî) bahseder (Târîḫ, VII, 125). Daha önce “kül erkin” unvanını taşıyan üç Karluk beyinin 665 yılına doğru güçlenerek yabgu unvanını kullanmaya başladığı görülmektedir. Beşbalık yöresinde yaşayan Karluklar’ın da kendilerine yabgu unvanına sahip Tun Bilge (Tun Pichia) adlı bir yönetici seçtikleri bilinmektedir.

Ḥudûdü’l-ʿâlem’de Karluklar’ın yabgu unvanını eskiden kullandıkları, ancak bu eserin yazıldığı tarihlerde (372/982-83) artık bu unvanı kullanmadıkları kaydedilmektedir (s. 97). II. Göktürk Devleti’nin yıkılışı esnasında vuku bulan hadiselerde Karluklar Uygurlar’la iş birliği yapmıştır. 742’de “sağ yabgu” (batı) mevkiinde bulunan Karluk yabgusu, 745 yılında Uygur Kağanlığı’nın kuruluşu sırasında “sol yabgu” (doğu) mevkiine getirilmiştir. Karluk yabguları kendi soylarını Göktürk hükümdar ailesi Aşina hânedanına bağlamıştır. Yabgu unvanına, XII. yüzyılda Hârizmşahlar ile Karahıtaylar arasında anlaşmazlığa yol açan Karluk reislerinden Yabgu Han’ın adında da rastlanmaktadır.

Yabgu unvanının Göktürk Aşina hânedanının 652 yılından itibaren Tohâristan’a hâkim olan kolu tarafından da kullanıldığı belirtilmektedir. Taberî yine 119 (737) yılı olaylarını anlatırken Tohâristan yabgusundan (cabgûye et-Tohârî) bahseder (Târîḫ, VII, 119). Bu hânedana mensup bulunan Kutluğ 729 yılı olaylarında Çin yıllıkları tarafından yabgu unvanıyla zikredilmiştir (Chavannes, Notes, s. 49). Yabguya Hazarlar, Tuna Bulgar Devleti ve Avrupa Avarları’nın yanı sıra Huttel ve Kuça mahallî idare teşkilâtında da yüksek hükümdar unvanı olarak rastlanmaktadır. Yabgu unvanı, Eftalit sikkelerinde “iapgu”, Arap kaynaklarında umumiyetle “cabgûye ~ cabbûye” şeklinde kaydedilmiştir.

Unvanın kullanımı Karahanlılar’da da devam etmiştir. Ancak Kâşgarlı Mahmud yabguyu (yafgu) halktan biri diye göstermekte ve mevkiinin hakandan iki derece aşağıda bulunduğunu kaydetmektedir (Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, III, 32). Onun verdiği bu bilgilerin Karahanlı Devleti’nin ilk dönemlerine ait olması kuvvetle muhtemeldir. Unvanın Karahanlılar devrine ait bir Yarkend belgesinde “yabgu beg oglı” şeklindeki kullanımı da Kâşgarlı Mahmud’un verdiği bilgileri doğrular niteliktedir (Gronke, XLIX/3 [1986], s. 478, 495, 497, 500). X. yüzyılda Oğuz boylarında yabgunun hükümdar unvanı halinde kullanıldığı görülmektedir. İbn Fadlân, Oğuz Türkleri’nin hükümdarına yabgu denildiğini, bunun hükümdarın unvanı olduğunu, Oğuzlar’ın başına geçen herkesin bu unvanı aldığını, yabgunun nâibine “kuzerken” (külerkin) adı verildiğini kaydeder (Seyahatnâme, s. 16). Selçuk Subaşı’nın oğullarından Arslan’ın ve Mûsâ’nın yabgu (yavku, beygu, peygu) unvanını taşımaları aynı geleneğin ilk dönemlerde Selçuklular arasında da devam ettiğini göstermektedir.

Ancak Büyük Selçuklu Devleti’nde zamanla yerleşik idarî geleneklerin ağırlık kazanmasıyla birlikte pek çok eski Türk unvanı gibi yabgu da yerini sultan ve melik gibi Arapça unvanlara bırakmıştır. Unvanın XII. yüzyıldan sonra kullanıldığına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

Kaynak - Hüseyin Salman - Osman Gazi Özgüdenli - TDV
BİBLİYOGRAFYA
Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, III, 32.
Clauson, Dictionary, s. 873.
Doerfer, TMEN, IV, 124-136.
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), VI, 459; VII, 80, 119, 125.
İbn Fadlân, Seyahatnâme (trc. ve nşr. Ramazan Şeşen), İstanbul 2010, s. 16.
Ḥudûdü’l-ʿâlem (Minorsky), s. 97.
Mücmelü’t-tevârîḫ ve’l-ḳıṣaṣ (nşr. Seyfeddin Necmâbâdî – S. Weber), Neckarhausen 2000, s. 83.
J. J. M. de Groot, Die Hunnen der vorchristlichen Zeit, Berlin-Leipzig 1921, s. 116-117.
Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları (İstanbul 1936), Ankara 1986, I, 35, 46, 166-167, 170-171.
E. Chavannes, Documents sur les Tou-Kiue (Turcs) occidentaux, Paris 1941, s. 85, 95, 117, 216.
a.mlf., Notes additionnelles sur les Tou-Kiue occidentaux, Paris 1941, s. 49.
Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları, Ankara 1967, s. 56.
Zeki Velidi Togan, Oğuz Destanı: Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlili, İstanbul 1972, s. 81-82.
İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1983, s. 126, 139-140, 166, 219, 252, 256, 263, 343.
Abdülkadir Donuk, Eski Türk Devletlerinde İdarî-Askerî Unvan ve Terimler, İstanbul 1988, s. 56-63.
a.mlf., “Eski Türk Devlet Teşkilâtında ‘Yabgu’ Unvanı ve Tarihî Gelişmesi”, TKA, XVII-XXI/1-2 (1983), s. 71-78.
Ahmet Taşağıl, Göktürkler, Ankara 1995-99, I-II, bk. İndeks.
Osman Aydınlı, Fethinden Sâmânîler’in Yıkılışına Kadar (93-389/711-999) Semerkant Tarihi (doktora tezi, 2001), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 157 vd.
S. G. Agacanov, Oğuzlar (trc. Ekber N. Necef – Ahmet Annaberdiyev), İstanbul 2002, s. 207-210.
Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilâtı, Ankara 2002, s. 4, 6, 24, 76, 160, 162.
Bahaeddin Ögel, “Şine Usu Yazıtının Tarihi Önemi”, TTK Belleten, XV/59 (1951), s. 361-379.
a.mlf., “Über die alttürkischen Yabgu-Würde”, CAJ, XIII/2 (1968), s. 126-141.
R. N. Frye, “Some Early Iranian Titles”, Oriens, XV (1962), s. 352-359.
M. Gronke, “The Arabic Yarkand Documents”, BSOAS, XLIX/3 (1986), s. 454-507.
C. E. Bosworth, “Payghū”, EI2 (İng.), VIII, 288.
a.mlf., “Yabg̲h̲ū”, a.e., XI, 224.
a.mlf., “Jabḡuya”, EIr., XIV, 316.
N. Sims-Williams – É. de la Vaissiere, “Jabḡuya”, a.e., XIV, 314-315.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler/607900/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Oct 2022 18:15:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Afşin Bey kimdir, Anadolu akınlarının kumandanı Afşin Bey</title>
			<description><![CDATA[11. yüzyıl başlarında Horasan'dan Selçuklu'nun Bizans serhaddine bazı Türkmen aileleri yerleştirildi. Afşin Bey de bölgeye bu vesileyle gelen önemli akıncı beylerindendir. “Afşin”, aslında Üsrûşene beylerinin unvanı idi. Bununla beraber kelime, bu Oğuz beyinin unvanı değil adı olmalıdır. Afşin’in babasının adı Bekçi’dir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tuğrul Bey zamanında Anadolu’ya yapılan akınlar, 1063’te Alparslan’ın tahta geçmesi üzerine Bizans için daha tehlikeli bir hal almıştı. Bunun başlıca sebeplerinden biri, Bizans ucunda yaşayan Oğuz (Türkmen) gruplarının Seyhun boyları ile Horasan’dan gelen yeni ve kalabalık oymaklarla daha da güçlenmiş olmalarıdır. Bu gruplardan birinin Arrân’da (Errân), diğerinin Azerbaycan’da, bir başkasının da Van gölü çevresinde yurt tuttukları anlaşılmaktadır. Sonuncu grup, “Horasan Sâlârı” unvanını taşıyan bir kumandan tarafından idare edilmekteydi.

İşte Afşin, tarih sahnesinde ilk defa bu Oğuz grubunun en büyük beylerinden biri olarak görülmektedir. 1066 yılında Hâcib Gümüş Tegin, yanında Emîr Afşin ve diğer beyler olduğu halde Murat ve Dicle boylarındaki bazı yerleri aldıktan sonra Nizip’i kuşattıysa da alamadı. Bunun üzerine Hısnımansûr (Adıyaman) yöresine girdi, burada pek çok ganimet elde etti; geri dönerken de Bizans’ın Urfa Valisi Aruandanos ile karşılaştı. Yapılan savaşta Aruandanos mağlûp oldu ve esir düşerek kumandanları ve bazı askerleriyle birlikte Urfa önünde satıldı. Afşin daha sonra pek çok esir ve ganimetle geri döndü.

Emîr Afşin, bu önemli seferde büyük rol oynamasına rağmen, Gümüş Tigin’in kardeşini Ahlat’ta öldürmesine kayıtsız kalamadı ve Gümüş Tegin’i öldürdü. Ancak sultan tarafından cezalandırılacağından korkup adamlarıyla birlikte Ayıntab taraflarına geldi. Orada akınlar yaptıktan sonra Antakya bölgesine indi, burayı da görülmemiş bir şekilde talan etti ve Antakya şehrini kuşattı (1068). Bu sırada Alparslan’ın, kendisini bağışladığı haberinin gelmesi üzerine Antakyalılar’la anlaştı. Buna göre Antakyalılar Türk kumandanına 100.000 altınla aynı değerde kıymetli kumaş (dîbâc) ve eşya verdiler. 2 Mayıs 1068’de Alparslan’ın yanına gitmek üzere Antakya’dan ayrıldı.

1069’da Bizans Hükümdarı Romanos Diogenes büyük bir ordu ile Halep bölgesinde savaşırken Emîr Afşin de Anadolu içlerine girip Sakarya kıyılarına kadar gitmiş, bir Bizans kumandanının yardımıyla Sivrihisar’ın güneyindeki Ammûriye (Amorion) şehrini zaptedip yağmalamıştı. Buradan İstanbul’a doğru ilerlerken Romanos Diogenes’e ait altı bin attan oluşan bir sürüyü de ele geçirdi. Faaliyetlerinden haberdar olan Romanos Diogenes yolunu kesmek istediyse de başaramadı ve Afşin Çukurova’dan geçerek Antakya bölgesine ulaştı. Çevreyi yağma ettikten sonra Antakya’yı tekrar kuşattı, fakat şehir halkının teklif ettiği 20.000 altını kabul edip kuşatmayı kaldırdı.

1070’te Er Basgan’ın Bizans’a iltica etme olayı meydana geldi. Selçuklu hânedanına mensup olan Er Basgan, aynı zamanda Alparslan’ın kız kardeşi Gevher Hatun’un kocasıydı. Onun, Alparslan’ın Tuğrul Bey’in halefi olmasını istediği ve bunun için çalıştığı bilinmektedir. Bugün henüz bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı Selçuklu hükümdarını kızdırmış, sultanın buyruklarını dinlemeyen ve muhtemelen bu yüzden kendilerine “Yâvegiyye” (kaçaklar, itaatsizler) denilen Oğuzlar’dan oluşan bir topluluğun başına geçmişti. Aynı yılın sonlarında Hemedan’dan Van gölü çevresine gelen Alparslan, Erciş ve Malazgirt’i kolayca aldıktan sonra Emîr Afşin’e, Er Basgan’ı yakalayıp huzuruna getirmesini emretti. Bunu haber alan Er Basgan, emri altındaki Yâvegiyye ile Bizans ülkesine doğru kaçtı, Afşin de onu takibe koyuldu.

Bu arada Er Basgan, karşısına çıkan Bizans kumandanı Manuel Komnenos’u ağır bir yenilgiye uğratarak esir aldı. Manuel, Er Basgan’ın mülteci sıfatıyla geldiğine ancak esir düştüğü zaman inandı; Afşin’in yaklaşmakta olduğu haberi alınınca da ikisi birlikte süratle İstanbul’a doğru hareket ettiler. Afşin de takibe devam ederek bazı kaynaklara göre İstanbul yakınlarına kadar gitti. Ancak kışın bastırması üzerine yanındaki pek çok esir ve ganimetle Ahlat’a dönüp durumu Alparslan’a bildirdi. Emîr Afşin Malazgirt Savaşı’na da katılmış ve zaferin kazanılmasında önemli bir rol oynamıştır.

1077’de Selçuklu Hükümdarı Melikşah Suriye’yi kardeşi Tutuş’a iktâ etti ve başta Afşin olmak üzere birçok Oğuz beyini onun hizmetine verdi. Tutuş bu beylerle birlikte Halep’i kuşattıysa da alamadı. Sonra Dımaşk Valisi Atsız’ın yardım istemesi üzerine oraya gitti. Dımaşk’ta Tutuş’un Atsız’ı öldürmesi, Afşin’in ona olan güvenini sarstı ve askerin çoğu ile birlikte hizmetinden ayrılmasına sebep oldu. Kuzeye doğru yönelen Afşin, etrafı yağmalayarak Antakya yöresine geldi ve orayı da talan etti. Sonunda şehir halkı istediği parayı verince, 1078’de pek çok ganimetle birlikte Diyarbekir’e doğru hareket etti.

Sıbt İbnü’l-Cevzî, bu hadiseyle ilgili olarak Antakyalılar’ın bir taraftan 30.000 altın vermeyi vaad edip Afşin’i oyalarken diğer taraftan da Tutuş’u çağırdıklarını, Afşin’e kızgın olan Tutuş’un harekete geçtiğini, bunun üzerine Afşin’in de Diyarbekir’e kaçtığını yazmaktadır. Azîmî de Afşin’in gelmesinden sonra Halep bölgesinde kıtlık çıktığını bildirir. Bundan sonra hiçbir kaynakta Emîr Afşin’e dair bir kayıt mevcut değildir. Bu durum, onun yurduna döndükten kısa bir zaman sonra ölmüş olabileceğini hatıra getirmektedir.

Kaynak - Faruk Sümer/ TDV
BİBLİYOGRAFYA
Urfalı Mateos, Vekāyi‘nâme (trc. Hrant D. Andreasyan), Ankara 1968, s. 133, 134.
İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam (nşr. Krenkow), Haydarâbâd 1357-59/1938-40, VIII, 254-255.
Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân (nşr. Ali Sevim), Ankara 1968, s. 137, 139, 144, 146, 147, 149, 197, 201.
İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-ḥaleb, II, 11, 12, 56, 65, 67, 88.
M. Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I: Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 60, 61, 65, 66, 68.
Azîmî, La chronique abrégée d’al-Azīmī (nşr. Cl. Cahen, JA, CCXXX [1938] içinde), s. 358-362.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey/607899/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Oct 2022 16:41:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ani şehri nerede, Ani Kalesi nerede</title>
			<description><![CDATA[Alparslan: Büyük Selçuklu dizisiyle birlikte sıklıkça dile getirilen Ani tarihi kenti kullanıcıların en fazla merak ettiği konuların başında yer alıyor. Peki, yakın zamana kadar 'Ani harabeleri' olarak bilinen şehir nerede?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şehir, Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Sultan Alparslan tarafından fethedilmiştir. Bu fetih Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesinde atılan ilk ve en önemli adım olarak görülmektedir. 2022 yılı, Ani şehrinin 958. fetih yıldönümüdür.

Ani'de; ilk Türk Camisi olan Ebu-l Menhuçehr Camisi, Selçuklu Fetih Kitabesi ve diğer eserler bu şehrin geçmişten günümüze ne kadar değerli kültür varlıkları taşıdığının yalnızca birkaç örneğini teşkil eder. Ani ören yeri, 2016 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır.

Hangi şehirde?

Kars şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezinden 42 kilometre uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içinde bulunan Ani Ören Yeri, yerleşim ve savunmaya çok elverişli topografyası nedeniyle tarih öncesi dönemlerden itibaren çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmıştır.

Ortaçağ Döneminde önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuş olan kent, bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir.

Ani, büyük oranda ayakta kalmış olan etkileyici surları, dini ve sivil mimarlık örnekleri ve şehir planlaması ile Ortaçağ kentinin bir özeti niteliğindedir. Ani’de tarih boyunca süren çok kültürlülük buradaki dini ve sivil mimarinin biçimlenmesinde de etkili olmuştur.

Ateşgede Tapınağı, çeşitli plandaki kiliseler ve Selçuklu Dönemine ait cami gibi farklı dinlere ait yapıları bir arada bulunduran Ani, çok kültürlü bir yapıya sahip ticaret kenti olarak Ortaçağ Dönemi mimarlık ve şehircilik tarihi içinde de özel bir konuma sahiptir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede/607672/</link>
			<pubDate>Sun, 18 Sep 2022 16:17:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Arslan Yusuf kimdir, Ali Tegin oğlu Arslan Yusuf</title>
			<description><![CDATA[Karahanlı Devleti’nin hanedan soyundan olan ve ilerleyen yıllarda Doğu Karahanlı Devleti’nin hükümdarı olan Ali Tegin’in (Tigin) ailesine dair bilgiler kısıtlıdır. İşte Arslan Yusuf ve Ali Tegin hakkında derlenen bazı bilgiler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uyanış: Büyük Selçuklu dizisinde; ''Karahanlı soyundan, Ali Tegin oğlu Arslan Yusuf; ezelden beri hasım bildiği Selçuklu’ya gün geldi hısım oldu. Kızı Seferiye’nin varlığı ve girdiği sayısız ittifak, kendisinin can düşmanları arasında yaşamını zorlayacaktır'' ifadeleriyle dikkatleri toplayan Ali Tegin ve oğlu Arslan Yusuf hakkındaki bazı bilgiler şöyle.

​​​​​​9. yüzyılda, Karluk konfederasyonu (Çigil ve Tukş kabilelerinin Turgeş torunları dahil) ve Tokuz Oğuzlarının olası torunları Yağma, birleşerek ilk Karluk-Karahanlı Kağanlığını oluşturdu. Görünüşe göre Chigils, Karahanlı ordusunun çekirdeğini oluşturuyordu. Kuruluş tarihi ve ilk hanının adı bilinmemekle birlikte bir rekonstrüksiyona göre Karahanlıların ilk hükümdarı Bilge Kül Kadir Han'dır .. Karahanlıların hükümdarları muhtemelen Chigil ve Yagma kabilelerindendi - Doğu Kağan Arslan Kara Hakan (Arslan "aslanı" Chigil'in totemiydi) ve Batı Kağan Buğra Kara Hakan (Buğra "erkek devesi") unvanını taşıyordu.

Yaghma'nın totemiydi). Hayvan adları Karahanlıların Türkçe unvanlarının düzenli bir öğesiydi: Aslan (aslan), Buğra (deve), Togkhan (şahin), Beri (kurt) ve Toğrul veya Toğril (yırtıcı kuş). Kağanların altında Arslan İlig, Buğra İlig, Arslan Tegin ve Buğra Tegin unvanlarına sahip dört hükümdar vardı. Bir hanedanın üyelerinin unvanları, hanedan hiyerarşisindeki konumları genellikle yukarı doğru değiştikçe değişti.

10. yüzyılın ortalarında, Karahanlılar İslam'a geçtiler ve Müslüman isimlerini ve saygılarını benimsediler, ancak Han, Kağan, İlek (İlig) ve Tegin gibi Türk kraliyet unvanlarını korudular . Daha sonra Arapça sultan ve sultan es-salatin (sultanların sultanı) unvanlarını benimsediler.

Arslan Yusuf’un babası Ali Tegin

11. yüzyılın başlarında, Karahanlı hanedanının birliği, sık sık iç savaşlarla bozuldu ve sonunda Karahanlıların iki bağımsız devletinin oluşumuna yol açtı. Hasan Buğra Han'ın oğlu Ali Tegin, Buhara ve diğer şehirleri ele geçirdi. Mansur'un ölümünden sonra topraklarını daha da genişletti. Nasr'ın oğlu Beritigin, daha sonra Ali Tegin'in oğullarına karşı savaş açtı, Maveraünnehir'in büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirdi ve Semerkant'ı başkent yaptı.

1041 yılında Nasr b. Ali, Muhammed 'Ain ad-Daula (r. 1041-1052), ailenin batı kolunu devraldı ve bu da sonunda Khara-Hanid Hanlığı'nın resmi bölünmesine yol açtı. İbrahim Tamgaç Han, Müslüman tarihçiler tarafından büyük bir hükümdar olarak kabul edildi ve Karahanlı Hanlığı'ndaki iç çekişmelerin çoğuna neden olan ek sistemi dizginleyerek Batı Karahanlılar'a bir miktar istikrar getirdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf/607671/</link>
			<pubDate>Sun, 18 Sep 2022 16:02:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Uyanış Seferiye Hatun, Alparslan'ın eşi Seferiye Hatun kimdir</title>
			<description><![CDATA[Yeni sezonu merakla beklenen Uyanış: Büyük Selçuklu'da nefesler tutuldu. Yeni sezonu heyecanla bekleyen izleyiciler dizi kadrosuna dahil edilen Seferiye Hatun'u merak ediyor. Peki, kim bu Seferiye Hatun? Detaylar haberimizde.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Arslan Yusuf'un kızı Seferiye; Buhara’da mutlu bir hayat sürerken, kendini can düşmanıyla siyasi bir evliliğin içinde buluverecek. Hatunu olacağı Alparslan’a olan hisleri, intikam ateşini söndürmeye yetecek mi?

Seferiye Hatun, 1071'de Türklere Anadolu'nun kapılarını aralayan Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan'ın karısıdır. Sultan Alparslan'ın ilk eşinin ismi Aka (dizide Akça), ikinci eşinin ismi ise Seferiye'dir. Alparslan Büyük Selçuklu dizisinde Seferiye Hatun’u canlandıracak olan isim ise Kayra Zabcı olacak.

Kayra Zabcı, 2011 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Halen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde oyunculuk eğitimi alıyor. Memleketi Malatya olan Zabcı'nın rol aldığı yapımlar arasında Harem, Muhteşem Yüzyıl, Aşktan Kaçınılmaz, Küçük Ağa, Vatanım Sensin bulunuyor.

Diğer Seferiye Hatun kim?

Büyük Selçuklu Devleti'nde 'Seferiye Hatun' adı ile iki kişi anılıyor. Bunlardan ilki yukarıda bahsedilirken diğeri de; Tâceddîn Seferiyye ya da Seferiyye Hâtun olarak bilinen Tâceddîn Hâtun (öl. 487/1094) Büyük Selçuklu Devleti'nin 3. sultanı Celaleddin Melikşah'ın eşi ve Sultan Tapar ve Sultan Ahmet Sencer'in annesidir. Uyanış adlı dizide kendisinden 'Başulu' diye bahsedilmektedir.

Tacedddîn Seferiye Hatun'un hayatı hakkında pek çok malumat bilinmemektedir. Cariye kökenli olduğu bilinmektedir. Ünlü İranlı şair Mu‘izzî, Taceddîn Hatun'a pek çok kaside yazdığı Divan'ında ondan dinin ve dünyanın tâcı manasında “tâc-ı dîn u dunyâ” lakabı ile yer vermektedir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir/607670/</link>
			<pubDate>Sun, 18 Sep 2022 14:40:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ebu Kalicar, Büveyhi hükümdarı Ebu Kalicar kimdir</title>
			<description><![CDATA[1009 yılının Şevval ayında Basra’da dünyaya gelen Büveyhi hükümdarı Ebu Kalicar’ın künyesi, Emirü'l-Ümera Muhyiddin Ebu Kalicar Merzüban bin Sultaniddevle bin Bahaiddevle’dir. Ebu Kalicar henüz 12 yaşına gelmişti ki babası Sultanüddevle tarafından ahvaz valiliği ile görevlendirildi. İşte çok küçük yaşlarda tarih sahnesine çıkan Ebu Kalicar'ın hayatından bazı kesitler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Babası hayatını kaybettikten sonra hanedanın fars kolunun liderliğini yapan Ebu Kalicar, Kirman emiri olan amcası Ebü’l Fevaris Kıvamüddevle’nin Türk askerlerinin desteğini alarak Kirman’ı ele geçirmesiyle sarsıldı. İki yıl boyunca verdiği mücadeleler sonucunda Fars şehrini yeniden ele geçiren Ebu Kalicar, diğer amcası Müşerrifüddevle’nin ölümüyle boşalan Büveyhilerin Irak kolunu ele geçiremedi. Şöyle ki bu kolu ele geçirebilmesi için Türk askerlerinin yanı sıra Abbasi halifesi de yardım etmişti.

Daha sonra (1025) bu kolun başına geçen amcası Celâlüddevle’nin iktidarının ilk 17 ayında Bağdat’ta onun adına hutbe okundu. Ebu kalicar 1027’de Kirman’ı ele geçirmek için harekete geçtiyse de başarılı olamadı ve Ebü’l-Fevâris Kıvamüddevle’ye yıllık 20.000 dinar haraç vermek şartıyla aralarında anlaşma sağlandı. Fakat ertesi yıl Kıvamüddevle’nin ölümü üzerine Kirman’ı kolayca topraklarına kattı.

Ebu Kalicar daha sonra Irak Büveyhi tahtını da ele geçirmek için seferber oldu. 419’da (1028) Basra’yı, ertesi yıl Vasıt’ı topraklarına kattı. Ancak daha sonra Celalüddevle ile yaptığı savaşta yenildi ve Ahvaz’a çekilerek Vasıt’ı rakibine bırakmak zorunda kaldı. Celalüddevle 421’de (1030) Batiha, Mezar ve Basra’yı ele geçirdiyse de Ebu Kalicar son iki şehri geri almayı başardı. 423 (1032) ve 428 (1036-37) yıllarında Celâlüddevle’ye karşı isyan eden Türk askerleri her iki isyanda da hutbeyi Ebu Kalicar adına okutarak onu Bağdat’a davet ettiler. Ebu Kalicar, Bars Doğan liderliğinde yapılan ikinci isyanı desteklemek için Irak’a bir ordu gönderdi. Bu ordu Vasıt’ı ele geçirmekle beraber daha ileri gidemedi. Zira Celalüddevle, Bağdat’ta zayıf bir Büveyhi emirinin iş başında bulunmasını tercih eden mahalli emirlerin yardımıyla tahtına geri dönmeye ve hatta Vasıt’ı tekrar ele geçirmeye muvaffak oldu. Bu mücadelelerden sonuç alamayan taraflar 428’de (1036-37) evlilik bağlarıyla da güçlendirilen dostluk ve saldırmazlık antlaşması imzaladılar.

Ebu Kalicar, 433 (1041-42) yılında çıkan karışıklıklar sebebiyle Uman’ı doğrudan kendi idaresine aldı. Aynı yıl Oğuzlar’ın Hemedan’a yaptıkları bir saldırıyı püskürttü. Kakuyiler’den (Kakeveyhiler) Alaüddevle’nin ölümünden sonra çıkan taht kavgalarından faydalanarak İsfahan’ı ele geçirmek istediyse de başarılı olamadı.

Mart 1044’te Celalüddevle’nin ölümü üzerine oğlu el-Melikü’l-Aziz’e biat eden Türk askerlerini büyük paralar vererek kendi tarafına çekti ve Eylül 1044’te Bağdat’ta adına hutbe okuttu. Büveyhiler’e tâbi olan Annaziler, Mervaniler ve Mezyediler de onu metbu tanıdılar. Böylece Büveyhi hânedanının başına geçen Ebu Kalicar aynı yıl Bağdat’a girdi ve Abbasi halifesinden Muhyiddin unvanını alarak emirü’l-ümera oldu.

Ebu Kalicar daha sonraki dört yıl boyunca, süratle genişleyen Selçuklu gücüne karşı topraklarını korumaya çalıştı. Şiraz’ın etrafını surlarla çevirdi. 1044’te Hemedan, 1045’te İsfahan Kakuyiler’i Ebu Kalicar’ı metbu tanıyarak Tuğrul Bey’in adına okunmakta olan hutbeye son verdiler. Ebu Kalicar, aynı yıl Cibal’in güneybatısına karşı saldırıya geçen İbrahim Yınal’ın emrindeki Selçuklu kuvvetlerine karşı koymak istediyse de salgın hastalık yüzünden nakil hayvanlarından çoğunun telef olması sebebiyle planını gerçekleştiremedi. Fakat daha sonra Selçuklular’la baş edemeyeceğini anlayarak 439’da (1047-48) Tuğrul Bey ile bir barış antlaşması imzaladı ve kızını Tuğrul Bey’e verip Selçuklular’la akrabalık kurdu.

Bunun üzerine Tuğrul Bey İbrahim Yınal’a, Büveyhi topraklarına bir askerî harekete kalkışmaması talimatını verdi. Ancak bu barış imparatorluğun doğusunda bozuldu. 1048’de Kavurd Bey kumandasındaki Selçuklu kuvvetleri Kirman’a saldırdı. Büveyhiler’in Kirman valisi Kavurd’un emrine girdi. Bunun üzerine Ebu Kalicar, asi valiyi cezalandırmak ve Kirman’da otoritesini yeniden kurmak için harekete geçti; fakat hedefine ulaşamadan 4 Cemzziyelevvel 440’ta (15 Ekim 1048) Kirman’ın Cennab mevkiinde vefat etti.

Ebu Kalicar Şiraz’da iken Müeyyed-Fiddin adlı bir Fatımi daisinin etkisinde kalarak bir kısım Deylemli askerlerle birlikte İsmaililiğe girmişti; fakat dört yıl sonra bu hareketin Abbasi halifesiyle olan münasebetlerine zarar vereceğini düşünerek söz konusu daiyi topraklarından uzaklaştırdı. Ebu Kalicar’ın vefatından sonra büyük oğlu Hüsrev Firuz, el-Melikü’r-Rahim lakabıyla Bağdat’ta emirü’l-ümera olurken diğer bir oğlu Ebu Mansur Fülad Sütun da Büveyhiler’in Fars kolunun başına geçti.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir/607540/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Sep 2022 18:42:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Efsanelere konu olmasıyla âşıkları kendine çeken tuzlu su pınarları</title>
			<description><![CDATA[Genç kız, babasının köyün curacası ile evlendirme kararını öğrenince sevgilisine kaçma kararını bildirdi. Nitekim gençler bir yolunu bulup birlikte kaçmayı başardılar ancak, haberi alan aileler peşlerinden gitti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[San Pedro de Cajas, Peru'nun orta dağlık bölgelerinde, Junin Bölgesel Hükümeti'nin idaresi altında, Junin ilinde bulunan Tarma Eyaletinde bir kasabadır. San Pedro de Cajas bölgesinin başkentidir. Peru Katolik Kilisesi'nin dini bölümü içinde, Tarma Piskoposluğu'na aittir. İlçede Raushjanca dağı, 5008 rakımdadır.  Cachipozo "Tuzlu Su Pınarı" anlamına geliyor, San Pedro de Cajas bölgesinde, Patamarca - Tarma tepesinde, köyün girişinde (Junin bölgesi) yer alıyor.

Cachipozo, paleolitik dönemden günümüze kadar sömürülen 2 küçük tuzlu su kuyusundan oluşuyor. İnka döneminde bu yerden tuz çıkarılarak kullanılırdı. İnkalar çıkardıkları bu tuzla vergi-haraç ödedikleri gibi, komşu topluluklarla yiyecek ve kullanılacak malzemeler konusunda değiş tokuş (takas) yapardı.

Şu anda San Pedro de Cajas'ın hayvancılık işiyle uğraşan olan nüfusunun bir kısmı bu suları “kızarki” üretmek ve yün boyamak için kullanıyor. Her 4 Temmuz'da Cachipozo Temizleme Günü kutlanıyor, tüm nüfus seremoninin sonunda portakallar atmaya başlıyor. Cachipozo, kuyulara kolay erişimi sağlayan taş altyapı, çimento ve orman türleri aracılığıyla korunduğu ve değiştirildiği için şu an iyi durumda.

Burasıyla ilgili bir efsane var:

"İki genç âşıklardı anne babaları tarafından birlikte olmaları yasaklandı. Her iki aile de ölüme yemin etmişti. Birbirlerine olan aşkları her geçen gün arttığından gençlerden erkek olanı hapse attılar. Birbirlerini göremiyorlardı. Sadece güvercinler aracılığıyla iletişim kuruyorlardı. Genç kız, babasının köyün curacası ile evlendirme kararını öğrenince sevgilisine kaçma kararını bildirdi. Nitekim gençler bir yolunu bulup birlikte kaçmayı başardılar ancak, haberi alan aileler peşlerinden gitti. Gece ve gündüz yürüdüler ama sonunda yorgun düştükleri için bakirenin sihirli sanatlarıyla beyaz güvercinlere dönüştüler. Günlerce uçtular, dinlenmeye karar verdikleri su kaynağına ulaştılar, ancak kaynağın sularını içtikleri anda tuza dönüştükleri derin kuyunun dibinde uykuya daldılar. O zamandan beri kuyu suları âşıkların vücutlarını kaplıyor ve bu yer CACHIPOZO olarak biliniyor’’

Bölge hakkında:

537.31 km²'lik bir alanı kaplar ve 1993 nüfus sayımına göre nüfusu 5.845 kişidir. Bölge nüfusunun çoğu kentsel alanlarda yaşıyor, ancak %30'dan fazlası ana faaliyet alanı tarım. Patates, bölgedeki başlıca mahsuller arasında öne çıkıyor ve diğer yüzde, koyunyünü halılarının yapımından oluşan el sanatlarına ayrılmış. San Pedro de Cajas, halkının tekstil işleriyle tanınan küçük bir kasaba. Patamarca tepesinin eteğinde, yamaçlarında pitoresk efsanelerin dokunduğu iki tuzlu su kaynağı vardır. Hem erkek hem de kadın olan San Pedro de Cajas sakinleri yünü idare eder ve boyama ile uğraşır. Ailenin tüm üyeleri dokuma sürecine katılır, desenler yıkanabilir yün ile yapılır, dokumaya başlamadan önce boyanır ve fırçalanır.

Bu duvar halılarının her biri, Bölge ve And kültürünün hakim olduğu sahnelerin gerçekten eşsiz bir eseridir. San Pedro de Cajas Halıları, çözgü, yani boyalı pamuklu atkı ile dokuma tezgahında birbirine paralel yerleştirilmiş bir dizi iplik ile manuel dokuma tezgahlarından kalın doğal kumaşlardır. Tasarım, elle atılan atkı bölümleri vasıtasıyla elde edilir. Bu dolgu, her tekrarda, dikdörtgen veya kare ve çeşitli boyutlarda iki veya daha fazla Pamuk İpliği atkısıyla sabitlenir ve güçlendirilir.

Bölgedeki festivaller:

Bölge özellikle karnaval ve Paskalya'yı kutluyor. Diğer şenlikler arasında Mayıs ayında kutlanan haçların şenlikleri, San Antonio de Padua ve 29 Haziran'da San Pedro gününde kutlanan koruyucu festival yer alır. En yakını Kutsal Hafta olan ve her mahallenin en iyi el sanatlarını ve yaratıcılığı sergilediği özel tarihlerde, dirilmiş İsa'nın çıkışında sakinler el sanatlarını sergilerler. Ve binlerce turist çalışmalarını takdir etmekten hayrete düşüyor. Ve San Pedro ve San Pablo'ya (28 ve 29 Haziran) ve San Antonino de Padua ve Gezgin Çocuğu'na saygıyla koruyucu aziz festivalinden bahsetmemek olmaz. Peruconecelo]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari/606880/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jun 2022 13:51:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Genç girişimciler için fırsat, bu konuda fikri olana yüklü miktarda hibe</title>
			<description><![CDATA[Genç girişimciler, iki kurumun geniş iletişim ağı sayesinde yatırımcı iş ortaklarından yatırım alma şansı da yakalayabiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde, Türkiye ekonomisi ve sanayisinin yeşil dönüşümüne katkı sağlamak amacıyla TÜBİTAK 1512 Girişimcilik Destek Programı (TÜBİTAK BiGG) Yeşil Büyüme Çağrısı açıldı. BİGG 1. Aşama Uygulayıcı Kuruluşları arasında yer alan Yaşar Üniversitesi, ODTÜ Teknokent iş birliğiyle "Yeşil Dönüşüm için Sürdürülebilir Bir Yaşam" planlayan genç girişimcilere, 450 bin TL hibe destek sağlayan programa başvuruları bekliyor.

BİGG ile genç girişimcilere; teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, katma değer ve nitelikli istihdam oluşturma potansiyeli yüksek, uluslararası ölçekte rekabet gücü olan teşebbüslere dönüştürebilmeleri için karşılıksız hibe desteği destek veriliyor. Hibe desteği miktarı bu çağrı ile birlikte 200 bin TL'den 450 bin TL'ye yükseltildi. 2012 yılında başlatılan program çerçevesinde yaklaşık 2 bin girişimci, iş fikirlerini hayata geçirmek için hibe desteği almaya hak kazandı.

Tema: Yeşil dönüşüm

Yaşar Üniversitesi ve ODTÜ Teknokent iş birliği ile hayata geçirilen T-BİGGY de tematik alanda bugüne kadar açılar ikinci çağrı olma özelliği taşıyan 2022-2 BiGG "Yeşil Büyüme Çağrısı" çerçevesinde, bu konuyu içeren iş fikri olan genç girişimcileri arıyor.

26 Haziran 2022'ye kadar programa başvuracak girişimcilerin, uygun bulunan iş fikirleri, ön kuluçkaya alınarak doğrulama süreçlerinden geçirilecek ve nitelikli iş planı hazırlama, bunları son değerlendirme için TÜBİTAK'a iletme hususunda girişimcilere destek sağlanacak. Genç girişimciler, başvuruları kabul edildiği andan itibaren girişimcilik seminerleri ile eğitimlerine katılma hakkı kazanacak, fikirlerini iş planlarına dönüştürerek hibe almak için hazırlanacak. Çağrı çerçevesinde; "İklim Değişikliği, Çevre ve Biyoçeşitlilik: İklim Değişikliği, Karbon salımı ve Sera Gazı Emisyonlarının Düzenlenmesi Amacına Katkı Sunacak Çalışmalar, Temiz ve Döngüsel Ekonomi, Temiz, Erişilebilir ve Güvenli Enerji Arzı, Yeşil ve Sürdürülebilir Tarım: Tarladan Sofraya Sürdürülebilir Tarım, Sürdürülebilir Akıllı Ulaşım" alanları yer alıyor.

Yaşar Üniversitesi Bilgi ve Teknoloji Transfer Ofisi Müdürü Necip Özbey ve T-BİGGY Proje Yürütücüsü Begüm Merih, programın geçtiğimiz üç döneminde gönderdikleri projelerden 14'ünün toplam 2 milyon 800 bin TL hibe desteği kazandığını kaydetti. Özbey ve Merih, T-BİGGY olarak, özellikle COVİD-19 pandemisi döneminde önemi daha da anlaşılan "Yeşil Büyüme" tematik alanı ile ilgili projeleri olan genç girişimcileri beklediklerini ifade etti.

Destek alan girişimcilere, Yaşar Üniversitesi bünyesinde bulunan Minerva ve ODTÜ Teknokent kuluçka merkezlerinde yer alma, mentorluk ve girişimcilik eğitimleri de sağlanıyor. Genç girişimciler, iki kurumun geniş iletişim ağı sayesinde yatırımcı iş ortaklarından yatırım alma şansı da yakalayabiliyor. Girişimciler ayrıca, BİGG programındaki uygulayıcı kuruluş tecrübesi ve başarısı yüksek ODTÜ Teknokent ile kuvvetli iletişim ağı ve güçlü alt yapıya sahip Yaşar Üniversitesi'nin uygulayıcı kuruluşu olduğu T-BiGGY ile fikirlerini karlı bir iş modeline dönüştürmek ve başarıya ulaşmak için de fırsat elde etmiş olacak.

Programa; üniversitelerin herhangi bir ön lisans, lisans, yüksek lisans veya doktora programına kayıtlı öğrenciler veya mezunları başvurabiliyor. Başvuranların, daha önce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teknogirişim Sermayesi Desteği ya da TÜBİTAK 1512 Programı 2. Aşaması çerçevesinde destek almamış olması, ön başvuru tarihi itibarıyla herhangi bir işletmenin ortaklık yapısında yer almaması da gerekiyor. "Yeşil Büyüme" tematik alanında iş fikri olan ve bunu hayata geçirmek için fırsat arayan genç girişimciler, T-BİGGY'den ayrıntılı bilgi almak ve başvuruları için 26 Haziran 2022'ye kadar https://t-biggy.yasar.edu.tr/ web sayfasını ziyaret edebilir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-resim.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-resim.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-resim.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe/606855/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Jun 2022 13:15:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yüzyıllardır sağlamlığını koruyor, sınırlar ötesine uzanan Büyük İnka Yolu</title>
			<description><![CDATA[Hakkında konuşmak sadece İnkaların sahip olduğu yüksek organizasyon seviyesini keşfetmekle kalmayıp aynı zamanda yolların ve yolların dünyanın en dik coğrafyalarından birine nasıl genişleyebileceğini de anlamaktır. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Qhapac Nan, İnka yol sistemi, büyük İnka yolu ya da ana and yolu olarak bilinir, sözlük anlamı olarak ise "güzel yol" anlamına geliyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan büyük İnka yolu, Kolomb-öncesi Güney Amerika'daki en kapsamlı ve en geniş ulaşım sistemidir.

Yolun yapımı çokça zahmet gerektirmiş, bununla birlikte, son derece kaliteli ve sağlam bir şekilde tamamlanan yol sistemi yüz yıllardır orijinalliğini ve sağlamlığını korumayı başarabilmiştir. Yol sisteminin en meşhur bölümü ise, Machu Picchu bölümüdür. Yolun tam uzunluğu 39 bin 900 kilometredir.

Qhapac Nan hakkında konuşmak sadece İnkaların sahip olduğu yüksek organizasyon seviyesini keşfetmekle kalmayıp aynı zamanda yolların ve yolların dünyanın en dik coğrafyalarından birine nasıl genişleyebileceğini de anlamaktır. Bu "büyük İnka yolu" sayesinde – quechua'dan İspanyolcaya çevirisi olduğu gibi imparatorluk ticaretini ve alanlarını yönetmeyi başardı.

Bu yol ağı tüm Tahuantinsuyo'yu mevcut Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Ekvador ve Peru'da çölleri, tarım alanlarını, dağlık zincirleri ve bataklıkları aşarak birleştirdi. Tüm yollar Cusco'dan başlıyordu. Bunlardan en önemlisi Ekvador'un şu anki başkenti Quito'ya doğru gidiyordu.

Tarihçilere göre Qhapaq Nan, orduların ve devlet yetkililerinin hızlı seferber olmasına izin verdiği için İnka politik genişlemesinin temelini oluşturdu. Ayrıca metaller, spondylus kabukları, ahşap, kola yaprakları ve tekstil gibi değerli kaynakların taşınmasını kolaylaştırdı.

Pansiyonlar ve depolar olarak kullanılan tamburlar, yolcuların dinlenmesine ve eşyalarını saklamasına izin vermek için yol boyunca hazırdı. Genellikle dikdörtgen şeklindeydi ve çeşitli bağımsız alanlara bölünmüşlerdi. Farklı boyutlarda tamponlar vardı: en büyük olanlar yerleşim ortamları, meydanlar ve depolar ve Inca ve maiyetlerini barındırmak için kullanılıyordu. Daha küçük olanlar Tahuantinsuyo'nun kuryeleri olan şasquis'ler için han olarak hizmet ediyordu.

Köprü inşaatı Qhapaq Nan için de belirleyiciydi, çünkü bunlar sayesinde İnkalar yamaçları, nehirleri ve genel olarak engebeli bir Andine coğrafyasını geçebildiler. Bu platformların bazıları taştan ve bazıları ahşaptan inşa edildi. Ayrıca Q'eswachaka'da olduğu gibi bitkisel liflerden inşa edilmiş asma köprüler de vardı, bugüne kadar geçerli olan son İnka köprüsü olarak kabul edildi.

Bölgelerini birleştirmek için yollar inşa eden sadece İnkalar değildi. Kullandıkları ve yol sistemlerine entegre ettikleri yolların çoğu onlardan önceki kültürler tarafından inşa edildi. Bilim adamlarına göre bu yollar sadece yereldi ve kutsal merkezleri veya huakları küçük köylerle birleştiriyordu.

Örneğin Piquillacta gibi Wari kültürünün bazı arkeolojik kompleksleri önemli yol sistemleri vardı. Pachacamac'ta Chillon Nehri'nin iki kenarında ve Conete Nehri'nin iki kenarında yolların inşa edildiği Moche Vadisi'nde ve Canete nehrinin iki kenarında yer alan Lima'da yer alıyor. Bu yollar Anddin bölgelerine ve hatta Amazon'a ulaşan diğer yollar tarafından geçildi. peruconoceloo]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu/606727/</link>
			<pubDate>Thu, 26 May 2022 11:12:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Fizik yasalarına meydan okuyan esrarengiz Cumbemayo taş su kemeri</title>
			<description><![CDATA[Andinli mühendislerin yerçekimi bilgisi ve uygulamalarında ustalaştıkları iddia ediliyor. Avrupa'da tanınmadan 2000 yıl önce ve Isaac Newton tarafından yayınlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica kitabında yer alır. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Cumbemayo veya Cumbe Mayo Peru'daki Cajamarca kentinin 20 kilometre güneybatısında 3.500 metre rakımda bulunan arkeolojik bir bölge. Hidrolik mühendisliğinin dahisi denilebilecek özelliklere sahip. Burada bulunan su kemerinin fizik kurallarına meydan okuduğu söyleniyor. Çünkü bu kemerden akan sular inmek yerine yükselir ve bir havzadan diğerine geçer.

 Andinli mühendislerin yerçekimi bilgisi ve uygulamalarında ustalaştıkları iddia ediliyor. Avrupa'da tanınmadan 2000 yıl önce ve Isaac Newton tarafından yayınlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica kitabında yer alır. Her yönüyle dünyanın farklı bölgelerinden arkeologların ilgisini çeken bölge, tam bir doğa harikası.

Karmaşık ve iyi hazırlanmış su kemeri sistemi nedeniyle Cumbemayo isminin "Kanal İyi Yapılmış" anlamına gelen quechua kumpi Mayu teriminden türemesine şaşmamalı. Ya da "Dar Nehir" anlamına gelen Humpi Mayu. Kolomb öncesi Amerika'nın en dikkat çekici hidrolik eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Cumbemayo arkeoloji kompleksi İnka öncesi kültürü Cajamarca tarafından inşa edildi.

Dr. Temmuz C Tello 1937 yılında burayı inceleyen ilk kişiydi. İyi hazırlanmış kanal sisteminin yanı sıra bu kompleksi süsleyen petrogliflerin yanı sıra bugüne kadar çözülmemiş olan arkeolog Tello'ya göre bu kanal muhtemelen M.Ö 1000'de inşa edilmiş. Sonraki araştırmalar su kemerinin yüzyıllar boyunca kullanıldığını ve hatta Frailonların kenarında bulunan ibadet ile işaret ediyorlar.

Su kemeri yaklaşık 3600 msnm'de. Kanallar maksimum 50 cm derinliğe ulaşır. Ve yaklaşık 30 cm genişliğinde. Ayrıca su hızını düşürmek ve aynı zamanda arazi erozyonunu önlemek için zikzaklar ve düz açılar kullanıldı. Şu anda bile kanallarından akan suyu görmek mümkün. Bu, suyu tepelerden tarım alanlarına ve büyük bir rezervuara yönlendirmek için volkanik kayaya dikkatlice oyulmuş, yaklaşık 9 km uzunluğunda bir kanaldır; muhtemelen aslen Santa Apolonia Tepesi'nin eteğindedir.

Su kemerine doğru gidildiğinde, taştan yontulmuş merdivenler ve tören sunağı olarak kullanılmış bir taş oyma görülmektedir. Ayrıca Kutsal Alan, ilginç ama deşifre edilemeyen petrogliflerin bulunduğu, ağzı bir mağara olacak, bir insan kafasına benzeyen devasa bir uçurumdur. Bölgedeki mağaralar ve sığınaklar, ziyaretçilerin antropomorfik görüntüler gördüklerini iddia ettikleri diğer taş işlemeleri kanıtlıyor.

Los Frailones

Los Frailones, bazıları 18 metre yüksekliğe kadar uzanan devasa volkanik sütunlardır. Cajamarca çevresindeki düz, çimenlerle kaplı ovalarla keskin bir tezat oluşturan taş ormanlar aniden manzaradan ortaya çıkıyor. Rüzgâr ve yağmurun aşındırıcı güçleri muhtemelen sütunları oydu.

Rüzgâr ve yağmurla oyulmuş sütunların çoğu yeni şekiller aldı, ellere ve hatta hayvanlara benziyor ve zihnin bozulmamış Peru ortamında dolaşmasına izin veriyor. Bazılarının alayın bir parçasını oluşturan keşişlerin şekillerini tanımlayacağı etkileyici ve nadir jeolojik oluşumları (bu nedenle frailones adı, İspanyolca keşişler için). Peru Conecelo.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri/606676/</link>
			<pubDate>Fri, 20 May 2022 09:12:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Cemre nedir? Cemre ne zaman düşecek?</title>
			<description><![CDATA[Baharın müjdecisi olarak bilinen 'cemre' havaya düşmeden önce son kar yağdı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halk arasında 'baharın müjdeleyicisi' olarak bilinen cemrenin ilki cumartesi günü havaya düşecek. 'Sıcaklık' ve 'sıcaklığın yükselişi' anlamlarında kullanılan cemre, 26 Şubat'ta suya, 5 Mart'ta ise toprağa düşecek.

Cemre havaya düşmeden önce ise kente son kar yağışı gerçekleşti.

Cemre nedir?

Türk Dil Kurumu'na göre cemre, 'Şubat ayında birer hafta arayla havada, suda ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi' demektir.

Ateş, ve kor anlamına gelen cemrenin her yıl şubat ayı sonunda başlayan takvime göre önce havaya, sonra suya, son olarak da toprağa düştüğü kabul ediliyor.

Cemre düşmesi, bahar bayramı nevruzun yaklaştığına da işaret ediyor.

Cemre düşmesi hayvancılıkla uğraşanlar için soğuk nedeniyle dışarıya çıkartamadıkları hayvanların otlaklara kavuşma zamanının yaklaştığını, tarımla uğraşanlar için de toprağın işlenme dönemine gelindiğini ifade ediyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek/606113/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Feb 2022 16:38:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yusuf El Cüveyni, Gazzali'nin hocası İmam Cüveyni Kimdir</title>
			<description><![CDATA[Ebu Hamid Gazzali’nin hocasıdır. Bir Eşari kelamcısı ve Şafii Mezbebi fakihi olan İmam Cüveyni, Selçuklu veziri Kündüri’nin Tuğrul Bey’i yalanlarla dolduruşa getirmesi üzerine hapis cezası almıştır ancak, Cüveyni yakalanmadığı için hapse atılmamıştır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hicri 419 yılının Muharrem, Miladi ise 1028 yılının Şubat ayında Nişabur yakınlarındaki Ezazvar köyünde doğmuştur. Künyesi İmamül Haremeyn Ebül-Meali Rüknüddin Abdülmelik bin Abdillah in. Yusuf el-Cüveyniet-Tai en-Nisaburi’dir. Hayatının ilk yıllarında bir alim olan babasından ilim tahsil etmekle birlikte, amcası Ali bin Yusuf’tand a dersler aldı. Küçük yaşına karşın hocaları ile ilmi konularda tartışır, görüş alış verişinde bulunurdu.

Bu yönüyle babasının vefatından sonra yaşı 20 civarında olmasına rağmen müderrislikle görevlendirildi. Öte yandan müderrislik yaparken de eğitimine devam eden Cüveyni, bölgede meşhur alimlerden de dersler aldı. Ebu Abdullah el-Habbazi’den kıraat, Ali bin Faddal el-Mücaşii’den Arap edebiyatı, Ahmed bin Hüseyin el-Beyhaki’den fıkıh, Ebül-Kasım el-İskaf’tan usuli fıkıh, Abdurrahman bin Hasan bin Aliyyek ile Ebu Nuaym el-İsfahani ve daha diğer alimlerden hadis ilimlerini tahsil etti. Birçok alimle münazaralarda bulunarak Ehli sünnet inancını savunarak bu mezhebin Nişabur çevresinde güçlenmesine hizmet etti.

Şii-Mutezili görüşlerinin koyu savunucusu ve Eşariliğin güçlenmesini hazmedemeyen devrin Büyük Selçuklu Veziri Amidülmülk el-Kündüri, bidatçılara minberlerden lanet okunması için Tuğrul Bey’den ferman çıkarttıktan sonra bunu Eşariyye alimlerinin aleyhinde kullandı ve onların vaaz verme, ders okutma faaliyetlerini yasakladı. Alimlerden bir kısmının hapsedildiği bu gelişmeler üzerine Cüveyni, aralarında Beyhaki gibi meşhur kişilerin de bulunduğu bir grup alimle birlikte Nişabur’dan ayrılarak Bağdat’a gitti. Burada bölgenin ileri gelen alimleriyle tanışıp ilmi sohbetlerde bulunduktan sonra Hicaz’a geçip dört yıl kadar Mekke ve Medine’de kaldı. Derslere devam eden Cüveyni’nin şöhreti bu bölgelerde de hızla yayıldı.

Tuğrul Bey’in vefatından sonra Selçuklu sultanı olan Alparslan’ın Kündüri’yi azledip yerine Nizamülmülk’ü getirmesi üzerine Cüveyni Nişabur’a döndü ve kendisi için yaptırılan Nizamiye Medresesi müderrisliğine tayin edilirken, vakıfların idaresi de uhdesine verildi. Burada vefatına kadar sürdürdüğü öğretim faaliyetine gencinden yaşlısına, cahilinden âlimine kadar pek çok kişi katılarak ilminden faydalandı.

Ebu Hamid Gazzali, Kiya el-Herrasi, Ali bin Muhammed et-Taberi, Abdülgafir el-Farisi gibi isimler yetiştirdiği meşhur öğrenciler arasında yer alırlar. İlmi otoritesini kabul ettirdiği ve “İmamül-Haremeyn” unvanını aldığı yıllarda bile mütehassıs olarak gördüğü alimlere öğrencilik yapmaktan çekinmezdi. Hayatının son yıllarında tasavvufa karşı ilgi duydu ve riyazetle meşgul oldu. 25 Rebîülâhir 478 (20 Ağustos 1085) tarihinde Nişabur civarındaki Büştenikan köyünde vefat etti ve kendi evine defnedildi. Ölümünden birkaç yıl sonra cesedinin Hüseyin Kabristanı’na nakledilerek babasının yanına defnedildiği söylenir. Cüveyni; fıkıh, usuli fıkıh, kelam, tefsir ve hadis alanlarındaki çalışmalarıyla tanınır ancak, bunlardan özellikle kelam ve usuli fıkıh ilimlerinde otorite kabul edilir.

Âlemin hadis olduğunu ispat etmek için kendi dönemine kadar kullanılan delillere ilaveten hudus ve imkan delillerini birleştirerek üçüncü bir metot geliştirmiştir. İmam Cüveyni, sınırlı da olsa kelâm ilminin kapılarını felsefeye açmış, ahval nazariyesine meyletmiş, tabiat kanunlarında determinizm bulunmadığını söylemiş ve kelâm ilminde Gazzali ile birlikte müteahhirin devrinin başlamasına zemin hazırlamıştır. Cüveyni’nin bazı kelam görüşleri şöyledir; Bilgi bir şeyi olduğu gibi kavramaktır.

Akıl bilgiyi meydana getiren bir vasıta olmakla beraber mutlak ve sınırsız bir kaynak değildir, vahiyle desteklenmedikçe gerçeğin bilgisini kavramakta yetersiz kalır. Nazar ve tefekkürün bir türü olması itibariyle cedel, Aristo mantığını benimseyenlerin öne sürdüğü gibi zanni değil kesin bilgiye ulaştıran bir yoldur. 30’u aşkın eseri vardır.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir/606049/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 15:20:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kuşeyri Hazretleri, Abdülkerim Kuşeyri Hazretleri kimdir</title>
			<description><![CDATA[Vezir Kündüri’nin yalanlarıyla dolduruşa gelen Tuğrul Bey tarafından hapse atılan Kuşeyri, Alparslan’ın Kündüri’yi idam etmesinin ardından rahat bir nefes almıştır. Genellikle mutasavvıf kimliğiyle bilinen ancak, aynı zamanda kelam, hadis ve tefsir konularında da alim olan Kuşeyri, kaynaklarda Abdulkerim Bin Hevâzin adıyla geçiyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hicri 376 yılının Rebiulevvel ayında yani miladi 986 yılında dünyaya geldi. Doğduğu bölge bugünkü İran’ın Türkemnistan sınır bölgesindeki Üstüva yöresiydi. İran’ın Arap istilası sırasında ailesiyle birlikte Horasan’a gelerek yerleşmiştir. Küçük yaşta babasını kaybeden Kuşeyri’nin annesi Beni Süleym kabilesine mensuptur. Bababasının erken vefatının ardından akrabası olan Ebu’l Kasım El-Yemani tarafından büyütülmüş olup, kendisinden Arapça ve edebiyat dersleri almıştır.

Küçük yaşlarda at biniciliğine ve silah kullanmaya heveslendiğinden zamanla iyi bir at binici ve silah kullanan birisi olmuştur. Vergi konuları üzerine maliyeye merak salan Kuşeyri bu ilmi öğrenip maliye memuru olmak için Nişabur’a gitti. Nişabur’da Ebu Ali Ed-Dekkak ile tanışarak müridi olmak istemişse de, daha önce ilim tahsil etmesi gerektiği söylendiğinden Ebu Bekir Muhammed Et-Tusi’den Şafi mezhebi fıkhını öğrendi.

Bu sırada İbni Furek’in vefatına kadar kendisinden vefatının ardından ise Ebu İshak El-İsfereyani’den kelam dersleri aldı. Bu dönem Bakıllani’nin eserlerini de inceleyen Kuleyri, Eşari kelamını benimsemiştir. Mürşidi Dekkak’ın sohbetlerine de devam eden Kuşeyri Dekkak hazretlerinin kızı Fatıma ile evlenerek dünya evine girdi. Dekkak hazretlerinin vefatının ardından Muhammed Bin Es-Sülemi’ye intisap eden Kuşeyri, tasavvufa ve ilme dair bilgilerini artırdıkça sohbetlerine çok sayıda katılım olmaya başladı.

Bu sohbetler vesilesi ile halkın öylece sevgi ve saygısını kazandı ki, Ali Bin Hasan El-Baharzi kendisi için ‘’Taşa hitap etse onu bile eritir’’ diyerek, güzel hitabetine ve etkili sohbetlerine dem vurmuştur. Yine Ali Bin Hasan El-Baharzi, Kuşeyri için ‘’Meclisine şeytan getirilip bağlansa tövbe eder’’ demiştir. 410 (1019) yılları civarında; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhaki ve İmamü’l-Haremeyn Ebü’l-Meali’nin babası Rüknülislam el-Cüveyni’nin de aralarında bulunduğu bir grupla hacca gitti. Yolculuk sırasında Bağdat ve Hicaz’daki alimlerden hadis dinledi.

Hapse atıldı

İmam Kuşeyri, Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ve Tuğrul Bey’in İran’ı zaptettiği sırada Horasan bölgesinin ilim ve kültür merkezi olan Nişabur’da idi ve bölgede büyük bir üne sahipti. Tuğrul Bey’in veziri Amidülmülk el-Kündüri, Mutezile taraftarı olduğundan Mutezile ile mücadele eden Eşari kelamcılarına karşı bir tavır aldı. Kündüri’nin Eşariyye’nin kurucusu Ebül-Hasan el-Eşari’yi ve mensuplarını ehli bidat arasında sayması, bölgede hâkim durumda bulunan Eşari ve Şafi ulemasını rahatsız etti. Eşariliğe gönülden bağlı olan Kuşeyri, 436 (1044-45) yılında Eşari’nin hadis ehlinden olduğuna ve Ehli sünnet akidesine bağlı bulunduğuna dair bir fetva verdi. Ertesi yıl hadis dersleri vermeye ve hadis rivayet etmeye başladı. 437-438 (1045-1046) yıllarında tasavvuf literatürünün temel kitapları arasında yer alacak olan er-Risale adlı eserini telif etti. 446’da (1054) ulemaya hitaben Şikayetü Ehlis-sünne adını verdiği uzunca bir mektup kaleme aldı. Muhtemelen bu mektup sebebiyle Vezir Kündüri, Tuğrul Bey’i tahrik ederek Kuşeyri, Reis el-Furati, İmamü’l-Haremeyn el-Cüveyni ve İbnül-Muvaffak diye tanınan Ebû Sehl Muhammed b. Hibetullah’ın yakalanıp hapsedilmeleri için izin aldı.

Haberi alan İmam Cüveyni saklandı ancak, Reis el-Furati ile Kuşeyri yakalanıp Nişabur’un eski kalesine hapsedildi. Baharz’da bulunduğu için tutuklanamayan Ebu Sehl, topladığı silâhlı bir grupla Nişabur’a gelip validen Kuşeyri ve Reis el-Furati’yi serbest bırakmasını istedi. Olumlu cevap alamayınca adamlarıyla kaleyi basarak onları kurtardı. Bu olayın ardından çıkan çatışmalar yüzünden Kuşeyri ve bazı alimlerin Horasan’ı terketmeleri kararlaştırıldı. Bir grup alimle Bağdat’a giden Kuşeyri’yi (448/1056) Halife Kaim-Biemrillah iyi bir şekilde karşıladı.

Kuşeyrî daha sonra Nişabur’a döndü. On yıl Amidülmülk Kündüri’nin baskısı altında sıkıntılı bir ömür süren Kuşeyri, 456’da (1064) vezirin Alparslan tarafından idam edilmesi ve yerine Nizâmülmülk’ün getirilmesiyle rahata kavuştu. Nişabur’daki medresesinde ders vermeye ve vaaz etmeye devam etti. 437’de (1045) başladığı hadis derslerini ölümüne kadar yirmi yedi yıl boyunca sürdürdü. Bu arada Tus, Ebiverd ve Merv gibi Horasan şehirlerini ziyaret etti. Son yıllarını refah içinde geçirdikten sonra 16 Rebîülâhir 465’te (30 Aralık 1072) Nişabur’da vefat etti. Mürşidi ve kayınpederi Ebû Ali ed-Dekkak’ın medresesinin haziresine gömüldü. Kabri günümüzde de halen ziyaret edilmektedir.

Tasavvuf, kelâm, hadis, fıkıh, tefsir, gramer, lugat ve edebiyat gibi ilim dallarında geniş bilgisi olan Kuşeyri, daha çok mutasavvıf olarak tanınır. Tarikat silsilesi Ebu Ali ed-Dekkak, Nasrabadi, Ebu Bekir eş-Şibli, Cüneyd-i Bağdadi, Series-Sakati, Maruf-i Kerhi vasıtasıyla Davud et-Tai’ye bağlanır. Tasavvuf tarihi kaynaklarında Kuşeyriyye adıyla bir tarikattan bahsedilir ve bu tarikat Kuşeyri’ye nisbet edilir. Bu tarikatın XVIII. yüzyıla kadar Hindistan’da varlığını sürdürdüğü kaydedilmektedir. İmamü’l-Haremeyn el-Cüveyni ve en seçkin öğrencilerinden Ebu Ali el-Farmedi vasıtasıyla Gazzali’yi etkileyen Kuşeyri, tasavvufu Sünni bir çerçeve içine almak istemiştir.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-hazretleri-kimdir/606045/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 13:11:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mikhael Kosses, Köse Mihal veya Abdullah Mihal Gazi</title>
			<description><![CDATA[Mikhael Kosses, halk arasında bilinen adıyla Köse Mihal veya Müslüman olduktan sonraki adıyla Abdullah Mihal Gazi, Bizans İmparatorluğu’nun hudut kalelerinden Hadrianoi Bölgesinin (Harmankaya) Tekfuru idi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Müslüman olmadan önceki adı Mikhael Kosses olan Abdullah Mihal Gazi, Bizans’ta uzun yıllar (1259-1453) hüküm süren ve İstanbul’un fethine kadar Bizans’ı idare eden Palaiologos hanedanına mensup bir Bizans Soylusu idi.
Eskişehir Beyi ile beraber Osman Bey’e karşı giriştiği savaşta esir düştü. Osman Bey, Köse Mihal’in yiğitliğine ve kahramanlığına bakarak onu affetti. Daha sonraki yıllarda Osman Bey’e tekfurlar tarafından bir tuzak kurulacaktı.

Bu tuzak, bir düğün esnasında Osman Bey’e yapılacak bir suikast girişimiydi. Osman Bey’i bu suikast girişiminden haberdar eden Köse Mihal; Osman Bey’i zamanında uyararak önlem almasını ve kurtulmasını sağlamış, böylelikle Yarhisar’la Bilecik’in de zaptına vesile olmuştur. Bu olayın ardından Osman Bey ile Köse Mihal, iyi bir dost ve silah arkadaşı olmuştur.

Mihal Bey, Türklerle arasındaki dostluk ve Osman Bey’e yakınlığı sebebiyle, 1313 yılında Müslüman oldu ve “Abdullah” adını aldı. Bundan sonra daima Osman Gazi ile birlikte hareket eden ve bölgeyi bildiği için fetihler esnasında kılavuzluk yapan Mihal Bey, Sakarya Vadisi’nde Göynük ve Mudurnu ile diğer bazı kaleleri fethederek büyük kahramanlıklar gösterdi.

Osmanlı Devleti’nin ilk yıllardaki ilerleme ve gelişiminde büyük katkıları olan Köse Mihal Bey, ayrıca Orhan Gazi ile Bursa’nın fethine de katıldı. Mihal Gazi, 1327 yılında Yenişehir’de vefat ettikten sonra, Bilecik’in İnhisar ilçesine bağlı Harmanköy’deki türbesine defnedildi.

Abdullah Mihal Gazi’nin yurdu olan Harmanköy’de her yıl eylül ayının ilk pazar günü, devlet büyüklerinin, akademisyenlerin, tarihçilerin ve pek çok misafirin katılımıyla Abdullah Mihal Gazi’yi anma törenleri tertip edilmektedir. Mihal Gazi’nin Harmanköy’de bulunan türbesi ziyaret edilerek dualar okunmakta ve gelen konuklara geleneksel yemekler ikram edilmektedir. 2022 yılında her yıl düzenlenen anma törenlerinin 695.’si düzenlenecektir.

Mihaloğulları’nın atası

Kuruluş döneminde Osmanlı'ya büyük katkıları olan Abdullah Mihal Gazi, gerek kendisi, gerek oğul ve torunları Osmanlı fetihlerinde önemli başarılar göstermişlerdir.

Osmanlı fetihlerinde büyük rolü olan Akıncı teşkilatının kurucusu da olan Abdullah Mihal Gazi, Mihaloğulları (Gazi Mihaloğulları, Köse Mihaloğulları ve Mihalliler olarak da bilinir), 14-16. yüzyıllar arasında Rumeli fetihlerinde önemli rol oynayan Osmanlı akıncı ailesinin atasıdır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi/605583/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Dec 2021 14:35:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Amalekitlerin İstilası ve Sa Hanedanlığının Sonu</title>
			<description><![CDATA[Fikir, Nil'in kaynaklarına ulaşmaya ve aynı zamanda o bölgedeki tüm ulusları fethetmeye çalışarak kendini kurtarmak için Wālīd'a geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ebu'l Hasan Ali Bin Hüseyin Bin Ali Mesudi olarak bilinen Ahbar-u Zaman veya Ahbar-uz Zaman, bir diğer şekliyle de Akhbar al Zaman kitabının, Amerikalı yazar Asoncola Vito tarafından yapılan çevirisinden 'Amalekitlerin İstilası ve Sa Hanedanlığının Sonu' bölümü şöyledir.

Atr īb'nin bir dakikası

Atīr Aīmin, Dulaīfah'ın ölümünden sonra Mısır'ı yönetti. Kibirli ve sertti ve kraliçenin partisini destekleyen birçok adamı yok etti. Dūma'nın oğlu Al-Wālīd o sırada farklı ülkeler arasında seyahat etmeyi, yöneticilerini devirmeyi ve her birinde biraz zaman geçirmeyi amaçlayan büyük bir ordu ile yürümeye hazırdı; daha önce de söylediğimiz gibi, hastalığından bahsettiğimizde sağlığına bazı iyileştirmeler getirebilecek sular aramak istiyordu. Fatih Suriye'ye vardığında Mısır'ı ve güzelliğinden övgüyle bahsetti; ayrıca ülkenin kadınların eline geçtiğini ve krallarının hanedanının sona erdiğini öğrendi. Bu nedenle Ūnā adlı hizmetkârlarından birini güçlü bir birlikle gönderdi. Bu adam Aīmin ve Dulaīfah birbirleriyle savaştıklarında Mısır'a geldi. Ülkeyi fethetmeye başladı ve önemli miktarda servet ve büyük hazineler ele geçirdi. Bununla birlikte, Mısır haberlerinin ve rahiplerinin büyülü gücü hakkında korkutucu şeyler duyduğu için, bunun sonucu olarak tüm ordusuyla birlikte öldüğüne ikna olmuş olan Wālīd'a haber vermekten kaçındı. Ancak bir süre sonra hizmetçisinin kendisini ülkenin efendisi yaptığını öğrendi. Sonra Mısır'a doğru ilerledi; 'ānā' i buldu ve ikincisiyle tanışmaya geldi, o zamana kadar fetihini tamamlamak ve ülkeyi yatıştırmak istediği için kendisine haber göndermek için yavaş olduğunu söyledi. El W acceptedlīd, bu bahaneyi kabul ederek Mısır'a girdi ve kralı oldu. Sakinlere baskı yaptı, servetlerini ele geçirdi ve bulabileceği tüm hazineleri çıkardı. Aīmin ona bölgedeki tüm şehirler adına Ṣa'īd'ın gönderilmesini gönderdi; sonra fethine yardım etti ve Andos amcasının öldürülmesinin intikamını alana kadar onu tüm gücüyle destekledi. Sonra emekli oldu ve otorite Wālīd'un elinde toplandı.

D'ma'nın oğlu El Wālīd

Fikir, Nil'in kaynaklarına ulaşmaya ve aynı zamanda o bölgedeki tüm ulusları fethetmeye çalışarak kendini kurtarmak için Wālīd'a geldi. Seferi hazırlamak için üç yıl geçirdi. İhtiyacı olan her şeyi topladığında, Mısır hükümetini hizmetkârına emanet etti ve güçlü bir ordu ve hatırı sayılır bir trenle ilerledi. İçinden geçtiği tüm ulusları yok etti. Bu gezinin birkaç yıl sürdüğü söyleniyor. Negros popülasyonları arasından geçti, içinden geçti, altın diyarına girdi ve bazı yerlerde altının çubuklara bastırıldığını gördü. Bu toprak ülkenin Gānah sınırlarını oluşturur.
[ilgili-haber=603782]
Al-Wālīd, ilerlemeye devam ederek, Nil suları kendiliğinden boşaldığı göle ulaştı; Ay Dağı'ndan akan nehirler tarafından beslenirler. Ay Dağı, çok geniş ve çok uzun, dik bir dağdır. Bu ismi aldı, çünkü ay ona göre yükseliyor, ekvatorun altında yer aldığı için. El Wālīd, Nil'in bu dağın altından nasıl ortaya çıktığını ve küçük yataklar oluşturan birçok yatağa nasıl aktığını gördü; Bu nehirlerden bazıları büyük bir havzada, diğerleri başka bir alanda buluşuyor ve bu iki rezervuarın her birinden geniş göle geniş bir nehir akıyor. İki nehrin önderlik ettiği bu göl, ekvator çizgisi ile ilk iklimin sınırları arasında yer almaktadır. Nil tek bir nehir olarak çıkar, ekvatordan geçer ve Mısır'a gider. Buna, kaynağı Ay'ın Dağı'nda olan Hindistan'da Makrān tarafından gelen başka bir dere de katılıyor. Mahrân'ın Nil gibi yükselip düştüğü ve Nil ile aynı türden timsah ve balık gördüğü iddia edilmektedir. [Bu nehir Ay Dağları'nın altından da çıkıyor].

Wālīd, Nuh'un oğlu Ham'in oğlu Miṣraīm oğlu Qofṭarim'in oğlu olan ilk B ū dash ī r zamanında ilk heykellerin ilk Hermes tarafından dikildiği sarayı bulduğu söylenir . Dağdan gelen tüm suları almak için düzenlenmiş seksen beş numaralı heykeller; yuvarlatılmış ağızlarla donatılmış bir boru sistemi, vücuduna su getirmiş, daha sonra boğazlarına sabit bir miktarda çıkmış ve dereceli küpler ile ölçülmüştür. Heykellerin ağızlarından su fışkırdı ve iki göle akan birçok nehir oluşturdu, daha sonra dediğimiz gibi birlikte büyük bir gölde buluşmak için birlikte aktı. Hermes, her şeyi geometrik bir hassasiyetle düzenledi ve her heykelden dökülen su miktarını, ülkenin refahı için yeterli olacak ve sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak, ancak asla fazla akmayacak şekilde düzenledi. Bu miktar bu yerde onsekiz cubits yüksekliğe kadar ölçülmüştür, cubit otuz iki parmaktır. Bu sınıra ulaşıldığında, hala dökülen tüm sular heykellerin sağına reddedildi; sarayın sağına götüren kanallara girdi, burada bataklıklara ve ıssız kumlu ovalara boşaltıldı.

Bazı akademisyenler, dört nehrin, Kara Deniz'in ötesindeki altın topraklarında yüksek bir kubbe olan ortak bir kaynaktan geldiğini iddia ettiler. Bu dört nehir şunlardır: Saīḥūn, Jaīhūn, Nil ve Fırat. Dört nehrin Cennet'ten çıktığını, kubbenin zümrütten oluştuğunu ve karanlık denizden geçmeden önce sularının bal tadına ve misk kokusuna sahip olduğunu iddia edenler var. Bazı gezginler, al-Layth sekreteri İbn Ṣāliḥ [ yani Abimelech] ve diğerleri, bu alanla ilgili gelenekleri bildirdikleri bu alanlara girmişlerdir. Onlara göre, İbrahim oğlu İshak'ın oğlu Esav'ın tohumundan bir adam kubbeyi gördü. Yolculuğunun hikayesi uzun. İşte Mas'ūdi şöyle diyor:

“Bu hikaye uzun olsa da,” dedi, “Burada anlatmak istiyorum çünkü burası burası. Bağdat'ta Fıkat Abū'l-Ḥasan 'Ibād bin Sarḥān tarafından yapılan İlahi Majesteler Kitabı'ndan çıkarılmıştır. Bu kitabın yazarı, Bağdat'taki ustalarından aşağıdaki geleneğe sahipti ve kökenini Abu Huraīrah'a kadar takip eden referanslara dayanıyordu. Bu sonuncusu şöyle dedi: 'Tanrı'nın Peygamber'in şöyle dediğini duydum: Nil Cennetten çıkar; eğer eli kaynar şekilde daldırırsanız, Cennetin yapraklarını çıkarırsınız.

“'Abu bin D himselfd'in kendisinden' Abd Allah bin Salih'e ve onun aracılığıyla al-Layth ibn Sa'ya geri döndüğü '-aīb ve Aḥmed bin Rūḥ'dan başka bir geleneğe sahibim. d: Kral korkusu için evden kaçan İbrahim'in oğlu İshak'ın oğlu Esau'nun oğlu Esau'nun oğlu Ḥāīd adlı bir kişi olan Esau'nun soyundan geldiği düşünülmektedir. Orada birkaç yıl kaldı ve Nil'in harika özelliklerine ve bu nehrin ülke için sağladığı tüm faydalara tanık olduktan sonra, Tanrı'nın kıyı boyunca kökenini takip etmesini yemin etti ve sadece ölümle durdurulabilir.

“O yüzden otuz yıl boyunca nehir kıyısı boyunca yürüdü; diğerlerine göre, nehir boyunca on beş ve karada on beş yıl yürüdü; ve göle geldi. Nil'in önünde belirdiğini gördü; ve ilerledikçe gölü çevreleyen yüksekliklere çıktı; orada durdu ve meyve ile kaplı bir ağacın altında dua eden bir adam buldu. Ona doğru gitti, selamladı ve adam ona “Kimsin sen?” Diye sordu. “Ben,” diye yanıtladı, İbrahim'in oğlu İshak oğlu Esau'nun oğlu Ebu Sālūm'un oğlu Ḥāīd. Peki sen kimsin? ” Şöyle yanıtladı: “Ben Amrān. Sizi bu uzak yere getiren nedir? ” “Tanrı bana göndereceği bir adamın gelmesine kadar burada kalacağımı söyledi.” Od dedi ki, “Ey Amrān, Nil hakkında bildiklerini öğret. Adem'in herhangi bir çocuğunun kaynaklarına ulaştığını duydunuz mu? ” “Duydum,” dedi 'Amrān, “Esav'ın soyundan gelen bir adam onu ​​orada yapacaktı. Senden başka kimsenin olabileceğini sanmıyorum, Ah. ” “Bana yolu söyle, bu durumda,” dedi Ḥāīd. “Size göstermeyeceğim,” Amrān, “bana ne isteyeceğimi vermeden önce.” Diye cevapladı. “Ve bu nedir, Ey Amrān?” “Buraya döndüğünüzde, eğer hala yaşıyorsam, Tanrı bana kendiniz hakkında bir şeyler gösterene kadar benimle kalmanızı istiyorum; ve eğer beni ölü bulursan, beni gömmeni istiyorum. ” “Bunu senin için yapacağım,” diye yanıtladı Ḥāīd. Sonra Amrān, “Gölde kendinizi bulduğunuz yönde yürüyün. Başını göreceğiniz, ancak sonu görmeyeceğiniz korkunç bir canavar bulacağınız bir yere geleceksiniz. Korkma ve üstüne çıkma. Bu canavar güneşin düşmanıdır. Güneş doğduğunda, onu yutmak için yukarı doğru hareket eder ve ışınlarının ısısı tarafından durdurulur. Güneş battığında, yine de yutmayı umarak diğer yöne koşar. O zaman bu canavarı monte et ve Nil'e katılana kadar sür. O zaman sökün ve kendinizi ilerlemeye hazırlayın: kendinizi bir demir diyarına inebileceğiniz, dağların, ağaçların ve ovaların hepsinin demir olduğu bir yerde bulacaksınız; onu geçeceksiniz ve dağların, ağaçların ve ovaların bakır olduğu bir bakır ülkesine geleceksiniz; bakır toprağından tamamen gümüş olacak bir toprağa gireceksiniz; ve gümüş toprağından sonra bir altın toprağına geleceksiniz: Nil'in gizemleri size açıklanacak. ”

“Demir ülkesine ulaşıncaya kadar seyahat etti; oradan bakırınkine ulaştı; sonra gümüşün, gümüş topraklarından altın topraklarına. Bunların sonlarında bir süre yürüdükten sonra, altın bir kubbe olan ve dört kapı ile delinmiş altın nişlerle altın bir duvara ulaştı. Suyun bu duvardan inip kubbenin altında toplandığını gördü; daha sonra bölündü ve dört nehirde yansıtıldı; bu nehirlerden üçü, üç kapıdan, toprağın altına batmış, dördüncüsü toprağın yüzeyine akmıştır; Nil'di. Su içti ve biraz dinlendi; sonra duvara yaklaştı ve tırmanmaya çalıştı. Ama ona bir melek belirdi ve şöyle dedi: “Daha ileri gitme, Ah; şimdi Nil hakkında tam bilgi edindiniz ve kapalı yer Cennettir. Bu su Cennet'ten geliyor. ” “Cennette ne olduğunu görmek istiyorum,” diye yanıtladı Ḥāīd. "İzin verilmiyor," dedi melek. “Ama en azından bana söyleyebilir misin,” diye sordu “burada gördüğüm şey nedir?” “Bu, güneşi ve ayı döndüren küredir. Bir değirmen taşı gibi göründüğünü görebilirsiniz. ” “Üstüne çıkmak istiyorum,” dedi Ḥāīd, “ve onunla dön.” Bazıları onun gerçekten oraya gittiğini söylüyor, bazıları ise reddetti. Melek, ondan sonra Cennet'ten biraz yiyecek almasına izin verdi: “Dünyevi hiçbir şeyi tercih etmeyeceksin” diye ekledi, “çünkü Cennetten çıkanlara hiçbir şeyi tercih etmemeliyiz. Bu yemek yaşadığın sürece seni koruyacak. ” Melek konuşmayı bitirirken, üç renkten oluşan bir üzüm salkımının önüne geldiğini gördü: zümrütlerin yeşil rengi, incilerin beyazı ve sümbül kırmızıydı. Sonra melek tekrarladı: “Ah, şimdi Nil hakkında tam bilgiye sahipsin.” Ancak gezgin yine sordu: “Dünyanın altına düşen bu üç nehir nedir?” “Birincisi,” dedi melek ona, “Fırat; ikincisi, Saīhūn ve üçüncü, Jaīhūn. ”

“Sonra döndü ve canavarı bulana kadar yürüdü. Onu monte etti; Güneş uykuya daldığında, üzerine fırladı ve gezgin kendini ilk tırmandığı yere geri buldu. Yoluna çıktı ve 'Amrān'ın yerine döndü Bu adam çoktan öldü. Gömdüğünü mezarına üç gün geçirdi. Sonra en saygıdeğer bir figürün yaşlı bir adamın geldiğini gördü. 'Amr'n türbesine yaklaştı ve ağladı. Bu yabancı daha sonra ona döndü ve onu selamladı: “Ey,” diye sordu “Nil ile ilgili hangi keşifleri yaptınız?” Gezgin, gördüklerini anlattı ve yaşlı adam: “Gerçekten de kitaplarda açıkladığımız şey bu.” Dedi. Bununla birlikte, bir ağaçta harika meyve ortaya çıkmıştı; yabancı bir şeyler aldı ve “Yemek yemiyor musun?” dedi. Ḥāīd, “Yükseklerden bana verilen Cennetin yemeğini sürdürüyorum ve onu buradaki herhangi bir yiyeceğe tercih ediyorum.” Dedi. “Haklısın, ey. Dünya'dan hiçbir şeyi Cennetten gelen bir şeye tercih etmemeliyiz. Ama bu dünyada hiç bu meyvelerle karşılaştırılabilir bir şey gördünüz mü? 'Amrān için cennet ağacını büyüten Tanrı'dır, orada onun beslenmesini bulması gerekir; ve onu bu yere nakletti. Bu ağaç bu dünyadan değil. Senin için burada kaldı. Sen gittiğinde, Tanrı onu kaldıracak. ” Ve yaşlı adam bu meyvelerden birini alıp ısırmaya karar verene kadar ısrar etmeye devam etti. Ama hemen melek önünden belirdi ve “Şimdi tanıyor musun? Babanın Cennetten çıkardığı oydu. Size verilen üzümleri muhafaza edebilseydiniz, dünya adamları da onları yemiş olabilirdi ve bu miktar sonsuza dek aynı kalacaktı. Ama şimdi, baban bir zamanlar aradığı gibi, içeri girmek için boşuna çağıracaksın. ”

“Mısır'a geri döndü ve macerasını vatandaşıyla ilişkilendirdi. Öldü. Tanrı ona rahmet etsin! ' Burada güvenilir bir kaynaktan aldığım bu tarihi bitiriyorum; Suçlanabileceğim hiçbir şey söylemedim. ”

Söylem şimdi kesildiği noktada devam ediyor.

Diğerleri, bu nehirlerin bilinen ulusların yetmiş iki diline karşılık gelen yetmiş iki kola ayrıldığını söylüyor. Diğerlerine göre, belirli mevsimlerde bol miktarda düşen ve güneş ısısının etkisi altında eriyen, bazen yavaş, bazen hızlı bir şekilde kardan gelirler. Yaratılış planına göre, En Yüce Tanrı'nın onları sulandırdığı bölgelere yayıldılar.

Şimdi Wālīd'un hikayesine geri dönelim. Bu kral Ay'ın Dağlarına ulaştıktan sonra, ötesinde ne olduğunu görmek için yükseldiği yüksek bir zirve gördü. Bakışları kara ve gösterişli Zehir Denizi'ni aldı. Nil'in ince akarsu şeklinde ortaya çıktığını da gördü. Ancak denizden gelen zararlı nefes yayıldı; birkaç arkadaşı öldü. Kendisi neredeyse yenik düştü ve dağdan aceleyle inmek zorunda kaldı. Bazı insanlar bu noktada ya ay ya da güneş görmediğini, ancak günbatımında güneş gibi bir tür kırmızı ışık gördüğünü söyledi.

El Wālīd der ki, bu yolculukta yirmi yıl geçirdi. Mısır'ı yöneten hizmetçisi 'ānā gittikçe yokluğunu gördü ve yedi yıl sonra kibirli büyüdü ve kral olmak istedi. Hiç Wālīd'un hizmetçisi olmadığını iddia etti, ama o onun erkek kardeşi idi, bu yüzden iktidarı kardeşinin ölümünden sonra düşecekti. Sonra erkekleri ezmeye başladı; hükmetmek için sihir kullandı; sihirbazları arttırdı, suçlarını ve ayrıcalıklarını tolere etti. Halk ona boyun eğdi ve yetkisi altında acı çekti. 'Ūnā Mısır prenslerinin tüm kızlarıyla evlendi; tüm servetleri aldı ve sahiplerini öldürdü. Ancak rahipleri onurlandırdı ve tapınakların bakımına katıldı; denekleri, kuşatıldığı büyücüler korkusuyla ondan ayrıldı.

Bir gün bu bakan Wālīd'u bir rüyada gördü ve ona göründü ve “Kim kral unvanını almanı emretti? Ünvanı gasp eden kişinin ölüme layık olduğunu bilmiyor musunuz? Ayrıca prensler ve zorla servet kızlarıyla zorla evlenmediniz. ” Ve W calīd kazanları ziftle doldurup ateşe atmak için emir verdi. Saha ısınmaya başladı ve 'Ūnā onu içine sokacaklarını biliyordu. Gerçekten de saha kaynarken Wālīd ona kıyafetlerini çıkarmasını emretti. Ama şu anda kartal gibi büyük bir kuş, hedeflenen kurbanı aşağı attı, onu yakaladı, cellatların ellerine yırttı ve bir dağın tepesindeki havada geçirdi. Sonra 'ānā dağın tepesinden sıcak ve kokuşmuş su kaynaklarının fışkırdığı bir vadiye düşüyordu.

Bu sonbahar onu uyandırdı. Kendini acı dolu ve neredeyse hissetmeden buldu. Zaten o kadar uzun olmuştu ki, yüce egemenliğe alışmıştı, böylece Wālīd'un hatırası döndüğünde sebebini neredeyse kaybetti. Ayrıca bu prensin değerini, gücünü ve cesaretini de biliyordu. Bazen Wālīd'un öldüğünü düşünmüştü çünkü kimsenin ondan haber alması gerekmeden yıllarca gitti; bazen hala hayatta olduğundan endişe ediyordu; ancak bu vizyona sahip olduğunda, varlığını sürdürdüğünden artık şüphe edemezdi ve sadece servetini taşıyan Mısır'dan kaçmanın yollarını aramayı düşündü.

Sorununu güvendiği birkaç sihirbaz ve “Wālīd'den korkuyorum ve Mısır'dan ayrılmayı öneriyorum” dedi. Ne düşünüyorsun?" “Tavsiyemizi uygularsanız sizi ona karşı koruyacağız” diye cevapladılar. “Konuş,” dedi. “Sizi bir kartal yapacağız ve ona ibadet edeceksiniz; çünkü hayallerinizdeki işkencecilerinizi yırtan kuş, tapacağınız imajını şekillendirmemizi isteyen bir ruhtur. ” “Sana itaat etmeye hazırım,” diye cevapladı 'ānā. “Bana bu heykeli nereye koyman gerektiğini söyle, gerisini ben hallederim.” “Size açıklayacağız” diye devam ettiler.

Büyücülerin görüşlerini duyduktan sonra, gözleri mücevher olan ve vücudu harika süslemelerle kaplı altın bir kartal hazırladı. Görüntüyü yerleştirdiği çok güzel bir tapınak inşa etti ve önünde ipek örtüleri örtüldü. Sonra sihirbazları bu heykeli onlarla konuşana kadar buhur, tütsü ve fedakarlıkla empoze etmeye davet etti. Bu nedenle bu idolü tanrısına yaptı ve tüm insanları ona ibadet etmeye çağırdı. İnsanlar rıza gösterdi; bir süre sonra kartal, 'ān ordered' a bir şehir inşa etmesini ve geri çekilmesini emretti ve bu şehir herhangi bir saldırgana karşı savunma ve sığınak görevi görecekti.

İsyancı daha sonra Mısır'daki tüm işçileri topladı; yoldaşlarını dar geçişlerle ve dağlardan erişebilecekleri düz bir zemin aramak için Batı'nın çöllerine gönderdi. Havuzlara yakın bir yer seçmelerini tavsiye etti. O zaman Fayum, Nil suyunun oluşturduğu bir göletti; ve Yusuf onu boşaltana kadar bu durumda kaldı. 'Ūnā bir göle yakın bir yer seçmeleri, şehre su getirebilecekleri konusunda ısrar etmişti.

Elçileri daha sonra bir ay boyunca çölden geçti ve sonunda istedikleri yeri keşfettiler. Daha sonra Mısır'ın mühendis ve müfettişlerin sahip olduğu her şeyi, kayaları kırabilen, taşları oyulabilen ve inşaat işlerinin herhangi bir bölümünü yürütebilen işçileri bir araya getirdiler ve tüm bu adamları yeni şehrin yerine gönderdiler. Bin süvari onların emrindeydi ve tüm aletleri yanlarında getirdiler. İhtiyaç duyacakları malzemeleri taşımak için bir ay geçirdiler; tüm bu nesneler arabalara getirildi; tekerlek izleri günümüzde Batı'nın çölünde, araştırmacıların ziyaret ettiği ünlü anıtlar olan piramitlerin arkasında hala belirgindir.

İnşaatçılar kayaları çıkarmayı ve yığılmayı bitirdiğinde, ölçümler aldılar ve şehrin yerini belirlediler. Kente her yöne iki paraşüt verdiler; ortada bir kuyu kazdılar ve bu kuyuya, yüzü doğuya doğru döndükleri bir domuz figürü ile bir bakır heykeli yerleştirdiler. Satürn düz bir şekilde yükselirken, karşısındaki yıldızlardan kaçarak bunu düzelttiler. Böylece bir domuz aldılar ve kurban ettiler; heykelin yüzüne kan serptiler ve saçlarını yakarak içtiler. Kurbanın küçük bir saçını, kemiklerini, etini, kanını ve saflığını topladılar ve bunların hepsini bakır domuzun içine yerleştirdiler. Görüntünün üzerine Satürn'ün işaretlerini kazdılar. Daha sonra şehrin dört tarafına doğru yönlendirilmiş kuyu yuvalarının kıyılarına kazıldılar ve her biri şehir kapılarından birinde sona eren merkez ana yollardan ortaya çıktılar. Bu büyük caddeler arasındaki boşluk zengin konaklar ve yoğun yollarla kaplıydı. Kuyuyu aşan bir kubbenin etrafında, kılıç tutan ve yüzleri her biri ilgili kapılarına doğru çevrilmiş bakır idoller inşa ettiler. Şehrin temelleri dört katlıdır: en derinleri siyah taştı; üstteki kırmızı taş; üçüncü yeşil taş ve dördüncü sarı taş. Duvarlar bu temelin üzerinde yükseldi ve yarı saydam beyaz taştan inşa edildi. Her bir yol arasındaki eklemler kurşun halindeydi ve her blok, piramitlerin yapımında kullanılan prosedürün aynısına göre, merkezinde bir demir çubuk ile sağlandı.

Şehrin her yerinde yetmiş buçuk arşın güçlendirilmiş bir duvarı vardı; etrafı çevreleyen duvara açılan her kapının tepesi, uzanmış kanatlı, içi boş, altın ve kompozit maddelerden oluşan büyük kartal görüntüleri ile kaplandı. Şehrin her köşesinde elinde kılıç tutan ve şehrin dışına bakan bir süvari imgesi yerleştirildi. Doğu kapısının çevresine giren şehre su temini oradan göletlere boşaldığı batı kapısına götürüldü. Ayrıca suyu kuzey kapısına akan güney kapısına götürdüler. Bu kartal erkek kartal görüntülerini kurban olarak sundular ve kanlarıyla serpiştirdiler. İdollerin altındaki kapılara giren rüzgarlar korkunç sesler çıkardı; onları duyan herkes dehşete kapıldı. Kapılar, şehrin sakinleri onlara eşlik etmediğinde yabancıları durduran büyülü akrepler tarafından da savunuldu. 'Ūnā şehrin merkezindeki yüksek kubbede sevdiği kartalı kare kaide üzerine kurdu; ve üssün her köşesine korkunç bir Şeytan imgesi koydu. Kubbe zümrüt sütunlara dayanıyordu; kartal hareketliydi; art arda dört kardinal yöne döndü ve yılın her mevsimi için bir pozisyonda kaldı.

Vakıf bittiğinde, isyancı şehre tüm altınları, tüm mücevherleri ve Memphis'in tüm hazinelerini ve kralların hazinelerinde olan her şeyi taşıdı: heykeller, bilim sırları, tozlar ve otlar, zırh O şehre sihirbaz ve rahiplerin şefleri ile usta sanatçı ve zanaatkârları göç ettirdi. Onlara inşa ettiği konakları dağıttı, böylece farklı kastlar karışmadı. Şehrin duvarları etrafında bir banliyö inşa etti, burada çeşitli esnaf, işçi, çiftçi ve diğerlerinin zanaatkârları için evler inşa etti. Şehre gelen kanalların üzerinde, şehre girmek veya çıkmak için geçmeleri gereken köprüler inşa etti. Banliyölerde su dolaştı ve boyunca sütunu yükseltti. Sonunda, şehrin çevresine nadir ağaçların farklı türlerini dikti ve orada güzel ve kullanışlı türlerle süslenmiş bahçeler düzenledi. Bu bahçelerin ötesinde, her türlü ve çeşitli malların tahıllarını üreten tarlalar gerildi. Her yıl bu şehirde on yıl yaşayacak kadar toplanmıştı. Bu şehir Memphis'e üç günlük yürüme mesafesinde yer almaktadır. Ūnā oraya geldi ve on gün boyunca orada kaldı, sonra Memphis'e döndü. Kartalın yönünü değiştirdiği sırada yılda dört festival düzenledi. Bu şehir inşa edildiğinde, 'ānā ruhu dinlendi ve zihni sessizleşti.

Bir gün isyancı, Nubia'da bulunan Wālīd'dan bir mektup aldı; prens ona yiyecek ve hayvan göndermesini emretti. 'Ordersnā emirlerini büyük bir titizlikle yerine getirdi; hayvanların sırtındaki gemilerde yiyecek gönderdi, ama aynı zamanda tüm ailesini, prenslerin ve Mısır'ın büyük kızlarının kurduğu şehre evlendi; ve Wālīd Mısır'a dönmek üzereyken, kendi şehrine kaçtı ve onu takviye etti. Teğmenlerinden biri yerini tutmak ve kralın önünde tavır almakla görevlendirildi.

Bu adam Memphis'e döndü; halk onunla buluşmaya geldi ve ona 'ānā zulmünden şikayet etti. Wālīd nerede olduğunu sordu ve ona şöyle dedi: “Yaklaşımından kaçtı ve sana karşı güçlendirildi.” Bu haberde kral kızdı ve isyancıya karşı büyük bir ordunun hazırlanmasını emretti. Ancak Memphis halkı ona nasıl müstahkem bir şehir inşa ettiğini ve nasıl büyücüler tarafından kuşatıldığını anlattı. Ona, onu yok etmenin zor olacağını ve büyük zorluklarla ve büyük hazırlıklardan sonra yapılabileceğini gösterdiler. Bu nedenle Wālīd, kendisini kendisine sunmak için 'ānā' yi çağırmaktan memnun oldu. İsyanın sonuçları konusunda onu uyardı ve ona uymazsa, gücüne alır almaz işkence altında kalacağına yemin etti.

'Ānā, “Kralın beni şikayet etmek için bir nedeni yok. Onun krallığına saldırmadım ve onun olan hiçbir şeye zarar vermeye çalışmıyorum. Aksine, ben onun kuluyum. Eğer bu bölgeye geri çekilirsem, imparatorluğunu Batı'nın illerini işgal etmeye çalışan düşmanlara karşı savunmaktır; Bu anda öfkemden duyduğum korku yüzünden onun önünde görünemem, ancak kral beni istasyonumda onaylarsa ve beni valilerinden biri olarak görmesi hoşuna giderse, onu her zaman gelirleri gönderirim ve benden isteyeceği hediyeler. ” Onun yanıtı ile birlikte, 'ānver egemenliğine hatırı sayılır miktarda ve bir miktar taş gönderdi. Kral mesajını aldığında onu hafifletti ve artık onu düşünmedi.

El W Egyptlīd Mısır'ı yönetti, halkı ezdi, eşlerine saldırdı ve 120 yıl boyunca mülklerini aldı. Bütün insanlar ondan nefret etti ve onu lanetlerle doldurdu. Bir gün avlanıyordu ve atı bir tepe üzerindeyken attı ve Tanrı insanları ondan kurtardı. Wālīd'un oğlu Ar-Rayān, babasının hükümetini kınadı ve ona karşı olduğunu açıkladı. Babası öldüğünde, piramitlerin yakınında bir mezar inşa etti. Bu kralın piramitlerden birine gömüldüğü de söylenir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu/605362/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Dec 2021 16:32:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ahmet Muhyiddin Piri veya bilinen adıyla Piri Reis</title>
			<description><![CDATA[Kitab-ı Bahriyye’nin müellifi, denizlerin cengaver adamı Piri Reis’in asıl adı Ahmet Muhyiddin Piri. Babası, Karamanlı Hacı Mehmet olup Fatih Sultan Mehmet döneminde Karaman’dan İstanbul’a göç ettirilen ailelerdendir. Bir süre İstanbul’da yaşayan aile daha sonra Gelibolu’ya taşındığından Piri Reis burada doğmuştur.  Başka bir büyük Türk denizcisi olan Kemal Reis, Piri Reis’in amcasıdır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaşamına dair bilgilerin geneli kendisinin kaleme aldığı Kitab-ı Bahriyye isimli esere dayanan Piri Reis’in 1470 yıllarında doğduğu bilinmektedir. Kitabında anlattığına göre amcası Kemal Reis’le birlikte Venedik başta olmak üzere bölgedeki kıyılarda bir süre korsanlık yaptıktan sonra devlet hizmetine girdi. Bu korsanlık faaliyetleri sırasında birçok bazı tüccar gemilerin el koyup satarken, bir de Mayarko adası yakınlarındaki gözcü kalesini ele geçirdiler. Piri Reis, ünlü denizci amcası Kemal Reis’le birlikte Tunus sahillerinde kışladıklarını, Tunus sultanı Mevlây Muhammed ile görüştüklerini, Cezayir’deki Bicâye’de velî olarak bilinen Seydi Muhammed Tuvatti’nin zaviyesinde kaldıklarını, yaz olunca oradan denize açıldıklarını Kitab-ı Bahriye isimli eserinde anlatmaktadır.

Kitapta; Korsika yakınlarındaki Pianosa adasını amcası ile birlikte ele geçirdiklerini, ada halkını esir ederek şehri yağmaladıklarını, İspanya’nın önemli liman şehri Belensiye (Valencia) önlerinde yedi barça zaptettiklerini ifade eder. Piri Reis’in iştirak ettiği Akdeniz’deki akınların 901 (1495-96) yılına kadar sürdürüldüğü tahmin edilmektedir. Amcası Kemal Reis’in II. Bayezid tarafından devlet hizmetine çağrılmasıyla Piri Reis’te onunla birlikte Osmanlı Devleti’nde görev yapmaya başladı. Kemal Reis’in Anadolu’daki Haremeyn vakıflarının gelirlerini deniz yoluyla İskenderiye’ye götürmesinde bir kadırga reisi olarak Piri Reis’te bulunuyordu. Piri Reis; Ege’de ticaret güvenliğini sağlamak amacıyla gönderilen filoda, Memlük Devleti’ne giden olağan üstü elçi heyetinde de amcasıyla beraberdi. Amcası Kemal Reis’in vefatı üzerine Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde Kaptanıderya Cafer kumandasındaki filoda bir gemi reisi olarak hazır bulundu. Piri Reis, Nil nehri üzerinden ulaştığı Kahire’de 919 (1513) tarihli ilk dünya haritasını padişaha takdim etti. Kanuni Sultan Süleyman’ın 927’deki (1521) Belgrad seferi sırasında Tuna donanmasında bulundu ve ertesi yıl gerçekleştirilen Rodos Seferi’ne de katıldı.

932’de (1526) Kitab-ı Bahriyye’nin ikinci telifini ve 935’te (1528) ikinci dünya haritasını Kanuni Sultan Süleyman’a sundu. Bu sırada kendisinden Piri Kethüda diye bahsedilmektedir. Daha sonra Barbaros Hayreddin Paşa’nın yeniden kurduğu donanmaya katıldı. Korfu kuşatması için 15 Rebiulevvel 944’te (22 Ağustos 1537) Avlonya’da toplanan Osmanlı donanmasında bulunan diğer sancak beyleri ve gemi reisleri arasında Piri Reis’e de bir hil‘at giydirildi. 954’te (1547) Ferhad Paşa’nın yerine Hint kaptanlığına getirildi. Bu görevdeyken ilk icraatı, Hint Okyanusu’ndaki yegane Osmanlı üssü olan Aden’i mahallî idarecisi Ali bin Süleyman’dan geri almak oldu.

Ölümü ve hakkındaki iftiralar

Piri Reis’in ikinci seferi Portekizliler’in Basra körfezindeki en önemli üssü olan Hürmüz üzerine oldu. Bu sefer için kadırga, baştarda, kalyata ve kalyondan oluşan otuz gemilik donanmayla Cemaziyelevvel 959’da (Mayıs 1552) Süveyş’ten hareket etti. Piri Reis, Hürmüz’ü ele geçirdikten sonra Bahreyn adalarına kadar ilerleyip buraları Osmanlı hakimiyeti altına alacak, ardından emrindeki donanmayla Basra’da kışlayacak veya on gemiyi burada bırakarak Süveyş’e dönecekti.

Yirmi sekiz gemiden oluşan donanma ve 850 askerle Portekizliler’in elindeki Hürmüz’ü muhasara etti. Adanın neredeyse tamamı ele geçirildiyse de kale kumandanı  Alvaro de Noronha direnişini sürdürdü için iç kale alınamadı. Çarpışmanın uzun sürmesi üzerine Osmanlı kuvvetlerinin mâneviyatı sarsılmıştı. Piri Reis kuşatma devam ederken üstün bir Portekiz donanmasının baskınına uğramaktan endişe ediyordu. Böyle bir ihtimal karşısında muhasarayı kaldırarak Basra’ya doğru hareket etti. Ancak bunun kendisine verilen altın ve mücevher karşılığında olduğu haberi Basra’da yayıldı. Kubâd Paşa’da durumu İstanbul’a bildirdi. Buna karşılık çok geçmeden bir Portekiz donanmasının Hürmüz önlerine geldiği haberi bu ithamların asılsız olduğunu gösterir.

Basra körfezinin Portekiz donanması tarafından kapatılma tehlikesi karşısında asıl donanmasını Basra’da bırakarak üç kadırga ile Süveyş’e hareket eden Piri Reis, gemilerden birinin yolda karaya oturup parçalanması yüzünden sadece iki kadırgayla Süveyş’e ulaştı ve oradan karayoluyla Kahire’ye gitti. Ancak Mısır Beylerbeyi Semiz Ali Paşa tarafından iyi karşılanmadı ve ordusunu savaş meydanında bırakıp kaçan bir kumandan gibi algılandı. Basra Beylerbeyi Kubad Paşa’nın yaydığı, Hürmüz’deki müslümanların mallarını mülklerini yağma ettirdiği ve rüşvet karşılığında kuşatmayı kaldırdığı yolundaki haberler de Mısır’a ulaşmıştı. Bu sırada Kanuni Sultan Süleyman Halep’te bulunuyordu. Bu ithamlar yüzünden 1553 yılı sonlarında Divan-ı Mısır’da öldürüldü. Bütün malları ve eşyası Mısır’daki idareciler tarafından müsadere edilerek İstanbul’a gönderildi. Bir süre sonra Kubad Paşa’nın da Basra beylerbeyiliğinden uzaklaştırıldığı 18 Şubat 1554 mazul olarak İstanbul’da bulunmasından anlaşılmaktadır.

Kitab-ı Bahriyye

Piri Reis'in hazırladığı Akdeniz kıyılarına ait ayrıntılı bir harita-kılavuzdur. Kitap, denizcilere Akdeniz kıyıları, adaları, geçitleri, boğazları, körfezleri, fırtına halinde nereye sığınılacağı, limanlara nasıl yaklaşılacağı hakkında bilgiler, ayrıca limanlar arasında gitmek için kesin rotalar verir. Piri Reis asıl, çizdiği iki dünya haritası ve Akdeniz portolanı olan Kitâb-ı Bahriyye adlı eseriyle büyük ün kazanmıştır. Gelibolu’da 1513 tarihinde çizdiği dünya haritası parçası İspanya, Portekiz ve Batı Afrika kıyıları ile Amerika kıtasının doğu kıyılarını göstermektedir. Günümüzde mevcut en eski dünya haritası olması bakımından önemi tartışılmaz olan haritanın kaynakları Doğu ve Batı dünyasından kendisine ulaşan eski haritalarla Kristof Kolomb’un haritasıdır. Piri Reis Kitab-ı Bahriyye’de, Hint ve Çin denizlerinin yeni yapılan haritaları hakkında ilk bilgileri kendisinin elde etmiş olduğunu ve Yavuz Sultan Selim’e bu haritaları takdim ettiğini bildirir. Haritada o zamana kadar yapılan yeni keşiflerin dikkatle takip edildiğini gösteren ipuçları vardır. Piri Reis, Portekizliler ve İspanyollar’ın Hint ve Atlas Okyanusu seferlerini dikkatle izlediği düşünülmektedir. Nitekim 1528-29’da çizdiği ikinci dünya haritası Atlas Okyanusu’nun kuzeyini, Kuzey ve Orta Amerika kıyılarını göstermektedir. Ege ve Akdeniz kıyılarının atlası niteliğindeki Kitab-ı Bahriyye ilki 1521’de mensur olarak, ikincisi gözden geçirilmiş ve temize çekilmiş, kısmen manzum şekilde 1526’da Kanuni Sultan Süleyman’a takdim edilmiştir. Birinci telif Kitab-ı Bahriyye nüshalarında en fazla 134 olan harita sayısı ikinci telifte 223’e ulaşmaktadır. Az sayıda kaynak dışında esas itibariyle Piri Reis’in kendi gözlemlerine dayanan Kitab-ı Bahriyye denizcilerin elinden düşürmediği bir rehber kitap olmuştur. Yabancı dillerde tercümeleri bulunmaktadır.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis/605324/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Dec 2021 14:02:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Karmatiler ve Yüce Natık</title>
			<description><![CDATA[Namazları 2 rekât olan Karmatiler’in Ramazan Ayı yerine oruçları farklı günlerdedir. Kıbleyi Kâbe olarak kabul etmeyen Karmatiler’de gusül abdesti de yoktur. ‘Yüce Natık’ diye adlandırılan kişi O’nlar için peygamberdir. İşte Karmatiler hakkında yayımlanan eser ve görüşlerden derlenen bazı bilgiler;]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Karmatilik, İsmailiye mezhebinin içinden çıkmış, Fatımilerin imamlığını kabul etmeyenlerin oluşturduğu bir şii mezhebidir. Kurulduğu dönemlerde genellikle ‘Yediciler’ olarak anılırlardı. Kufe’li Hamdan Karmat’tan isim alan mezhep, ismali mezhebi öğretilerine de sadık kalmıştır. İbn-i Manzur’a göre Karmatiler ayrı bir kavimdir. Mesudi ile Makdisi’ye göre ise Karmatiler, bir Sudan halkdıır. Bu özelliklere göre bazı araştırmacılar Karmatîler’in, söz konusu halkın Herodotos’un da zikrettiği (Tarih, IV, 174, 183, 184) Libya’dan getirilen Garamalılar yahut Garamantlar olduğunu ve adlarının Arap diline Karâmita yahut Karmatiyyûn şeklinde geçtiğini ileri sürerler.

Bazı Karmati kolları et yemez

295 (907-908) yılında Sevâd Karmatîleri arasında aktif olan Hint asıllı Ebû Hâtim ez-Zuttî et yemeyi yasakladığı için mensupları Bakliyye adıyla anılmış ve bu isim daha sonra Sevâd’da bulunan Karmatîler’in hepsini kapsamına almıştır. Karmati dini doktrini, genellikle Fatımi İsmaililiği’nin ortaya çıkışından önceki Batıniyye’nin dini anlayışına benzer. IV. (X.) yüzyılda Basra’da ortaya çıkan İhvan-ı Safa’nın Resail’indeki esaslara paralel bir anlayış sergileyen Karmati dini doktrini şöyle özetlenebilir:

İnanç ve ibadetler

Karmatî doktrininde nur önemli bir yer işgal eder. Başlangıçta ve sonda tek ve yalnız olan Allah’ın zâtı ''şa'şaâni nur'' ile ''kâhir nur''un sudûr ettiği ulvi bir nurdur. Kâhir nurdan külli akıl ve kâinatın nefsi ortaya çıkar. Kâinatın nefsi nebi, imam ve seçkinlerin akılları gibi beşeri akıllara kaynaklık eder, diğer akıllar ise yok sayılacak belirtilerdir. Şa'şaâni nur ikinci derecede olup gökteki felekler ve yerdeki cisimler gibi çeşitli görüntüler verebilen karanlıkla ilgili nuru yahut maddeyi meydana getirir. Külli akıl yahut sabık yaratıcı durumundadır. İmam külli aklın süfli alemdeki temsilcisidir, bundan dolayı ibadet Allah’ın kendisiyle hicaplandığı, diğer bir ifadeyle şekle bürünen ve ilâhi özellikler taşıyan imama tahsis edilmiştir.

Vahiy yok, akıl var

Karmatiler'e göre peygamber sabıktan tâli vasıtasıyla kendisine kutsi ve saf kuvvet intikal eden kişidir. Vahiy getiren ise Cebrâil değil peygamber üzerine taşan akıldır. Kur'an, Hz. Muhammed’in külli akıldan gelen bilgileri ortaya koyduğu kendi ifadelerinden oluşur. Bu bakımdan Kur'an'ın Allah'ın kelâmı diye adlandırılması mecazi anlamdadır.

Yedili sistem ‘Yüce Natık’

Bu sistemde dünyanın oluşumundan itibaren insanlığın dini tarihini keşif, fetret ve setr devrelerini içeren yedili bir sistem çerçevesinde mütalaa edilmiştir. Keşif devrinde iyilik hâkim olduğu için zâhir şeriata ihtiyaç yoktur, batın devresi de açıkça başlatılmıştır. Bunu takip eden fetret döneminde iyilik halk üzerindeki gücünü kaybeder ve şeriat kesintiye uğrar. Setr devresinde ise peygamber vahiy telakki edip şeriatı ortaya koyar ve batıni anlayışı belirleyecek olan vasisini tayin eder. Bu son devirde imamlar gizli kalırlar. Halk onların ortaya çıkışına hazır duruma gelince zuhur edip önceki şeriatı iptal eder ve yeni dönemi başlatırlar. Böylece yeni bir keşif devresi başlamış olur. Yedi büyük devre bu üç merhaleden geçerek gelişme gösterir. Her yedili devre peygamber yahut Karmatîler’in ifadesiyle ''natık''la başlar. Natıktan sonra gelen altı imam ise nâtıkın kitap ve şeriatının zahiri ve bâtınî gerçeklerini muhafaza ile yükümlüdür. Her nebinin devrindeki altı imamı takip eden yedinci kişi gelecek devrenin natıkı mertebesine yükselip önceki şeriatı iptal eder ve yeni bir devreyi başlatır. İlk peygamber Adem'den sonra gelen yedi vasi veya imamın sonuncusu Nuh'tur. Nuh, natık olması hasebiyle Adem devrinin kanunlarını ortadan kaldırarak yeni bir dönem başlatmıştır. Nuh'tan sonra gelen vasilerin yedincisi olan İbrahim de natık olması dolayısıyla eski devreyi iptal edip yeni bir dönemi uygulamaya koymuştur. Daha sonra sırasıyla Musa, İsa ve Hz. Muhammed devresi için de aynı durum söz konusudur. Hz. Peygamber'in ardından gelen, Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynelabidin, Muhammed el-Bakır ve Cafer es-Sadık'tan sonra yedinci kişi olan ve imamet kendisine intikal eden Muhammed b. İsmail el-Mektum, yeni devrenin natıkı yani peygamberi olarak kendisinden önceki bütün şeriatların hükümlerini ortadan kaldırmış, önceki dinlerin gizli hakikatlerini ilan ve ifşa etmiş, yedinci ve son natık, aynı zamanda kaim ve mehdi olması dolayısıyla kıyamete kadar sürecek son devreyi başlatmıştır. O yeni bir şeriat getirmemiş, fakat kendisine gelen ilâhi mesaj daha önceki peygamberlere gönderilen haberlerin hepsinin ötesindeki bâtınî gerçekleri ihtiva etmiştir.

Namaz, oruç ve kıbleleri

Namaz, güneşin doğuşundan önce ve batışından sonra olmak üzere kılınan ikişer rekattan ibarettir. Namaz kılan kimse, her rekatta Ahmed b. Muhammed b. Hanefiyye'ye nâzil olduğuna inanılan İstiftâh sûresini okur. Kıble Beytülmakdis’tir (Mescid-i aksa). Oruç sadece Nevruz ve Mihrican günlerinde olmak üzere yılda iki gün tutulur. Bununla birlikte Ebû Said el-Cennâbi'den itibaren namaz ve orucun tamamen ilga edildiği nakledilir. Zekât genellikle imamın hakkı olarak anlaşılmış, muayyen nisbette ve yılda bir defa tahsil edilmiştir. Hac ibadeti zâhirî ve batıni olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Zahiri hac herkesin yaptığı, bâtınî anlamdaki hac ise imamı ziyaret olarak kabul edilmiştir. Cennâbiler zamanında haccın Mekke'ye değil Hecer'e yapılması için çaba sarfedilmiş, bu maksatla Ebu Tahir el-Cennâbi Kâbe baskınından sonra Hacerülesved'i alıp oraya götürmüştü.

Gusül abdesti yok

Bunların dışında Karmatiler'in cünüplük sebebiyle gusletmeyip sadece namaz abdesti gibi abdest aldıkları, içkiyi helâl, azı dişli ve pençeli hayvanların yenilmesini haram saydıkları, kendilerine muhalif olanların cizyeye bağlanmasını gerekli gördükleri nakledilen bilgiler arasındadır. Mezhep içinde 9 aşamalı hiyerarşik bir yapı vardır. Kendileri tarafından yazılan eserlerin başında İhvân-ı Safâ'nın Resâil'i gelir. Diğer bir kitap, Hamdân Karmat'ın kayınbiraderi ve Karmatî hareketinin önemli liderlerinden olan Ebû Muhammed Abdân’ın Şeceretü'l-yaḳin'i olup  bazı ayet ve hadislerin batıni yorumlarından ibarettir.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/karmatiler-ve-yuce-natik.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/karmatiler-ve-yuce-natik.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/karmatiler-ve-yuce-natik_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/karmatiler-ve-yuce-natik.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/karmatiler-ve-yuce-natik/605254/</link>
			<pubDate>Tue, 30 Nov 2021 11:09:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Cezuliye Tarikatı ve Muhammed Bin Süleyman</title>
			<description><![CDATA[Barbaroslar Akdenizin Kılıcı dizisinde adı geçen Cezuliye Tarikatı ve O tarikatın kurucusu Muhammed Bin Süleyman kimdir? İşte Cezuliye Tarikatı ve tarikatın kurucusu Muhammed Bin Süleyman’a dair bilgiler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Cezuliye Tarikatı, ismini tarikatın kurucusu olan Muhammed Bin Süleyman’ın lakabı olan ‘Cezuli’den alır. Muhammed Bin Süleyman Fas ülkesinin güney kesimlerinde yer alan Cezûle bölgesindeki Simlâl köyünde doğmuştur.

Cezûle kabilesinin bir mensubu olan Muhammed Bin Süleyman, Berberî olamkla birlikte kaynaklarda seyyid olarak anılmaktadır. Doğup büyüdüğü topraklar o gün itibariyle Portekizlilerin tehdidi altında olduğundan eğitimi için Fas şehrine gitti.

O dönem genç bir kadın tarafından inşa ettirilen Saffarin medresesinde dile ve dine dair eğitimler aldı. Bu medresede Şeyh Ahmed Zerrûk ile tanıştı. Zerrûk ilerleyen yıllarda Şazeliye tarikatının önemli isimlerinden biri olmuştur.

Medrese eğitiminin ardından döndüğü memleketindeki karışıklıklar nedeniyle sırasıyla; Tanca, Mekke, Medive ve Kudüs’te toplamda 40 yıl geçirdi. 40 yılın ardından Fas’a dönerek Aynül Fıtr kasabasında (Bugünkü Kazablanka şehri yakınları) bulunan Amgar Zâviyesi şeyhi Ebû Abdullah Muhammed eş-Şerîf ile görüşerek Şazeliye Tarikatı’na intisap etti.

Halen kandil ve diğer özel günlerde dua niyetiyle okunan ve kendisinin virdi olan Delailül Hayrat isimli eseri de bu yıllarda yazdı. Bu yıllar 14 yıl boyunca inziva hayatı yaşadığı biliniyor. İnzivadan çıkıp Asfi’ye yerleşince ünü hızla yayıldı ve etrafına 10 bin civarında mürid toplandı.

Bu durum Sûs valisini endişelendirince Asfi’den çıkartılarak Efugal denilen köye yerleşti. 16 Rebiülevvel 870 (6 Kasım 1465) yılında sabah namazı kıldığı sırada secdede hayata gözlerini yumunca bu köyde yaptırdığı camiye defnedildi.

Vefat tarihi olarak değişik kaynaklarda farklı tarihlerin de verildiği Cezûli’nin zehirletilerek öldürülmüş olması kuvvetli bir ihtimal olarak görülüyor. Vefatından sonra intikamını almak isteyen müridleri naşını farklı bölgelere taşımıştır. Son olarak Merakeş denilen bölgedeki türbesine nakledilmiştir.

Muhammed Bin Süleyman, Afrika tasavvufunun en önemli isimlerinden biri olur Şazeli Tarikatının alt kolu olan Cezûli’nin kurucusudur. Cezûli’nin Delailül Hayrat isimli eserinden başka Ḥizbül-felâḥ ve Ḥizb’l-Cezûli adlı iki evrâdı daha vardır.

Ḥizbü sübḥani’d-daimi la yezâl adıyla da bilinen son eser halk ağzıyla yazılmış olup Şâzeliyye tarikatı mensuplarınca okunur.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/10/cezuliye-tarikati-ve-muhammed-bin-suleyman.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/10/cezuliye-tarikati-ve-muhammed-bin-suleyman.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/10/cezuliye-tarikati-ve-muhammed-bin-suleyman_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/10/cezuliye-tarikati-ve-muhammed-bin-suleyman.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/cezuliye-tarikati-ve-muhammed-bin-suleyman/604899/</link>
			<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:52:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Starlink nedir</title>
			<description><![CDATA[Şırnak'ta , Elon Musk'ın roket, uydu ve uzay mekiği şirketi SpaceX'in Starlink uydularının geçişi sırasında görsel şölen oluştu. Starlink Amerikan uydu şirketi SpaceX tarafından uydu interneti erişimi sağlamak üzere inşa edilmiş bir uydu takımyıldızıdır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şırnak'ta , Elon Musk'ın roket, uydu ve uzay mekiği şirketi SpaceX'in Starlink uydularının geçişi sırasında görsel şölen oluştu.

Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde akşam saatlerinde gökyüzünde görünen ışıklar merak uyandırdı. İlçeye bağlı Başaran köyü Harguri bölgesinde kampta olan bir grup dağcı tarafından kaydedilen görüntülerde ardı ardına onlarca ışık göründü. Gökteki ışıkların Elon Musk'ın roket, uydu ve uzay mekiği şirketi SpaceX'in Starlink uyduları olduğu öğrenildi. Starlink uyduları geçen haftada görüntülenmişti.

Starlink nedir

Konu hakkında Wikipedia'da yer alan bilgilere göre, Starlink Amerikan uydu şirketi SpaceX tarafından uydu interneti erişimi sağlamak üzere inşa edilmiş bir uydu takımyıldızıdır. Takımyıldızı, yer istasyonları ile birlikte çalışacak ve seri olarak üretilen binlerce küçük uydudan oluşacak. SpaceX firması ayrıca bazı uydularını keşifler ve bilim amaçlı kullanmakla birlikte bazı uydularını ise ordulara satmayı da planlamaktadır.

2020 yılı Eylül ayı itibarıyla SpaceX 775 uyduyu konuşlandırdı. Ayrıca yine bu aydan itibaren her iki haftada bir gerçekleştirilecek fırlatmalarda, fırlatma başına 60'tan fazla uydunun yerleştirilmesi planlanmaktadır. Toplamda ise 2020'lerin ortalarında 12.000 uydu konuşlandırılarak, ardından toplam uydu sayısının 42.000'e çıkarılması planlanmaktadır. İlk 12.000 uydunun üç yörünge üzerinde bulunması planmaktadır: üç yörüngenin ilki yerden 550 km yükseklikte ve toplam 1.600 uydunun bulunduğu bir yörünge, ardından 1.550 km irtifada yaklaşık 2.800 Ku- ve Ka-band spektrum uydularının bulunduğu başka ikinci bir yörünge ile 340 km yükseklikte yaklaşık 7.500 V-band uydularının yerleştirilmesi şeklindedir. Uyduların ticari olarak kullanılmasına ise 2020 yılında başlanabileceği öngörülmektedir.

Gerçekleştirilecek bu girişimle beraber olarak, binlerce uydunun 340 ila 1.550 km arasındaki yörüngeye yerleştirilecek olmasının [11] gökbilim üzerinde olası etkilerinin olabileceği ve uzun vadede uzay çöplüğü oluşacağı endişelerine yol açmıştır.

Uydu takımyıldızın tasarlanması, inşa edilmesi ve konuşlandırılması için on yıllık sürenin gerektiği, projenin toplam maliyetinin ise Mayıs 2018'de SpaceX'e 10 milyar ABD dolarına mâl olacağı tahmin ediliyordu. Ürünün geliştirilmesine 2015 yılında başlandı ve 2018 yılı Şubat ayında ilk iki prototip uydu test uçuşu ile denendi. İkinci test uyduları seti ve ilk büyük çaplı konuşlandırma ise 60 adet küçük uydu barındırıyordu ve bu uçuş 24 Mayıs 2019 (UTC) tarihinde gerçekleştirildi. Starlink araştırma, geliştirme, üretim ve yörünge kontrol operasyonlarının tamamı Redmond, Washington'da bulunan SpaceX uydu geliştirme tesislerinde yapılmaktadır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/starlink-nedir-20210530AW33.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/starlink-nedir-20210530AW33.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/starlink-nedir-20210530AW33-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/starlink-nedir-20210530AW33.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/starlink-nedir/604195/</link>
			<pubDate>Sun, 30 May 2021 01:16:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Patron işçiye 'Ne ayaksın' deyince!</title>
			<description><![CDATA[Fabrikayı gezen patron, eli cebinde olan işçiyi, ‘lan oğlum elini cebinden çıkar’ diyerek uyardı. İşverenin ani davranışıyla şaşkınlık yaşayan işçi ise ‘Sen ne yapıyorsun?’ diye cevap verince tazminatsız işten kovuldu. Davaya son noktayı koyan Yargıtay, patronluğun ya da amirliğin kimseye işçiye, ‘lan oğlum elini cebinden çıkar’ diyerek küçültücü , tahrik edici ifade kullanma hakkı vermeyeceğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Organize Sanayi Bölgesi'ndeki bir fabrikada meydana gelen olayda, şef ve ustabaşı ile birlikte üretim tesisini gezen işveren, bir işçinin elini cebine attığını gördü. İddiaya göre patron, şiddetli bir şekilde koluna müdahale ettiği işçiye, ‘Lan oğlum elini cebinden çıkar' dedi.

Patronunun yakışıksız ifadeleriyle şok yaşayan işçi ise ‘Sen ne yapıyorsun?' diye cevap verdi. Olayın üstüne işveren, ‘Lan oğlum sen ne ayaksın?' diyerek işçiye hakaret etmeye başladı.

Olaydan sonra işçi tazminatsız olarak kovuldu. İş Mahkemesi'nin yolunu tutan mağdur işçi; kamera kayıtlarının incelendiğinde olayın açığa kavuşacağını, tamamıyla suçsuz olduğunu, ve hiçbir müdahale etmediği halde tarafına yapılan hakaretler ve fiziki saldırı görülmeyerek işverence işten çıkışının verildiğini öne sürdü.

Bu haksız uygulama sonucu kıdem ve ihbar tazminatının tarafına verilmediğini ; kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının olduğunu ileri sürerek; davanın kabulüne karar verilmesini talep etti. Davalı işveren ise davacının şirketten hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, çalışma süresi boyunca çalışmaya bağlı olarak hak etmiş olduğu her türlü tüm ücretlerinin ve eklentilerinin eksiksiz olarak davacıya ödendiğini dile getirdi.

Davacının iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının şirketten kıdem ve ihbar tazminatı talep hakkının bulunmadığını, dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarının tümüyle gerçek dışı olduğunu, davacının kendisinden istenen savunmayı vermekten imtina ettiğini iddia etti. Amirinin üzerine yürüyerek yumruk atmaya çalıştığını, bağırarak tehdit ettiğini, İş Kanunu'nun 25/II-d maddesi kapsamında haklı nedenle bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedildiğini kaydetti.

Davacının amiri konumunda olan kişinin üzerine yürümesinin sataşma niteliğinde olduğunu ve işverence yapılan feshin haklı olduğu gerekçesi ile yapılan feshin haklı olduğuna hükmetti. Kararı davacı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi.

Kararda şöyle denildi: “Dosya içinde alınan CD çözümleme tutanağında ise davalı beyanına göre davacı olan siyah giysili şahsın el kol hareketi yaptığı iki kişinin de bu şahsı tutarak çektiği , rapor edilmişse de olayın ilk çıkış sebebinin patronun söz ve davranışı olduğu anlaşılmaktadır. İşyerinde amir konumda olması , işçiye, ‘lan oğlum elini cebinden çıkar' diyerek, küçültüçü , tahrik edici ifade kullanma hakkı vermediği gibi , davacının verdiği tepkinin ise ilk hareket ve tahrik edici eylemin karşı taraftan gelmesi nedeni ile haklı fesih boyutuna varmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Dosya içerisinde davacının daha önce bu tarz bir eylemine dair davalı işveren tarafından verilen ceza yada tutanağa rastlanmadığı , ilk uygunsuz hareketin patrondan geldiği , davacının tahrik neticesinde sarfettiği sözler olsa da vurma yada hakarete varan söz ve davranışı olmadığı bu nedenle davacı eyleminin haklı fesih boyutuna varmadığı ortadadır. Yapılan feshin ancak geçerli fesih olarak kabul edilebileceği anlaşılmakla , feshin haklı olduğu gerekçesi ile davanın reddine dair verilen kararının bozulması gerekmiştir. Mahkeme hükmünün bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/patron-isciye-ne-ayaksin-deyince.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/patron-isciye-ne-ayaksin-deyince.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/patron-isciye-ne-ayaksin-deyince_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/patron-isciye-ne-ayaksin-deyince.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/patron-isciye-ne-ayaksin-deyince/604175/</link>
			<pubDate>Sat, 29 May 2021 15:51:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Uyanış: Büyük Selçuklu Kıpçak Beyi Baturalp</title>
			<description><![CDATA[Uyanış: Büyük Selçuklu dizisinin 33. Bölümünde, Sultan Melikşah’ın karısı Başulu Hatun’un kardeşi olarak Baturalp ortaya çıktı. Bir Kıpçak-Kuman Beyi olan Baturalp kimdir?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dizide Tâceddin Seferiyye Hatun’un (Başulu) kardeşi rolüyle ekranlara gelen Kıpçak Beyi Baturalp, hakkında erişilebilir kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmuyor. Ayrıca Tâceddin Seferiyye Hatun’un da cariye kökenli olduğu bilgisi bulunuyor. Yani, kardeşi ‘Bey’ olan bir kadının cariye olması durumu tarihte rastlanan bir durum değil. Hal böyle olunca; dizide Başulu adı ile anılan Tâceddin Seferiyye Hatun’un erkek kardeşi Kıpçak Bey’i Baturalp’in, diziye zenginlik katmak maksadıyla oluşturulan bir karakter olduğu öngörülüyor.

Muizzi’nin Divanı’nda Tâceddin Seferiyye Hatun

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın şairi Burhani’nin oğlu Emir Muizzi, Sultan Melikşah döneminden itibaren bazen tarihe ışık tutan bazen de mübalağalı beyitler yazmıştır. Muizzi’nin 19 bin civarındaki beyitten oluşan Divanı’nda Sultan Melikşah’ın kızı Mah Melek Hatun la birlikte Tâceddin Seferiyye Hatun (Başulu) için de beyitler bulunmaktadır. Muizzi’nin Divanı’nda Tâceddin Seferiyye Hatun için toplamda 268 beyit olmak üzere müstakil 10 kaside bulunuyor. Mah Melek Hatun için ise 25 beyit ve 1 kaside bulunmaktadır. Muizzi Divanı’nda Tâceddin Seferiyye Hatun’u tâc-ı dîn-u dunyâ (dinin ve dünyanın tâcı) şeklinde zikreder.

Kıpçaklar

Tarih sahnesine 9-11. Yüzyılları arasında çıkan Kıpçaklar’ın 8. Yüzyıldan itibaren varlıkları farklı isimlerle de olsa biliniyor. Kıpçak Türkleri 4’ü yabancı dil ve 3’ü Türkçe olmak üzere tarih sayfalarında 7 farklı adla anılmaktadır. Türk boyları ve İslami eserlerin yanı sıra ve Moğol ve Çin kaynaklarında ‘Kıpçak’ adı anılan bu boy, Bizans ve Latin kaynaklarında ‘Kumanlar’ olarak adlandırılmışlardır. Kıpçaklar hakkında Macarlar ‘Kun’ diye bahsederken, Rus kaynaklarında ‘Polovets’, Bremenli adamın Latince eserinde ise ‘Palladi’ ismiyle de Kıpçaklar işaret edilmiştir. Ayrıca Kıpçakları, 13. Yüzyıl Orta Almancasında ‘Valven’, Ermenice kaynaklarda ise ‘xarteşk’ ismiyle bulmak mümkündür. Türkçe’nin yanı sıra diğer dillerde de Kıpçak-Kuman kelimeleri ‘Sarışın’ anlamına gelir. Bazı görüşlerde ise Kıpçaklar ile Kumanlar ayrı halklardır ancak daha sonradan birleşmişlerdir.

Deşt-i Kıpçak

Kafkas Dağları’nın kuzey bölgesinde, Dinyester ile İrtiş ırmakları arasındaki bölgenin tarihi kaynaklardaki adına Deşt-i Kıpçak deniliyor. Ayrıca; Kıpçak çölü veya Kıpçak bozkırı anlamlarına da gelmektedir. Heyhat sahrası ya da kısaca Heyhat olarak da biliniyor. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde Heyhat sahrasının coğrafi komşularını; Kafkasya tarafında Çertez vilayeti (Çerkesya?), Kırım, Alman vilayeti (Cermanya), Leh diyarı, Kraków vilayeti ve kuzeyde Moskof (Rusya) olarak belirtir. Çelebi, Heyhat sahrasının doğu sınırı olarak İdil Nehri'ni gösterir. Evliya Çelebi eserinin bazı yerlerinde Deşt-i Kıpçak ve Heyhat sahrasını birlikte, ayrı yer adları olarak zikreder. Bununla birlikte Heyhat'ın coğrafi konumu ile ilgili verdiği bilgiler, Heyhat ve Deşt-i Kıpçak'ın aynı bölge olduğunu göstermektedir (İdil Nehri'nin batısı, Moskof ülkesinin güneyi, Kırım'ın kuzeyi, Lehistan'ın doğusu).

Kendisine çok soru geldiğini belirten tarihçi Talha Uğurluel, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, tarihte ne Başulu nede Kıpçak Beyi Baturalp diye birinin olmadığını belirtti. Uğurluel paylaşımında şu sözlere yer verdi;

1 - Çok soru geldi Kıpçak Beyi Baturalp kimdir ? diye. Dizideki kıpçak asıllı Başulu Hatun da, kardeşi Baturalp Bey de hayal mahsulüdür.  Muhammet tapar ve Sencer’in annesi Taceddin Seferiye Hatundur. Ancak Büyük Selçuklu tarihinde Kıpçaklar yeralmaktadır.

2 - S.Alparslanın Kıpçaklarla savaştığı sonrasında dedesi Selçuk Beyin kabrini ziyaret için gittiği Cendde kıpçak yöneticilerle çok iyi geçindiği bilmektedir Ancak Kıpçaklar hem Malazgirtte hemde Selçuklunun son döneminde Gürcü ordularında vazife yaparak Selçuklu ile savaşmışlardır.

3 - Kaderin cilvesine bakın ki Cengiz Han’ın istilası sonrasında on binlerce kıpçak çocuk köleleştirilmiş, Moğol ve D.Roma eli ile satılmış, Müslüman ülkeler, özellikle Eyyubiler ve Anadolu Selçuklu onlara sahip çıkarak çok büyük makamlara gelmelerini sağlamışlardır.

4 - Kıpçaklar deyince benim aklıma özellikle Memlüklü devleti gelir. Bu yiğit insanlar dünya tarihinin hiç görmediği özellikte bir devlet kurmuşlardır. Sultan Baybars’tan Berkuk’a kadar Kıpçak hükümdarlar tarafından yönetilmiş, kendilerine Devleti Türki diyen bir devlettir Memlüklü.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/uyanis-buyuk-selcuklu-kipcak-beyi-baturalp.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/uyanis-buyuk-selcuklu-kipcak-beyi-baturalp.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/uyanis-buyuk-selcuklu-kipcak-beyi-baturalp_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/05/uyanis-buyuk-selcuklu-kipcak-beyi-baturalp.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/uyanis-buyuk-selcuklu-kipcak-beyi-baturalp/604034/</link>
			<pubDate>Thu, 20 May 2021 00:14:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Uyanış: Büyük Selçuklu dizisi Nessac Hazretleri</title>
			<description><![CDATA[Allah dostlarından bir zat, asıl adı Muhammec Bin İsmail. Künyesi ise Ebü’l-Hasen’dir. Samarra şehrinde doğan Nessac Hazretleri, Bağdat şehrinde ikamet eder, orada nasihatlerde bulunurdu. İşte Uyanış: Büyük Selçuklu dizisinde bahsi geçen Nessac Hazretlerinin hayatı..]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Daha çok Hayr-ün-Nessâc lakabı ile meşhûrdur. Sırrî-yi Sekâtî’nin talebesi, Cüneyd-i Bağdadî ve Ebü’l-Hüseyn Nûri’nin akranı idi. Ebû Hamza Bağdadî ve başka zâtlarla görüşüp sohbet etti. Ebü’l-Abbâs İbni Atâ, Ebû Muhammed Cerîrî ve başka zâtlar kendisinden ilim öğrendiler. İbrâhîm-i Havvâs, Ebû Bekr Şiblî ve başka birçok zâtlar, bunun meclisinde tövbe etti. Ebû Bekr Şiblî’yi yetiştirmesi, lüzumlu ilimleri öğretmesi için Cüneyd-i Bağdâdî’ye gönderdi. İnsanlara va’z ve nasîhat ederdi. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatırdı. Güler yüzlü ve tatlı sözlü idi. Güzel ahlâkı ile herkesin kalbine te’sîr ederdi. Hilmi (yumuşaklığı), haram ve şüphelilerden sakınması, nefsinin arzularına muhalefet etmesi, âlimlere ve evliyâya olan muhabbet ve bağlılığı, hep onlardan anlatması mükemmeldi. Sözleri çok te’sîrli idi. Kerâmetleri, nasîhatleri, hikmetli sözleri meşhûrdur. 322 (m. 933)’de 120 yaşında iken vefât etti.

Hayr-ı Nessâc diye isimlendirilmesine sebeb olan hâdise şöyle nakledilir; Muhammed bin İsmail, hacca gitmek üzere memleketinden ayrıldı. Kûfe’ye geldiğinde şehrin kapısında bir kimse kendisini gördü. Bu kimsenin Hayr isminde bir kölesi vardı. Bu köle efendisinden kaçıp gitmişti. Bu kimse Kûfe şehrinin kapısında karşılaştığı Muhammed bin İsmail’i kaçan kölesi Hayr’a benzetip: “Ey kaçak! Sen benim kölem olan Hayr’sın. Benden kaçtın ha! Çabuk gel buraya!” dedi. O ise hayretler içerisinde kaldı. Ne olduğunu anlıyamamıştı. İnsanlar etrâfına toplanmaya başladılar. O kimseye dönerek: “Vallahi bu senin kölen Hayr’dır” dediler. Köle sahibi bunu alıp, diğer kölelerini çalıştırdığı yere götürdü. Orası kumaş dokunan bir atölye idi. Bez dokuyan kimseye Nessâc denirdi. Muhammed bin İsmail’i bir tezgâhın başına oturtup, “Önceki yaptığın işine devam et!” dediler. Bu işi ilk defa gördüğü hâlde, senelerdir sanki o işi yapıyormuş gibi çalışmaya başladı. Günler ve aylar böyle geçti. “Yâ Hayr!” diye çağırılırsa, “Efendim, buyurun!” diye cevap verir, “Ben sizin köleniz Hayr değilim, başka bir kimseyim” demezdi. Bir gece kalkıp abdest aldı, namaz kıldı ve “Yâ Rabbî! Benim hâlim sana ma’lûmdur. Beni buradan kurtar” diye duâ etti. İşin sahibi Hayr’ın edebini, çok ibâdet ettiğini yakından tâkib ediyordu. Ertesi günü, iş sahibi olan kimse baktığında, bu hizmetçinin, kaçıp gitmiş olan Hayr ismindeki köleye hiç benzemediğini gördü. Yanına çağırıp: “Sen benim kölem olan Hayr değilsin. Ben yanılmışım. Kusurumu affet, hakkını helâl et. İstediğin yere gidebilirsin, serbestsin” dedi. Muhammed bin İsmail, Mekke’ye gidip bir müddet kaldı. Evliyâlık yolunda çok yüksek derecelere kavuştu. Öyle ki, Cüneyd-i Bağdadî ( radıyallahü anh ) “Hayr, hayırlımızdır” buyururdu. Hayr-ı Nessâc hazretleri kendisine (Hayr) ismi ile hitâb edilmesinden hoşlanır, “Müslüman bir kimsenin verdiği ismi değiştirmek iyi olmaz” diye söylerdi. Bundan sonra Hayr-ı Nessâc diye meşhûr oldu.

Ebü’l-Hüseyn Mâlik şöyle anlatıyor: “Hayr-ı Nessâc ( radıyallahü anh ) vefât ettiği zaman ben yanında idim. Akşam namazı vakti idi. Vefât edeceği zaman kapıya doğru işâret ederek: “Allahü teâlâ sana, benim canımı almayı, bana da namaz kılmayı emretti. Şu anda namaz vaktidir. Ben, bana emrolunanı yapayım. Ondan sonra da sen, sana emrolunanı yaparsın” buyurdu. O zaman biz, Hayr-ı Nessâc’ın Azrail aleyhisselâm ile konuştuğunu anladık. Sonra abdest alıp, namazını kıldı. Yatağına uzandı, gözlerini kapadı. Sonra Kelime-i şehâdet getirip rûhunu teslim etti. Vefâtından sonra kendisini rü’yâda görüp: “Allahü teâlâ sana nasıl muâmele eyledi?” diye sordular. “Bana bundan sormayın, fakat ben, haramlarla ve günahlarla dolu alçak dünyâdan kurtulup rahata kavuştum” buyurdu.

Nafakasını temin etmek için ba’zan dokumacılık yapardı. Sık sık da Dicle nehri sahiline gidip, sakin bir yerde ibâdet ve tâatle meşgûl olurdu. Orada kendisine bez dokutanlardan bir kadın, “Bunun ücretini getirdiğimde, sizi bulamazsam ne yapayım?” diye sordu. O da, kadına: “Dicleye atıver?” buyurdu. Kadın bildirdiği günde borcu olan parayı getirdi. Kendisini orada bulamadı, önceki emir üzerine, getirdiği parayı nehire attı. Bir müddet sonra Hayr-ı Nessâc ( radıyallahü anh ) geldiğinde, balıklar ağızlarında kadının attığı paralarla çıkıp kendisine teslim ettiler.

Birgün Hayr-ı Nessâc hazretlerine birisi gelerek, “Ey üstâd! Dün siz eğirilmiş ipliği iki dirheme satıp, parasını cebinize koymuştunuz. Ben de size duyurmadan o iki dirhemi cebinizden aldım. Fakat iki dirhem elimde iken elim kapandı ve açılmıyor. Ben yaptığıma pişman olup tövbe ettim. Duâ edin de elim açılsın” diye yalvardı. Hayr-ı Nessâc ( radıyallahü anh ) tebessüm edip, eli ile o kimsenin eline işâret edince, eli açıldı. Sonra o kimseye: “O iki dirhemi sana hediye ettim. Ailenin ihtiyâçları için harca! Bir daha da böyle bir şey yapma!” buyurdu.

Hayr-ı Nessâc ( radıyallahü anh ) buyurdu ki:

“Belâlara sabır, yiğit kişilerin Allahtan gelen her şeye rızâ göstermek ise, kerem sahiplerinin (evliyânın) ahlâkıdır.”

“Allahü teâlânın azâbından korkmak, kamçı gibidir. Edebsizliği ahlâk edinenleri bu kamçı ile terbiye ederler. A’zâların kötü bir şey işlemeleri, kalbin gafletindendir.”

“Yapılan amelin maksada ulaştığının alâmeti, o amelde acz ve kusurdan başka birşey görmemektir.”

“Dünyânın ne değerde olduğunu idrâk eden, âhıretten nasîbini alır. Dünyâya düşkün olmak, âhıreti tanımıyanın kalbini öldürür.”

“İhlâs, amelin kabûlüne vesîle olan güzel düşünce (niyet)’dir.”

--------------------------------------------------------

1) Hilyet-ül-evliyâ cild-10, sh. 307

2) Tabakât-ül-kübrâ cild-1, sh. 102

3) Şezerât-üz-zeheb cild-2, sh. 294

4) Târîh-i Bağdâd cild-8, sh. 345

5) Vefeyât-ül-a’yân cild-2, sh. 251

6) Tezkiret-ül-evliyâ cild-2, sh. 94

7) Tabakât-üs-sûfiyye sh. 322

8) Risâle-i Kuşeyrî sh. 145

9) Nefehât-ül-üns terc. sh. 185]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/uyanis-buyuk-selcuklu-dizisi-nessac-hazretleri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/uyanis-buyuk-selcuklu-dizisi-nessac-hazretleri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/uyanis-buyuk-selcuklu-dizisi-nessac-hazretleri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/uyanis-buyuk-selcuklu-dizisi-nessac-hazretleri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/uyanis-buyuk-selcuklu-dizisi-nessac-hazretleri/603812/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Apr 2021 00:03:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İbrahim'in Firavun'u</title>
			<description><![CDATA[Ebu'l Hasan Ali Bin Hüseyin Bin Ali Mesudi olarak bilinen Ahbar-u Zaman veya Ahbar-uz Zaman, bir diğer şekliyle de Akhbar al Zaman kitabının, Amerikalı yazar Asoncola Vito tarafından yapılan çevirisinden İbrahim'in Firavun'u üzerine bir bölüm.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[M āli ā

Kalkān tahtı kardeşi Māliā'ya bırakmıştı. Bu prens sarhoşluğa bağımlıydı; herhangi bir ciddi işten bağımsız olarak sadece zevkleriyle ilgilenerek yedi ve içti. Ülkenin idaresini bir vezire emanet etti. Saltanatı yine de halkın kardeşi Kalkān için tuttuğu korkusundan ve ölmediğine dair görüşlerinden dolayı mutluydu. İnsanlar, yokluğundan ne sonuçlanacağını görmek için ölmüş gibi davrandığını hayal ettiler. Māliā, gücünden aşırı derecede etkilenmişti. Seksen kadını vardı; daha sonra Memphis'in büyük lordlarından birine ait olan ve büyük bir zeka ve içgörü ile donatılmış bir başkasını aldı.

Kendisinin büyük bir sevgiye sahip olduğu kadınlar tarafından tamamen kapsanmasına izin verdi ve onlardan bir miktar oğulları ve kızları vardı. En büyük oğlunun adı Ṭūṭīs idi.Babasının aptallığı prensi öfkelendirdi; ama bu şekilde hissettiğine izin vermedi. Sonunda bir hile ile babasını yok etmeye karar verdi. Bu amaçla annesi, kralın kadınlarından birkaçı ve bir vezir tarafından desteklendi. Bir gün, zaten sarhoş olan Māliā, eşlerinden birinin yanında içerken üzerine düştü ve onu öldürdü; o da karısını öldürdü ve onu darağacına astı. Sonra kontrolü ele aldı.Sonra kontrolü ele aldı.Sonra kontrolü ele aldı.

Bu

, olağanüstü bir güç ve cesaretle donatılmış bir devdi. Krallığın soyluları ona saygılarını sunmaya, yeminlerini sunmaya ve korumasını dilemeye geldiler. Onlara mesleklerine dönmelerini ve onları ilgilendirmeyen şeyleri önemsememelerini emretti ve onlara nazik davranacağına söz verdi. Kıptiler, bu kralın Mısır Firavunlarından ilki olduğunu, İbrahim'in firavunu olduğunu ve yedi Firavun olduğunu söylüyorlar. Babasının öldürülmesi hakkında halka danıştı. Onu suçladılar ve kadını çarmıha germiş olmasını korkunç buldular. Bu cezaları kabul etti ve cesedi darağacından indirip gömdü. Tapınaklara ve rahiplere cömert bağışlarda bulundu.

İbrahim'in tarihinde patriğin ülkesinden ve Nemrut krallığından kaçtıktan sonra Suriye'de kalmayı akılsızca düşündüğünü, çünkü yakalanıp Nemrut'a geri getirilebileceğini okuduk. O gerçekten Irak'ın Sawad'ında Kūṯa'nın yerlisiydi. Mısır'a eşi Sara ile geldi ve kardeşinin oğlu Suriye Lut'a gitti. Sarah, o zamanlar dünyanın en güzel kadınıydı. Büyükanne olduğu Joseph, güzelliğinin bir kısmını miras aldığını söylüyorlar. İbrahim Mısır'a vardığında başkentin kapısında duran muhafızlar, Sara'nın ne kadar güzel olduğunu gördüler ve hayranlıkla dolup kral ile ondan söz ettiler. "Geldi," dediler ona, "Doğudaki ülkelerden bir adam, onunla daha önce hiç görmediğimiz gibi bir karısı olan bir adam." Kral vezirini İbrahim'e gönderdi,ve vezir ona durumunu ve ülkesini sordu. İbrahim sorularını yanıtladı. Peki seninle olan bu kadın kim? vezir dedi. "Bu benim kız kardeşim," dedi Abraham.
[ilgili-haber=603367]
Vezir bunu krala bildirdi ve kendisi onu görmek istediğini söyledi. İbrahim bu arzudan haberdar edildi; büyük bir rahatsızlık hissetti, ama direnmek imkansızdı. Tanrı'nın halkı için kötülük istemediğini de bildiği için Sara'ya, “Seni görmek isteyen krala git. Gönderilmesi gereken bir emirdir. " "Kralın önünde ne yapmalıyım?" Sarah sordu. Beni hiç görmedi ve ondan korkuyorum. İbrahim, "Bundan iyi şeylerin doğacağına inanıyorum" dedi. Ve ikisi de sarayında kralın yanına geldi.Peki seninle olan bu kadın kim? vezir dedi. "Bu benim kız kardeşim," dedi Abraham. Vezir bunu krala bildirdi ve kendisi onu görmek istediğini söyledi. İbrahim bu arzudan haberdar edildi; büyük bir rahatsızlık hissetti, ama direnmek imkansızdı. Tanrı'nın halkı için kötülük istemediğini de bildiği için Sara'ya, “Seni görmek isteyen krala git. Gönderilmesi gereken bir emirdir. " "Kralın önünde ne yapmalıyım?" Sarah sordu. Beni hiç görmedi ve ondan korkuyorum. İbrahim, "Bundan iyi şeylerin doğacağına inanıyorum" dedi. Ve ikisi de sarayında kralın yanına geldi.Peki seninle olan bu kadın kim? vezir dedi. "Bu benim kız kardeşim," dedi Abraham.

Vezir bunu krala bildirdi ve kendisi onu görmek istediğini söyledi. İbrahim bu arzudan haberdar edildi; büyük bir rahatsızlık hissetti, ama direnmek imkansızdı. Tanrı'nın halkı için kötülük istemediğini de bildiği için Sarah'ya, “Seni görmek isteyen krala git. Gönderilmesi gereken bir emirdir. " "Kralın önünde ne yapmalıyım?" Sarah sordu. Beni hiç görmedi ve ondan korkuyorum. İbrahim, "Bundan iyi şeylerin doğacağına inanıyorum" dedi. Ve ikisi de sarayında kralın yanına geldi.büyük bir rahatsızlık hissetti, ama direnmek imkansızdı. Tanrı'nın halkı için kötülük istemediğini de bildiği için Sarah'ya, “Seni görmek isteyen krala git.

Gönderilmesi gereken bir emirdir. " "Kralın önünde ne yapmalıyım?" Sarah sordu. Beni hiç görmedi ve ondan korkuyorum. İbrahim, "Bundan iyi şeylerin doğacağına inanıyorum" dedi. Ve ikisi de sarayında kralın yanına geldi.büyük bir rahatsızlık hissetti, ama direnmek imkansızdı. Tanrı'nın halkı için kötülük istemediğini de bildiği için Sarah'ya, “Seni görmek isteyen krala git. Gönderilmesi gereken bir emirdir. " "Kralın önünde ne yapmalıyım?" Sarah sordu. Beni hiç görmedi ve ondan korkuyorum. İbrahim, "Bundan iyi şeylerin doğacağına inanıyorum" dedi. Ve ikisi de sarayında kralın yanına geldi.Ve ikisi de sarayında kralın yanına geldi.Ve ikisi de sarayında kralın yanına geldi.

İkincisi, Sarah'yı görünce, ona İbrahim'i sarsacak şekilde baktı. Onun götürülmesini emretti. Patrik dışarı çıktı; Sarah'nın kız kardeşi olduğunu söylediği için pişman oldu. Yine de dindeki kız kardeşi olduğunu iletmek istemişti. En büyük nimetlerinden mahrum kalan adamların işkencesini yüreğinde hissetti ve Mısır'a hiç gelmemesini diledi. Tanrı'ya yalvararak, "İbrahim'in ulusunun gözünde onursuzluğa maruz kalmasına izin vermeyin" dedi. Sonra Tanrı ona duvarın arkasında olup biteni gösterdi ve bu onun için ince bir bardağa benzer hale geldi. Kralı gördü ve Sarah'ı gördü. Kral, Sarah'dan kendisini ona vermesini istedi; reddetti. Ona el sürmekle tehdit etti; "Bana dokunursan, hayatını kaybedeceksin çünkü beni sana karşı koruyabilecek bir efendim var." Kral sözlerine aldırmadı,ve elini onun üzerine koydu. Ama eli ona dokunmadan önce soldu. Şaşkın kaldı ve Sarah'ya, "Beni yeni başıma gelen kötülükten iyileştir" dedi. “Rabbimin iradesi değilse bunu yapamam. Ancak, bir daha yapmayacağına söz verirsen, ona yalvarırım ve o seni iyileştirebilir. " Kral, "Yaptıklarımı bir daha yapmayacağım" dedi.

Böylece, Tanrı'yı ​​çağıran Sarah, acısının geçtiğini gördü. Ama sağlığına kavuşur ulaşmaz onu pohpohlamaya ve onu baştan çıkarmaya başladı. Kendini savundu ve "Sana ne olduğunu biliyorsun" dedi. Yine de, onu tekrar tutmaya çalıştı ve eli soldu ve bütün uzuvları sallandı. Tanrılarına yemin ederek yeniden yalvarmaya başladı, eğer bu kötülüğü durdurursa, taleplerini de kesecekti; Tanrı'ya dua etmeyi kabul ettive kötülük tekrar iyileşti.

Kral sağlığına kavuştu ve Sarah'ya şöyle dedi: "Kesinlikle, efendin harika ve mahvolmana izin vermeyecek." Bu kadının gücüne hayran kaldı ve sonra ona İbrahim hakkında sorular sordu. Kocası ve arkadaşı olduğunu söyledi. "Ama" dedi kral, "onun kız kardeşi olduğunu söyledi." "Doğru konuştu," diye yanıtladı, "çünkü ben onun din kardeşiyim ve dinimizden herhangi biri bizim kardeşimizdir." Kral, "Bu senin iddia ettiğin çok güzel bir din" dedi. Sonra Sarah'nın önüne kızı Hūriā'yı getirdi.

Hūriā zeki ve mükemmel bir prensesti. Tanrı yüreğine Sarah'yı sevdirdi. Onu onurlandırdı, saygı duydu, ihtişamla karşıladı, parasını ve mücevherlerini verdi. Sara bu hazineleri İbrahim'e getirdi ve İbrahim'e: "Onları ona geri ver, çünkü onlara ihtiyacımız yok" dedi. Bunu aktardı ve Hūriā bunu babasına bildirdi, hayretle "Bunlar gerçekten şanlı insanlar ve saf bir ırk" dedi. Hūriā, Sarah'yı bu hediyeleri kabul etmeye ikna etmek için her yolu kullandı, ancak bunları reddetti. Ona çok güzel bir Kıpti köle kız teklif etti ve onu alması için yalvardı.

İbrahim Mısır'dan ayrılmak istediğinde, kralın kızı Sara'ya pek çok ikram ve yiyecek ve içecek getirdi; Her biri sepet içinde birkaç sepeti doldurmuştu ve ödüllerin altına bir miktar değerli taş ve muhteşem altın nesneler saklamıştı. Sarah veda etmek için onu görmeye geldiğinde, sepetleri ona uzatarak: "Bunu yolculuğun için al" dedi. Sarah, "Kocama danışmak istiyorum" dedi. Ona baktı ve ona şöyle dedi: "Sadece yiyeceklerse, alın." Bu nedenle onları kabul etti; ve kralın kızına veda ettikten sonra İbrahim'e döndü.

Patrik, Sarah ve Hacer ile birlikte gitti; Bir yol gezdikten sonra Sarah sepetlerinden birini yemek için aldı ve elini içeri soktu, mücevherleri buldu. Diğer sepetleri aradı ve daha fazlasını buldu. Bu keşfi kocasına duyurdu ve ona tüm bu hazineleri verdi.

İbrahim bir kısmını sattı ve elde ettiği bedelle yol boyunca kuyular kazdı; başka bir bölümle yolda tanıştığı insanlara sadaka ve cömertlik sağladı ve Sarah'nın gelecekteki ihtiyaçları için son kısmı saklamasına izin verdi.

O kadar uzun bir süre yaşadı ki, Hacer sonunda onu Mekke'den bulmaya geldi. Ona çorak bir ülkede yaşadığını söyledi ve yardımını istedi. Daha sonra Mısır'ın doğusundaki bir kanalın kazılmasını emretti ve dağı keserek bu kanalın gemilerin denizdeki iniş yerine ulaşmasını sağladı. Böylelikle Cidde'ye buğday ve çeşitli yiyecekler getirdiler ve burada hayvanların sırtlarında Mekke'ye taşındılar. Hicaz bir süre bu şekilde beslendi. Hacer'in doğum yerini görmek istediği için Hicaz'dan geldiği de söylenir. Kral onu kabul etmekten mutlu oldu ve çocuğuna kıyafet yapmak için kullandığı altın ve mücevherleri ona verdi. Bazıları ile Kabe'yi süsledi. Bu yüzyılda Kabe'nin tüm süsleri Mısır Kralı'na aittir.Hicaz'a getirilen her şeyi hatırlayan Hacer ve Araplar, ona Adaletin sobriquetini verdiler (Ṣādiq ), adı altında birkaç tarihçi tarafından belirlenmiştir.

Onun İbrahim'den kendisini ve çocuklarını kutsaması için yalvardığı ve ayrıca tüm Mısır için kutsamasını istediği söylenir. İbrahim, torunlarının nesilden nesile zamanın sonuna kadar bu ülkenin efendisi olarak kalacağını söyledi.

Bu Tuti s Mısır Firavunlar ilkiydi. Ailesinin birçoğunu, arkadaşlarını, kuzenlerini, hizmetkarlarını ve eşlerini ve hatta bazı rahipleri ve âlimleri öldürdüğü söyleniyor. Kan dökmeye çok hevesliydi; çocuklarına cimri davrandı ve kızı H ū ri ā dışında hiçbirini büyütmedi . Zeki ve bilgili bir prensesdi ve bu cinayetleri önlemek için kullanmaya çalıştığı çok büyük bir etkiye sahipti, ancak başarılı olamadı. Herkes hayatı için titredi; kızı bile ona dehşetle baktı; hem büyük hem de sıradan insanlar onda iğrenç bir şey gördü. H ū ri ā Evinin elinden onun yüzünden güç kayıplarını göreceğinden korkan, sonunda onu zehirledi. Yetmiş yıllık saltanatının ardından öldü.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/ibrahim-in-firavun-u.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/ibrahim-in-firavun-u.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/ibrahim-in-firavun-u_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/04/ibrahim-in-firavun-u.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ibrahim-in-firavun-u/603782/</link>
			<pubDate>Sat, 24 Apr 2021 23:19:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sa Hanedanı</title>
			<description><![CDATA[Sa Hanedanı ve dönemin kralları hakkında bilgiler. Ebu'l Hasan Ali Bin Hüseyin Bin Ali Mesudi olarak bilinen Ahbar-u Zaman veya Ahbar-uz Zaman, bir diğer şekliyle de Akhbar al Zaman kitabının, Amerikalı yazar Asoncola Vito tarafından yapılan çevirisinden Sa Hanedanı üzerine bir bölüm.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ṣā, Kıble'nin oğlu, Miṣraīm'in oğlu
Qobṭīm Mısır'ı çocukları arasında böldüğünde, Ashm himselfn, Atrīb, Qofṭ ve Ṣā, her biri kendisini kendisine tahsis edildiği toprağa götürdü. Ṣā Deniz toprakları ve İskenderiye toprakları tarafından Barqah'a kadar kurulan topraklarına ailesi, çocukları ve hane halkıyla birlikte yol aldı. İskenderiye olan çok eski bir şehirde yaşıyordu. Babasının en küçük çocuğuydu ve Qobṭīm en çok sevdiği kişi oldu. Mirasını yönetmeye başladığında kardeşleri gibi kültür geliştirmek, şehirler kurmak, mucizeler yapmak; bunların hepsini aşma hırsı vardı. Araştırmacı Marhūn inşaatlarını denetledi. Deniz kıyısı boyunca, Libya ve Marāqīah sınırlarında Ṣā kuleler inşa etti; ve bu kulelerin üzerine çeşitli maddelerden oluşan aynalar yerleştirdi. Bunlar, kıyı sakinlerine zarar verebilecek deniz canavarlarını kovmaya hizmet etti. Diğerleri güneş ışınlarını iç adalardan gelen düşman gemilerine yansıtıp yaktılar; yine de diğerleri, tüm sakinleri ile birlikte kasabaların denizden görülebilmesini sağladı; diğerleri Mısır'ın iklimini gösterdiler, bu yüzden verimli olacak ve meyvesiz kalacak olan toprakları bir yıl önce bilebilirler.

Bu kral, kendilerini, sarayları ve zevk evlerini ısıtan sermaye banyolarına inşa edilmiştir. Her gün birkaç hizmetkarı ve hane halkı ile birlikte konutlarından birine taşındı. Bu şehri cıvıl cıvıl kuşlarla ve evcil hayvanlarla dolu bahçelerle çevreledi; sular için kanallar yaptı ve meyve bahçeleriyle birlikte. Saraylarının tepeleri, güneş ışığı altında parlayan ve etraflarına ışık spreyleri fırlatan taşlar tutuyordu. Bu girişimde yaşamın kolaylığına ve cazibesine katkıda bulunabilecek tek bir şey göz ardı edilmedi. Reshīd ve İskenderiye kumlarından Barqah'a kadar tarım; Mısır'da yürüyen bir yolcunun hüküm almasına gerek yoktu, bu tür meyveler ve her türlü malzeme bolluğu vardı; güneşten uzakta gölgede bile yürüyebiliyordu. Kral çöllerde saraylar yaptı ve Nil yan kanallarından getirdiği tarlaları kurdu; bir kimse ekili araziden ayrılmadan batıdan doğuya Mısır'ın tamamını geçebilirdi.

O zamanki insanlar ortadan kaybolduktan sonra yaptıkları eserlerin izleri bu çöllerde kaldı. Bu evler yıkıldı ve sakinleri yok edildi; ancak burayı ziyaret edenler, bu bölgelerin içerdiği harabeler ve harikalar hakkında konuşmaktan vazgeçmezler.

Marq osnos
Marqūnos bilge bir kral, bilim ve bilgelik dostu idi. Saltanatı altında, bu dirhemin sahibi bir şey satın almak istediğinde, satıcıya malları tartmak için kullanılmasını önerdi, böylece sadece ağırlığına eşdeğer miktarda alacağı bir dirhem çarptı. dirhem. Satıcı kendini baştan çıkarmaya ve teklifi kabul etmesine izin verdi. Ancak, bu konuda anlaştıktan sonra, dirhemin ağırlığı, her biri on dirhemden oluşan birkaç fareye eşit oldu ve ağırlığını alıcının isteğine göre ayarladı. Emeviler altında bu sikkeleri eski kralların hazineleri arasında buldular ve herkes şaşırdı. Mısırlılar, bu kralın hükümdarlığında başka bir dirhem türüne de sahip olduklarını söylüyorlar. Bu dirhemlerden biri dengeye getirildiğinde, sahibi onu aldı, öptü ve dedi ki: “Sözünü hatırla.” Sonra bıraktı ve istediğini aldı. Ancak mallarıyla birlikte eve döndüğünde, dirhemin zaten yerine geri döndüğünü gördü. Tüccara gelince, artık parayı bir yaprak veya bir kağıt parçasıyla veya benzer bir şeyle değiştirerek yerine bulamadı.

Bu saltanatta, boş tartılmış, daha sonra suyla doldurulmuş cam vazoların yapıldığı ve tekrar tartıldıklarında ağırlıklarının artmadığı tespit edilmiştir. Bu gemiler kendi içlerinde suyun ağırlığını taşıyordu. Aynı zamanda, içine konulan su gibi şaraplar, renk, lezzet ve sarhoş edici güçler üzerine vazolar yaptılar. H vasrūn bin Khomarawaīh bin Aḥmed zamanında bu vazoların birçoğunu A severalfiḥ'de buldular. Bunlardan biri mavi ve beyaz saplı bir oniks kabıydı. Abū'l-Hasan al-Khurāsāni tarafından keşfedildi. Bu adam finanse ettiğinde, Nil boyunca bazı yoldaşlarla yemek yemeye gitti. Sonra içine döktükleri suyu içtiler ve hepsi şarap gibi görünüyordu; bu şarabı içtiler; atlamaya başladılar; fincan ellerinden düştü ve birkaç parçaya bölündü. Bunu keşfeden kişi çok üzgündü; parçaları pişmanlıkla Hārūn'a taşıdı: “Eğer bütün olsaydı, krallığımın bir kısmını bunun için öderdim.” Suyu şaraba dönüştüren bakır kaplara gelince, İskenderiye Kraliçesi Ptolemy'nin kızı olan Kleopatra zamanından ve çok sayıda olduğu tespit edilmiştir. Bunları sanatın sırlarıyla uğraşırken konuşacağız.

Kralın günlerinde sürüngenler, kurbağalar, böcekler, sinekler, akrepler ve çeşitli böceklerin görüntüleri üretildi; herhangi bir yere yerleştirilen bu görüntüler benzer canavarları çekti, felç etti ve ölene kadar ya da birileri onları öldürene kadar sakladı. Bu egemenliğin tüm eserleri, zodyakın işaretlerine, isimlerine dayanarak ve yükselişlerini takiben tamamlandı; bu yüzden yapılan işler. Marqūnos, Batı çölünde renkli camdan bir amfi tiyatro kurdu ve merkezine tamamen yeşil ve yarı saydam camdan oluşan bir kubbe yerleştirdi. Güneş kubbeye çarptığında, ışınlarına çok uzak mesafeleri yansıtıyordu. Dört tarafına, her biri kendi rengine sahip dört uzun cam oda yerleştirildi. Bu odaları renkleriyle uyumlu temsiller ve harika tılsımlar veya zarif görüntülerle dekore ettiler; tüm bunlar ince, şeffaf camın üzerine çizildi. Kral amfitiyatroya geldi ve orada birkaç gün geçirdi. Yılda üç şölen kurdu. Halk bu festivallerde hacca gitti; kral için tanrıları çağırdılar ve yedi gün boyunca yeniden yarattılar. Bu bina uzun zamandır aynı durumda kaldı. Bunu görmek için tüm yabancı ülkelerden geldiler çünkü eşdeğer veya karşılaştırılabilir başka hiçbir şey yoktu ve hiç kimse benzer bir bina bilmiyordu. Sonunda, modelinde bir tane yükseltmek isteyen ancak yapamayan bir kral tarafından devrildi.

Marqūnos'un annesi, Suhā ( Ursa Major'da ) olarak adlandırılan bir yıldızı seven Nubia kralının kızıydı. Bu prenses oğlundan ona bu dini uygulayabileceği bir tapınak inşa etmesini istedi. Marqūnos kabul etti; altın ve gümüş ile kaplanmış ve ipek perdelerle kaplı bir tapınak inşa etti. Annesi oraya köleleri ve ev halkı ile gitti ve rahipler gibi günde üç kez tanrısına ibadet etti. Her ay onur festivalinde kutladı, bu sırada gündüz ve gece teklifleri ve tütsü getirdi. Hizmetine bir Nubyalı rahip atadı; idolün yakınında yaşadı ve kendini teklifler ve tütsü ile meşgul etti. Prenses, yıldızın kendisine ibadet etmeye ve insanları da ibadete davet etmeye karar verene kadar oğluna olan girişimlerini sürdürdü.

Rahip daha sonra bu tanrı dünyevi görüntülere, çeşitli hayvanlar şeklinde sahip olmak istedi. Bu planı gerçekleştirmek için bir fırsat bekledi. Mısır'da kartallar çok sayıda oldu ve erkekler acı çekti. Kral rahip için gönderdi ve ona bu belası sordu. Rahip şöyle cevap verdi: “Bu, ibadet edeceğimiz bir görüntü yapmak için onları size gönderen tanrınızdır.” "Bu onu yatıştırmak için yeterliyse," dedi Marqūnos, "Bunu memnuniyetle yapacağım." Böylece döküm altınla iki küp uzunluğunda ve bir küpün genişliği ile bir kartal heykeli yürütme emrini verdi; bu heykele iki sümbül gözü verdiler; altına gömülü iki inci kolye ile süslenmiştir; değerli bir taş gagasından asıldı ve yakutlar tüyleri arasında parladı. Gümüş kova kaidesine yerleştirildi, mavi camdan bir sütunla desteklendi ve tapınağın sağındaki bir kemerin altına yerleştirildi. Ondan önce ipek perdeler atıldı; onuruna kutsanmış reçineler ve diş etleri yakıldı; ilk çiçek ve meyvelerle birlikte siyah bir buzağı ve ilk doğan civcivlerin kurban edilmesi teklif edildi.

Yedi gün geçtikten sonra, kral konularını bu idole ibadet etmeye davet etti ve kabul ettiler. Rahip, yeni tanrının hizmetine büyük bir gayret gösterdi. Kırk gün bittiğinde heykelin şeytanı konuştu. Sorduğu ilk şey, yanmış tekliflerin her ayın ortasında sandal ağacı ile yapılması ve tapınağı kavanozların yüzeyinden alınan eski şarapla sıçramalarıydı. Sonra kartalları kaldırdığını ve sebep oldukları zararı durdurduğunu söyledi; ve Mısırlıları korkuya neden olacak tüm kötülüklere karşı korumaya devam edeceğine söz verdi. Rahip konuşmasını memnuniyetle karşıladı; onu da memnun olan kralın annesine bildirdi ve her ikisi de idole saygı gösterdi. Kral, sırayla, o şeyin bilgisine sahipti. Tapınağa sırtında gitti; idol onunla konuştu ve ona emir ve savunma verdi. Kral ona ibadet etti, rahipleri atadı ve güzel süslemelerle örtülmesini emretti. Bundan sonra Marqūnos genellikle tapınağa geldi; heykeli sevdi ve ne bilmek istediğini sordu ve ona cevap verdi.

Bu kral simya uyguladı ve ondan önceki krallardan daha büyük miktarlarda altından yapılmış. Batı'nın çöllerine on beş yüz yük gömdü. Kapıda, üzerine ayna tutan oturmuş bir kadının imajını yerleştirdiği bir sütun diktiğini söylüyorlar. Aynaya bakıp hastaların kaderini öğrendiler; hasta ölüyorsa, orada ölüm gördüler; eğer yaşasaydı, hayatı gördüler. Ayrıca gezginler hakkında bu idole danıştılar. Ayna yolcunun yüzünü gösterdiğinde, onun güvenli olduğunu biliyorlardı; sırtı görünür olduğunda uzaklaşıyordu; hasta ya da ölü olsaydı, ayna onu bu durumda gösterdi.

Marqūnos, İskenderiye'de bir kaide üzerinde oturan ve başını bir başlık giyen ve elinde kavisli bir personel tutan bir keşiş imajını kurdu. Bir tüccar onun yanından geçtiğinde, mallarının değeri ile orantılı olarak belirli bir görevi yerine getirmek zorundaydı; eğer bunu yapmayı reddederse, yolculuğuna devam etmesi imkansızdı ve yerinde sabit kaldı.

Hastalara ve fakirlere yardım etmeye ayrılmış büyük miktarlarda gümüş topladılar.

Bu saltanat sırasında çok sayıda harikalar idam edildi. Kralın adı hepsine kazınmıştı ve bilimsel nesneler, tılsımlar ve putlara da yazılıydı. Batı bölgesinde Shadām adlı bir dağda bir mezar inşa etti. Dağın altına bir yüz cubits uzunluğunda ve otuz yüksek ve yirmi geniş bir tonoz kazdılar. Bu mezar mermer, erimiş ve renkli camlarla kaplanmıştır. Yarı saydam taşların tavanını yaptılar; çevresi zarif kiremitli cam yataklar üzerinde bu saltanatta heykeller ve harikalar düzenlediler. Yeraltı odasının ortasında renkli bir cam alanı düzleştirdiler ve her köşeye herhangi bir yaklaşımı yasaklayan bir figür yerleştirildi. Bu rakamlar arasında aydınlık taşlarla donatılmış şamdan türleri vardı; ve bölgenin ortasına, kralın vücudunun koruyucu ilaçlarla mumyalandıktan sonra kapatılacağı altın bir havza yerleştirdiler. Marqūnos mezara büyük altın, değerli taşlar ve diğer türden hazineler taşıdı; tonoz kapısının kurşunla kapatılmış kayalarla kapatılmasını ve üzerine kum itilmesini emretti. Marqūnos 73 yıl hüküm sürdü ve 240 yaşadı. Yakışıklıydı, bol ve görkemli saçları vardı. Ölümünden sonra, eşlerinin çoğu kendilerini dindarlığa adadı ve kendilerini tapınakların hizmetine adadı. Bu kral tahtını oğlu Ansād'a bıraktı.

Ansad
Ansād iktidara geldi, hala çok gençti, yani 45 yaşındayken küstah bir bakışla büyük bir devdi. Babasının eşlerinden birini baştan çıkardı ve eylemlerine dair söylentiler yayıldı. Asıl kaygısı eğlence ve oyunlardı. Krallığının tüm soytarlarını etrafında topladı. Oyun ya da soytarılık bilen herkes ona gelmek zorundaydı. Devlet toplumunu ve halkının davranışını ihmal ederek bu toplumda kendini susturdu. Krallığın yönetimini vezirine ve hor gören bilimine, ibadetine ve rahiplerine verdi. Altın ve boyalı kubbelerle örtülü ahşap kaleler inşa etti. Bunlar Nil gemilerine bindi ve zamanını kadınlar, hizmetçiler ve jestçiler arasında geçirmeye başladı. Ayrıca altın yapraklarla kaplı ve en güzel perdelerle döşenmiş bir araba yaptı. Onun zevki, bu araba ile aylarca seyahat etmek, öküz tarafından çekilmek ve karşılaştığı tüm hoş yerlerde durmaktı.

Büyü yaparken, babası tarafından toplanan meblağları harcadığı birçok icat yaptı. Tüm hazinesi bu zevklerde tüketildi ve bu iğrenç arayışlarda emperyal gelirler kayboldu. Davranışının yarattığı kötülük tüm sınırları aştığında, insanlar prensin hatalarının ne kadar ölümcül olduğunu açıklamak ve ondan hesap vermesini ve tazminat yapmasını istemek için vezirine gitti. Bakan buna söz verdi. Kral ile bir toplantı çağırdı ve ona en gerekli uyarıları yaptı ve cezanın her zaman aşırı hatayı takip ettiği konusunda uyardı. Kral bu görüşlere sağır kaldı. İnsanları arkadaşlarının gazabına verdi. Bu adamlar onları istismar ve ıstırapla boğdular.

Bir gün kral zevk yerlerinden birine gitmişti; villanın odaları altın ve gümüş tabak ve her renkten değerli taşlarla dekore edilmiştir. Akan su vardı ve her türlü kokulu otları diktiler ve muhteşem halıları uzattılar. Orada kral, en sevdiği eşlerinden birinin eşliğinde oraya gitmeyi severdi. Oradayken, sayfalarından biri ihtiyaç duyduğu bir ürün için bir satıcıya gitti ve ödemeden almak istedi. Tüccar onu durdurdu. Sayfa ona vurmaya çalıştı, ancak birkaç adam ona karşı toplandı ve onu dövdü. Kanı aktı; dışarı sürüklendi ve dövülerek öldürüldü. Vezir ve ordunun başı yakında durumdan haberdar edildi. Bunun gerçekleştiği yere gittiler. Katilleri yaptıkları için eleştirdikten sonra onları istismar ettiler. Hakaret için hakaretle eşleştirildiler ve çok sinirlendiler, gittiler ve “Bunu kraldan gizleyemeyiz” dediler. Daha sonra kralı buldular, ancak onlara çok az dikkat ettiler ve herkesin herkesin, kralın hizmetkarlarından biri veya kralın arkadaşlarından biri hakkında şikayette bulunacağını bildirmekle suçladı. Halk ona nimetlerini verdi ve saltanatını yüceltti, ama gizlice yoldaşlarına saldırma yollarını aradılar.

Bir hafta sonra kral, vezir ve ordunun liderlerine avlanmak için Batı'nın vahşi doğasına gitmeye kararlı olduğu sözünü gönderdi. Ordunun ona eşlik ettiğini ve üç gün boyunca yiyecek aldıklarını söyledi. Emri yerine getirildi ve askerler sarayın dışında toplandı. Kral vezir çağırdı ve halkın intikam almak istediğini güvenle söyledi. Muhteşem makinesinde ordusuyla şehri terk etti ve uzak bir yere gittiler. Gece geldiğinde, ordu ile şehrin kapılarına geri döndü ve arkadaşlarına insanlar üzerinde kabadayılık yapmalarını ve onları büyük bir katliam yapmalarını emretti. Sayfanın öldürüldüğü yeri yakmaya özen gösterdi ve “Bu, egemenliklerine isyan eden sıradan insanlar ve zanaatkârlar nedeniyle ödül!” Diye bağırdı. İnsanlar daha sonra vezirin yardımını istediler ve affedilmeleri için kendisini egemenliğin ayaklarına atmaları için yalvardı. Vezir kabul etti ve kral onları affetti. Ama dedi ki: “Kiminiz yeniden isyan edecek, hayatıyla ödeyecek.” Ona övgü vermeye devam ettiler.

Kral eski alışkanlıklarına döndü ve daha da kötüsü: kendini deneklerinin gözünden sakladı; tapınaklar ve rahipler için hor görmeyi etkiledi. İnsanlar ve soylular ondan nefret ediyorlardı ve onu lanetlerle dolduruyorlardı. Sonunda bazı saray üyeleri yemeğine ve içeceğine zehir koydular ve onu öldürdüler. 75 yıl hüküm sürdükten sonra 120 yaşında öldü. Tahta peşinden oğluna geçti Ṣā. Polislerin çoğu Ṣā'nin Ansād'in erkek kardeşi ve Kral Marqūnos'un oğlu olduğuna inanıyor.

Ṣa (II)
Kral II (II) tahta oturdu ve denekleri iyi dileklerini ifade etmeye geldi. Onlara adalet ve iyilikle davranmaya söz verdi. Memphis'te yaşadı. Buffonları, müzisyenleri, libertines'i ve genel olarak babasının tüm arkadaşlarını kovdu. Tapınakları restore etti ve rahipleri kendi saflarına yerleştirdi; Memphis'te birçok harika ve tılsım inşa etti ve oraya su getirdi; ve kendisinden önce yapılmış kartalı yerinde bıraktı, tapınağını restore etti ve kültünü onurlandırdı. Memphis'e, doğurganlık ve kuraklık dönemlerini ve ülkede gerçekleştirilecek çeşitli olayları öngörmeyi sağlayan bir ayna koydu. Oasis'e birçok palmiye ağacı diktiği şehirler inşa etti ve batıya doğru denize birçok kule inşa etti. Moqaṭṭam'ın arkasına İçgörü İdolü adı verilen bir idol yerleştirdi. Bir olayda şaşkına dönen herkes bu idolü sorgulamaya geldi, bu onu ona açıkladı ve tüm zorluklarını çözdü. Bu kral, sınırlarda neler olduğu konusunda onu bilgilendiren Mısır muhafızlarının uç noktaları üzerinde de kuruldu. Nil'in batı yakasında deniz fenerleri yetiştirdi; gelen herkes ışıklarıyla aydınlandı ve hem gündüz hem de gündüz görülebiliyordu. Tuz denizinin kenarına benzer ışıklar yerleştirildi ve tüm bu binalara korumalar atandı. System bu sistemi kullanan ilk kraldır. Ayrıca Memphis'in çoğunu inşa ettiğini ve İskenderiye'deki büyük binaların yazarı olduğunu söylüyorlar.

Hükümeti bütün ülke üzerinde kurduğu zaman Mısır'ın tüm bilge adamlarını bir araya getirdi. Yıldızları onlarla birlikte gözlemlemeye başladı çünkü astrolojide çok bilgili idi ve ülkesinin Nil'den gelecek ve neredeyse tamamen kaplayacak büyük bir sel tarafından boğulacağını fark etti. Ayrıca bu olayın bir adamın Suriye yönünden gelmesine neden olacağını kabul etti; daha sonra Mısır'ın tüm işçileriyle bir araya geldi ve duvarları elli cubit yüksekliğinde bir şehir olan Wāḥ al-Aqṣa'yı ( aşırı vaha ) inşa etti ve orada bilim ve büyük hazinelerin sırlarını yerleştirdi.

Maşa bin Nusayr, Mağrip'te otorite ile yatırım yaptıktan sonra Emeviler zamanında geldi. Bu adam yıldızları Wāḥ al-Aqṣa'nın ardından Mısır'a gelmişti. Astronomi biliyordu ve yedi gün boyunca kumda, güneybatıya doğru yürüdü ve demir kapılarla duvarlı bir şehre geldi. Bu kapılardan birini açmaya çalıştı, ancak kum onun etrafında çok yüksek olduğu için yapamadı. Erkeklerin tırmanmasını sağladı ve ne düşeceklerini ya da ne karşılaşacaklarını bilmeden içeri atladılar. Ama girmek için bir yol bulamadan, bu şehri terk etti ve geçti. Birçok arkadaşı bölgeyi keşfetmiş ve duvarların genişliğinin yirmi arşın olduğunu hesaplamışlardı. Mūsa bu keşif gezisinde birçok adamı kaybetti. Ondan önce veya sonra kimsenin bu şehre girmediğini söylüyorlar.

Mısırlılar bu çölde birçok vaha, güzel şehirler ve önemli hazinelere sahiptiler. Ancak kumlar tüm bu zenginlikleri kapladı. Mısır'da hüküm süren tüm krallar, tılsımları kumlara karşı dikti, geri gönderdiler veya ilerlemelerini tutukladılar. Sonra, zamanla, bu tılsımlar güçlerini kaybetti. Ancak kimse Mısırlıların birçok anıt ve şehir inşa ettiklerini ya da yüksek ve büyük binalar inşa ettiklerini inkar edemez. Bu insanlar başkalarının sahip olmadığı bir güce sahipti ve güçlerinin geri kalan kalıntıları bu ifadenin gerçekliğini kanıtlıyor; örneğin, piramitler ve İskenderiye'nin ünlü anıtları veya Batı'nın çöllerinde hala görülebilenler. Mısırlılar ayrıca dağlara nasıl kesileceklerini biliyorlardı, üstlerine hazinelerini ulaşılmaz hale getirmek için taşıdılar ve birçok bileşik ilacın sırrını biliyorlardı. Cities'īd kentlerine ve gravürlerine, onları doldurdukları bilimlerini açıklayan hayran kalıyoruz. Bugün bir kral kendilerine benzer bir piramit inşa etmek isteseydi, bunu yapamazdı; ve eğer onlarınki gibi tek bir anıt kazımak isterse, operasyon o kadar zaman alıcı görünecekti ki onu terk edecekti.

Bir vali tarafından ezilen batı bölgelerinin sakinlerinin, bir süre için yeterli yiyecek alarak Batı'nın çöllerine çekildikleri söyleniyor. Bir gün ve ertesi günün bir bölümünden sonra, akşam bir dağın yanına geldiler ve bir patikadan çıkan bir krikoyu gördüler. Bazıları hayvanı takip ettiler ve kendilerini iyi sulanmış ve avuç içi ve diğer ağaçlarla dikilmiş yerleşim bölgelerine yönlendirdiler. Bu yerlerde büyük bir nüfus yaşadı, toprağı ekti ve kimseye haraç ödedi. Kaçaklar, sakinlere artık batı bölgelerine dönmek istemediklerini ve aileleriyle ve tüm malvarlıklarıyla geri döneceklerini söylediler; ama uzun zamandır bu evlere dönüş yolunu aradıklarında, onları bulamadılar veya onlar hakkında herhangi bir bilgi edemiyorlardı. Bu ortadan kayboluştan rahatsız oldular.

Eski geleneğe göre, bu adamların Batı yollarında kaybolduğu ve bol sulanan, ağaçlarla ve palmiye ağaçlarıyla dikilmiş, ekili tarlalarla çevrili ve yüksek nüfuslu bir şehre ulaştıkları söylenir. Oraya gittiler, yerlilerle birlikte yediler ve geceyi bir şarap presinin olduğu bir evde geçirdiler. Şarap içip sarhoş oldular ve sonra uykuya daldılar. Ancak ertesi sabah güneş doğarken uyandıklarında kendilerini ne insanların ne de mahsullerin olmadığı yıkık bir şehirde buldular.

Aceleyle ayrıldılar ve dehşetle doldular. Gün boyunca rastgele yürüdüler; ve akşam geldiğinde, kendilerini ilk, daha zengin, insan ve hayvanlarla dolu, daha büyük bir şehirde buldular ve daha fazla plantasyona, palmiye ağaçlarına ve ürünlere sahip oldular. Sakinlerini tanıdılar, onlarla dinlendiler ve ilk şehrin hikayesini anlattılar. Bu insanlar onlarla güldüler. İçlerinden birinin evinde bir ziyafet vardı. Kaçaklar oraya gittiler, yediler, içtiler ve her türlü şarkıyı duydular. İnsanlar onlara nereden geldiklerini sordu. Çöl yollarında saptıklarını söylediler. Onlara, “Yolunuz önünüzde, tamamen açık: orada yanlış gidemezsiniz. Hemen başlamak istiyorsanız, sizi evinize giden ana yolun yönüne yönlendirecek kılavuzlar vereceğiz; onun yerine bizimle kalmayı tercih edersen sana arkadaş ve kardeş gibi davranacağız. ”

Bu sözleri sevinçle karşıladılar. Bazıları hemen şehre yerleşti; çocukları ve haneleri olan diğerleri, onları bu yere geri getirmeye gittiler.

“Geceyi bu insanlarla geçirdik,” diye anlattılar “ve kendimizi çok iyi buldular; sonra uykuya daldık ve ertesi gün uyandığımızda, duvarları kısmen yıkılmış ve sakin olmayan büyük bir yıkık şehirde olduğumuzu gördük. Meyveleri düşmeye ve ağaç gövdelerinin etrafında toplanmaya başlayan birçok palmiye ağacı onu çevreledi. Bu görüşte, terörle yakalandık ve duygu neredeyse bizi yere düşürdü. Gördüklerimizi düşünerek kaçtık; şarap kokusunu hala hissediyorduk ve içimizde zehirlenme belirtileri taşıyorduk. Bütün gün açlık ya da susuzluk hissetmeden yürüdük ve sonunda akşam, sürüsünü otlayan bir çoban gördük. Ona evlerin nerede olduğunu ve yolun nerede olduğunu sorduk. Şöyle cevap verdi: 'Buralarda evler var.' Biz gerçekten su dolu nehirlere yakın geldi. Orada içki ve geceyi geçirmek için durduk. Ertesi sabah başka bir yerde kalmıştık; etrafımızda insanlar ve konutlar vardı; ve neredeyse yarım gün yürüdükten sonra Ṣā'īd şehri Ashmūn'a girdik. Burada maceranızı ilişkilendirdik, ama kimse bize inanmazdı. ”

Bu şehirler, Mısır'ın iç kısmında yaşayan eski halkların şehirleridir; cinlerin ellerine düştüler ve çoğu görünmez oldular.

Polisler, kral Ansād'i öldüren rahiplerden birinin oğlu olan bir adamın Franks'ın kralına gittiğini, Mısır'ın ve harikalarının hazinelerinden bahsettiğini ve ona bunların sahibi olmasını teklif ettiğini söylüyor. bütün ülke. Tılsımları yok etmeyi üstlendi, böylece kral istediği her şeyi yakalayabilir ve hazinelerin nerede olduğunu ona bildirebilirdi. Frank kralı daha sonra Mısır'ı istila etmeye karar verdi. Mısır hükümdarı Franks'ın işgalini öğrendiğinde, Tuz Denizi ile Nil'in doğu kıyısı arasında bulunan bir dağa çekildi ve neredeyse tüm zenginliklerini beraberinde getirdi. Dış tarafı kurşun levhalarla kaplı kubbeli bir saray inşa etti. Dağın kenarlarının elli arşın yüksekliğe kadar düz olarak kesilmesini ve şekilli kısmın dibinin bir kübit derinliğini rahatlatan muhteşem görüntülerle oyulmasını emretti. Bu dağ yuvarlak bir şekle sahiptir, ancak zirve çok diktir.

Sonra kral Memphis'e gelebileceği her şeyi almaya geldi ve dağdaki yerine dönerek Frankların kralını bekledi. Bin gemi ve büyük bir ordu ile geldi. Mısır'ı kazandı ve bir tılsım, bir sanat eseri, bir deniz feneri veya ne zaman bir şaşkınlıkla karşılaştığında onu alıp yok etti. Sonra yoluna çıkan tüm putlara atıldı. Bütün bunları kendisine eşlik eden rahip yardımıyla yaptı ve antik İskenderiye şehrine ulaşan anıtlarının çoğunu harap etti. Rashid (Rosetta) yakınındaki Nil'e geldi ve Memphis'e gitti; bu bölgelerin sakinleri ondan kaçtı. İlerledi, yolundaki her şeyi yok etti. Ancak Memphis'i zorlu tılsımlar, derin sular ve yüksek bloklar tarafından savundu. Birkaç gün boyunca kuşatma yaptı, ancak alamadı. Birçok erkek gördü ve savunucuların sayısı gün geçtikçe artmış gibi görünüyordu, yoldaşlarının sayısı azaldı. Rahip aleyhine bir öfkeye kapıldı ve onu öldürmek istedi, ama yapamadı; ve ikincisi halkına kaçtı.

Mısırlılar uçuşunu öğrenir öğrenmez, gemileri silahlandırdılar ve Frank kralının filosuna saldırdılar; yoldaşlarının çoğunu öldürdüler ve birkaç gemisini batırdılar ve onu uçuşta kurtuluşunu aramaya zorladılar. Gemiye binebildiği bir gemi ile karşılaştı ve kendini kurtarmayı başardı, ancak Tanrı, imhalarını sağlayan Franks filosuna karşı rüzgarlar gönderdi ve kralları hasta olduğu için anavatanlarına geri dönemedi aldığı yaralanmalardan. Mısırlılar evlerine döndüler; kral Memphis'e geri döndü ve geleceği beklentisiyle orada biriktirdiği hazineleri dağda bıraktı. Bugün hala orada olduklarını söylüyorlar.

Bunu takiben, Kral Rūmis ülkesine ve adalar arasına saldırılar yaptı. Büyük yıkım yaptı ve tüm krallar onu korkuttu. 67 yıl hüküm sürdü ve 170 yaşadı. Öldü ve yeryüzünde şehrin ortasında hazırladığı mezarda Memphis'e gömüldü. Şehrin dışından batıya doğru girdiler ve kraliyet ataları için yaptıkları gibi mezara büyük zenginlik, taş, heykel ve tılsımlar taşıdılar. Türbede çeşitli kara ve deniz canavarları şeklinde dört bin heykel vardı ve mezarın üzerine pençelerinde altın bir ejderha tutan bir kartal heykeli yerleştirdiler. Mezarda kralın adını, yaşamını ve saltanatının olaylarını yazdılar.

Tedaris
Son yerine oğlu Tedāris geldi. Orduları ilk organize eden oydu. Saltanatı müreffehdi. Bilgelik ve deneyim, otorite ve cesaret, işleri bilen, her şeyi adaletle yerine getiren bir kraldı. Tapınakları rahiplerine geri kazandırdı, rahipleri onurlandırdı ve kutsal alanları zenginleştirdi.

Memphis'in Batısına Venüs'e büyük bir tapınak dikti ve içine birçok bilimin sırlarını yazdı. Kendini ipek giydirdi ve her yıl tüm ordularını topladığı büyük bir festivali kutladı. Venüs'ün idolü parıldayan altınla süslenmiş lapis lazuli'ydi. Zümrüt bilezik takıyordu. Ayakları sümbül kadar kırmızı taş yüzüklerle süslenmiş ve altın ayakkabılarla boyanmış, iyi cilalanmış siyah tırnakları olan bir kadın figürüne sahipti. Elinde bir mercan asası vardı. Sanki tapınakta olanları kutsarmış gibi işaret parmağıyla bir işaret yaptı. Heykelin önüne, odanın diğer tarafına, lapis taşlarıyla süslenmiş kırmızı ve altın bakır boynuzlu ve toynaklı bir inek yerleştirildi.

İnek vizesi idolün yüzünün hemen önünde idi. Bu iki heykel arasında, mermer direklere Venüs'ün etkisi altında su fışkırtan ve tüm hastalıkları iyileştiren bileşik bir madde çeşmesi inşa edildi. Tapınak Venüs otu ile kaplıydı ve haftalık olarak örtüsünü değiştirdiler. Bu odaya, altın ve gümüş ile süslenmiş rahipler için tahtlar yerleştirdiler ve oraya binlerce koyun, keçi, geyik ve kuş teklifleri yerleştirdiler. Venüs gününde, kral bu tapınağa geldi ve tüm yeri gezdi. Tapınak halı kaplıydı ve heykelin sağına ve soluna perdeler asıldı. Çatının üstünde, önünde bir kılıç tutan, bir adamın kafasına delinmiş Satürn'ün kanatlı bir at üzerine monte edilmiş bir görüntüsü vardı. Bu bina, ona atık bırakan Bokht-Naṣṣar zamanına kadar hayatta kaldı.

Tedāris'in Sakha Kanalı'nı kazdıran kral olduğunu söylüyorlar. Mısır saltanatı bu dönemde 150 milyon dinar seviyesine yükseldi.

Suriye'den bir Amalekit prensi Mısır'a doğru yürüdü. Bu haberde kral, ordusunu toplayarak onunla buluşmaya gitti, ona saldırdı ve birliklerini dağıttı. Filistin'e girdi, birçok insanı öldürdü ve oraya çok sayıda esir aldı. Esirler arasında kralın Mısır'da ikamet ettiği birçok bilim adamı vardı. Böylece Tedāris kendini tüm egemenler için korkuttu.

Saltanatının otuzuncu yılının başında, Zanj ve Nubia ülkelerinin Zencileri imparatorluğuna bir baskın yapmak istedi. Sınırlarda toplandılar ve büyük hasar verdiler. Kral, Mısır'ın tüm illerinden birlikleri topladı ve gemileri donattı; Bilāṭis adlı generallerinden birine 300.000 erkeğin komutanlığını piyade kadar atlı verdi;onu eşit kuvvetlerin başında başka bir general izledi ve denize üç yüz gemi gönderdi. Bu gemilerin her birinin harikalar yaratmaktan sorumlu bir rahibi vardı. Kral, ordunun geri kalanıyla birlikte arka tarafta yürüdü. Mısırlılar, yaklaşık bir milyon adamı olan Zenciler ordusuyla karşılaştı ve onları bozguna uğrattılar. Birçok adamı öldürdüler ve çoğunu esir ettiler. Sonra Zenc ülkesindeki filler diyarına varıncaya kadar onları kovaladılar. Bu hayvanların çoğunu ve yanlarında bir miktar kaplan ve vahşi hayvanları alıp Mısır'a geri getirdiler. Kral, bu seferin tarihini, Zencilerin işgal tarihini ve saltanatının tüm önemli olaylarını yazan sınır fenerlerinin üzerine dikildi.

Mısır'a dönen kral hastalandı ve ölümünü uyaran bir vizyonu vardı. Daha sonra bir mezar hazırladı; ona yıldızların, altının ve diğer renkteki taşların putlarını, harikulade sanat eserlerinin heykellerini, aletleri ve değeri ve miktarı ölçülemez hazineler taşıdılar. Kral öldü ve bu mezara gömüldü ve kapıya, taşa, adını ve ölüm tarihini yazdılar. Onu korumak için etrafına tılsımlar yerleştirildi. Tedāris krallığı oğlu Mālīk'e bıraktı.

Malik
Mālīk eğitimli bir prensti, zeki, cömert, yakışıklı ve başarılıydı. Yıldızlara ve ineklere tapınırken babasını taklit etmedi. Onun bir tektanrıcı, Kobṭīm ve Mira religionm dinine mensup olduğunu ve Kıptilerin onu onaylamadığını söylüyorlar. Onun dönüşümünün nedeni, derler ki, bu.

İki kanatlı figürün üzerine süzüldüğünü ve göksel kürenin tepesini taşıdığını gösteren bir vizyonu vardı. Sakallı ve beyaz saçlı yaşlı bir siyah adamın huzuruna kondu ve ona sordu: "Beni tanıyor musun?" Gördüğünde korkuyla doluydu. O zamanlar otuz küsur yaşındaydı. Yaşlı adama "Seni tanımıyorum" diye cevap verdi. Yaşlı adam, "Ben Kronos'um, yani Satürn" dedi. Kral cevap verdi, "Seni tanıyorum; sen benim tanrımsın." Ama Satürn şöyle dedi: “Tanrı olduğumu iddia etseydim, senin gibi bir aptal olurdum. Benim Tanrım ve seninki, göğü ve yeri yaratan, beni yaratan ve seni yaratan kişidir. " "Peki o nerede?" diye sordu kral. “O her şeyin zirvesindedir. Düşünce O'na ulaşmaz, gözler O'nu görmez ve hiçbir şey O'na benzemez.Bizi alt dünyanın yapımcıları ve yöneticileri olarak kuran odur. " Kral, "Ne yapayım?" Dedi. Satürn, "Kalbinde saklan," diye cevapladı, "O'nun tanrısallığına dair sahip olduğunuz bilgiye. O'nu Tanrı olarak kabul edin ve O'nun sonsuz olduğunu bilin. " Sonra iki kanatlı adama kralı geri götürme emri verdi. Derin bir tedirginlik içinde uyandı ve kendini kendi yatağında buldu.

Mālīk baş rahibi çağırdı; vizyonunu anlattı ve dedi ki, "Tanrılar yerine putlar almanız mümkün değildir: onlar ne zarar verebilir ne de hizmet edebilirler." Rahip, "Kime hizmet etmeliyim?" Diye sordu. "Göğün ve yerin yaratıcısı" diye cevapladı kral, "her şeyi yaratan. Ama erkeklerin zihinlerini alıştıkları inançlardan nasıl ayıracağız? " Rahip, "Bu vahyi kendine sakla," dedi, "ve sırrına al ve kalbini arındırmasına izin ver. İnsanların gözünden saklandığınızda ve kendinizi yalnızlık içinde bulduğunuzda, elinizden geleni yapabilirsiniz. Ama dışarıda, konularınızın önünde atalarınızın kültünü takip etmeye devam edin. "

Kral, bir vizyonunun ardından halkına her türden savaş makinesini, en iyilerden ve en mükemmelinden seçilmiş bir miktar silahı ve malzeme yığınlarını bir araya getirmelerini ve batı denizinde iki yüz gemiyi donatmalarını emretti. Güçlü bir ordunun başında yerini alarak hem karada hem de denizde ilerledi; Berberi birlikleri onunla karşılaştı. Onları dağıttı ve büyük bir katliam yaptı. Ifrīqah'a ulaştı. Neredeyse tamamını gezdi ve diğer tarafta ortaya çıktı. İçinden geçtiği bütün milletler mahvoldu; sonunda Franklar krallığına girmek niyetiyle İspanya'ya geldi. Frankların daha sonra Arqiūs adında büyük bir kralı vardı ( yani Rex). Etrafında dört bir yandan askerler toplandı. Mısır kralı bir ay onunla savaşmaya devam etti ve bu sürenin sonunda Frank kralı barış için dava açtı ve ona büyük hediyeler verdi. Onları alan Mısır kralı, Yeşil Deniz'i çevreleyen uluslara girdi ve tebaasına indirildi. Bu ırkların pençeleri ve küçük boynuzları, kurt gibi saçları ve ağızlarından çıkan keskin dişleri vardı. Mısırlılarla büyük bir cesaretle savaştılar ve sonunda kaçmak zorunda kaldılar, takip etmenin imkansız olduğu karanlık yeraltı geçidine sığındılar. Kıptiler, kralın bu bölümlerde yetmiş harikayı gördüğünü söylüyor ve bunlardan bazılarından aşağıda bahsedeceğiz. Mısır kralı bu denizin üzerine adını kazdığı bir sınır işareti dikti. Berberilerin şehirlerini yağmaladı,ve sakinleri dağların tepelerine sığınmak zorunda kaldı. Mısır'a döndüğünde zaferle karşılandı. Büyük bir tantanayla karşılandı ve önünden parfüm sıktılar ve ayaklarının altına halı serdiler. Büyük bir ihtişamla sarayına döndü ve yokluğunda doğan oğlunu görmek istedi. Büyülenmişti, onunla eğlenmişti ve neşesi doruktaydı. Şöhreti diğer krallıklara yayıldı ve tüm yöneticiler ondan korktu. Ona her yönden hediyeler gönderdiler.ve neşesi doruğundaydı. Şöhreti diğer krallıklara yayıldı ve tüm yöneticiler ondan korktu. Ona her yönden hediyeler gönderdiler.ve neşesi doruğundaydı. Şöhreti diğer krallıklara yayıldı ve tüm yöneticiler ondan korktu. Ona her yönden hediyeler gönderdiler.

Kral, sihire adanmış, büyülü buharlar üretme, görünmez olma ve korkunç hayaletler toplama sanatını bilen bir Berberi kabilesinin olduğunu duydu; bu kabile, Mısır topraklarının batısında, Karmah adında bir kasabada yaşıyordu ve A named adında bir büyücü kraliçesi tarafından yönetiliyordu. Bu yabancıların halkına verdiği zararın farkında olarak onlara karşı yürüdü. Ama şehre yaklaştığında onu görünmez hale getirdiler ve sularını kurutdular. Mısır ordusunun birçok askeri susuzluktan öldü ve kral, fethetmenin bir yolunu bulamayan bu Berberiler, ülkelerinden çekildi. Güneye ilerledi, sonra birincisinden başka bir yoldan onlara döndü; bayram günlerinden birinde sık sık gitme alışkanlıkları olan bir tapınağa gitti ve adamlarına onu yok etmelerini emretti. Bazı askerler bu göreve başladı;ama tapınağın büyük bir kısmı çöktü ve onları gömdü. Kral bunu görünce halkı terk etti ve uzaklaştı. Berberiler tapınaklarına döndüler, onu yeniden inşa ettiler, harap olanı restore ettiler, tılsımlarla güçlendirdiler ve kubbesinin üzerine yaldızlı bakırdan bir idol diktiler. Bir yabancının yaklaşmasıyla o idol, her canlıyı korkutabilecek korkunç bir çığlık attı. Berberiler bu çığlığa yaklaşıp yabancıyı katlettiler.Berberiler bu çığlığa yaklaşıp yabancıyı katledeceklerdi.Berberiler bu çığlığa yaklaşıp yabancıyı katlettiler.

Kraliçe, bu insanlar arasında en yetenekli sihirbazdı. Onun tebaası ona, "Mısır topraklarına ve onun sakinlerine karşı bizim için tılsımlar hazırlayın" dedi. "İstekliyim" diye yanıtladı. "Büyü bilimlerinden daha yeteneklisin," diye eklediler, "anladığın her şey de öyle." Nil'i büyülemek için ilaçlar yazdı; onları bazı tebaalarına teslim etti ve onları Mısır'a taşımalarını, her yere dağıtmalarını ve onları bu ülkenin yukarı nehrine atmalarını emretti. Bu adamlar Mısır sınırlarına ve en bereketli yerlere gittiler ve tılsımlarını fırlattılar.

Bunu takiben, Nil'in kabarmasını beklenenden daha erken gördüler; sel tüm ölçüyü aştı ve su yerde uzun süre kalarak hasadı ve tüm ekinleri bozdu. Timsahlar ve kurbağalar çoğaldı; her tür salgın bölge sakinlerine saldırdı. Her taraftan tilkiler ve akrepler belirdi.

Kral, rahipleri ve âlimleri çağırdı ve şöyle dedi: "Ülkemizde meydana gelen olayları duyuracak herhangi bir burç olmadan ve savaşmaya hazır olmadığımız olayları bana bildir." rahipler liderlerinin evinde toplandı; gözlemlediler ve ölçtüler ve bu olayların, Nil'e büyü yapan ve birçok yere yayılan bir kadının yazarı olduğu Batı'nın bir gücünden kaynaklandığını keşfettiler.

Kral tüm kötülüklerin o büyücüden geldiğini anlayınca rahiplere şöyle dedi: "Bize yeterince zarar verdiği için onu yok etmenin yollarını ara." Daha sonra yıldız resimlerinin bulunduğu tapınakta buluştular ve kraldan onlara katılmasını istediler. Onları reddedemezdi. Ancak, bir saç tişörtü giyip külleri üzerine döktükten sonra tapınağa girdi ve Tanrı'ya yalvarmak için dua etmeye başladı ve şöyle dedi: “Ey Tanrım, sen tanrıların Tanrısısın ve kralların kralsın, yaratıcısı. her şeyden ve sizin yetkiniz ve gücünüz altında olmayan bu kadar küçük hiçbir şey yoktur. Bu yüzden sizden tüm erdemlerinizle, işaretlerinizle ve adınızla bizi bu halkın düşmanlığından kurtarmanızı rica ediyorum. " Uykunun üstesinden gelene kadar dua etti.

Bu yerde uyurken, rüyasında kendisine geldiğini gören bir adam, “Şikayetlerine Allah rahmettir. Kalbinin sırrını biliyor ve senin duanı işitti. Bu insanları mahvedecek ve onların tüm işlerini mahvedecek. Zehirli su sizden uzaklaşacak, vahşi hayvanlar yok olacak ve ölümcül hastalıklar sona erecek. "

Ertesi sabah rahipler kralın yanına döndüler ve söz verdiği gibi ondan onlara tapınağa kadar eşlik etmesini istediler. Cevap verdi: “Konuyu çoktan hallettim. Suyun çürümesinin ve vahşi hayvanların istilasının bir sonunu göreceksiniz ve gelecekte hiçbir şey size işkence etmeyecek. " Bu sözler üzerine rahipler sessizdi, ama şüphe duyan adamlar gibi birbirlerine baktılar: "Efendimizin sözü bizi memnun ediyor," dediler krala, "ve Tanrı günlerini uzatabilir." Ve görmesine izin vermeden, onu yanlış düşündüklerini, gittiler: "Böyle bir şey iddia ettiği gibiyse, görürüz" dediler, "ama eğer yanılıyorsa, suçlayacak her fırsatımız olacak. onun hatası ne zaman ortaya çıkacak. "

Ama iki gün sonra, bozuk su çekildi ve dokunduğu yerler güneş tarafından kurutuldu; vahşi hayvanlar telef oldu ve herkes kralın sözlerinin doğru olduğunu biliyordu.

Kral, bir rahip eşliğinde generallerinden birini, düşman şehirle ilgili haberleri aramak için bir birlik topluluğunun başına gönderdi. Bu adamlar yürüdüler ve hiçbir engelle veya savunmacılarla karşılaşmadan şehre ulaştılar. Şehre vardıklarında, ilk önce surlarının düştüğünü ve tüm sakinlerinin son adama kadar öldüğünü gördüler. Bazıları yakıldı ve yüzleri karardı. Putlar yüzleri yere dönük şekilde yatıyorlardı; ölülerin serveti önlerine yayıldı. Mısırlı askerler şehrin etrafında bir tur attılar ve her yönden keşfe çıktılar; Sahip oldukları bir vizyonun sonucu olarak, sakinlerinin dinini takip etmeyen bir adamdan başka bir kişiyi canlı buldular. Bir miktar servet, mücevher, altın nesneler ve heykeller gördüler; bu ganimetlerin sayısı ve değeri ölçülemezdi. Oradaydı,diğer şeylerin yanı sıra, bu Berberilerin taptığı bir rahip heykeli; zümrüt ve ametist bir kaide üzerine yerleştirildi. Altın renkli bir göksel ruhun görüntüsü de vardı. Kafası kırmızı bir taştı ve iki kanadı inciydi. Elinde, üzerinde Mısır ilimleri yazılı olan ve çeşitli renklerde taşlarla işlenmiş iki altın masa arasına birleştirilen bir kağıt tutuyordu. Sonra, erimiş yeşil camdan bir standın üzerine monte edilmiş, içinde pek çok hastalığı tedavi edebilecek bir miktar şifalı su olarak kalan mavi bir sümbül vazosu gördüler; ayrıca büyüler söyleyip tütsü yakanın onu havaya kaldırarak ona hizmet edebileceği söylenen gümüş bir at. Galip gelenler ayrıca çok sayıda harikalar, büyülü araçlar ve her türden idol buldular.Hem daha hafif hem de daha değerli olanları alıp hayvanlarını yüklediler. Her şeyi krala bildirdiler ve canlı bulunan adamı da ona geri getirdiler. Kral bu ganimeti büyük bir sevinçle aldı, Tanrı'ya şan verdi ve tüm halk onun mutluluğunu paylaştı. Rahipler, onlara sırrını açıklamamasına rağmen saygı duydu.

Daha sonra, kral aynı yere diğer yük hayvanlarını ve diğer askerleri gönderdi ve onlara eşlik etmek isteyen tüm Mir ve Ashmūn halkı şehirde değerli eşyalarını aramaya gidebilirdi. Büyük miktarlarda geri getirdiler; bazı insanlar evlerini ve pazarlarını süsledi; kral sarayını doldurdu; Bu olaylardan çok sonra, bu şehrin kalıntıları oraya varma imkânı olan insanları cezbetti ve geri dönenleri nadiren hayal kırıklığına uğrattı.

Kral, bu halkın sağ kalanını da beraberinde getirdi ve ona şehrin tarihini anlattırdı. Bu adam, şunun da dahil olduğu harika şeyler söyledi: “Halkımız hakkında bildiklerimin en harikası” dedi, “uzun zaman önce oldu. Bir devler ırkından bir Berberiler kralı, büyük bir takipçi kalabalığı, güçlü bir ordu ve görünüşe göre korkunç hayaletlerle şehrimize saldırmaya geldi. Yurttaşlarımız kendilerini kalelerine kilitlediler ve makineleri pivotlarına yerleştirdiler. Putlarının, şeyhlerinin ve rahiplerinin ayaklarına koşarak dua ederek secdeye vardılar. Aramızda, ileri yaşı evini terk etmesine engel olan çok saygıdeğer bir rahip vardı. Şehrin en önemli insanları içinde bulunduğumuz tehlikeyi ona bildirmek için gittiler.Bu rahip, suyu şehri sulayan geniş ve derin bir havzaya taşınmıştı. Havuzun kenarına oturdu ve etrafını diğer rahiplerle çevreledi, suda dua etmeye başladı. Bir süre dua ettikten sonra şiştiğini gördüler ve havzanın ortasında güneş diski büyüklüğünde ve parlaklığında bir yüz olan havzanın ortasında yanan ateş yükseldi. Tüm mevcutlar, ihtişamıyla göz kamaştıran o yüze eğildi. Bu disk kısa sürede tüm havzayı dolduracak şekilde büyüdü ve kubbenin tepesine yükseldi ve gökyüzüne yükseldi. Sonra bir sesin şöyle dediğini duydular: “Düşmanlarınıza adaleti teslim ettik; dışarı çık ve onların kalıntılarını al. " Vatandaşlarımızın hepsi duygu dolu ve kuşatılmış kampa vardıklarında hepsini ölü buldular. Bu insanların yanlarında getirdikleri her şeyi, parayı, elbiseyi,ve hayvanlar ve sonra şehre sevinçle döndüler. Bütün insanlar yemeye ve içmeye başladı. Sonra rahiplerden birine dedim ki: “O yüzün mucizesini gördün. Bu ne?"Cevap verdi: "Bize görünen Güneş'tir ve onları gördüğünüz gibi son insana mahvettir."

Bu hikaye sona erdi, kral adama şöyle dedi: "Artık yıkımınızın nedenini biliyor musunuz?" "Bilmiyorum" diye yanıtladı; “Ama o gece bunu izlerken, duvarların yıkıldığı sırada gürültülü bir çarpışma duydum. Ne olduğunu öğrenmek istedim; Tanımadığım bir ses duydum, bir ateşin ışığını gördüm ve yanan buharları hissettim. Bir tür handa yaşadım ( tüccarlar için bir otel türü)), karada çok sayıda var. Diye bağırdım ama kimse cevap vermedi. Kapıları açmaya çalıştım ama kapalı buldum. Daireme döndüm ve yangın kalıntısında bir meşale yaktım. Sonra otelimin her tarafına doğru yol aldım; ve orada bulunanlar, erkekler, kadınlar, genç ve yaşlı, canlı birini bulamadım. Dehşetimin doruğunda, Tanrı'ya yalvardım ve ona haykırdım. Sabah kalktım ve güneş çıkıp gün doğduğunda hiçbir hareket duymadım. Dışarı çıkarken şehri kralın memurlarının bulduğu durumda gördüm. " Bu adam zeki ve deneyimle yetenekliydi. Kral onu bir yoldaş, bir vezir ve bir dost yaptı.

Kral Mālīk tek tanrılı inancında ve En Yüce Tanrı'ya olan inancında ısrar etti. Kendi krallığını yönetti ve huzursuzluğu önlemek için birçok tur yaptı. Kendisiyle birlikte başka kimsenin gömülmemesini veya kimsenin altın, gümüş veya heykel yatırmasını dilediği mezarının inşasını emretti. Kendi elinde şu sözleri taşıyan bir kâğıt yazdı: “Bu, Mısır ve vilayetlerinin kralı Kral Māl tok'ün mezarıdır. Tek Tanrı'ya imanla öldü; Kendisinden başka kimseye hizmet etmedi ve putlara tapmakla lekelenmedi. Peygamberlik misyonuna, eylemlerin muhasebesine ve eserlerin muhakemesine inanıyordu. Falanca yaşadı. Kim kurtulursa, onun dinine uyacaktır. " Büyük hazineleri, üstüne kazdığı başka bir yere gömdü:"Bu hazineler, Allah'ın zamanın sonunda göndereceği Peygamber milleti tarafından çıkarılacaktır." Yazdığı kâğıdı, ölümüne kadar saklamasını ve öldüğünde üzerine yazdığı satırları mezarının üstüne kazımasını emrederek bakanlarından birine uzattı. Ömrünün sonunda mezarına gitti ve erkeklerin gözünden saklanarak dininin pratiğini yaşadı. Ölüme yaklaştığında oğlunu aradı; Tek tanrılı inancını açıkladı, bunun kendi dini olduğunu ortaya koydu ve ona onu takip etmesini ve putlara tapınmayı reddetmesini emretti. Oğlu henüz yaşadığı süre boyunca bu kurala sadık kaldı. Sonra kral öldü. Vücudu mezarına yatırıldı ve oğlu, kendisine verdiği yazıtı onun üzerine kazınmıştı.Yazdığı kâğıdı bakanlarından birine uzatarak, onu ölümüne kadar saklamasını ve öldüğünde üzerine yazdığı satırları mezarının üzerine kazımasını emretti. Ömrünün sonunda mezarına gitti ve erkeklerin gözünden saklanarak dininin pratiğini yaşadı. Ölüme yaklaştığında oğlunu aradı; Tek tanrılı inancını açıkladı, bunun kendi dini olduğunu ortaya koydu ve ona onu takip etmesini ve putlara tapınmayı reddetmesini emretti. Oğlu henüz yaşadığı süre boyunca bu kurala sadık kaldı. Sonra kral öldü. Vücudu mezarına yatırıldı ve oğlu, kendisine verdiği yazıtı onun üzerine kazınmıştı.Yazdığı kâğıdı bakanlarından birine uzatarak ona ölümüne kadar saklamasını ve öldüğünde üzerine yazdığı satırları mezarının üstüne kazımasını emretti. Ömrünün sonunda mezarına gitti ve erkeklerin gözünden saklanarak dininin pratiğini yaşadı. Ölüme yaklaştığında oğlunu aradı; Tek tanrılı inancını açıkladı, bunun kendi dini olduğunu ortaya koydu ve ona onu takip etmesini ve putlara tapınmayı reddetmesini emretti. Oğlu henüz yaşadığı süre boyunca bu kurala sadık kaldı. Sonra kral öldü. Vücudu mezarına yatırıldı ve oğlu, kendisine verdiği yazıtın üzerine kazınmıştı.Ömrünün sonunda mezarına gitti ve insanların gözünden gizlenmiş olarak dininin pratiğini yaşadı. Ölüme yaklaştığında oğlunu aradı; Tek tanrılı inancını açıkladı, dininin kendisi olduğunu ortaya koydu ve ona uymasını ve putlara tapınmayı reddetmesini emretti. Oğlu henüz yaşadığı süre boyunca bu kurala sadık kaldı. Sonra kral öldü. Vücudu mezarına yatırıldı ve oğlu, kendisine verdiği yazıtı onun üzerine kazınmıştı.Ömrünün sonunda mezarına gitti ve erkeklerin gözünden saklanarak dininin pratiğini yaşadı. Ölüme yaklaştığında oğlunu aradı; Tek tanrılı inancını açıklayarak, bunun kendi dini olduğunu ortaya koydu ve ona uymasını ve putlara tapınmayı reddetmesini emretti. Oğlu henüz yaşadığı süre boyunca bu kurala sadık kaldı. Sonra kral öldü. Vücudu mezarına yatırıldı ve oğlu, kendisine verdiği yazıtın üzerine kazınmıştı.Sonra kral öldü. Vücudu mezarına yatırıldı ve oğlu, kendisine verdiği yazıtın üzerine kazınmıştı.Sonra kral öldü. Vücudu mezarına yatırıldı ve oğlu, kendisine verdiği yazıtın üzerine kazınmıştı.

Khartaba
Onunla her şey bittiğinde, oğlu Khartabā tahta çıktı ve iktidarı ele geçirdi. Nazik bir prensti, kolay ahlaklı ve hoş bir karakterliydi. Babasının ölümünden sonra, yalnızca bir Tanrı'ya hizmet edeceğine dair verdiği sözü unuttu ve halkının dinine geri döndü. Başrahiplerden birinin kızı olan annesi, onu dönmeye ikna etti. Onun üzerinde büyük bir etkisi oldu; tapınakları restore etti ve putlara tapınmak için büyük bir heves gösterdi.

Kral, tutkuyla sevdiği kuzenlerinden biriyle evlendi; diğer tüm eşlerine iftira attı ve bu, kralın annesini rahatsız etti. Ancak bu karının, çok zeki bir büyücü olan Osyūṭ'dan yerli bir hizmetçisi vardı ve kardeşini sevdiği için büyük bir eğilim gösterdi. Bu büyücü, sanatını kralın karısıyla ilgili olarak kullandı; kral ile annesi arasındaki yanlış anlaşılmaları kralın annesinden ayrılıp onu inzivaya çekeceği noktaya kadar artırdı. Kadının kötü büyüleriyle kötülük, kralın artık annesinin yakınında kalmayacağına yemin ettiği noktaya kadar kontrol edilmeden büyüdü. Daha sonra yabancı ülkelere seyahat etmeye ve geziler yapmaya ve annesi öldüğünde Mısır'a dönmeye karar verdi. Yaptığı buydu;ve Hindistan topraklarından ve Sudan topraklarından geçti.

Khartabā'nın Hindistan topraklarını işgal etmesine neden olan sebep şuydu: Bu ülkenin Maswar adlı bir kralı, büyük bir ordunun ve güçlü bir filonun başına yürüdü; ülkeleri ve adaları fethetti, birçok insanı öldürdü ve birçok esir aldı; Mısır'ı duyduktan sonra onu işgal etmeyi teklif etmişti. Ama hastalandıktan sonra geri döndü. Khartabā, Hint gemilerinin modeline göre inşa edilmiş yüz gemiye sahipti ve üç yüz gemilik bir filoyla yola çıktı, karısını ve saray mensuplarını da yanına aldı. Yokluğunda Mısır hükümetini oğlu Kalkān'a bıraktı. Bu prens bir çocuk olduğu için, yanına Lāūn adında bir vezir ve Wasmūs adında bir rahip yerleştirdi.

Kral deniz kıyısında ilerledi; filoları kıyıları mahvetti. Gittiği tüm ülkelerde adını, tarihini ve geçiş tarihini içeren bir yazıt olan bir idol dikti. Sarandīb'a ulaştı ve kendisinden büyük hazineler ve birçok değerli taş aldığı sakinlerine karşı savaştı. Yanına o ülkenin bilgesini aldı; daha sonra Hindistan ve Çin arasında, koyu tenli ve uzun saçlı erkeklere sahip, kalabalık bir adaya ulaştı. Orada onların oyunlarını ve bilinmeyen kuşları, parfüm veren ağaçları, başka yerde bulunmayan buhurları ve meyveleri gördü. Bu insanlar ona teslimiyetlerini verdiler ve ona gümüş ve hediyeler getirdiler; onları aldı ve sonra ayrıldı. Uzun yıllar bu bölgenin adaları arasında seyahat etti. Mısır'dan yokluğunun on yedi yıl sürdüğünü söylüyorlar.

Ganimet yüklü ve muzaffer olarak ülkesine döndü ve annesinin öldüğünü öğrendi. Onun yokluğu onun yasını tuttu. Dönüşü genel bir sevinç yarattı ve halka çok fazla huzur, şan ve refah sağladı. Khartabā oğlu Kalkān'u krallığın başında, onu yerleştirdiği yerde buldu ve bu onu çok memnun etti. Krallar onu korkuttu ve gücü insanların gözünde büyük oldu.

Kral döndükten sonra bir dizi tapınak inşa etti, onları süsledi ve zenginleştirdi. Bu tanrıların yolculuğu sırasında onu koruduğuna ve gelirini ve zengin ganimetini korumak için onlara ihtiyaç duyduğuna inanarak yıldızların putlarını büyüttü. Yanında Hindistan'dan kitaplarını ve formüllerini saklayan bir doktor ve bir bilge getirmişti. Her iki adam da Mısır'da ünlü harikalar yarattı. Ayrıca Hindistan'dan mücevherlerle süslenmiş altın bir idol getirmişti. Onu inşa ettiği bir tapınağa kurdu ve ona hizmetçisi olarak Kızılderili bilge verdi. Onun ibadetine giden ve ona kurbanlar sunan oydu. Mısırlılar bu idolün sorularını sordular ve tüm sorularını yanıtladı.

Bir süre Mısır'da hüküm sürdükten sonra, Kral Khartabā Suriye bölgelerinde bir sefere çıktı; o sakinlere boyun eğdirdi. Mısır'a döndü ve arkasını döndü ve Nubia ve Sudan bölgelerine bir sefer yaptı. Bu ülkelerin halkları tapınaklarının güvende tutulması için yalvardı ve ona haraç ödemeyi teklif ettiler. Taleplerini kabul etti ve Mısır'a döndü.

Bu kralın saltanatı 75 yıldı. Batı çölüne bir türbe yaptırdı, ardından sanat eserleri ve harikalar yarattığı Rakka'ya gitti. Ölene kadar orada kaldı. Bu süre zarfında oğlu Memphis'teydi ve Mısır'ı yönetiyordu. Öldüğünde vücuduna mumya, kafur ve mür bulaştırdılar ve mezarına taşınan altın bir lahit içine yerleştirildi. Yanına büyük miktarda gümüş, değerli taşlar, çok sayıda heykel, harikalar, ilaçlar ve bestelediği kitaplar yerleştirdiler. Mezarın yanlarına resmi boyanmış ve üzerine yaptığı keşiflerin öyküsü, fethettiği ülkelerin adı ve yetiştirdiği gemiler kazınmıştı. Sonra mezarın kapısını kapattılar ve üzerine adını, saltanat tarihlerini ve ölüm tarihini yazdılar.Bu prens yakışıklı ve hafif bir karaktere sahipti. Karısının çoğu vücudu yüzünden kendini öldürdü. Rahipler, dinlerine gösterdiği gayret nedeniyle ağladılar.

Kalkan
Ondan sonra oğlu Kalkan hükümdarlık yapmıştır. Babasının ölümünden sonra İskenderiye'de taç giymeye gitti ve Memphis'e gelmeden önce bu şehirde iki ay geçirdi. Babasının dinini takip etti. İnsanlar onun gelişine sevindi çünkü bu prens rahiplerin bir arkadaşıydı ve harikaları tattı. Büyük ödüller verdiği yetenekli ustaları çağırdı. Hayatı boyunca kimya geliştirdi ( yani simya). Topladığı hazineler hatırı sayılırdı ve değerlendirilemeyecek miktarlarda Batı çöllerine gömüldü. Bu kral, Mısır'da kimya sanatını halka açık olarak uygulayan ilk kişidir; önceden gizli bir sanattı. Mısır kralları, diğer ulusların krallarının ele geçirmemesi için bunu bir sır olarak saklamayı uygun görmüşlerdi. Ancak Kalkān bu zihniyeti değiştirdi. Büyük miktarda altın yaptı ve bilgelik evlerini, bu metalin hükümdarlığı döneminde olduğu kadar bol olmamasına kadar doldurdu. Mısır'ın gelirleri hiçbir zaman tek haneli rakamlardan fazla olmamıştı. Kıptiler, bu zamanda yüz ve daha fazla on milyonlarca mi q āl'e ulaştığını söylüyor.. Madenlerden altın çıkarmayı bıraktılar çünkü işe yaramaz hale gelmişti. Kral ayrıca erimiş taşlarla birçok iyilik elde edilen renkli putlar yaptı. Kıptiler, kralın özellikle entelektüel şeyler aradığını ve bu nedenle "kralların düşmanı" olarak adlandırıldığını; Onun bilgisi tüm rahiplerin bilgisini aştı. Onlardan gizli kalanı onlara vahyetti. onlar da ona saygı duyuyorlardı ve sık sık onun bilgeliğine başvuruyorlardı.

O sırada İbrahim'in Nemrut'u yaşadı. Kalkān'un bilgeliğinin ve onun büyü biliminin yaygaraları Nemrut'a ulaştığında Kalkān'u kendisini ziyaret etmeye davet ettiği söylenir. Nemrut dev ve canavarcaydı. Irak'ın Sawad'ında yaşadı. Tanrı ona güç ve olağanüstü bir yiğitlik verdi, bu sayede kendisini dünyanın büyük bir kısmının efendisi yaptı. Krallarını yüceltmek isteyen Kıptiler, Kalkān'un Nemrut'tan gelen davetiyeyi aldıktan sonra, onu tek başına ve yanındakiler olmadan görmeye gideceğini belli bir yere gönderdiğini iddia ederler. Kalkān, dört kanatlı atın çektiği, etrafı ateşe benzer bir ışık ve çeşitli korkunç görüntülerle çevrili bir trenle geldi. Açık çenelerle ilerleyen, sırtından tutulan ve tasmalı bir ejderha ona eşlik etti. Kalkān bir yeşil mersin sopası tutuyordu; ejderha başını kaldırdığındaÇubuğa vurdu ve bu onu tekrar aşağıya inmeye zorladı. Nemrut onu gördü ve korkuyla doldu, ama Mısır Kralı onunla saygıyla konuştu ve ona bilgeliğini gösterdikten sonra arkadaşı ve yardımcısı olmasını istedi. Bu sözler Nemrut korkusunu yatıştırdı ve iki kral ayrıldı.
[ilgili-haber=602081]
Kıptiler Kalkān'un havaya yükselebileceğini ve batı piramidinin tepesine oturduğunu söylüyorlar. Hatta piramidin tepesinde o kadar uzun süre kaldığını ve diğer prenslerin krallığına göz diktiğini bile söylüyorlar. Sādūm adında bir Batı kralı, güçlü bir orduyla istila etmeye hazırlandı ve Mısır'ı kazanmak için Wādī-Hīt'a doğru ilerledi. Ama Kalkān onunla buluşmak için geldi ve işgalcilere karşı büyüsünün harikalarından birini üretti: Onları kaçamayacakları şekilde saran çok sıcak bir buluttu. Kral onları orada hapsedip halkına güven vermek ve ne yaptığını anlatmak için Mısır'a döndü. Daha sonra düşmanlara ne olduğunu sormak için arkadaşlarını gönderdi. Onları bıraktıkları yere vardıklarında, hepsini ölü buldular. Mısırlılar işgalcilerin bıraktığı tüm ganimetleri aldı.Halk, Kalkān'un bilgeliğine hayret ediyordu ve rakip krallar ondan, diğer hükümdarların ilham verdiğinden daha büyük bir korku duyuyordu. Kralın görüntüsü tüm tapınaklara yerleştirildi. Saltanatı uzun sürdü. Yaşamının sonunda Batı bölgesinde Satürn'e siyah granitten bir tapınak inşa etti ve orada bir ziyafet düzenledi. Binanın ortasına çok miktarda altın, mücevher, sır ve uyuşturucu topladığı bir mezar inşa etti ve ölmekte olduğunu duyurdu. Mezarın etrafına tılsımlar koydu, ardından kendini erkeklerin gözünden sakladı ve kimse onun ölümüne tanık olmadı.Siyah granitten, Batı bölgesinde ve orada bir şölen başlattı. Binanın ortasına çok miktarda altın, mücevher, sır ve uyuşturucu topladığı bir mezar inşa etti ve ölmekte olduğunu duyurdu. Mezarın etrafına tılsımlar koydu, ardından kendini erkeklerin gözünden sakladı ve kimse onun ölümüne tanık olmadı.Siyah granitten, Batı bölgesinde ve orada bir şölen başlattı. Binanın ortasına çok miktarda altın, mücevher, sır ve uyuşturucu topladığı bir mezar inşa etti ve ölmekte olduğunu duyurdu. Mezarın etrafına tılsımlar koydu, ardından kendini erkeklerin gözünden sakladı ve kimse onun ölümüne tanık olmadı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sa-hanedani.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sa-hanedani.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sa-hanedani_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sa-hanedani.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/sa-hanedani/603367/</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2021 22:08:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sözleşme yapılırken hak kaybına dikkat</title>
			<description><![CDATA[Mersin Barosu avukatlarından Hibe Gökalp, sözleşme yapılırken dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sözleşme yapılırken belirli kurallara uyulması gerektiğine dikkat çeken Gökalp, "Sözleşme, iki ya da daha fazla kişi arasında yapılan ve koşullarına uyulması yasayla desteklenmiş olan hukuki işlemlere denir. Sözleşmenin birçok çeşidiyle günlük hayatta da karşılaşmak mümkündür.

Bir kimsenin estetik yaptırmak amacıyla bir hekime başvurması, eser sözleşmesini veya bir kimsenin marketten alışveriş yapması alım-satım sözleşmesini meydana getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak sözleşme yaparken belirli kurallara uyulması, ileride tarafların yapılan bu sözleşmeyle alakalı başlarına gelebilecek hak kayıplarını önleme konusunda faydalı olacaktır. Unutmayalım ki, basit ve doğru önlemler büyük zararları ortadan kaldırır" dedi.

Sözleşme yapılırken dikkat edilmesi gereken noktaları da sıralayan Gökalp, şu konulara değindi; "Sözleşme yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, tarafların karşılıklı olarak isteklerini açık ve net bir şekilde, hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde belirtmeleridir. Öncelikle sözleşmenin bir taslağı oluşturulmalıdır. Sözleşmenin içeriği, belirlenecek hususlar, sözleşmeye konulacak zorunlu unsurlar olup olmadığı belirlenip, sözleşme taslağı oluşturmak işi kolaylaştıracak, sözleşmeyi daha kısa sürede ve doğru hazırlamamız konusunda bize yardımcı olacaktır. Sözleşmeye, sözleşmenin türünü belirten bir başlık konulmalıdır.

Sözleşmenin tarafları gerçek kişiyse ad-soyadı, tüzel kişiyse ticaret unvanları açık bir şekilde yazılmalıdır. Kimlik, imza sirküleri ve vekaletnameler mutlaka sözleşmeye eklenmelidir. Sözleşme yapacak tarafların, sözleşme yapma ehliyetlerinin olup olmadığı araştırılmaktadır. Taraflar sözleşme ile yapmak istediklerini açık ve net bir şekilde ortaya koymalıdır ve karşılıklı beyanları birbirine uymalıdır. Sözleşmede kullanılan hiçbir kelime muğlak olmamalıdır, her ifade kesin olmalıdır."

Hukukta genel olarak sözleşmeler için şekil serbestisi ilkesi uygulandığını, ancak kanunun emredici hükümlerinin uygulandığı sözleşmelerin de mevcut olduğunu söyleyen Gökalp, "Yapılan sözleşmeye kanunda uygulanması gereken zorunlu şekil şartlarının uygulanıp uygulanmayacağı doğru bir şekilde tespit edilmelidir. Örneğin resmi şekil şartı konulan sözleşmelerin, resmi memur önünde yapılması gerekmektedir.

Bu şekilde geçerlilik şartı konulan sözleşmeler resmi memur önünde yapılmadığı sürece geçersiz sayılmaktadır. Bu sebeple bu husus önem arz etmektedir. Sözleşmenin ifa yeri ve zamanı sözleşmede belirtilmelidir. Sözleşmenin yapıldığı tarih gösterilmelidir. Mevcut yasa ve yönetmeliklere aykırı hükümler konulmamalıdır.

Damga vergisi kanununa göre bazı sözleşmeler için damga vergisi ödenmesi şartı vardır. Sözleşmeleri imzalayanlar damga vergisi ödemekle mükelleftir. Sözleşmeler üzerinden alınacak damga vergisi oranı binde 9.48'dir. Bir nüshadan fazla olarak düzenlenen sözleşmelerin her nüshası ayrı ayrı aynı miktar veya oranda damga vergisine tabidir. Sözleşmede ihtilaf çıkması halinde hangi mahkemeye başvurulacağı, yetkili mahkeme belirlenip belirlenmediği, hakem ve arabuluculuk tayini gibi hususlar da önceden belirlenip sözleşmeye eklenmelidir. Sözleşme yapılırken dikkat edilmesi gereken son husus ise cezai şartın belirtilmesidir.

Taraflar kendilerine yüklenen sorumlulukları ihlal ederlerse, karşılaşacakları cezai şartı bilmelidirler. Böylece taraflar kendilerini teminat altına almış olmaktadırlar. Bu cezai şart genelde para olmakla birlikte kanuna ve ahlaka aykırı olmamak kaydıyla her türlü edim olarak kararlaştırılabilir" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sozlesme-yapilirken-hak-kaybina-dikkat-20210303AW25.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sozlesme-yapilirken-hak-kaybina-dikkat-20210303AW25.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sozlesme-yapilirken-hak-kaybina-dikkat-20210303AW25-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/03/sozlesme-yapilirken-hak-kaybina-dikkat-20210303AW25.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/sozlesme-yapilirken-hak-kaybina-dikkat/603320/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Mar 2021 15:51:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Akraba düğününe sözlü izinle gidince kovuldu</title>
			<description><![CDATA[Milyonlarca çalışanı yakından ilgilendiren emsal nitelikteki bir karara imza atan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverenden sözlü olarak yıllık izin alan işçinin devamsızlıktan atılmasının önünü açtı. Yüksek mahkeme, işçinin izne dair belgeyi ibraz etmekle mükellef olduğuna dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dört senedir çalıştığı iş yerinden kayınbiraderinin düğününe katılmak için bir hafta yıllık izin talep eden işçi, bu isteğini işveren temsilcisine sözlü olarak bildirip izne ayrıldı. İzin dönüşü iş yerine giden işçi, hayatının şokunu yaşadı. Hakkında 3 gün üst üste devamsızlık tutanağı tutulan işçi, tazminat ödenmeden kovuldu. İş Mahkemesi'nin kapısını çalan mağdur işçi, izin alarak yakınının düğününe gittiğini söyledi.

Tam 4 senedir lojistik şefi olarak çalıştığını, kayınbiraderinin düğün merasimi sebebi ile yıllık izninin bir bölümünü kullanmak istediğini iki ay öncesinden gerek sözlü ve gerekse de yazılı olarak işverene bildirdiğini öne sürdü. Yıllık izninin bitimini müteakip gittiği iş yerinden kovulduğunu anlatan davacı işçi, çalıştığı dönem boyunca mesai parasının eksik ödendiğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatıyla resmi tatil alacaklarının ödenmesini talep etti.

Davalı işveren ise davacının iş akdinin mazeretsiz devamsızlık sebebi ile feshedildiğini, şirkette çalışma sisteminin haftalık çalışma süresini aşmayacak şekilde düzenlenmiş olduğunu, bu sebeple şirkette fazla çalışma yapılmadığını dile getirdi. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar verdi. Kararı davalı işveren temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi.

Yargıtay kararında 4857 sayılı İş Kanunu'ndaki ‘işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi halinde işverenin haklı fesih imkanının bulunduğu kurala bağlanmıştır' hükmüne dikkat çekildi. Davacı işçinin yıllık izin aldığını iddia ettiğinin vurgulandığı kararda şu ifadelere yer verildi:

“Davacı, yakınının düğünü sebebi ile işverenden yazılı ve sözlü izin alarak bir hafta boyunca iş yerine gitmediğini iddia etmiş, davalı ise davacının 3 gün üst üste devamsızlık yaptığını, haklı bir mazeret bildirmediğini ve bu sebeple iş akdinin haklı sebeple feshedildiğini savunmuştur. Dosyada davacı hakkında düzenlenmiş devamsızlık tutanakları bulunmaktadır. Davalı, ihtarname ile davacıdan işe gelmesini önleyecek haklı bir sebebin olması halinde bunu belgeleyecek remi bir evrakın 3 gün içinde davalı şirkete ibrazını, aksi halde kabul edilir bir mazeretle işe gelmediğinin anlaşılması halinde iş akdinin İş Kanunu'nun 25/ıı (g) maddesine göre bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedileceğini bildirmiştir.

Davacı, davalı ihtarnamesine verdiği cevapta belirtilen tarihlerde yakınının düğüne gittiğini ve bu hususu da daha önce işverene bildirdiğini, düğün sonrası işe başladığını ve ağır hakaret ve küfürlerle kovulduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine davalı tarafından davacıya gönderilen ihtarname ile davacının iddialarının gerçek olmadığı ve iş akdinin devamsızlık sebebi feshedildiğinin bildirildiği anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı, devamsızlık yapıldığı belirtilen tarihler için işverenden izin aldığını iddia etmişse de dosyada davacının işverenden izin aldığını gösteren bir belge bulunmamaktadır.

Ayrıca davacı tanıkları da davacı iddialarını destekleyen bir beyanda bulunmamışlardır. Bu hali ile davacının devamsızlık yaptığı sabit olup işverenin feshi haklı sebebe dayandığından kıdem ve ihbar tazminatının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Mahkeme hükmünün bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/02/akraba-dugunune-sozlu-izinle-gidince-kovuldu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/02/akraba-dugunune-sozlu-izinle-gidince-kovuldu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/02/akraba-dugunune-sozlu-izinle-gidince-kovuldu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2021/02/akraba-dugunune-sozlu-izinle-gidince-kovuldu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/akraba-dugunune-sozlu-izinle-gidince-kovuldu/603292/</link>
			<pubDate>Sun, 28 Feb 2021 16:01:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Melik Berkyaruk kimdir, Uyanış Selçuklu Emir Berkyaruk</title>
			<description><![CDATA[Melik Beryaruk'un tam adı kayıtlarda Ebu Muzaffer Rukneddin Berkyaruk bin Melikşah olarak geçiyor. Doğum tarihi 1080, ölüm tarihi ise 1104'tür. Büyük Selçuklu Devleti sultanı Melikşah'ın oğlu ve Melikşah'ın vefatından sonraki dönemde (1092-1104 yılları) devletin hükümdarıdır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Berkyaruk, Melikşah'ın büyük oğluydu. Annesi, Selçuklu asıllı Emir Yakuti’nin kızı ve Azerbaycan Emiri İsmail’in kardeşi olan Zübeyde Hâtun'du. Fakat Melikşah'ın 1092'de ölmesi ile Terken Hatun, eşinin ölümünden 6 gün sonra 25 Kasım 1092'de Melikşah'ın diğer küçük yaştaki oğlu ve Berkyaruk'un kardeşi I. Mahmud'un sultanlığını ilan etti. Kendine taraftar bulmak ve bu saltanatı pekiştirmek için rivayete göre ordu mensuplarına 20.000 altın dinar dağıttı. Sonra da Emir Kur Boğa'yı İsfahan'da bulunan veliaht Berkyaruk'u yakalamak için gönderdi. Kendisi ve annesi ordu ile bu emiri izlemişti. Ancak Nizam-ül Mülk taraftarları da 14 yaşındaki Berkyaruk'u Rey şehrine kaçırarak sultan ilan ettiler. Selçuklu tahtını ele geçirmek isteyen iki taraf arasında Burucerd'de 11 Ocak 1093 tarihinde yaşanan savaşta Terken Hatun'un ordusundaki bazı emir ve askerlerin kendi tarafına geçmesiyle Berkyaruk savaşı kazandı ve hükümdarlığını pekiştirdi.

Berkyaruk, 17 Ocak 1093'te İsfahan’ı kuşattı. Kuşatma altında zor durumda kalan Terken Hâtun, yüklü bir para vererek antlaşma teklifinde bulundu. Berkyaruk bu anlaşmayı kabul ederek kuşatmayı kaldırdı. Yapılan anlaşmaya göre, İsfahan ve Fars eyaletleri kendisi ile oğlu Mahmud’a bırakıldı. Berkyaruk ise, Sultan olarak kabul edildi ve diğer eyaletler onun egemenliğine bırakıldı. Terken Hâtun oğlunu tekrar iktidara geçirebilmek amacıyla bu sefer Berkyaruk’un dayısı Azerbaycan Emiri İsmail Bin Yakutî’ye haber gönderip, Berkyaruk'a karşı yanında yer alması için işbirliği teklif etmiştir. İsmail Bin Yakutî’ye de Selçuklu tahtını ele geçirebilmek amacıyla bu teklifi kabul ederek Berkyaruk üzerine harekete geçti. Şubat 1093'te Kerec yöresinde yapılan savaşı Berkyaruk'un ordusu kazandı. Bu galibiyetten sonra Bağdat’a giden Berkyaruk, Halife "Rükneddin" lakabıyla sultan ilan edildi ve 3 Şubat 1094 adına hutbe okundu.

Amcası olan Tutuş Şam ve Halep'te kendi Suriye Selçuklu Devleti sultanlığını ilan etmiş ve Fars bölgesi üzerinde hükümdarlığını iddia etmekteydi. Bu sırada Terken Hâtun, Tutuş’a gönderdiği mektupta devleti birlikte yönetmeyi, işbirliği teklif etti. Tutuş bu teklifi kabul ederek İsfahan üzerine yürümeye karar verdi. Ekim 1094'te Tutuş ile yaptığı savaşı kaybeden Berkyaruk, İsfahan'a sığınmak zorunda kaldı. Burada I. Mahmud'un emirleri tarafından esir edilen Berkyaruk, I. Mahmud'un ani ölümüyle onun Emirleri'nin desteğini aldı.

Berkyaruk ile Tutuş arasında 26 Şubat 1095'te Rey yakınlarında yapılan bir muharebe sonunda Tutuş savaşı kaybetti ve bu muharebe de öldü. Fakat Tutuş’un ölümünden sonra küçük oğlu Dukak Şam’da sultanlığını ilan etti. Diğer taraftan Tutuş'un büyük oğlu Rıdvan ise Halep'i eline geçirerek kendini orada sultan ilan etti. Böylece Berkyaruk döneminde Suriye'de Halep Melikliği ve Şam Melikliği kuruldu.

Anadolu'da ise I. Kılıç Arslan, babası Kutalmışoğlu Süleyman Şah Melik Tutuş'a "Ayn Şeylem Savaşı"'nda yenilmesinden sonra Melikşah tarafından İsfahan'a gönderilmiş ve orada rehine bulunmaktayken, Melikşah'ın ölümünden sonra Anadolu'ya dönüp Büyük Selçuklu Devleti'nden bağımsız olan Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı olmuştu.

Berkyaruk'un saltanat döneminde böylece "Büyük Selçuklu Devleti" asgari üç devlete ayrılmış oldu:

1- Berkyaruk ve ona bağlı kardeşleri: 1194'e kadar İsfahan'da I. Mahmud ile Horasan'da Sencer Sultan.

2 - 1095'e kadar Tutuş hükümdarlığı altında ve sonra Dukak hükümdarlığı altında Şam Selçuklu Melikliği ve Rıdvan hükümdarlığı altında Halep Selçuklu Melikliği.

3 - I. Kılıç Arslan hükümdarlığı altında Anadolu Selçuklu Devleti.

Berkyaruk, ülkede birliği sağlamak amacıyla amcaları ve çeşitli emirlerle mücadelelerini sürdürmüş ve 1097'de topraklarında yeniden hakimiyet kurmayı başarmıştır. Mücadelesi sonunda kardeşleri Muhammed Tapar ve Sencer, Azerbaycan Meliki Mevdûd b. İsmâil, Tutuş’un oğulları Halep Meliki Rıdvan, Şam Meliki Dukak, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan ve Kirman Selçuklu Meliki Turan Şah onu Büyük Selçuklu sultanı olarak tanıyarak itaat ettiler. Ancak kardeşi Gence Melik'i Muhammed Tapar, 1099 yılında ağabeyine karşı isyan ederek kendi sultanlığını ilan etti. uzun yıllar süren savaşlarla bir sonuç elde edilememesi üzerine 1104 yılında antlaşma sağlandı. Bu antlaşma hükümlerince; Cibâl, Fars, İsfahan, Rey, Hemedan, Hûzistan ve Bağdat Berkyaruk idaresinde kalmış olup, Azerbaycan, Diyarbekir, el-Cezîre, Musul, Suriye ve Hille Emîri Sadaka’nın hâkimiyetindeki topraklar Muhammed Tapar’ın egemenliğine bırakılmıştır.

Berkyaruk, 22 Aralık 1104'te verem'den öldü. Berkyaruk'un sağ iken varisi olarak oğlu II. Melikşah ordusuna gösterip onlardan oğluna biat etme yemini almıştı. Ama yetişkin olmayan II. Melikşah tahta geçirildi ise Büyük Selçuklu Devleti içinde Irak ve Fars'ı idaresi altında bulunduran amcası Muhammed Tapar ve oğlu II. Mahmud ile Horasan ve Maveraünnehir'de idaresi bulunan diğer amcası Sencer Sultan gerçek iktidar oldular.

Melik Berkyaruk'un annesi Zübeyde Hatun

(d. (?) - ö. 1099, Rey), Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Melikşah'ın eşi, Berkyaruk'un annesi.

Babası Çağrı Bey'in oğlu Emir Yakuti'dir. Sultan Melikşah ile evlendi. Kocası Melikşah üzerinde etkiliydi. 1081 yılında Berkyaruk'u dünyaya getirdi. Oğlu Berkyaruk Selçuklu Sultanı olunca bir süre sonra kayınbiraderi Tacüddevle Tutuş isyan etti. Berkyaruk'un isyanı bastırıp amcasını öldürmesi üzerine annesini yanına getirmek istedi ancak veziri Müeyyidülmülk buna karşı çıktı. Zübeyde Hatun, Müeyyidülmülk'ün karşı çıktığını öğrenince Fahrülmülk'ün de kışkırtmalarıyla vezire kin beslemeye başladı. Bu durum neticesinde Müeyyidülmülk azledilerek yerine kardeşi Fahrülmülk vezirliğe getirildi. Vezirlikten azledilen Müeyyidülmülk'ün Zübeyde Hatun'a karşı intikam duyguları kabardı. Müeyyidülmülk'ün teşvikiyle isyan edip sultanlığını ilan Muhammed Tapar Müeyyidülmülk'ü vezirliğe getirdi. Muhammed Tapar, Rey şehrine geldiğinde Zübeyde Hatun'da oradaydı. Müeyyidülmülk Zübeyde Hatun'u önce hapsetti ardından da öldürttü]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/12/melik-berkyaruk-kimdir-emir-berkyaruk.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/12/melik-berkyaruk-kimdir-emir-berkyaruk.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/12/melik-berkyaruk-kimdir-emir-berkyaruk_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/12/melik-berkyaruk-kimdir-emir-berkyaruk.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/melik-berkyaruk-kimdir-uyanis-selcuklu-emir-berkyaruk/602866/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Dec 2020 18:29:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hasan Sabbah'ın kartal yuvası kalesi, Batınilerin kalesi</title>
			<description><![CDATA[Kartalın öğretisi, kartal yuvası ve fedailerin kalesi olarak anılan Alamut Kalesi nerede? Hasan Sabbah'ın yaklaşık 35 yıl kaldığı ve efsaneye göre sadece iki kez çatısına çıktığı Kale! İşte Alamut Kalesi ve hakkındaki bilgiler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hazar Denizi'nin güney yönünde, İran'ın Kazvin şehri sınırları içerisinde yer alan kale Batıni, Nizarı Batıni veya İsmailiyye olarak mezhebine mensupların devlet merkezi. Kartal yuvası anlamına gelen Alamut'un kaynaklarda, Cüstaniler'in kralı Veşudan İbn-i Cüstan tarafından inşa edildiği yazıyor. Alamut, baız kaynaklarda anlam olarak 'Kartalın öğretisi' veya 'Cezalandırma yuvası' olarak geçiyor. Bazı kaynaklar Alamut'u, Elemut olarak zikretmiş ve ebced hesabı ile de hicri 483 yılına tekabül ettiğine yer vermiştir. Bu tarih Hasan Sabbah'ın Alamut Kalesi'ni Cüstaniler'den zaptettiği tarihtir. Kale bu tarihten sonra Hasan Sabbah'a bağlı batınilerin (Haşhaşiler) merkezi olarak faaliyet gösterdi.

Aynı dönemde ismaililerin başkaca kaleleri de mevcuttu. Bu kalelerin en ünlüsü olan Alamut, herhangi bir askeri saldırıya karşı zaptedilemez olduğu düşünülüyordu ve filozofların, bilim adamlarının ve ilahiyatçıların entelektüel özgürlükte tartışabilecekleri cennet bahçeleri, kütüphanesi ve laboratuvarları ile ünlenmişti. Kale Harezm ve Selçuklu ordusu tarafından farklı zamanlarda kuşatılmış olsa da ele geçirilememiştir. 1256 yılında Moğol imparatoru Hülagühan tarafından kuşatılan kale ele geçirilmiş ve içindeki tüm haşhaşiler öldürülmüştür. Döneminde meşhur olan Alamut Kalesi kütüphanesi de yakılarak imha edilmiştir.

Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi

Nizari-İsmaili mezhebinin yaşatılmasında büyük bir rol oynayan bu merkezde adamlarına cennetin anahtarlarını kendi ellerinde bulundurduğuna inandıran ve haşhaşın uyuşturucu etkisini kullanan Hasan Sabbah, eğitime tabi tuttuğu fedaileri aracılığıyla birçok devlet adamı ve hükümdarın canına mâl olan suikastler tertip etmeyi başarabilmiş ve çevresindeki ülkelere epey gözdağı vermişti. Suikast düzenlemek anlamına gelen İngilizce assassination kelimesinin burada yaşayan haşhaşin örgütünün adından değişerek türetildiği zannedilmektedir. Zamanın Haçlı kaynaklı tarihçileri Hasan Sabbah fedailerinin kendilerini feda edecek kadar davaya bağlı olmalarını anlamlandıramamış ve siyasi suikastleri yerine getirmesi için haşhaşın uyuşturucu etkisini kullanıldığını öne sürmüşlerdir.

Şiîlik mezhebinin İsmâilîlik meşrebinin Nizârîlik koluna bağlı Hasan Sabbah'ın zamanında şöhretinin doruk noktasına ulaşmıştır. Hasan Sabbah, münzevi ve katı dini yaşam tarzıyla tanınır. Alamut Kalesi'ndeki yaşam alanlarını çatıya çıkmak için yalnızca iki kez terk ettiği öne sürülüyor. Hassan Sabbah'ın bazı kaynaklarda bir karısı, iki kızı ve iki oğlu olduğu belirtiliyor.

Hasan'ın karısı ve kızları, Shirgir'in Alamut'a karşı yürüttüğü kampanya sırasında güvenli bir yer olarak Gerdkuh'a gönderilir ve bir daha geri dönmezler. Tarihe "Haşhaşiler" ve "suikastçılar" olarak geçen bu kalede ikamet eden İsmâilîler'in bu şekilde tanımlanmalarının nedenlerinden biri Marco Polo'nun anılarında aktarmış olduğu bilgilerdir. 

Bir Nizari suikastçısı hayatını başkaları için veya belirli bir amaca hizmet etmek için sunan fida'i veya adanmış olarak tanımlanır. Şiîlik mezheblerinden olan İsmailî-Nizârîler kolunun temelini teşkil eden bu tarikat günümüzde IV. Ağa Han'ın önderliğinde ezoterik-batınilik dünyasının en büyük temsilcisi olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/11/alamut-kalesi-alamut-fedailerin-kalesi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/11/alamut-kalesi-alamut-fedailerin-kalesi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/11/alamut-kalesi-alamut-fedailerin-kalesi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/11/alamut-kalesi-alamut-fedailerin-kalesi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/hasan-sabbah-in-kartal-yuvasi-kalesi-batinilerin-kalesi/602441/</link>
			<pubDate>Mon, 09 Nov 2020 20:01:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Komşusunu üzünce tazminata mahkum oldu</title>
			<description><![CDATA[Yargıtay, üst kattaki komşusunun dairesinden su sızdığı için üzüntü duyan ev sahibine tazminat ödenmesinin önünü açtı. Yüksek Mahkeme; alt kattaki daireye su sızması sonucu tamirini yaptırmayan kişinin, komşusuna tazminat ödemesi gerektiğini ve gerekli tamirat işlemini yaptırmakla sorumlu olduğuna hükmetti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Komşuların arasını açan su sızma tartışması Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin son kararıyla yeni bir boyut kazandı. Üst kattaki komşusunun balkon ve banyosundan sızan su sebebiyle büyük mağduriyet yaşayan vatandaş, önce diyalog yolunu seçti.

Komşusuna, evinde zarar meydana geldiğini, gerekli tadilatı yaptırması gerektiğini dile getiren mağdur apartman sakini, komşusunun soruna kulak asmaması sebebiyle Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yolunu tuttu. Üst kat komşusu 11 numaralı daire sahibinin, balkon ve banyosundan gelen sızıntılar nedeniyle dairesinin zarar gördüğü, zararların tespiti için Sulh Hukuk Mahkemesi 'ne başvurarak tespit yaptırdığını bu nedenle verilen zararların toplamı 1.168 TL maddi tazminat ile bin TL manevi tazminata hüküm edilmesini talep etti.

6. Asliye Hukuk Mahkemesi; açılan maddi tazminat talebinin 850 TL'sinin kabulü ile dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davacının istemiş olduğu manevi tazminatın tamamının reddine hükmetti.

Tarafların temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, yargılamada görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle hükmü bozdu. Asliye Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararından sonra yargılamaya devam eden 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, davanın kabulü ile; 1.168 TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacıya ait balkon ve banyodaki rutubetlerin, dökülmelerin ve kararmaların davalının dairesinden kaynaklandığı anlaşılmakla davalının balkonunu doğrama korkulukları ile balkon çıkıntısı arasındaki kılcal boşlukların su geçirmez likit izolasyon malzemeleri ile dolgusunu yaptırmasına, bu işlem için davalıya 1 iş günü süre verilmesine hükmetti.

Davalının dairesinin banyosunda bulunan küvetin sökülerek seramik kaplamaların ve derzlerin yenilenmesi ve daha sonra akrilik küvetin monte edilmesi için davalıya 2 iş günü süre verilmesine karar verildi. Hüküm davalı tarafından temyiz edildi.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. Tazminat kararını yerinde bulan Daire; alt kattaki dairede oluşan tadilatın da suyun sızdığı daire sahibince yaptırılması gerektiğine hükmetti. Daire, mahkeme kararını oy birliği ile onanmasına hükmetti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/komsusunu-uzunce-tazminata-mahkum-oldu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/komsusunu-uzunce-tazminata-mahkum-oldu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/komsusunu-uzunce-tazminata-mahkum-oldu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/komsusunu-uzunce-tazminata-mahkum-oldu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/komsusunu-uzunce-tazminata-mahkum-oldu/602322/</link>
			<pubDate>Thu, 29 Oct 2020 13:24:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İmam Cüveyni'nin varisi, Ebu Hamid Gazali</title>
			<description><![CDATA[Yayınlanan iki bölümüyle reyting rekorları kıran TRT1'in sevilen dizisi Uyanış: Büyük Selçuklu'nun 3. bölümü heyecanla bekleniyor. Yayınlanan 3. Bölüm fragmanında saray görevlilerinin Hace Nizamülmülk'e ''İmam Cüveyni'nin varisi geldi'' sözü merak konusu oldu. Değişik akımlardan birçok tanınmış simanın yaşadığı dönemin belki de en meşhur ismi? İşte İmam Cüveyni'nin varisi..]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Büyük Selçuklu Devleti döneminde yaşamış, devrin büyük âlimlerinden İmam Gazali’nin tam adı, Ḥüccetü’l-İslâm Ebû Ḥâmid Muḥammed bin Muḥammed bin Muḥammed bin Aḥmed el-Gazzali et-Tusi’dir. Huccetü’l-İslâm ve Zeynüddin ise lakaplarıdır. Bazı kaynaklarda Gazzali, bazılarında ise Gazali şeklinde anılmış olup genel olarak İmam Gazali diye bilinir. Ebu Hamid künyesi ile de anıldığı bilinen Gazali’nin Hamid adında bir oğlunun olup olmadığı ise bilinmemektedir. Bu nedenle bahse konu çocuğun doğmuş ve kısa süre sonra vefat etmiş olabileceği öne sürülür. İmam Gazali İslam’ın altın çağı olarak adlandırılan bir dönemde, hicri takvime göre 450, miladi takvime göre ise 1058 yılında Horasan eyaletinin Tus şehrinde doğmuştur.

Genç yaştan itibaren dönemin meşhur alimlerinden eğitimler alan Gazali, itikadi olarak İmam Eşari’yi, fıkhi olarak da İmam Şafi’yi benimsemiştir. Hocası İmam Cüveyni (Abdülmelik el-Cüveyni) vefat edince Büyük Selçuklu Devleti veziri Hace Nizamülmülk’ün yanına gitti. Bir toplantıda, konuşulan konularda verdiği cevaplar ve kurduğu cümleler üzerine Hace, üstün bir şahsiyet olduğunu fark ederek Gazali’yi Bağdat’taki Nizamiye Medresesine başmüderris olarak görevlendirir. Burada derin bilgisi ve ilmi ile kısa sürede ünü yayılan Gazali’nin kalabalık öğrenci kitlesi oluştu. 4 yıl başmüderris olarak ders veritken sonra hacca gitmek üzere görevini bırakarak Bağdat’tan ayrıldı. 1095 yılında çıktığı hac yolculuğunda Şam’a uğrayan Gazali, burada 2 yıl kaldı. Bağdat’tan ayrılacağı dönem başlayan tasavvuf ilgisi burada da devam etti. 1097 yılında hac yaptıktan sonra tekrar Şam’a oradan da Bağdat yolundan Tus’a döndü. Şam ve Tus’ta bulunduğu bu dönemlerde tasavvufla ilgilenerek, uzlete çekildi. Bağdat’tan ayrılalı tam 11 yıl olmuştu ki, Hace Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk’ün ısrarlı ricası üzerine Nişabur’daki Nizamiye Medresesinde yeniden eğitim vermeye başladı.

Medresedeki kısa süreli görevinin ardından tekrar Tus’a dönerek bir tekke inşa ettirdi. Vefatına kadar bu tekkede tasavvufi çalışmalar yaptı. Müritleriyle birlikte sufi yaşamı süren İmam Gazali Miladi 1111 yılında Tus’ta vefat etti. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam gibi isimler başta olmak üzere döneminde çok sayıda tanınmış sima vardı. Gazali’nin ilime olan merakı onu çok sayıda fikri ve dini akımı araştırmaya itti. Bu yönüyle döneme dair her akım hakkında detaylı bilgiye sahip olan Gazali; felsefeciler, Batıniler ve kelamcıları kitaplarında tenkit etti. Bu akımlarla ilgili çok defa da reddiye yaptı. Görüşlerin her birini inceleyen Gazali Sufiliği benimsemiş ve tasavvufa yönelip hakikatı bu yolda aramıştır. İmam Gazali bu geçirdiği bu süreci El-Münkız Mine'd Dalal adlı kitabında şöyle izah ediyor;

‘’Gençliğimden itibaren 50 yaşımı aştığım bu ana gelinceye kadar, bu engin denizlerin derinliklerine dalmaktan hiç geri durmadım. Coşkulu denizlere çekingen korkaklar gibi değil, cesur kimselerin dalışı gibi daldım, gördüğüm her meselenin üzerine atladım. Her zorluğun içine apansız girdim. Her fırkanın inanış ve fikirlerini inceliyor, her grubun tuttuğu yolun inceliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyordum. Araştırdığım fırkaların hak veya batıl, sünnete uygun veya bidat sahibi olmaları konusunda ayrım yapmıyordum. Bâtınîlik yolunu tutmuş her fırkanın, bu düşünceyle ne hedeflediklerini öğrenmeye çalıştım. Zâhirîlik yolunu tutmuş olanların, bununla neler elde ettiklerini ortaya çıkarmaya gayret ettim. Felsefe yolunu tutmuş olanların, sahip oldukları felsefeyi bütün esaslarıyla öğrenmeye özen gösterdim. Hiçbir kelâm âlimini dışarıda bırakmadan kelamdaki yöntemini ve mücadelesini öğrenmeye çaba gösterdim. Bütün gücümle ne kadar sufi var ise onun sufiliğindeki sırları öğrenmeye, ne kadar abid var ise bu ibadetleriyle neler kazandığını araştırmaya çalıştım. Bütün zındıkların, Allah’ın varlığını ve sıfatlarını kabul etmeyenlerin, bu inanış veya inkarlarının arkasında yatan sebepleri titizlikle araştırdım. Her şeyin hakikatini öğrenmeye karşı duyduğum susamışlık; baştan ve gençliğimden beri tuttuğum yol ve benim bir hasletim olmuştur. Bu hasletler, Allah tarafından benim yaratılışıma ve hamuruma katılmış özelliklerdir;

benim seçimim ve tercihim değildir. Bunun sonucunda çocukluğumun coşkulu çağlarından itibaren taklit bağlarından sıyrıldım ve büyüklerimizden miras kalan sırf taklide dayalı inanç esaslarından koptum. Çünkü Hristiyan çocuklarının hepsi bu din üzere yetiştiklerini, Yahudi çocuklarının sürekli bu dinin esaslarına göre büyüdüklerini, Müslüman çocuklarında istisnasız İslam dini üzere yetişmekte olduklarını görmekteydim. Yaratılıştan gelen asli hakikati ve ana baba ile hocalar aracılığıyla kazanılan sonraki inanç esasları ve taklit unsurlarının hakikatini öğrenme konusunda içimde büyük bir istek oluştu. Taklit, başlangıçta birtakım telkinlere dayanmaktaydı. Bunların da hangilerinin hak ve batıl olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı. Kendime şöyle dedim: Benim istediğim, her şeyin gerçek yüzünü öğrenmektir. Öyleyse önce bilginin gerçek yüzünün ne olduğunu öğrenmekle işe başlamam gerekir’’

İmam Gazali’ye göre döneminde İslamiyet'in birliğine kötü anlamda doğrudan etki edecek fikirler hızla yayılıyor, bir taraftan Yunan felsefesi ile İslam inancını yeniden yazmaya çalışan filozoflar, diğer yandan Kur'an'ın apaçık ayetlerini karanlık ve gizemli tefsirlere konu yapan Bâtıniler, İslam dinine ve Ehl-i sünnet itikadının bütünlüğüne büyük zarar veriyordu. Bâtınilik, Gazali’nin döneminde ortaya çıkmış ve Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk bu görüşün üyeleri tarafından öldürülmüştür. Gazali bu dönemde Ehl-i Sünnet dışı grupların görüşlerine karşı reddiyeler yazarak mücadele etmiş, Mu'tezile ve Bâtınilik'e karşı altı tane eser yazmıştır. Felsefeye karşı verdiği mücadele ile İslam dünyasında felsefi düşüncenin gelişmesini önlediği düşünülmektedir. Toplamda 500 civarında kitap yazdığı öngörülen İmam Gazali’nin günümüze ulaşan eser sayısı 75’tir. Bu kitapların isimleri ise şöyledir;

İhya-u Ulumi'd, El münkız mine'd Dalal, Makaasidü'l Felasife, El Mustafa, Tehafütü'l Felasife, El İktisad fi'l İtikad, Kimya-i Saadet, El Kıstasü'l Müstakim ve Fedâih-ul-Bâtınîyye, Bidayetü'l Hidaye, Miyarül İlim, Mihekkun Nazar, Mişkatü’l Envar, Tefsir’u Yâkûti’t Te’vîl, Cevâhir’ül Kur’ân, El Bâsıt, El Vâsit, Maksaadü’l–Esnâ fi Şerhi’l-Esmâü’l Hüsnâ, Makaasıd Maznun’ü Bih la Gayri Ehlih, El Vecîz, Mizanü’l Amel, Faysal ül-tefrika beyne’l –İslâm ve’z-zendeka, İlcam ül-avam an İlm-i Kelâm, El Mustazhiri, Er-Redd ül-cemil Ala Sarih, Kitab ül-erbain, Minhac ül-abidin, Eyyühe’l Veled, Mükâşefetü'l-Kulûb, Nasihatü’l Müluk, Ed-Dürc, Mafsalü’l Hilaf, Hüccetü’l Hak, el-İmlâ alâ Müşkilâti’l-İhyâ.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/imam-cuveyni-nin-varisi-kim.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/imam-cuveyni-nin-varisi-kim.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/imam-cuveyni-nin-varisi-kim_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2020/10/imam-cuveyni-nin-varisi-kim.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/imam-cuveyni-nin-varisi-ebu-hamid-gazali/602117/</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2020 15:30:12 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>