<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>AR-GE</title>
         <link>https://www.karamanca.net/ar-ge/</link>
         <description></description><item>
			<title>2 milyar yıllık sır yanlış yorumlanmış olabilir</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ENİ bir araştırma, Dünya'da oksijenleşme sürecine dair 2 milyar yıllık kimyasal izin yerel magma hareketlerinin sonucu olabileceğini ortaya koydu.

California Teknoloji Enstitüsü öncülüğünde yürütülen yeni bir araştırma, Dünya'da yaşamın önünü açan oksijenleşme sürecine dair 2 milyar yıllık önemli bir kimyasal izin, sanıldığı gibi küresel bir karbon krizi yerine yerel jeolojik olaylardan kaynaklanmış olabileceğini ortaya koydu. Uluslararası çalışmada araştırmacılar, Dünya'nın en eski fosil petrol sahalarından biri kabul edilen Rusya'nın Karelya bölgesindeki Zaonega Formasyonu'ndan çıkarılan kayaç örneklerini analiz etti. Kayaçların mikroskobik gözeneklerine hapsolmuş gazları inceleyen bilim insanları, literatürde gezegen çapında devasa bir çevresel dönüşümün kanıtı olarak gösterilen karbon izotopu anomalilerini mercek altına aldı.

‘KÜRESEL FELAKET DEĞİL, YEREL MAGMA HAREKETİ’

Uzun yıllardır 'Shunga-Francevillian olayı' olarak adlandırılan ve Dünya'nın karbon dengesinin küresel ölçekte bozulduğunu gösterdiği düşünülen sinyalin, birkaç yüz kilometrekarelik sınırlı bir denizel tortul havzasında meydana geldiği tespit edildi.

Analizlere göre; deniz tabanındaki organik madde yüklü tortul tabakasının arasına sızan akkor halindeki magma, bölgeyi ısıtarak metan ve propan gibi hidrokarbonların açığa çıkmasına yol açtı. Deniz tabanına doğru yükselen bu gazların metanla beslenen mikroorganizmalar tarafından tüketilmesi sonucunda, hafif karbon izotopu izleri taşıyan biyokütleler oluştu ve günümüze kadar kayaçlara kilitli kaldı.

TEORİ GABON'DAKİ KAYAÇLARLA TEST EDİLECEK

Çalışmanın başyazarı Dr. Nivedita Thiagarajan, modern petrol ve gaz havzalarında görülen kimyasal süreçlerin birebir benzerinin 2 milyar yıllık tortullarda saptandığını belirterek, söz konusu referans bölgenin küresel bir felaketi temsil etmediğini vurguladı.

Uluslararası bilim heyetinin bir sonraki aşamada benzer izotopik yapının bulunduğu Afrika ülkesi Gabon'daki 'Francevillian Havzası'ndan çıkarılan sondaj karotlarını inceleyeceği; aynı yerel mekanizmanın orada da geçerli olması durumunda erken Dünya'nın evrim modellerinin yeniden yazılacağı bildirildi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/2-milyar-yillik-sir-yanlis-yorumlamis-olabilir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/2-milyar-yillik-sir-yanlis-yorumlamis-olabilir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/2-milyar-yillik-sir-yanlis-yorumlamis-olabilir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/2-milyar-yillik-sir-yanlis-yorumlamis-olabilir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/2-milyar-yillik-sir-yanlis-yorumlanmis-olabilir/614742/</link>
			<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 14:43:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Araştırma: Rüya görmek beyin enerjisini tüketiyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YENİ bir araştırma, rüya görme sırasında beynin ürettiğinden çok daha hızlı enerji tükettiğini ve bu durumun sabahları yorgun uyanmaya yol açtığını gösterdi.

Japonya'daki Tohoku Üniversitesi'nde yürütülen yeni bir araştırma, rüyaların görüldüğü REM uykusu sırasında beyne giden kan ve yakıt akışı artmasına rağmen, nöronların doğrudan kullandığı hücresel enerjinin (ATP) hızla tükendiğini ortaya koydu. Bilim insanları, canlı ve yoğun rüyaların ardından hissedilen zihinsel yorgunluğun ardındaki biyolojik mekanizmayı aydınlattı. Araştırmacılar, özel görüntüleme teknikleriyle doğal uyku halindeki farelerin beyin hareketlerini eş zamanlı olarak takip etti.

Elde edilen bulgular, klasik REM evresi başlamadan yaklaşık 50 saniye önce beynin arka bölgesinden ön bölgesine doğru belirgin bir kan akışı artışı yaşandığını gösterdi. Beynin yakıt ikmalini artıran bu hazırlığa ve enerji öncülü olan pirüvat seviyesindeki yükselişe karşın, nöronların temel enerji birimi olan ATP seviyelerinde ani bir düşüş kaydedildi.

‘RÜYA GÖRMEK YÜKSEK ENERJİ TÜKETİMİ GEREKTİRİYOR’

Araştırma ekibinin lideri Prof. Dr. Ko Matsui, rüyaların sanıldığı kadar dinlendirici bir süreç olmadığını vurgulayarak, “Canlı bir rüyanın ardından kendinizi yorgun hissettiğiniz oldu mu? Uyku dışarıdan huzurlu görünse de özellikle rüya sırasında beyin son derece aktiftir. Bu paradoksun ardındaki bilimsel temeli, yani rüya görmenin neden yorucu olduğunu anlamak istedik” ifadelerini kullandı.

Bilim insanları, nöronal enerjideki düşüşün; hafıza pekiştirme, sinapsların yeniden organize edilmesi ve hipokampus ile korteks arasındaki yoğun bilgi transferinden kaynaklandığını belirtti. Rüyalar sırasında beynin ürettiğinden çok daha hızlı bir şekilde enerji tükettiğini gösteren bulgular, biyolojik zekanın sınırlı metabolik kaynakları nasıl yönettiğini ve uykunun hafıza mekanizmasındaki kritik rolünü daha iyi anlamaya kapı aralıyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/arastirma-ruya-gormek-beyin-enerjisini-tuketiyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/arastirma-ruya-gormek-beyin-enerjisini-tuketiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/arastirma-ruya-gormek-beyin-enerjisini-tuketiyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/arastirma-ruya-gormek-beyin-enerjisini-tuketiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/arastirma-ruya-gormek-beyin-enerjisini-tuketiyor/614730/</link>
			<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 13:12:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Zeynel Mirza, Mirza Zeynel kimdir?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin yeni sezonunda hikâyenin Akkoyunlu cephesi genişlerken, tarihî olayların en kritik isimlerinden biri olan Mirza Zeynel de izleyicilerin karşısına çıkıyor.

Tarihte Zeynel Mirza, Zeynel Bey veya Kör Zeynel adıyla anılan bu genç şehzade, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğullarından biriydi. Onu diğer Akkoyunlu şehzadelerinden ayıran en önemli özellik ise hayatının, Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadelenin en büyük kırılma noktası olan Otlukbeli Savaşı'nda sona ermesidir.

Peki Mirza Zeynel kimdir? Zeynel Mirza kimin oğludur? Mirza Zeynel neden öldü? Otlukbeli Savaşı'nda Zeynel Mirza'nın başına ne geldi? Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Mirza Zeynel'i kim oynuyor?

İşte tarihî kaynaklar ışığında Mirza Zeynel'in hayatı...

Mirza Zeynel kimdir?

Mirza Zeynel, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğullarından biridir. Tarihî kaynaklarda adı Zeynel Mirza, Zeynel Bey ve bazı kaynaklarda Kör Zeynel şeklinde geçmektedir.

Uzun Hasan döneminde Akkoyunlu hanedanının önemli askerî şahsiyetlerinden biri olan Zeynel Mirza, özellikle Kirman bölgesinin hâkimi olarak görev yapmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi, Otlukbeli Savaşı'nı anlatırken Zeynel Mirza'nın Kirman valisi olduğunu ve savaş sırasında Akkoyunlu ordusunun sağ kanadını yönettiğini belirtmektedir.

Bu nedenle Mirza Zeynel'i yalnızca Uzun Hasan'ın bir oğlu olarak değerlendirmek eksik kalır. O aynı zamanda babasının ordusunda aktif görev alan, savaş meydanında önemli bir kuvveti yöneten Akkoyunlu şehzadesiydi.

Mirza Zeynel'in babası Uzun Hasan kimdir?

Mirza Zeynel'in tarih sahnesindeki yerini anlamak için önce babası Uzun Hasan'ı anlamak gerekir.

Uzun Hasan, 15. yüzyılda Akkoyunlu Devleti'ni büyük bir siyasi güç haline getiren hükümdardı. Doğu Anadolu, İran, Irak ve çevresindeki geniş coğrafyada nüfuzunu artıran Uzun Hasan, zamanla Osmanlı Devleti'nin Anadolu'daki ilerleyişiyle karşı karşıya geldi.

Fatih Sultan Mehmed'in Anadolu'daki hâkimiyetini güçlendirmesi ve Karaman bölgesindeki gelişmeler, iki hükümdarın çıkarlarını doğrudan karşı karşıya getirdi.

1470'li yıllara gelindiğinde Osmanlı-Akkoyunlu rekabeti artık diplomatik çekişmenin ötesine geçmişti.

Ve bu büyük mücadelenin son perdesinde Mirza Zeynel de savaş meydanında yerini aldı.

Mirza Zeynel hangi bölgenin hâkimiydi?

Mirza Zeynel, kaynaklarda Kirman valisi/hâkimi olarak geçmektedir.

Kirman, İran coğrafyasında stratejik öneme sahip bölgelerden biriydi. Uzun Hasan'ın oğullarını devletin farklı bölgelerinde görevlendirmesi, Akkoyunlu hanedanının idari yapısında şehzadelerin aktif biçimde kullanıldığını gösterir.

Mirza Zeynel'in de bu sistem içerisinde önemli bir görev üstlenmesi, onun sıradan bir hanedan mensubu olmadığını ortaya koymaktadır.

Özellikle Otlukbeli Savaşı'nda ordunun önemli bir bölümünün başına geçirilmesi, Uzun Hasan'ın ona duyduğu güvenin göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Mirza Zeynel ve Otlukbeli Savaşı

Mirza Zeynel'in adını tarihe kazıyan asıl olay Otlukbeli Savaşı'dır.

11 Ağustos 1473'te Osmanlı ordusu ile Akkoyunlu ordusu Otlukbeli'nde karşı karşıya geldi.

Osmanlı ordusunun başında Fatih Sultan Mehmed, Akkoyunlu ordusunun başında ise Uzun Hasan bulunuyordu.

Akkoyunlu ordusunun sağ kanadını ise Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Mirza yönetiyordu. Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı'nın Otlukbeli çalışmasında da Zeynel Mirza'nın Akkoyunlu ordusunun sağ kanadında yer aldığı ve karşısında Osmanlı tarafında Şehzade Mustafa'nın kuvvetlerinin bulunduğu aktarılır.

Savaşın başlangıcında Zeynel Mirza'nın kuvvetleri Osmanlı birlikleriyle şiddetli bir mücadeleye girdi.

Genç Akkoyunlu şehzadesi, savaşın en kritik anlarından birinde Osmanlı kuvvetleriyle doğrudan çarpıştı.

Fakat bu mücadele onun hayatının son savaşı olacaktı.

Mirza Zeynel nasıl öldü?

Otlukbeli Savaşı'nın en çarpıcı olaylarından biri Zeynel Mirza'nın öldürülmesidir.

TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Otlukbeli Savaşı maddesine göre Zeynel Mirza, Akkoyunlu ordusunun sağ kanadını yönetiyordu. Osmanlı kuvvetlerinin saldırısı sırasında Şehzade Mustafa'nın birlikleri Zeynel Mirza'ya karşı harekete geçti. Çarpışmanın sonunda Zeynel Mirza Osmanlı azebleri tarafından öldürüldü. Ardından kesilen başı Mahmud Ağa tarafından Şehzade Mustafa'ya gönderildi.

Zeynel Mirza'nın öldürülmesi yalnızca Akkoyunlu hanedanı için büyük bir kayıp değildi.

Onun ölümü, Akkoyunlu ordusunun sağ kanadının çökmesine yol açtı ve savaşın Osmanlılar lehine dönmesinde önemli gelişmelerden biri oldu.

Bu nedenle Mirza Zeynel'in ölümü, Otlukbeli Savaşı'nın sonucuyla doğrudan bağlantılı tarihî olaylardan biridir.

Fatih Sultan Mehmed ile Mirza Zeynel karşı karşıya mı geldi?

Burada önemli bir ayrıntı var.

Mirza Zeynel, Otlukbeli Savaşı'nda Fatih Sultan Mehmed'in ordusuna karşı savaşan Akkoyunlu kuvvetlerinin önemli bir bölümünü yönetti. Ancak tarihî kaynaklarda Zeynel Mirza ile Fatih Sultan Mehmed'in birebir düello veya doğrudan kişisel çatışma yaşadığına dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Zeynel Mirza'nın savaş meydanındaki doğrudan karşılaşması, Osmanlı tarafında Şehzade Mustafa'nın kuvvetleriyle gerçekleşmiştir.

Bu ayrım, dizinin dramatik anlatımı ile tarihî gerçekleri birbirinden ayırmak açısından önemlidir.

Mirza Zeynel'in ölümü Uzun Hasan'ı nasıl etkiledi?

Otlukbeli Savaşı yalnızca Akkoyunlu Devleti'nin askerî yenilgisiyle sonuçlanmadı; Uzun Hasan'ın ailesi açısından da ağır kayıplara neden oldu.

Zeynel Mirza'nın savaş meydanında ölmesi, Uzun Hasan'ın en acı kayıplarından biriydi.

TDV'nin Uzun Hasan maddesinde de Kirman valisi olan oğlu Zeynel Mirza'nın Otlukbeli Savaşı'nda savaş meydanında kaldığı belirtilmektedir. Aynı kaynak, Osmanlıların savaşta ateşli silahları etkili biçimde kullanmasının zaferde önemli rol oynadığını vurgular.

Böylece Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed karşısındaki büyük savaşta hem ağır bir askerî yenilgi aldı hem de oğullarından birini kaybetti.

Mirza Zeynel'in mezarı nerede?

Mirza Zeynel'in tarihî mirasının en önemli sembollerinden biri Hasankeyf'teki Zeynel Bey Türbesi'dir.

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından oğlu Zeynel Bey adına yaptırılan türbe, günümüzde Hasankeyf'in en tanınmış tarihî yapılarından biridir.

T.C. Hasankeyf Kaymakamlığı, türbenin Otlukbeli Savaşı'nda ölen Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey için yaptırıldığını belirtmektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi de türbenin kitâbesinde yapının Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey için yaptırıldığının yazılı olduğunu aktarmaktadır.

Bu açıdan Zeynel Bey Türbesi, yalnızca bir mimari eser değil, Otlukbeli Savaşı'nda hayatını kaybeden genç Akkoyunlu şehzadesinin hatırasını günümüze taşıyan önemli bir tarihî anıttır.

Zeynel Bey Türbesi neden bu kadar önemli?

Hasankeyf'teki Zeynel Bey Türbesi, mimarisiyle de dikkat çekmektedir.

Türbe dışarıdan silindirik bir görünüme sahipken iç bölümünde sekizgen plan kullanılmıştır. Sırlı tuğlalar ve çini süslemeleriyle dikkat çeken yapı, Akkoyunlu döneminin Anadolu'daki önemli mimari eserlerinden biridir.

Türbenin Zeynel Mirza'nın ölümünden sonra onun adına yaptırılmış olması, genç şehzadenin Akkoyunlu tarihindeki yerini bugüne kadar taşıyan en somut miraslardan biridir.

Dolayısıyla bugün “Mirza Zeynel kimdir?” diye sorulduğunda yalnızca Otlukbeli Savaşı'ndaki bir askerî komutandan söz etmiyoruz.

Aynı zamanda arkasında Hasankeyf'te önemli bir tarihî eser bırakan bir Akkoyunlu şehzadesinden söz ediyoruz.

Mirza Zeynel ve Mehmed: Fetihler Sultanı

Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin yeni sezonunda Mirza Zeynel karakterinin hikâyeye dahil edilmesi, Osmanlı-Akkoyunlu mücadelesinin en önemli tarihî figürlerinden birinin ekrana taşınması anlamına geliyor.

Dizinin 4. sezonu için yayımlanan kadro bilgilerinde Mirza Zeynel karakterini Ata Şimşek'in canlandırdığı belirtiliyor.

Karakterin dizideki hikâyesinin tarihî olaylarla ne ölçüde örtüşeceği ise sezon ilerledikçe görülecek. Ancak tarihî açıdan Mirza Zeynel'in hikâyesinin son derece net ve dramatik bir noktası var:

Otlukbeli'nde Fatih Sultan Mehmed'in ordusuyla savaşırken hayatını kaybetmesi.

Bu nedenle Mirza Zeynel, dizide uzun soluklu bir karakter olmasının ötesinde, Osmanlı-Akkoyunlu savaşının trajik yüzünü temsil eden isimlerden biri olarak dikkat çekiyor.

Mirza Zeynel'in kardeşleri kimlerdi?

Uzun Hasan'ın çok sayıda oğlu bulunuyordu. Akkoyunlu hanedanının öne çıkan şehzadeleri arasında Uğurlu Mehmed, Sultan Halil, Yakub Mirza, Mirza Maksud ve Mirza Mesih gibi isimler yer alıyordu.

Zeynel Mirza da bu hanedan içerisinde önemli bir konuma sahipti.

Özellikle Mirza Maksud, Mirza Mesih ve Uğurlu Mehmed gibi isimlerin yeni sezon hikâyesinde öne çıkması, Uzun Hasan'ın oğulları arasındaki ilişkilerin dizinin önemli hikâye başlıklarından biri olacağını düşündürüyor.

Ancak Zeynel'in hikâyesini diğer kardeşlerinden ayıran en önemli nokta, onun hayatının Akkoyunlu taht mücadelelerinden önce, Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki büyük savaşta sona ermiş olmasıdır.

Mirza Zeynel hakkında kısa bilgiler

Mirza Zeynel kimdir?
Mirza Zeynel, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğullarından biridir.

Mirza Zeynel'in diğer adı nedir?
Tarihî kaynaklarda Zeynel Bey, Zeynel Mirza ve Kör Zeynel adlarıyla anılır.

Mirza Zeynel hangi bölgenin hâkimiydi?
Kaynaklarda Kirman valisi/hâkimi olarak geçmektedir.

Mirza Zeynel Otlukbeli Savaşı'nda nerede yer aldı?
Akkoyunlu ordusunun sağ kanadını yönetti. Karşısında Şehzade Mustafa'nın kuvvetleri bulunuyordu.

Mirza Zeynel nasıl öldü?
1473 Otlukbeli Savaşı sırasında Osmanlı kuvvetleriyle yapılan çarpışmada öldürüldü.

Mirza Zeynel'in türbesi nerede?
Hasankeyf'te bulunan Zeynel Bey Türbesi, onun adına yaptırılmıştır.

Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Mirza Zeynel'i kim oynuyor?
Yeni sezon kadro bilgilerinde Mirza Zeynel karakterini Ata Şimşek canlandırmaktadır.

Otlukbeli'nin kayıp şehzadesi

Mirza Zeynel'in hayatı uzun sürmedi; ancak tarihte bıraktığı iz oldukça güçlü oldu.

Uzun Hasan'ın oğlu, Kirman hâkimi, Akkoyunlu ordusunun sağ kanat komutanı ve Otlukbeli Savaşı'nın kayıp şehzadesi...

Zeynel Mirza'nın hikâyesi, 15. yüzyıl Anadolu tarihinin iki büyük gücü olan Osmanlı ve Akkoyunlu devletlerinin karşı karşıya geldiği dönemin en çarpıcı olaylarından birini anlatıyor.

Fatih Sultan Mehmed'in ordusuyla Uzun Hasan'ın ordusunun Otlukbeli'nde karşılaştığı o gün, Akkoyunlu şehzadesi Zeynel Mirza da savaş meydanındaydı.

Ve onun ölümü, yalnızca bir şehzadenin hayatının sonu değil, Akkoyunlu ordusunun sağ kanadının çökmesine ve savaşın Osmanlı lehine dönmesine katkı sağlayan kritik gelişmelerden biri oldu.

Bugün Hasankeyf'teki Zeynel Bey Türbesi'ne bakıldığında ise 1473'te Otlukbeli'nde hayatını kaybeden bu genç şehzadenin adı hâlâ yaşamaya devam ediyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/zeynel-mirza-mirza-zeynel-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/zeynel-mirza-mirza-zeynel-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/zeynel-mirza-mirza-zeynel-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/zeynel-mirza-mirza-zeynel-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/zeynel-mirza-mirza-zeynel-kimdir/614684/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 14:04:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Maksud Mirza, Mirza Maksud kimdir?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin yeni sezonunda Akkoyunlu cephesinden hikâyeye dahil olan isimler, izleyicilerin tarihî karakterlere olan ilgisini de artırıyor. Bu karakterlerden biri olan Mirza Maksud, yalnızca Uzun Hasan'ın oğlu olmasıyla değil, Akkoyunlu Devleti içerisindeki siyasi mücadelelerde aldığı roller ve hayatının trajik şekilde sona ermesiyle de dikkat çekiyor.

Peki Mirza Maksud kimdir? Uzun Hasan'ın oğlu Mirza Maksud hangi görevlerde bulundu? Mirza Maksud Bağdat valisi miydi? Mirza Maksud neden öldürüldü? Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Mirza Maksud'u kim oynuyor?

İşte tarihî kaynaklarda yer alan bilgiler ışığında Mirza Maksud'un hayatı...

Mirza Maksud kimdir?

Mirza Maksud, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğullarından biridir. Kaynaklarda onun annesi, Uzun Hasan'ın Trabzon Komnenos hanedanından Theodora Komnene, yani Despina Hatun ile yaptığı evlilikten dünyaya gelen şehzade olarak gösterilir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 861/1458 yılı civarında doğduğu tahmin edilmektedir.

Bu tarih, Mirza Maksud'un 15. yüzyılın ikinci yarısında, Akkoyunlu Devleti'nin en güçlü dönemlerinden birinde dünyaya geldiğini gösterir.

Babası Uzun Hasan, 1450'li yıllardan itibaren Akkoyunlu gücünü genişleterek Doğu Anadolu, Irak, İran ve Azerbaycan coğrafyasında önemli bir siyasi güç meydana getirmişti. Dolayısıyla Mirza Maksud, böylesine güçlü bir hükümdarın oğlu olarak yalnızca saray mensubu değil, aynı zamanda devletin geleceğinde rol üstlenmesi beklenen bir hanedan üyesiydi.

Mirza Maksud'u kim oynuyor?

Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinde Mirza Maksud karakterini Diyar Okuyucu canlandırıyor.

Diyar Okuyucu, dizinin 4. sezonunda gerçekleşen zaman atlamasının ardından hikâyeye dahil olan yeni oyunculardan biri. Dizideki karakteri Uzun Hasan ve Despina Hatun'un oğlu Mirza Maksud olarak izleyici karşısına çıkıyor.

Böylece yeni sezonda Akkoyunlu hanedanının genç kuşağından önemli bir isim de hikâyeye dahil edilmiş oluyor.

Mirza Maksud'un çocukluğu ve ilk yılları

Mirza Maksud'un çocukluğu hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmuyor. Ancak tarihî kayıtlardan onun çok genç yaşta önemli bir siyasi ve idarî görev üstlendiği anlaşılıyor.

İlk lalasının Halil Tavacı olduğu bilinmektedir. Mirza Maksud'un hayatındaki ilk büyük siyasi görev ise henüz genç yaşta Bağdat'ın yönetimiyle bağlantılıdır.

Bu durum, Uzun Hasan'ın oğullarına yalnızca sembolik unvanlar vermediğini, hanedan üyelerini devletin farklı bölgelerinde yönetici olarak değerlendirdiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Mirza Maksud Bağdat'ı nasıl aldı?

Mirza Maksud'un tarihteki en dikkat çekici olaylarından biri Bağdat'ın yönetimini ele geçirmesidir.

1469-1470 yıllarında Mirza Maksud, lalası Halil Ağa ile birlikte Bağdat üzerine harekete geçti. Sehl Ali yaylağından yola çıkan kuvvetler, Erbil'i de kontrol altına aldıktan sonra Haftan vilayetine ulaştı ve burada yağmalarda bulundu. Ardından Bağdat'a yöneldiler.

Bağdat o sırada Şah Mansur'un yönetimindeydi. Ancak şehir halkının yöneticinin baskısından ve kötü yönetiminden şikâyetçi olduğu aktarılır.

Mirza Maksud'un kuvvetleri Bağdat'a geldiğinde şehir halkı genç şehzadeyi bir kurtarıcı olarak gördü ve Bağdat'ı ona teslim etti.

Böylece henüz oldukça genç olan Mirza Maksud, Akkoyunlu Devleti'nin önemli merkezlerinden biri olan Bağdat'ın hâkimi oldu. Dönemin tarihçisi Tihranî'nin anlatımına göre Mirza Maksud, daha bulûğ çağına ulaşmadan Bağdat'a sahip olmuştu.

Bu ayrıntı, onun neden Akkoyunlu hanedanının dikkat çeken genç isimlerinden biri olduğunu anlamak açısından oldukça çarpıcıdır.

Mirza Maksud Bağdat valisi miydi?

Evet. Mirza Maksud, kaynaklarda Bağdat valisi olarak geçmektedir.

Yaklaşık bir yıl Bağdat'ta kaldıktan sonra babası Uzun Hasan'ın emriyle 1471 yılında Tebriz'e geldi. Burada onun için bir sünnet merasimi düzenlendi. Ardından yeniden Bağdat'a döndüğü anlaşılmaktadır. Huncî de Mirza Maksud'u 1472 yılında Bağdat valisi olduğu sırada Kerbela'da gördüğünü aktarır.

Dolayısıyla Mirza Maksud'un tarihteki en belirgin kimliklerinden biri, Akkoyunlu Devleti'nin Bağdat hâkimi olmasıdır.

Mirza Maksud ve Uğurlu Mehmed Mirza

Mirza Maksud'un hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri, üvey kardeşi Uğurlu Mehmed Mirza ile kurduğu ilişkidir.

Uğurlu Mehmed, Uzun Hasan'ın oğulları arasında askerî yetenekleriyle öne çıkan bir şehzadeydi. Ancak zaman içerisinde babasıyla anlaşmazlığa düşerek isyan etti.

1473'teki Otlukbeli Savaşı'nın ardından Uğurlu Mehmed Mirza Bağdat'a geldi. Kasr-ı Şirin'de Mirza Maksud ve Dânâ Halil Mirza ile görüştü. Bu görüşmenin ardından Mirza Maksud'un Uğurlu Mehmed'e destek vermeye karar verdiği anlaşılmaktadır.

İşte bu karar, Mirza Maksud'un hayatının geri kalanını değiştirecek gelişmelerin başlangıcı oldu.

Mirza Maksud neden hapsedildi?

Uğurlu Mehmed Mirza'nın babası Uzun Hasan'a karşı isyan etmesi, Akkoyunlu hanedanında ciddi bir krize neden oldu.

Uğurlu Mehmed Şiraz'ı ele geçirdiğinde Uzun Hasan onun üzerine yürüdü. Bu sırada Tebriz'in savunmasız kalması üzerine Mirza Maksud, şehri Akkoyunluların karşısına çıkan Cakirlü güçlerine karşı savunmakla görevlendirildi. Ancak Tebriz'deki bu görevi başarıyla tamamlayamadı.

Mirza Maksud'un Uğurlu Mehmed'e verdiği destek de babası Uzun Hasan'ın gözünde ciddi bir mesele haline geldi.

Sonunda Mirza Maksud, Uzun Hasan'ın emriyle 1474 yılında tutuklandı ve Tebriz'de hapsedildi.

Dönemin Venedik elçisi Contarini'nin aktardığına göre genç şehzade zincire vurulmuş halde tutuluyordu.

Bu olay, Mirza Maksud'un hayatındaki en dramatik kırılmalardan biridir.

Bir zamanlar genç yaşta Bağdat'ın hâkimi olan şehzade, kısa süre içerisinde kendi babasının emriyle zindana atılan bir hanedan mensubuna dönüşmüştü.

Mirza Maksud nasıl öldü?

Mirza Maksud'un hayatı 1478 yılında trajik biçimde sona erdi.

Uzun Hasan'ın 6 Ocak 1478'de ölümünün ardından Akkoyunlu tahtına oğlu Sultan Halil Mirza çıktı. Sultan Halil, iktidarını sağlamlaştırmak amacıyla hanedan içerisindeki rakiplerini etkisiz hale getirmeye başladı.

Bu sırada hâlen hapiste bulunan Mirza Maksud da hedef oldu.

Tarihî kayıtlara göre Sultan Halil, Mirza Maksud'u Uğurlu Mehmed Mirza ile iş birliği yaptığı gerekçesiyle boğdurarak öldürttü. Mirza Maksud öldüğünde yaklaşık 20 yaşındaydı.

Bu olayın arkasındaki temel siyasi nedenin ise Sultan Halil'in kendi saltanatını güçlendirme isteği olduğu değerlendirilmektedir.

Böylece genç yaşında Bağdat'a hükmeden Mirza Maksud'un hayatı, Akkoyunlu hanedanındaki taht ve iktidar mücadelelerinin kurbanlarından biri olarak sona erdi.

Mirza Maksud'un eşi ve çocukları

Mirza Maksud'un aile hayatı hakkında da bazı bilgiler bulunmaktadır.

Mirza Maksud, kendisinin aynı zamanda lalası olan Dânâ Halil Mirza'nın kızı Şah Hatun ile evlenmiştir. Evliliğin tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bu evlilikten bilinen tek çocukları ise Rüstem Mirzadır.

Rüstem Mirza'nın ilerleyen yıllarda Akkoyunlu tahtında önemli bir rol üstlenmesi, Mirza Maksud'un hanedan tarihindeki izini babasından oğluna taşıyan önemli ayrıntılardan biridir.

Mirza Maksud'un yaptırdığı cami: Maksudiye Camii

Mirza Maksud'un adına bağlanan önemli eserlerden biri de Maksudiye Camiidir.

Kaynaklarda, Mirza Maksud'un Tebriz'de kendi adına bir cami yaptırdığı belirtilmektedir. Ancak yapının hangi tarihte inşa edildiği kesin olarak bilinmemektedir.

Bu ayrıntı, onun yalnızca askerî ve idarî görevleriyle değil, şehir hayatı ve mimari faaliyetlerle de ilişkilendirilebildiğini göstermektedir.

Mirza Maksud ve Fatih Sultan Mehmed dönemi

Mirza Maksud'un hayatının geçtiği dönem, Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki büyük Osmanlı-Akkoyunlu rekabetinin yaşandığı yıllardır.

Özellikle 1473'teki Otlukbeli Savaşı, iki devlet arasındaki mücadelenin en önemli noktalarından biridir.

Ancak Mirza Maksud'un tarihî hikâyesini doğrudan Fatih Sultan Mehmed ile kişisel bir mücadele şeklinde anlatmak doğru olmaz. Onun tarih sahnesindeki asıl mücadelesi Akkoyunlu hanedanı içerisindeki siyasi dengeler ve Uzun Hasan'ın oğulları arasındaki iktidar ilişkileri üzerinden şekillenmiştir.

Bu nedenle Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Mirza Maksud karakterini izlerken, onu yalnızca Fatih'in karşısındaki bir şehzade olarak değil, Akkoyunlu hanedanının içindeki güç mücadelesinin önemli isimlerinden biri olarak değerlendirmek gerekir.

Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Mirza Maksud

Dizinin yeni sezonunda Mirza Maksud karakterinin hikâyeye dahil olması, Uzun Hasan'ın ailesinin ve Akkoyunlu sarayının daha ayrıntılı işlenmesine imkân sağlayacak.

Dizide Mirza Maksud'a Diyar Okuyucu hayat veriyor. Yeni sezondaki zaman atlamasıyla birlikte izleyici karşısına çıkacak karakter, Uzun Hasan ile Despina Hatun'un oğlu olarak konumlandırılıyor.

Tarihî hayatına bakıldığında ise Mirza Maksud oldukça ilginç bir karakter.

Genç yaşta Bağdat'ın hâkimi olmuş, ardından Akkoyunlu hanedanındaki mücadelelerin tam ortasında kalmış ve üvey kardeşi Uğurlu Mehmed'e destek vermesinin bedelini ağır şekilde ödemiştir.

Onun hikâyesindeki en çarpıcı nokta da budur:

Bir tarafta Uzun Hasan'ın oğlu ve Bağdat'ın genç hâkimi olan bir şehzade, diğer tarafta babasının emriyle hapsedilen ve sonunda kardeşi Sultan Halil tarafından öldürülen bir hanedan mensubu...

Mirza Maksud'un hayatı, Akkoyunlu Devleti'nin güçlü olduğu dönemin hemen ardından hanedan içerisinde başlayacak büyük iktidar mücadelelerinin de küçük bir özeti gibidir.

Mirza Maksud hakkında kısa bilgiler

Mirza Maksud kimdir?
Mirza Maksud, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile Despina Hatun'un oğludur.

Mirza Maksud hangi devlettendir?
Akkoyunlu hanedanına mensuptur.

Mirza Maksud Bağdat valisi miydi?
Evet. Genç yaşta Bağdat'ın yönetimini ele geçirmiş ve Bağdat valisi olarak görev yapmıştır.

Mirza Maksud'u kim oynuyor?
Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinde Mirza Maksud karakterini Diyar Okuyucu canlandırmaktadır.

Mirza Maksud neden öldürüldü?
Uğurlu Mehmed Mirza ile iş birliği yaptığı gerekçesiyle, Uzun Hasan'ın ölümünden sonra tahta çıkan Sultan Halil tarafından öldürtüldü.

Mirza Maksud kaç yaşında öldü?
Kaynaklarda yaklaşık 20 yaşında öldüğü belirtilmektedir.

Mirza Maksud'un çocuğu var mıydı?
Dânâ Halil Mirza'nın kızı Şah Hatun ile evlendi ve bu evlilikten Rüstem Mirza adlı bir oğlu oldu.

Tarihin genç ve trajik Akkoyunlu şehzadesi

Mirza Maksud, tarihin en fazla anlatılan hükümdarlarından biri değildir. Fakat hayatının kısa olmasına rağmen Akkoyunlu tarihindeki yeri oldukça dikkat çekicidir.

Bağdat'ın genç hâkimi olarak başlayan hikâyesi; Uzun Hasan, Uğurlu Mehmed, Sultan Halil ve Akkoyunlu taht mücadeleleri arasında şekillenmiş, sonunda hanedan içindeki iktidar mücadelesi nedeniyle ölümle sonuçlanmıştır.

Şimdi ise bu tarihî şehzade, Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinde Diyar Okuyucu'nun yorumuyla yeniden ekranlara taşınıyor.

Dizinin yeni sezonunda Mirza Maksud'un Uzun Hasan'ın oğlu olarak Akkoyunlu sarayındaki konumu, ailesiyle ilişkileri ve Osmanlı-Akkoyunlu mücadelesinin ortasında nasıl bir yol izleyeceği, karakteri merak edilen isimlerden biri haline getiriyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/maksud-mirza-mirza-maksud-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/maksud-mirza-mirza-maksud-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/maksud-mirza-mirza-maksud-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/maksud-mirza-mirza-maksud-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/maksud-mirza-mirza-maksud-kimdir/614683/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:50:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Töre Bey, Alpagut Töre Bey kimdir?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin 4. sezonuyla birlikte hikâyenin merkezine yeni isimler dahil oluyor. Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki Osmanlı-Akkoyunlu mücadelesinin daha fazla işleneceği yeni sezonda dikkat çeken karakterlerden biri de Alpagut Töre Bey.

Peki Töre Bey kimdir, Alpagut Töre Bey tarihte var mı, Mehmed Fetihler Sultanı'nda Töre Bey'i kim oynuyor? İşte yeni sezonun merak edilen karakterlerinden Alpagut Töre Bey hakkında bilinenler...

Alpagut Töre Bey kimdir?

Alpagut Töre Bey, Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin yeni sezonunda Akkoyunlu cephesinde karşımıza çıkacak Türkmen beylerinden biridir. Dizinin karakter tanıtımlarında Töre Bey, Türkmen dünyasında sözü güçlü ve itibarlı beylerden biri ve Akkoyunlu Devleti'nin ordu komutanı olarak tanımlanıyor.

Bu konumu, karakterin yeni sezonda neden önemli olabileceğini de gösteriyor.

Çünkü hikâyenin yeni bölümünde Osmanlı Devleti ile Akkoyunlu Devleti arasındaki siyasi ve askerî gerilim daha fazla ön plana çıkacak. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın karşısında ise Osmanlı tahtında Fatih Sultan Mehmed bulunuyor.

Dolayısıyla Alpagut Töre Bey, yalnızca yeni bir karakter olarak değil, Akkoyunlu ordusunu ve Türkmen beylerini temsil eden önemli bir askerî figür olarak hikâyeye dahil oluyor.

Töre Bey'i kim oynuyor?

Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinde Alpagut Töre Bey karakterine Nurettin Sönmez hayat veriyor.

Dönem dizilerindeki rolleriyle tanınan Nurettin Sönmez'in yeni sezonda Akkoyunlu Devleti'nin ordu komutanı olarak izleyici karşısına çıkacağı açıklandı. Oyuncunun özellikle Diriliş: Ertuğrul ve Kuruluş: Osman dizilerinde canlandırdığı Bamsı Beyrek karakteriyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanınması, yeni rolüne olan ilgiyi de artırdı.

Ancak bu kez Sönmez'i Osmanlı tarafında değil, Akkoyunlu cephesinde göreceğiz.

Bu da karakterin dizide Fatih Sultan Mehmed'in karşısındaki güçlerden biri olarak konumlandırılabileceğine işaret ediyor.

Alpagut Töre Bey tarihte kimdir?

Burada önemli bir ayrıntıya dikkat etmek gerekiyor.

Alpagut Töre Bey hakkında, Uzun Hasan veya Fatih Sultan Mehmed gibi dönemin önde gelen hükümdarları hakkında bulunan genişlikte tarihî kayıt bulunmuyor. Bu nedenle internette karakter hakkında yer alan bütün bilgileri tarihî gerçek olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Dizinin yeni sezon tanıtımlarında Töre Bey'in Akkoyunlu Devleti'nin ordu komutanı olduğu ve Türkmen dünyasında itibarlı bir bey olarak hikâyeye dahil edildiği belirtiliyor.

Dolayısıyla Alpagut Töre Bey hakkında konuşurken iki ayrı alanı birbirinden ayırmak gerekiyor:

Tarihî arka plan: Akkoyunlular, Uzun Hasan ve 15. yüzyıl Türkmen dünyası.

Dizi karakteri: Nurettin Sönmez'in canlandırdığı, Akkoyunlu ordusunun komutanı olarak kurgulanan Alpagut Töre Bey.

Bu ayrım özellikle tarihî dizi izleyicileri açısından önemli. Zira senaristler tarihî dönemlerde yaşamış gerçek kişi ve olaylardan hareket ederek, kaynaklarda ayrıntılı biçimde yer almayan karakterlerin hikâyelerini dramatize edebiliyor.

Töre Bey ve Uzun Hasan

Alpagut Töre Bey karakterini önemli hale getiren asıl unsur Uzun Hasan'ın Akkoyunlu Devleti'nin başındaki hükümdar olmasıdır.

yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlular, Doğu Anadolu, İran ve çevresinde güçlü bir siyasi yapı haline gelmişti. Uzun Hasan döneminde devletin gücü ciddi ölçüde arttı.

Aynı dönemde Fatih Sultan Mehmed de Osmanlı Devleti'nin Anadolu'daki hâkimiyetini güçlendirmeye çalışıyordu.

Böylece iki büyük siyasi güç arasında özellikle Doğu Anadolu, Karaman bölgesi ve Anadolu Türkmenleri üzerindeki nüfuz üzerinden ciddi bir rekabet ortaya çıktı.

Bu rekabetin en önemli dönüm noktalarından biri ise Otlukbeli Savaşı oldu.

Otlukbeli Savaşı ve Fatih Sultan Mehmed - Uzun Hasan mücadelesi

Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadele, 1473 yılında büyük bir savaşa dönüştü.

Osmanlı ordusu ile Akkoyunlu ordusu 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli'nde karşı karşıya geldi.

Savaş Osmanlıların zaferiyle sonuçlandı. Böylece Fatih Sultan Mehmed, doğudaki en önemli rakiplerinden biri olan Uzun Hasan karşısında büyük bir askerî başarı elde etti.

İşte Mehmed: Fetihler Sultanı'nın yeni sezonunda Alpagut Töre Bey karakterinin hikâyeye dahil olması, bu tarihî arka planı çok daha önemli hale getiriyor.

Çünkü dizide artık yalnızca Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'un fethi sonrasındaki mücadelesini değil, Akkoyunlu cephesindeki güç dengelerini ve Uzun Hasan'ın Osmanlı karşısındaki siyasetini de daha yakından izleyeceğiz.

Alpagut Töre Bey dizide nasıl bir rol üstlenecek?

Şimdilik karakterin bütün hikâyesi hakkında kesin bilgiler bulunmuyor. Ancak açıklanan karakter tanımı önemli bir ipucu veriyor.

Töre Bey'in Akkoyunlu Devleti'nin ordu komutanı olarak hikâyeye girmesi, onun savaş ve askerî strateji tarafında öne çıkacağını gösteriyor.

Üstelik Türkmen dünyasında sözü geçen bir bey olarak tanımlanması, karakterin yalnızca savaş meydanında değil, Akkoyunlu siyasi yapısı içerisinde de etkili bir konuma sahip olabileceğini düşündürüyor.

Bu nedenle Töre Bey'in Uzun Hasan'ın emirleri doğrultusunda hareket eden sıradan bir asker karakterinden ziyade, Akkoyunlu cephesinin ağırlığını temsil eden isimlerden biri olması beklenebilir.

Elbette bu noktadan sonrası dizinin senaryo tercihlerine bağlı.

Nurettin Sönmez yeniden tarihî bir karakterle ekranda

Alpagut Töre Bey karakterinin bir başka dikkat çekici tarafı ise oyuncusu.

Nurettin Sönmez, tarihî ve aksiyon yapımlarındaki tecrübesiyle tanınan bir oyuncu. Özellikle Bamsı Beyrek karakteriyle Diriliş: Ertuğrul ve Kuruluş: Osman izleyicisinin hafızasında yer edindi. Daha sonra Sipahi gibi yapımlarda da rol aldı.

Şimdi ise oyuncu, Mehmed: Fetihler Sultanı'nın 4. sezonunda Alpagut Töre Bey olarak karşımıza çıkacak.

Bu nedenle yeni sezonun oyuncu kadrosu içerisinde en çok merak edilen transferlerden biri de Nurettin Sönmez oldu.

Mehmed Fetihler Sultanı Töre Bey karakteri neden önemli?

Yeni sezonda hikâyenin Akkoyunlu tarafının genişlemesi, Töre Bey karakterini de önemli hale getiriyor.

Bir tarafta Fatih Sultan Mehmed, diğer tarafta Uzun Hasan...

Bu iki hükümdarın mücadelesinin etrafında ise şehzadeler, beyler, komutanlar ve Türkmen güçleri bulunuyor.

Alpagut Töre Bey de bu ortamda Akkoyunlu ordusunun güçlü isimlerinden biri olarak hikâyeye giriyor.

Dolayısıyla karakterin Fatih Sultan Mehmed ile doğrudan veya dolaylı şekilde karşı karşıya gelmesi, yeni sezonun askerî ve siyasi gerilimini artırabilecek unsurlardan biri olacak.

Alpagut Töre Bey hakkında kısa bilgiler

Alpagut Töre Bey kimdir?
Mehmed: Fetihler Sultanı'nın 4. sezonunda Akkoyunlu Devleti'nin ordu komutanı ve Türkmen dünyasında itibarlı bir bey olarak hikâyeye dahil edilen karakterdir.

Töre Bey'i kim oynuyor?
Alpagut Töre Bey'i başarılı oyuncu Nurettin Sönmez canlandırıyor.

Töre Bey hangi devlete bağlı?
Dizide Alpagut Töre Bey, Akkoyunlu Devleti tarafında yer alıyor.

Töre Bey, Uzun Hasan'ın yanında mı?
Dizideki karakter tanımına göre Töre Bey, Akkoyunlu Devleti'nin ordu komutanı olarak Uzun Hasan'ın bulunduğu Akkoyunlu cephesinde yer alıyor.

Töre Bey gerçek mi?
Alpagut Töre Bey hakkında popüler kaynaklarda çeşitli anlatımlar bulunsa da, karakterin hayatına ilişkin geniş ve sağlam tarihî kayıtlar Uzun Hasan veya Fatih Sultan Mehmed'deki kadar mevcut değildir. Bu nedenle dizideki karakter ile tarihî kayıtların birbirinden ayrılması gerekir.

Yeni sezonda Akkoyunlu cephesinin güçlü ismi

Mehmed: Fetihler Sultanı Alpagut Töre Bey karakteri, dizinin yeni sezonunda Akkoyunlu cephesini temsil edecek dikkat çekici isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Nurettin Sönmez'in canlandıracağı karakter, Uzun Hasan'ın yükselişinin ve Fatih Sultan Mehmed ile yaşanan büyük Osmanlı-Akkoyunlu rekabetinin hikâyesinde önemli bir askerî figür olarak izleyici karşısına çıkacak.

Töre Bey'in savaş meydanındaki rolü kadar, Uzun Hasan'a bağlılığı, diğer Akkoyunlu beyleriyle ilişkileri ve Fatih Sultan Mehmed karşısındaki tavrı da yeni sezonun merak edilen noktalarından biri olacak.

Tarihî kayıtların sınırlı olduğu bu karakterin, dizinin senaryosunda nasıl derinleştirileceği ise sezon ilerledikçe daha net ortaya çıkacak.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/tore-bey-alpagut-tore-bey-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/tore-bey-alpagut-tore-bey-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/tore-bey-alpagut-tore-bey-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/tore-bey-alpagut-tore-bey-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tore-bey-alpagut-tore-bey-kimdir/614682/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:42:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mirza Mesih, Mesih Mirza kimdir?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin yeni sezonunda izleyicinin karşısına çıkacak dikkat çekici karakterlerden biri de Mirza Mesih olacak. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğullarından biri olan Mesîh Mirza, dizinin Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadeleye odaklanan yeni döneminde merak edilen tarihî şahsiyetlerden biri haline geldi.

Peki Mirza Mesih kimdir? Uzun Hasan’ın oğlu Mirza Mesih tarihte nasıl bir konuma sahipti? Mirza Mesih ile Fatih Sultan Mehmed arasında nasıl bir ilişki vardı? İşte tarihî kaynaklarda yer alan bilgiler ve dizideki karakterin arka planı…

Mirza Mesih kimdir?

Mirza Mesih, 15. yüzyılda Anadolu, İran ve Irak coğrafyasında büyük bir güç haline gelen Akkoyunlu Devleti'nin hükümdarı Uzun Hasan’ın oğullarından biridir. Şeref Han tarafından kaleme alınan Şerefnâme'de Uzun Hasan’ın oğulları arasında Uğurlu Mehmed, Maksud Bey, Zeynel Bey, Sultan Halil, Mirza Yakub, Mirza Yusuf ve Mirza Mesih isimleri sıralanır.

Bu nedenle Mirza Mesih, yalnızca Akkoyunlu hanedanının herhangi bir mensubu değil, dönemin Anadolu ve İran siyasetinde büyük ağırlığı bulunan Uzun Hasan ailesinin bir ferdi olarak karşımıza çıkar.

Ancak Mirza Mesih'in hayatıyla ilgili tarihî kayıtlar, babası Uzun Hasan veya kardeşleri Sultan Halil ve Yakub Mirza kadar ayrıntılı değildir. Bu durum, karakter hakkında yapılacak değerlendirmelerde özellikle önemlidir. Dizide dramatik olarak genişletilen olayların tamamını tarihî gerçeklik olarak kabul etmemek gerekir.

Mirza Mesih, Uzun Hasan'ın oğlu mu?

Evet. Tarihî kaynaklarda Mesîh Mirza, Uzun Hasan’ın oğullarından biri olarak geçmektedir.

Uzun Hasan'ın 1478 yılında ölümünün ardından Akkoyunlu tahtında ciddi bir mücadele başlamıştır. Uzun Hasan'ın oğulları Sultan Halil ve Yakub Bey arasındaki iktidar mücadelesi bu dönemin en önemli gelişmelerinden biridir. Şerefnâme'deki anlatıma göre Mirza Mesih ve kardeşi Mirza Yusuf, Yakub Mirza'nın Sultan Halil'e karşı yürüttüğü mücadelede onun tarafında yer alan kardeşler arasında bulunuyordu.

Bu ayrıntı, Mirza Mesih'in tarih sahnesindeki yerini anlamak açısından oldukça önemlidir. Çünkü Uzun Hasan'ın ölümünden sonra Akkoyunlu hanedanı içerisindeki taht mücadelesi, devletin geleceğini doğrudan etkileyen büyük bir siyasi krize dönüşmüştür.

Uzun Hasan'ın oğulları arasında Mirza Mesih'in yeri

Uzun Hasan, Akkoyunlu Devleti'ni en güçlü dönemlerinden birine taşıyan hükümdardı. Özellikle Osmanlı Devleti ile yaşadığı mücadele, onun dönemini 15. yüzyıl Anadolu tarihinin en önemli siyasi dönemlerinden biri haline getirdi.

Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki rekabetin temelinde yalnızca iki hükümdarın kişisel mücadelesi bulunmuyordu. Karaman coğrafyası, Doğu Anadolu, Trabzon ve Anadolu'daki Türkmen beyleri üzerindeki nüfuz mücadelesi de iki devletin karşı karşıya gelmesine neden oluyordu. Ankara Üniversitesi'nin ilgili ders materyallerinde de Uzun Hasan'ın Anadolu'daki gelişmeleri yakından takip ettiği ve Karamanoğulları üzerinden Osmanlılarla karşı karşıya geldiği belirtilmektedir.

Dolayısıyla Mirza Mesih'in mensubu olduğu Akkoyunlu hanedanı, Fatih Sultan Mehmed dönemindeki Osmanlı-Akkoyunlu rekabetinin tam merkezinde bulunan hanedandır.

Mirza Mesih ve Fatih Sultan Mehmed

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var.

Mirza Mesih ile Fatih Sultan Mehmed arasında tarih kaynaklarında, dizilerde görülebilecek ölçüde ayrıntılı ve doğrudan bir kişisel mücadele anlatısı bulunmamaktadır.

Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadele ise tarihî açıdan çok daha belirgindir. Uzun Hasan, Osmanlıların Anadolu'daki ilerleyişini kendi siyasi nüfuzu açısından ciddi bir tehdit olarak görüyordu. 1472'de Akkoyunlu kuvvetlerinin Anadolu'ya yaptığı harekât Osmanlı-Akkoyunlu savaşını kaçınılmaz hale getirdi. Bu süreç sonunda iki hükümdarın orduları 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli'nde karşı karşıya geldi.

Otlukbeli Savaşı, Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadelenin dönüm noktası oldu. Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlanan savaşın ardından Uzun Hasan barış istemek zorunda kaldı.

İşte Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin yeni sezonunda Mirza Mesih karakterini ilgi çekici hale getiren tarihî arka plan da burada ortaya çıkıyor: Karşımızda, Osmanlı Devleti'nin doğudaki en güçlü rakiplerinden biri olan Uzun Hasan'ın hanedanına mensup bir şehzade bulunuyor.

Mirza Mesih'in kardeşleri kimlerdi?

Uzun Hasan'ın oğulları arasında tarihte önemli roller üstlenen birçok isim bulunuyordu.

Bunlar arasında Uğurlu Mehmed, Zeynel Bey, Sultan Halil, Yakub Mirza, Yusuf Mirza ve Mesih Mirza gibi isimler öne çıkar. Şerefnâme'de bu isimler Uzun Hasan'ın oğulları arasında birlikte zikredilmektedir.

Özellikle Zeynel Bey, Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki savaşta önemli bir konuma sahipti. Otlukbeli Savaşı sırasında Zeynel'in öldürülmesi, savaşın gidişatını etkileyen gelişmelerden biri oldu.

Uzun Hasan'ın ölümünden sonra ise hanedan içerisindeki mücadele daha da sertleşti. Sultan Halil'in ardından Yakub Mirza'nın Akkoyunlu tahtını ele geçirmesiyle birlikte Mesih Mirza da bu dönemde hanedan içindeki siyasi gelişmelerin içerisinde yer aldı.

Mirza Mesih'in tarihteki sonu

Mirza Mesih'in hayatının son dönemleri ise Akkoyunlu Devleti'nin yaşadığı taht mücadeleleriyle bağlantılıdır.

TDV İslâm Ansiklopedisi'nde yer alan Akkoyunlular maddesine göre, 1490 yılında Akkoyunlu hükümdarı Yakub Bey'in ölümünün ardından ortaya çıkan siyasi kriz sırasında bazı Akkoyunlu şehzade ve beyleri Hasan Bey'in oğlu Mesîh Mirza'yı hükümdar ilan etti.

Ancak Sofu Halil'in güç kazanmasıyla Mesîh Mirza yenilgiye uğradı ve aynı mücadele sırasında 1490 yılında hayatını kaybetti. Kaynak, Mesîh Mirza'nın ölümüyle birlikte onun adına yapılan bu taht girişiminin de sona erdiğini aktarır.

Bu olay, Mirza Mesih'in tarihî hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Çünkü kendisi artık yalnızca Uzun Hasan'ın oğlu değil, Akkoyunlu tahtı için aday gösterilen bir hanedan mensubu olarak da tarihe geçmiştir.

Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Mirza Mesih

Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin yeni sezonunda Mirza Mesih karakterinin ortaya çıkması, hikâyenin Akkoyunlu cephesinin daha ayrıntılı işlenmesi açısından dikkat çekiyor.

Yeni sezonda Uzun Hasan, Uğurlu Mehmed, Mirza Mesih ve diğer Akkoyunlu hanedan mensupları üzerinden Fatih Sultan Mehmed'in doğudaki rakibiyle yaşadığı siyasi mücadelelerin daha geniş bir perspektifle ele alınması bekleniyor.

Fakat dizinin hikâyesi ile tarihî gerçekleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Tarih kaynakları Mirza Mesih hakkında sınırlı bilgiler verirken, dizi doğal olarak bu boşlukları dramatik anlatımla doldurabilir. Bu nedenle ekranda göreceğimiz her olayın tarihî kayıtlarda birebir karşılığı olduğunu düşünmemek gerekir.

Mirza Mesih neden önemli?

Mirza Mesih'i önemli hale getiren temel unsur, Akkoyunlu hanedanının bir mensubu olmasıdır.

Onun hayatı, 15. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu ve İran coğrafyasındaki büyük güç mücadelesinin izlerini taşır. Bir tarafta İstanbul'un fethinden sonra gücünü daha da artıran Fatih Sultan Mehmed ve Osmanlı Devleti, diğer tarafta Anadolu'daki nüfuzunu genişletmek isteyen Uzun Hasan ve Akkoyunlular bulunuyordu.

Bu büyük rekabetin merkezinde ise yalnızca iki hükümdar değil, iki farklı siyasi güç ve onların hanedanları vardı.

Mirza Mesih de bu büyük mücadelenin içerisinde yer alan Akkoyunlu şehzadelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kısacası Mirza Mesih kimdir?
Mirza Mesih, Uzun Hasan'ın oğullarından biridir.
Akkoyunlu hanedanına mensuptur.
Sultan Halil, Yakub Mirza ve Yusuf Mirza gibi isimlerle kardeştir.
Uzun Hasan'ın ölümünden sonraki Akkoyunlu taht mücadelelerinde rol almıştır.
1490 yılında bazı Akkoyunlu beyleri tarafından hükümdar ilan edilmiştir.
Aynı yıl Sofu Halil'e karşı yapılan mücadelede hayatını kaybetmiştir.
Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinde ise karakteri Noyan Uzer canlandırmaktadır.

Mirza Mesih'in hikâyesi, aslında Uzun Hasan'ın ardından Akkoyunlu tahtında başlayan büyük iktidar mücadelesinin de hikâyesidir. Bu nedenle dizinin yeni sezonunda karakterin nasıl işleneceği, tarih meraklıları açısından özellikle dikkat çekici olacaktır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/mirza-mesih-mesih-mirza-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/mirza-mesih-mesih-mirza-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/mirza-mesih-mesih-mirza-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/mirza-mesih-mesih-mirza-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/mirza-mesih-mesih-mirza-kimdir/614681/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:26:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Muslihuddin Mustafa (Vefa Sultan) kimdir?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinde Fatih Sultan Mehmed'in hayatını yalnızca savaşlar, fetihler ve saray mücadeleleri üzerinden değil, dönemin ilim ve tasavvuf dünyası üzerinden de görmek mümkün. Bu dünyanın en dikkat çekici isimlerinden biri ise Vefa Sultan.

Peki Vefa Sultan kimdir? Gerçek adı nedir? Fatih Sultan Mehmed ile nasıl bir ilişkisi vardı? İstanbul'daki Vefa semti adını nereden aldı?

Tüm bu soruların cevabı bizi 15. yüzyılın önemli mutasavvıf, âlim ve şairlerinden Muslihuddin Mustafa'ya, yani Şeyh Vefa'ya götürüyor.

Vefa Sultan kimdir?

Vefa Sultan'ın gerçek adı Muslihuddin Mustafa'dır. Kaynaklarda Şeyh Vefa, İbnülvefâ, İbn Vefâ, Vefâzâde ve Ebü'l-Vefâ gibi farklı isim ve lakaplarla da anılır. Ancak şiirlerinde kullandığı “Vefâ” mahlası zamanla diğer isimlerinin önüne geçmiştir.

Muslihuddin Mustafa, 15. yüzyıl Osmanlı dünyasının önde gelen mutasavvıf, âlim ve şairlerinden biridir. Aynı zamanda Zeyniyye tarikatının Vefâiyye kolunun kurucusudur.

Onu tarih açısından önemli hâle getiren nokta ise sadece bir tasavvuf büyüğü olması değildir.

Vefa Sultan, Fatih Sultan Mehmed döneminde İstanbul'un ilmî ve manevi hayatında büyük nüfuz kazanmış, devlet adamlarından âlimlere ve sanatkârlara kadar geniş bir çevrenin saygısını kazanmıştır.

Vefa Sultan nerelidir?

Vefa Sultan'ın Konya'da doğduğu kabul edilir.

İlk eğitimini Karamanoğulları hâkimiyetindeki Konya'da alan Muslihuddin Mustafa, daha sonra babasıyla birlikte Edirne'ye gitmiş ve burada ilim tahsilini sürdürmüştür. Kaynaklar onun hem zahirî hem de bâtınî ilimlerde derinleştiğini; ayrıca astronomi, musiki ve çeşitli ilimlerle de ilgilendiğini aktarır.

Bu nedenle Vefa Sultan'ı yalnızca bir şeyh olarak değerlendirmek eksik kalır.

O, aynı zamanda ilimle tasavvufu bir araya getiren çok yönlü bir Osmanlı âlimiydi.

Vefa Sultan'ın hayatındaki en ilginç olaylardan biri: Rodos esareti

Muslihuddin Mustafa'nın hayatındaki en dikkat çekici olaylardan biri, hac yolculuğu sırasında yaşadığı esarettir.

Kaynaklarda, Antalya üzerinden hac yolculuğuna çıkan gemisinin korsanlar tarafından kaçırıldığı ve Rodos'a götürüldüğü aktarılır. Muslihuddin Mustafa, kız kardeşi ve bazı arkadaşlarıyla birlikte esir düşmüştür.

Daha sonra Karamanoğlu İbrahim Bey'in fidyesini ödeyerek onu esaretten kurtardığı belirtilmektedir. Bu olayın ardından Muslihuddin Mustafa'nın İstanbul'a gittiği anlaşılmaktadır.

Bu hikâye, Vefa Sultan'ın hayatının neden sıradan bir ilim adamının hayatından çok daha hareketli olduğunu gösteriyor.

Konya'da başlayan yolculuk...

Edirne'deki ilim yılları...

Hac yolculuğu...

Rodos'taki esaret...

Ve nihayet İstanbul.

Muslihuddin Mustafa'nın asıl büyük etkisi ise burada başlayacaktı.

Vefa Sultan ve Fatih Sultan Mehmed

Vefa Sultan'ın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri Fatih Sultan Mehmed ile kurduğu ilişkiydi.

Muslihuddin Mustafa İstanbul'a geldikten sonra Fatih Sultan Mehmed'in büyük desteğini gördü. Fatih, onun adına bugün Vefa adıyla bilinen bölgede bir cami ve çifte hamam yaptırdı. Ayrıca caminin çevresindeki bazı arazi ve mülkleri de ona tahsis etti.

İstanbul'un bugün hâlâ Vefa olarak anılan semtinin ismi de işte bu tarihî şahsiyetle bağlantılıdır.

Yani İstanbul'da her gün kullanılan bir semt adı, aslında 15. yüzyılda yaşamış büyük bir mutasavvıfın hatırasını taşımaktadır.

Vefa semti adını kimden aldı?

Bugün İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan Vefa semti, adını Şeyh Vefa olarak tanınan Muslihuddin Mustafa'dan alır.

Fatih Sultan Mehmed tarafından onun adına yaptırılan cami ve külliye, Vefa'nın İstanbul'un önemli ilim ve tasavvuf merkezlerinden biri hâline gelmesine katkı sağladı. Şeyh Vefa Külliyesi; cami, medrese, hankah, hamam, imaret, kütüphane ve türbe gibi yapılardan oluşan önemli bir külliyeydi.

Bugün külliyenin yapılarının tamamı ayakta değil. Ancak Vefa Camii ve Şeyh Vefa Türbesi, bu büyük şahsiyetin İstanbul'daki izlerini yaşatmaya devam ediyor.

Vefa Sultan neden “Sultan” olarak anılıyor?

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var.

Vefa Sultan bir Osmanlı hükümdarı değildi.

“Sultan” ifadesi onun devlet yöneticisi olduğunu değil, halk ve devlet erkânı tarafından duyulan büyük saygıyı ve manevi itibarı ifade eden bir kullanım olarak düşünülmelidir.

Muslihuddin Mustafa'nın çevresinde çok sayıda devlet adamı, âlim ve sanatkâr bulunuyordu. TDV kaynaklarında onun müridleri arasında Sinan Paşa, Molla Lutfî, Bursalı Ahmed Paşa ve Zenbilli Ali Efendi gibi önemli isimler sayılır.

Bu da Vefa Sultan'ın Osmanlı toplumundaki etkisinin ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.

Fatih Sultan Mehmed, Vefa Sultan'a neden değer veriyordu?

Fatih Sultan Mehmed yalnızca askerî ve siyasi yönü güçlü bir hükümdar değildi. Aynı zamanda ilim, sanat ve düşünce dünyasına büyük önem veren bir padişahtı.

Vefa Sultan ise dönemin ilim ve tasavvuf hayatının önde gelen şahsiyetlerinden biriydi.

Bu nedenle ikisi arasındaki ilişkiyi yalnızca hükümdar ile şeyh arasındaki bir ilişki olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Vefa Sultan, İstanbul'un fetih sonrasında yeniden şekillenen sosyal ve manevi hayatında önemli bir rol üstlenmişti.

Fatih'in ona destek vermesi de bu çerçevede anlam kazanıyor.

Vefa Sultan ile Fatih Sultan Mehmed gerçekten görüştü mü?

Bu konuda tarih boyunca bazı farklı anlatılar ortaya çıkmıştır.

Muslihuddin Mustafa'nın sultanlarla hiç görüşmediği yönündeki bazı aktarımlar bulunsa da TDV İslâm Ansiklopedisi bu iddianın bir yanlış anlamadan kaynaklandığını belirtiyor. Şeyhin sultanlarla görüşmemesi, Zeyniyye tarikatının prensipleri gereği halvette bulunduğu dönemlerle sınırlıydı.

Dolayısıyla Vefa Sultan ile Fatih Sultan Mehmed arasında hiçbir temas olmadığını söylemek doğru değildir.

Aksine Fatih'in ona sağladığı büyük maddi ve kurumsal destek, iki isim arasındaki yakınlığı açıkça göstermektedir.

Vefa Sultan'ın Fatih'in cenazesiyle ilgili dikkat çekici rivayet

Vefa Sultan'ın Fatih Sultan Mehmed ile ilişkisinin en dikkat çekici noktalarından biri de Fatih'in cenaze namazı hakkındaki rivayettir.

Kaynaklarda, Fatih Sultan Mehmed'in cenaze namazını Muslihuddin Mustafa'nın kıldırdığı aktarılır.

Bu bilgi doğru kabul edildiğinde, Fatih'in hayatında büyük saygı duyduğu bir manevi şahsiyetin, ölümünden sonra da onun cenazesinde önemli bir rol üstlendiği görülür.

Bu ayrıntı, Vefa Sultan ile Fatih Sultan Mehmed arasındaki ilişkinin neden tarih açısından bu kadar dikkat çekici olduğunu anlamak açısından önemlidir.

Vefa Sultan'ın ilim ve tasavvuf anlayışı

Muslihuddin Mustafa, Zeyniyye tarikatının Vefâiyye kolunu kurdu.

Zeyniyye'nin İstanbul'daki önemli temsilcilerinden biri hâline gelen Şeyh Vefa, sadece kendi dergâhında faaliyet gösteren bir şeyh değildi. Onun çevresinde dönemin önemli ilim ve sanat insanları da bulunuyordu.

Kaynaklarda onun;

Tasavvuf,
Dinî ilimler,
Şiir,
Musiki,
Astronomi

gibi farklı alanlarla ilgilendiği aktarılır.

Bu çok yönlülük, onu 15. yüzyıl Osmanlı entelektüel dünyasının önemli isimlerinden biri hâline getiriyor.

Vefa Sultan'ın karakteri nasıldı?

Tarihî kaynaklarda Muslihuddin Mustafa'nın dışarıdan bakıldığında sert görünümlü, fakat yakından tanındığında alçak gönüllü, hoşsohbet, nükteli ve hikmetli konuşan bir insan olduğu aktarılır.

Bu yönüyle Vefa Sultan'ın karakterinde ilginç bir karşıtlık bulunuyor.

Bir tarafta güçlü bir ilim ve tasavvuf otoritesi...

Diğer tarafta tevazu sahibi ve insanlarla yakın ilişki kurabilen bir gönül insanı...

Bu nedenle Vefa Sultan'ın etkisi yalnızca medrese veya dergâh çevresiyle sınırlı kalmamış, İstanbul halkına kadar uzanmıştır.

Vefa Sultan ne zaman öldü?

Muslihuddin Mustafa 1491 yılında vefat etti.

TDV İslâm Ansiklopedisi, ölüm tarihini 896/1491 olarak verir. Cenaze namazının ardından, kendi adına yaptırılan caminin hazîresine defnedildi ve daha sonra mezarının üzerine türbe yapıldı.

Böylece Vefa Sultan, Fatih Sultan Mehmed'in vefatından yıllar sonra da İstanbul'un manevi hayatındaki etkisini sürdürdü.

Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Vefa Sultan

Mehmed: Fetihler Sultanı açısından Vefa Sultan karakterinin önemi, hikâyeye farklı bir boyut kazandırmasında yatıyor.

Fatih Sultan Mehmed'in hayatını yalnızca İstanbul'un fethi, Bizans, Osmanlı sarayı ve savaşlar üzerinden izlemek mümkün değil.

Fetih sonrasında İstanbul'un yeniden inşası aynı zamanda bir medeniyet inşasıydı.

Medreseler...

Tekkeler...

Âlimler...

Şeyhler...

Sanatkârlar...

Ve bunların etrafında şekillenen yeni İstanbul hayatı...

Vefa Sultan işte bu dünyanın en önemli isimlerinden biri.

TRT'nin Vefa Sultan projesine ilişkin kendi yayınlarında da Muslihuddin Mustafa'nın hikâyesi, fetih sonrasında İstanbul'un ilmî, manevi ve sosyal dönüşümü üzerinden anlatılıyor.

Bu nedenle karakteri yalnızca “Fatih'in görüştüğü bir şeyh” şeklinde değerlendirmek yetersiz kalır.

Vefa Sultan, fethedilen İstanbul'un ruhunu inşa eden isimlerden biridir.

Vefa Sultan hakkında bilinmesi gerekenler

Vefa Sultan'ın gerçek adı: Muslihuddin Mustafa

Diğer isimleri: Şeyh Vefa, İbn Vefâ, Vefâzâde, Ebü'l-Vefâ

Doğum yeri: Konya

Dönemi: 15. yüzyıl

Alanı: Tasavvuf, ilim ve şiir

Tarikatı: Zeyniyye

Kurucusu olduğu kol: Vefâiyye

Fatih Sultan Mehmed ile ilişkisi: Fatih'in büyük destek verdiği önemli bir âlim ve mutasavvıf

İstanbul'daki mirası: Vefa semti, Şeyh Vefa Camii ve külliyesi

Vefat tarihi: 1491

Mezarı: İstanbul'daki Şeyh Vefa Külliyesi hazîresi


Vefa Sultan'ın hikâyesi neden bugün hâlâ önemli?

Çünkü Vefa Sultan'ın hikâyesi, İstanbul'un yalnızca fethedilmiş bir şehir olmadığını, aynı zamanda yeniden inşa edilen bir medeniyet olduğunu gösteriyor.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettiğinde şehirde sadece siyasi bir değişim yaşanmadı.

Yeni bir ilim, sanat, kültür ve tasavvuf dünyası da şekillenmeye başladı.

Muslihuddin Mustafa ise bu dönüşümün en önemli manevi şahsiyetlerinden biriydi.

Bugün İstanbul'da “Vefa” dediğimizde aslında sadece bir semtin adını söylemiyoruz.

15. yüzyılda yaşamış, Fatih Sultan Mehmed'in değer verdiği, âlimlerin ve devlet adamlarının hürmet ettiği bir Osmanlı mutasavvıfının hatırasını da yaşatıyoruz.

Ve belki de Vefa Sultan'ın hikâyesindeki en güzel ayrıntı burada saklı:

Fatih İstanbul'u fethetti; Vefa Sultan ise fethedilen şehrin gönlünde yer etti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/muslihuddin-mustafa-vefa-sultan-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/muslihuddin-mustafa-vefa-sultan-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/muslihuddin-mustafa-vefa-sultan-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/muslihuddin-mustafa-vefa-sultan-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/muslihuddin-mustafa-vefa-sultan-kimdir/614680/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:56:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Münşi Tahrani veya Ebubekir Tahrani kimdir?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmed: Fetihler Sultanı yeni sezonunda Akkoyunlu Devleti cephesi giderek daha fazla öne çıkarken, hikâyeye dahil edilen karakterler de merak uyandırıyor. Bu karakterlerden biri de Münşi Tahrani.

Kürşat Alnıaçık'ın canlandırdığı Münşi Tahrani, dizide Uzun Hasan'ın güvendiği, fikirlerine değer verdiği ve siyasi gelişmeler konusunda danıştığı önemli bir devlet adamı olarak izleyici karşısına çıkacak.

Peki Münşi Tahrani kimdir? Tarihte gerçekten yaşamış mıdır? Uzun Hasan'ın yanında nasıl bir konuma sahipti? Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadelede nasıl bir yeri vardı?

Bu soruların cevabı bizi 15. yüzyılın en önemli tarihçilerinden ve devlet yazıcılarından biri olan Ebû Bekr-i Tihrânî'ye götürüyor.

Münşi Tahrani kimdir?

Tarihi kaynaklarda Ebû Bekr-i Tihrânî adıyla bilinen bu isim, Akkoyunlu Devleti döneminin önemli münşî ve tarihçilerinden biridir.

“Münşî” kelimesi, dönemin devlet teşkilatında özellikle resmî yazışmaları, mektupları, fermanları ve diplomatik metinleri kaleme alan yüksek seviyedeki kâtip ve yazıcı anlamında kullanılıyordu.

Ebû Bekr-i Tihrânî de yalnızca sıradan bir kâtip değildi.

Devletler arasındaki yazışmaların, siyasi mesajların ve önemli belgelerin kaleme alındığı bir makamda bulunması, onu dönemin siyasi dünyasına oldukça yakın bir konuma getiriyordu.

Üstelik Tihrânî'nin bıraktığı eser sayesinde bugün Uzun Hasan ve Akkoyunlu Devleti hakkında çok önemli bilgilere sahibiz.

Ebû Bekr-i Tihrânî, Uzun Hasan'ın yanında

Ebû Bekr-i Tihrânî'nin hayatının ayrıntıları hakkında fazla bilgi bulunmuyor. Kendi hayatına dair bilgiler büyük ölçüde yazdığı Kitâb-ı Diyârbekriyye üzerinden takip edilebiliyor.

Kaynaklara göre Tihrânî, 1469 yılında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın hizmetine girdi.

Bu tarihten sonra onun için yeni bir dönem başladı.

Uzun Hasan'ın çevresinde yer alan Tihrânî, çeşitli mektup ve antlaşma metinlerini kaleme aldı. Bu görev, onu Akkoyunlu Devleti'nin diplomatik ve siyasi işleyişine doğrudan tanıklık eden kişilerden biri hâline getirdi.

Başka bir ifadeyle Münşi Tahrani, sarayın sadece yazılarını yazan bir kâtibi değildi.

Devletin dışarıya nasıl konuştuğunu yazan kişiydi.

Bir hükümdarın başka bir hükümdara gönderdiği mektup, yapılan bir anlaşmanın metni veya önemli bir siyasi kararın yazıya dökülmesi, o dönemde devlet siyasetinin önemli parçalarındandı.

Bu nedenle münşîlerin hükümdara yakın olması şaşırtıcı değildi.

Uzun Hasan'ın akıl hocası mıydı?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Dizide Münşi Tahrani, Uzun Hasan'ın akıl hocası ve danışmanı olarak işleniyor. Güncel dizi haberlerinde de karakterin Akkoyunlu hükümdarının çok değer verdiği ve görüşlerine başvurduğu bir isim olacağı belirtiliyor.

Ancak tarihî kaynaklar Ebû Bekr-i Tihrânî'yi doğrudan modern anlamda “Uzun Hasan'ın akıl hocası” şeklinde tanımlamıyor.

Buna karşılık Tihrânî'nin Uzun Hasan'ın hizmetinde bulunduğu, münşî olarak devlet yazışmalarını kaleme aldığı ve hükümdarın çevresinde önemli bir konuma sahip olduğu açık biçimde görülüyor.

Dolayısıyla dizinin bu karaktere “akıl hocası” kimliği vermesi, tarihsel şahsiyetin dizisel bir yorumudur.

Fakat karakterin Uzun Hasan'a yakınlığı tamamen hayal ürünü değildir.

Hatta Tihrânî'nin Uzun Hasan'ın yanında ne kadar önemli bir konumda bulunduğunu gösteren çok daha değerli bir şey var:

Uzun Hasan, kendi döneminin tarihini yazması için Tihrânî'yi teşvik etmişti.

Kitâb-ı Diyârbekriyye: Uzun Hasan'ın tarihini yazan adam

Münşi Tahrani'yi tarih açısından gerçekten önemli yapan nokta işte burada ortaya çıkıyor.

Ebû Bekr-i Tihrânî'nin kaleme aldığı Kitâb-ı Diyârbekriyye, Akkoyunlu Devleti tarihinin en önemli kaynaklarından biri kabul ediliyor.

Eser, Akkoyunluların yanı sıra Karakoyunlular, Timurlular ve 15. yüzyıl İran tarihi açısından da büyük önem taşıyor.

Tihrânî, eserinde Uzun Hasan'ın yükselişini, Akkoyunlu hanedanının geçmişini ve dönemin siyasi gelişmelerini anlatıyor.

Daha da önemlisi, eserini büyük ölçüde kendi gözlemlerine ve duyduklarına dayanarak kaleme aldı.

TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki bilgilere göre bazı güçlü işaretlerden hareketle, Akkoyunlularla ilgili haberlerin önemli bir kısmının bizzat Uzun Hasan tarafından Tihrânî'ye anlatılmış olması mümkündür.

Bu ayrıntı, Münşi Tahrani'yi sıradan bir saray görevlisi olmaktan çıkarıyor.

Çünkü onun yazdıkları sayesinde bugün Uzun Hasan dönemine içeriden bakabiliyoruz.

Münşi Tahrani, Otlukbeli Savaşı'nı neden anlatmadı?

Burada oldukça ilginç bir tarihî ayrıntı var.

Kitâb-ı Diyârbekriyye, Uzun Hasan'ın Fatih Sultan Mehmed ile yaşadığı gerilime ve iki hükümdarın karşı karşıya gelmesine dair önemli bilgiler içeriyor.

Ancak eser, 11 Ağustos 1473'teki Otlukbeli Savaşı'ndan söz etmiyor.

Bunun önemli bir nedeni var.

Eser esas olarak Uzun Hasan'ın başarılarını anlatmak amacıyla kaleme alınmıştı ve hükümdarın Osmanlılar karşısındaki ağır yenilgisi olan Otlukbeli'nin anlatılmaması dikkat çekiyor.

Bu durum bize sadece bir tarih kitabının içeriğini değil, tarihin nasıl yazıldığını da gösteriyor.

Çünkü Münşi Tahrani yalnızca olayları kaydeden bir tarihçi değildi.

Aynı zamanda hükümdarın himayesinde çalışan bir saray mensubuydu.

Dolayısıyla hangi olayların nasıl anlatıldığı, dönemin siyasi atmosferinden bağımsız düşünülemez.

Münşi Tahrani'nin Uzun Hasan için yazdığı eser neden önemli?

Bugün Uzun Hasan hakkında konuştuğumuzda elimizde yalnızca Osmanlı kaynakları bulunmuyor.

Kitâb-ı Diyârbekriyye, Akkoyunlu tarihinin en önemli birincil kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Eserde;

Akkoyunlu hanedanının geçmişi,
Uzun Hasan'ın yükselişi,
Karakoyunlu-Akkoyunlu mücadeleleri,
Timurlularla ilişkiler,
Akkoyunlu askerî ve idarî yapısı,
Türkmen boylarının teşkilatı,
Uzun Hasan'ın Gürcistan seferleri,
Trabzon meselesi,
Fatih Sultan Mehmed ile yaşanan siyasi gerilim

gibi pek çok konuda önemli bilgiler bulunuyor.

Bu nedenle Münşi Tahrani kimdir? sorusunun cevabı aslında sadece “Uzun Hasan'ın danışmanı” değildir.

O, aynı zamanda Uzun Hasan dönemini günümüze taşıyan kalemdir.

Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan mücadelesinde Münşi Tahrani

Mehmed: Fetihler Sultanı'nın yeni sezonu açısından karakteri daha da ilginç hâle getiren nokta burası.

Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadele yalnızca iki ordunun karşılaşması değildi.

Karaman meselesi, Trabzon, Akkoyunluların Anadolu'daki nüfuzu ve iki devletin bölgesel güç mücadelesi, Osmanlı-Akkoyunlu ilişkilerini giderek sertleştirdi.

Sonunda iki hükümdarın orduları Otlukbeli'nde karşı karşıya geldi ve Osmanlı ordusu büyük bir zafer kazandı. TDV kaynakları, savaşta Osmanlıların ateşli silahlarının önemli rol oynadığını ve Uzun Hasan'ın ağır bir yenilgi aldığını belirtiyor.

İşte Münşi Tahrani'nin dizideki rolünü önemli hâle getiren tarihsel zemin de burası.

Uzun Hasan'ın yanında bulunan bir devlet adamı olarak Osmanlı tehdidini, Fatih'in hamlelerini ve Akkoyunlu Devleti'nin geleceğini değerlendiren isimlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Dizinin bu karakteri nasıl yorumlayacağı ise özellikle merak konusu.

Münşi Tahrani neden önemli bir karakter?

Çünkü savaş meydanında kılıç kullananların yanında, savaşların başlamasına veya bitmesine yol açabilecek kararların arkasında da kalem sahipleri vardı.

Bir mektup...

Bir anlaşma...

Bir diplomatik teklif...

Bir hükümdara verilen tavsiye...

Bazen bunların her biri bir ordunun harekete geçmesi kadar önemliydi.

Münşi Tahrani işte bu dünyanın insanı.

Ve onun hikâyesini ilginç kılan da tam olarak bu.

Uzun Hasan'ın kılıcı kadar kalemi de güçlüydü.

Bu nedenle Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Münşi Tahrani karakteri, sadece yeni bir saray mensubu olarak değil, Akkoyunlu hükümdarının siyasi aklını ve devlet mekanizmasını temsil eden bir karakter olarak okunabilir.

Münşi Tahrani'nin gerçek adı neydi?

Tarihî kaynaklarda dizideki “Münşi Tahrani” adına karşılık gelen kişi Ebû Bekr-i Tihrânî olarak geçiyor.

TDV İslâm Ansiklopedisi onu doğrudan “Akkoyunlular tarihine dair yazdığı Kitâb-ı Diyarbekriyye adlı eseriyle tanınan münşî ve tarihçi” olarak tanımlıyor.

Tihrânî'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. İsfahan'a bağlı Tihran adlı bir yerleşimden geldiği anlaşılmaktadır. Ölüm tarihi de kesin değildir; Uzun Hasan'ın 1478'deki ölümünde hayatta olduğu bilindiğinden, 1477'den sonra bir tarihte öldüğü kabul edilmektedir.

Mehmed Fetihler Sultanı'nda Münşi Tahrani'yi kim oynuyor?

Yeni sezonda Münşi Tahrani karakterini Kürşat Alnıaçık canlandırıyor.

Dizi haberlerinde Alnıaçık'ın karakteri, Uzun Hasan'ın çok değer verdiği ve akıl aldığı bir devlet adamı olarak tanımlanıyor. Böylece Akkoyunlu sarayındaki siyasi mücadelelerin ve Uzun Hasan'ın Fatih Sultan Mehmed karşısındaki hamlelerinin perde arkasında Münşi Tahrani'nin de önemli bir rol üstlenmesi bekleniyor.

Kısaca Münşi Tahrani kimdir?

Münşi Tahrani, tarihî kaynaklarda Ebû Bekr-i Tihrânî ile karşılık bulan, 15. yüzyılda Akkoyunlu Devleti'nde görev yapan önemli bir münşî ve tarihçidir.

Tarihî adı: Ebû Bekr-i Tihrânî
Görevi: Münşî, devlet yazışmalarını kaleme alan saray görevlisi
Bağlı olduğu hükümdar: Uzun Hasan
Akkoyunlu hizmetine girişi: 1469
En önemli eseri: Kitâb-ı Diyârbekriyye
Önemi: Akkoyunlu, Karakoyunlu ve dönemin İran tarihine dair en önemli kaynaklardan birinin yazarı
Dizideki oyuncu: Kürşat Alnıaçık
Dizideki konumu: Uzun Hasan'ın güvendiği danışmanı ve akıl hocası olarak işleniyor.

Münşi Tahrani'nin hikâyesi aslında bir kalem adamının hikâyesi.

Uzun Hasan'ın savaşlarını yazan, devletin yazışmalarını hazırlayan ve Akkoyunlu sarayının en kritik dönemlerine tanıklık eden bir isim...

Ve belki de en ilginç tarafı şu:

Bugün Uzun Hasan'ı tanımamızı sağlayan en önemli kalemlerden biri, bir zamanlar onun sarayında oturuyordu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/munsi-tahrani-veya-ebubekir-tahrani-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/munsi-tahrani-veya-ebubekir-tahrani-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/munsi-tahrani-veya-ebubekir-tahrani-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/munsi-tahrani-veya-ebubekir-tahrani-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/munsi-tahrani-veya-ebubekir-tahrani-kimdir/614679/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:46:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Selçukşah Begüm kimdir?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmed: Fetihler Sultanı yeni sezonunda hikâyenin ağırlık merkezinin Fatih Sultan Mehmed ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan arasındaki mücadeleye doğru kayması, tarihin perde arkasında kalan pek çok ismi de ekranlara taşıyor. Bu isimlerden biri de Selçukşah Begüm.

Dizide Deniz Barut tarafından canlandırılacak olan Selçukşah Begüm, yalnızca Uzun Hasan’ın eşi olarak değerlendirilebilecek sıradan bir saray karakteri değil. Tarihi kaynaklarda, Akkoyunlu sarayında uzun yıllar etkili olmuş, eşinin ve oğullarının siyasi hayatında önemli bir konuma sahip güçlü bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.

Peki Selçukşah Begüm kimdir? Uzun Hasan'ın hayatındaki yeri neydi? Fatih Sultan Mehmed ile mücadelenin yaşandığı dönemde Selçukşah'ın saraydaki etkisi neydi?

Selçukşah Begüm kimdir?

Selçukşah Begüm, 15. yüzyılda Anadolu ve İran coğrafyasının en güçlü devletlerinden biri hâline gelen Akkoyunlu Devleti'nin hükümdarı Uzun Hasan'ın ilk hanımıdır.

Tarihi kaynaklarda Selçukşah Begüm'ün Uzun Hasan'ın amcası Kur Muhammed'in kızı olduğu aktarılır. Bu nedenle Selçukşah ile Uzun Hasan arasındaki evlilik yalnızca ailevi bir birliktelik değil, Akkoyunlu hanedanının kendi içindeki siyasi ve hanedan bağlarını da güçlendiren bir evlilik olarak değerlendirilir.

Selçukşah Begüm, Uzun Hasan'ın oğulları Sultan Halil ve Sultan Yakub'un annesidir. Her iki şehzadenin de ilerleyen yıllarda Akkoyunlu tahtında söz sahibi olması, Selçukşah'ın saraydaki konumunu daha da önemli hâle getirmiştir.

Ancak Selçukşah Begüm'ü önemli kılan asıl nokta yalnızca bir hükümdarın eşi veya şehzadelerin annesi olması değildir.

Onu ilgi çekici hâle getiren şey, Akkoyunlu sarayında yaklaşık 35 yılı aşkın bir süre boyunca etkili olmasıdır.

Akkoyunlu sarayının güçlü kadını: Selçukşah

Selçukşah Begüm hakkında yapılan akademik çalışmalarda onun Akkoyunlu sarayındaki nüfuzuna özellikle dikkat çekilir.

Yaklaşık 35 yıldan fazla Akkoyunlu sarayında bulunan Selçukşah Begüm'ün, yalnızca sarayın içerisinde yaşayan bir hükümdar eşi olmadığı; kararlar, siyasi ilişkiler ve oğulları arasındaki dengeler üzerinde etkili olduğu belirtilmektedir.

Bu durum, Selçukşah karakterini yeni sezon açısından oldukça dikkat çekici hâle getiriyor.

Çünkü 15. yüzyıl Anadolu'sunda devletler arasındaki mücadele sadece meydanlarda yaşanmıyordu.

Saraylar da birer savaş alanıydı.

Evlilikler, hanedan bağları, şehzadeler arasındaki ilişkiler, elçiler, ittifaklar ve hükümdarların aileleri üzerinden yürütülen siyasi hesaplar devletlerin geleceğini doğrudan etkileyebiliyordu.

Selçukşah Begüm de işte böyle bir dünyanın tam merkezinde bulunuyordu.

Selçukşah Begüm ve Uzun Hasan

Uzun Hasan, Akkoyunlu Devleti'ni Anadolu'nun en güçlü siyasi aktörlerinden biri hâline getiren hükümdardı. 1425 civarında doğduğu kabul edilen Uzun Hasan, Akkoyunlu Devleti'nin gücünü büyük ölçüde genişletti ve bölgesel bir hükümdardan uluslararası siyasetin önemli aktörlerinden birine dönüştü.

Onun yükseliş döneminde Selçukşah Begüm de Akkoyunlu sarayının önemli kadınlarından biri hâline geldi.

Selçukşah'ın Uzun Hasan'dan olan oğulları Halil ve Yakub, daha sonra Akkoyunlu Devleti'nin tahtına oturacaklardı. Dolayısıyla Selçukşah'ın saraydaki etkisi yalnızca Uzun Hasan'ın hükümdarlığı döneminde değil, onun ölümünden sonraki taht mücadelelerinde de hissedilecekti.

Bu noktada Selçukşah Begüm'ün hikâyesi, yalnızca bir hükümdarın eşinin hikâyesi olmaktan çıkıyor.

Bir annenin, oğullarının geleceğini ve hanedanın kaderini etkileme mücadelesine dönüşüyor.

Selçukşah Begüm ile Fatih Sultan Mehmed'in yolları nerede kesişiyor?

Selçukşah Begüm'ün doğrudan Fatih Sultan Mehmed ile karşı karşıya geldiğini söylemek doğru olmaz. Ancak onun yaşadığı saray ve ailesinin geleceği, Fatih'in doğudaki en büyük rakiplerinden biri olan Uzun Hasan ile doğrudan bağlantılıydı.

Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki gerilim 1460'lı yıllardan itibaren giderek arttı. İki hükümdarın karşı karşıya geldiği süreç, nihayet 11 Ağustos 1473'teki Otlukbeli Savaşı ile sonuçlandı. Savaş Osmanlıların zaferiyle sona erdi.

İşte Mehmed: Fetihler Sultanı yeni sezonunun tarihsel açıdan en dikkat çekici taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Bir tarafta İstanbul'u fethederek Osmanlı Devleti'ni yeni bir çağa taşıyan Fatih Sultan Mehmed...

Diğer tarafta Anadolu'nun doğusundan İran coğrafyasına kadar genişleyen güçlü bir devlet kuran Uzun Hasan...

Ve bu iki hükümdarın mücadelesinin arka planında, Akkoyunlu sarayının güçlü kadınlarından biri olan Selçukşah Begüm.

Selçukşah'ın oğulları neden önemli?

Selçukşah Begüm'ün tarih sahnesindeki ağırlığını anlamak için oğullarına bakmak gerekiyor.

Uzun Hasan'ın ölümünün ardından Akkoyunlu tahtına önce Selçukşah'ın oğlu Sultan Halil geçti. Ancak Halil'in hükümdarlığı uzun sürmedi. Ardından diğer oğlu Sultan Yakub, Akkoyunlu tahtının sahibi oldu.

Dolayısıyla Selçukşah Begüm, bir hükümdarın eşi olmanın ötesinde, iki Akkoyunlu hükümdarının annesi konumundaydı.

Bu nedenle tarihçiler açısından Selçukşah Begüm'ün saraydaki konumu ve oğulları üzerindeki etkisi ayrıca önem taşımaktadır. Akademik araştırmalar da onun Uzun Hasan ve oğulları üzerindeki nüfuzuna dikkat çekmektedir.

Selçukşah Begüm nasıl bir karakterdi?

Selçukşah Begüm hakkında günümüze ulaşan bilgiler, onu klasik anlamda yalnızca “hükümdarın eşi” şeklinde tanımlamaya izin vermiyor.

Aksine karşımıza siyasi ağırlığı olan, saray dengelerini bilen ve hanedan içerisindeki gelişmelerde etkili bir kadın çıkıyor.

Bu nedenle dizide Selçukşah'ın nasıl yorumlanacağı büyük merak konusu.

Özellikle Uzun Hasan'ın Fatih Sultan Mehmed karşısındaki kararlarında, Akkoyunlu hanedanının geleceğinde ve oğulları Halil ile Yakub'un konumunda Selçukşah'ın nasıl bir rol üstleneceği, dizinin tarihi atmosferini daha da ilgi çekici hâle getirebilir.

Burada önemli olan bir ayrıntı da şu:

Selçukşah Begüm'ü sadece Uzun Hasan'ın eşi olarak görmek, onun tarihsel ağırlığını eksik anlatmak olur.

Çünkü onun hikâyesi, Akkoyunlu Devleti'nin yükselişinden Uzun Hasan dönemine, oradan da oğullarının taht mücadelelerine kadar uzanan uzun bir dönemi kapsıyor.

Selçukşah Begüm ne zaman öldü?

Tarihi kayıtlara göre Selçukşah Begüm 11 Kasım 1489 tarihinde hayatını kaybetti. Böylece Uzun Hasan'ın 1478'deki ölümünden sonra da Akkoyunlu siyasi hayatındaki gelişmelere şahit oldu.

Bu ayrıntı oldukça önemli.

Çünkü Selçukşah Begüm, yalnızca Uzun Hasan'ın hükümdarlığı dönemini değil, Uzun Hasan sonrası Akkoyunlu taht mücadelelerini ve oğulları Sultan Halil ile Sultan Yakub'un dönemlerini de gördü.

Mehmed Fetihler Sultanı'nda Selçukşah Begüm

Mehmed: Fetihler Sultanı'nda Selçukşah Begüm karakterinin hikâyeye dahil olması, dizinin yalnızca Fatih Sultan Mehmed'in seferlerini anlatan bir yapıdan çıkarak dönemin diğer büyük siyasi güçlerini ve saraylarını da daha yakından göstermesi açısından önemli.

Üstelik Selçukşah'ın hikâyesi, Fatih ile Uzun Hasan arasındaki büyük hesaplaşmanın yalnızca savaş meydanlarında başlamadığını anlamak açısından da dikkat çekici.

Çünkü Otlukbeli'nde karşılaşan iki büyük hükümdarın arkasında hanedanlar, saraylar, şehzadeler, ittifaklar ve siyasi hesaplar bulunuyordu.

Selçukşah Begüm ise bu dünyanın tam merkezindeki isimlerden biriydi.

Bu yüzden yeni sezonda Selçukşah'ı izlerken sadece Uzun Hasan'ın eşi olarak değil, Akkoyunlu hanedanının geleceğinde söz sahibi olmuş güçlü bir kadın olarak bakmak gerekiyor.

Selçukşah Begüm hakkında kısa bilgiler
Adı: Selçukşah Begüm
Devleti: Akkoyunlu Devleti
Eşi: Uzun Hasan
Oğulları: Sultan Halil ve Sultan Yakub
Konumu: Akkoyunlu sarayında etkili hanedan mensubu
Uzun Hasan ile ilişkisi: İlk hanımı
Ölümü: 11 Kasım 1489
Mehmed: Fetihler Sultanı: Yeni sezonda Deniz Barut tarafından canlandırılıyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/selcuksah-begum-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/selcuksah-begum-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/selcuksah-begum-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/09/selcuksah-begum-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/selcuksah-begum-kimdir/614678/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:32:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Fransa da eklendi</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ VESTA Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan, Avrupa'da oturum izni ve sonrasında vatandaşlık imkanı veren ülkeler arasına Fransa'nın da eklendiğini kendilerinin de oturum izni danışmanlığına başladığını açıkladı. Narazan, “Fransa, en az 300 bin avro yatırım yapmak kaydıyla önce oturum izni, 5 yıl sonunda da vatandaşlık imkanı sunmaya başladı. Fransa üniversitelerinden mezun olanlar için vatandaşlığa başvurunun hak edilmesi için gereken süre ise 3 yıl olabiliyor” dedi.

Vesta Global, Fransa'daki yatırımcı ve girişimcilere yönelik oturum izni programlarını hizmet ağına ekledi. Program kapsamında uygun yatırım koşullarını sağlayan başvuru sahipleri ve aileleri Fransa'da oturum izni alabiliyor; Schengen Bölgesi'nde serbest dolaşım hakkından yararlanabiliyor ve Fransa'da yaşamak isteyen yatırımcılara çalışma hakkı sunuyor. Fransa'da en az beş yıl fiilen yaşayan ve yasal şartları sağlayan yatırımcılar vatandaşlık başvurusunda bulunabiliyor.

Fransız Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği üyesi de olan Vesta Global’in Kurucu Ortağı Teuta Narazan, artık yatırımcıların önceliğinin yalnızca ikinci bir oturum kartı almak olmadığına dikkat çekerek, “Çocuklarının Avrupa'da eğitim görebilmesi, işlerini Avrupa pazarına taşıyabilmeleri, gerektiğinde Avrupa'da yaşayabilecekleri bir alternatif oluşturabilmeleri ve yatırımlarını farklı ülkelerde değerlendirebilmeleri önem kazanıyor. Fransa programı, Avrupa'nın en büyük ekonomilerinden birinde yatırım yaparken aynı zamanda Schengen Bölgesi'nde serbest dolaşım ile Fransa'da yaşama ve çalışma hakkı sunması nedeniyle öne çıkıyor" diye konuştu.

Fransa’nın klasik Golden Visa ülkelerinden farklı olarak yalnızca gayrimenkul yatırımını değil, ekonomiye gerçek katkı sağlayan yatırımları desteklediğini kaydeden Narazan, “En az 300 bin avro tutarında üretken yatırım yapan ve program şartlarını sağlayan yatırımcılar için hem iş geliştirme hem de uzun vadeli oturum planlaması açısından güçlü bir alternatif sunuyor” ifadelerini kullandı.

AVRUPA'DA YATIRIMCILARIN İLGİSİ OTURUM PROGRAMLARINA YÖNELİYOR

Narazan, “Ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler, eğitim ve yaşam kalitesi beklentileri ile varlıklarını farklı ülkelere yaymak isteyen yatırımcıların sayısını artırıyor. Küresel ölçekte 2025 yılında yaklaşık 142 bin dolar milyonerinin başka bir ülkeye taşınmasının beklendiğini gösteren araştırmalar, ikinci oturum ve alternatif yaşam planlarının artık yalnızca çok dar bir yatırımcı grubunun gündeminde olmadığını ortaya koyuyor. Türkiye’den yatırımcıların da özellikle Avrupa’da yaşam, çocukların eğitimi, Schengen Bölgesi’ne erişim, servetin farklı para birimleri ve getiri alternatifleri ile farklı coğrafyalara dağıtılması amacıyla Golden Visa ve oturum programlarına ilgisi yükseliyor. Türkiye’den gelen talebin en somut örneklerinden biri Yunanistan’da görülüyor. Geçen yıl Türk yatırımcılara verilen Golden Visa izinleri yaklaşık yüzde 160 artması ve 3 bin 300’e yaklaşması Avrupa’da oturum arayışının ulaştığı seviyeyi gösteriyor. Portekiz’in yatırım yoluyla oturum programında da Türk vatandaşları öne çıkan başvuru grupları arasında bulunuyor” diye konuştu.

‘FRANSA KLASİK GOLDEN VİSA MODELİYLE ÇALIŞMIYOR’

Fransa, Portekiz ve Yunanistan gibi gayrimenkul yatırımı karşılığında oturum hakkı sağlayan klasik Golden Visa programlarından farklı bir modele sahip olduğunu belirten Narazan, “Ülkede yalnızca konut veya ticari gayrimenkul satın almak oturum izni için yeterli olmuyor. Bunun yerine Fransa ekonomisine doğrudan katkı sağlayan yatırımcılar, girişimciler ve yenilikçi projeler Talent oturum izni kapsamında değerlendiriliyor” diye konuştu.

EN AZ 300 BİN AVRO ÜRETKEN YATIRIM

Narazan, “Fransa'daki yatırımcı oturum programının temel koşullarından biri, ülke ekonomisine doğrudan katkı sağlayacak en az 300 bin avro tutarında yatırım yapılması. Bu kapsamda yatırımcıkar Fransa 2030 hedeflerine uygun şirketlere sermaye yatırımı gerçekleştirebiliyor. Başvurunun olumlu değerlendirilebilmesi için yatırımın ekonomik faaliyet oluşturması, istihdam yaratması veya mevcut istihdamın korunmasına katkı sağlaması bekleniyor” dedi.

Narazan, “Türkiye’deki yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programlarına aracılık hizmeti sunan öncü bir kuruluş olarak Fransa programını ilk sunan firma olmaktan gurur duyuyoruz. Yatırımcılarımıza, Fransa Hükümeti’nin uluslararası yatırımcıları çekmek amacıyla Fransız yasası (Loi n° 2016-274) kapsamında oluşturduğu bu program çerçevesinde, KPMG Avocats tarafından bilançoları incelenmiş ve program kapsamına uygun şirket hisselerini içeren yatırım alternatifleri sunuyoruz” diye konuştu.

OTURUM KARTININ SAĞLADIĞI HAKLAR

Narazan, “Program kapsamında uygun bulunan yatırımcılar ve aile bireyleri dört yıla kadar düzenlenebilen ve yenilenebilen Talent oturum izni alabilir. Bu oturum kartı; Fransa'da yaşama, çalışma, çocukların eğitim sisteminden yararlanabilmesi, Schengen Bölgesi'nde serbest dolaşım, eş ve çocukların başvuruya dahil edilebilmesi gibi önemli haklar sunuyor. Fransa'da sürekli yaşamayı tercih etmeyen yatırımcılar da program şartlarını yerine getirdikleri sürece oturumlarını sürdürebiliyor” ifadelerini kullandı.

FRANSA ÜNİVERSİTELERİNDEN MEZUN OLANLARA 3 YILDA VATANDAŞ OLMA İMKANI

Narazan, “Program yatırım karşılığında doğrudan vatandaşlık sağlamıyor. Ancak Fransa'da en az beş yıl fiilen yaşayan, Fransızca dil yeterliliği, topluma uyum ve diğer yasal koşulları sağlayan yatırımcılar ve aile bireyleri Fransız vatandaşlığı için başvuru hakkı elde edebiliyor. Fransa üniversitelerinden mezun olanlar için vatandaşlığa başvurunun hak edilmesi için gereken süre 3 yıl olabiliyor” dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/fransa-da-eklendi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/fransa-da-eklendi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/fransa-da-eklendi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/fransa-da-eklendi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/fransa-da-eklendi/614563/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 04:02:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bakanlığın yasakladığı oyuncak piyasadan toplatılacak</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TİCARET Bakanlığı, piyasaya sunulan 'peluş kaz' oyuncağının, güvenlik kriterlerini karşılamadığı ve küçük parçalara ayrılarak boğulma riski oluşturduğu gerekçesiyle arzının yasaklanmasına ve piyasadan toplanmasına karar verdi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, "Ticaret Bakanlığı olarak, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında gerçekleştirdiğimiz inceleme ve laboratuvar analizleri sonucunda, 'peluş kaz' olarak piyasaya arz edilen bir oyuncağın, TS EN 71-1 standardında öngörülen mekanik güvenlik kriterlerini karşılamadığı ve küçük parçalara ayrılarak boğulma riski oluşturduğu tespit edilmiştir.

Özellikle bebek ve küçük yaştaki çocuklar açısından ciddi tehlike oluşturabilecek bu uygunsuzluk nedeniyle söz konusu ürün hakkında piyasaya arzın yasaklanması ve piyasadan toplatılması kararı alınmış, ürün Güvensiz Ürün Bilgi Sistemi (GÜBİS) üzerinden kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Ticaret Bakanlığı olarak; çocuklarımızın sağlığını ve güvenliğini tehdit eden hiçbir ürüne müsamaha göstermiyor, vatandaşlarımızın güvenli ürünlere erişimini sağlamak amacıyla piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerimizi bilimsel analizler ve laboratuvar incelemeleri doğrultusunda kararlılıkla sürdürüyoruz" açıklamasında bulundu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/bakanligin-yasakladigi-oyuncak-piyasadan-toplatilacak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/bakanligin-yasakladigi-oyuncak-piyasadan-toplatilacak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/bakanligin-yasakladigi-oyuncak-piyasadan-toplatilacak_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/07/bakanligin-yasakladigi-oyuncak-piyasadan-toplatilacak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bakanligin-yasakladigi-oyuncak-piyasadan-toplatilacak/614515/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:30:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Şikayetler yüzde 114 arttı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇÖZÜM platformu Şikayetvar, konaklama, ulaşım ve rezervasyon hizmetlerine yönelik şikayetleri açıkladı. Son haftada bungalov konaklama dolandırıcılığı iddialarına ilişkin başvuruların yüzde 114 artarak sezonun en hızlı yükselen başlığı olduğu aktarıldı. Aynı dönemde zincir otellere yönelik şikayetlerin yüzde 58, araç kiralama dolandırıcılığına ilişkin şikayetlerin yüzde 46, otel rezervasyon ve pazarlama sitelerine yönelik şikayetlerin yüzde 45, karayolu ulaşım firmalarına yönelik şikayetlerin ise yüzde 23 arttığı belirtildi.

Şikayetvar tarafından yapılan açıklamada, “Yaz tatili sezonunun başlamasıyla birlikte milyonlarca kişi seyahat planı yaparken, tüketicilerin karşılaştığı sorunlar da çeşitleniyor. Şikayetvar verileri, tatil sürecinde yaşanan mağduriyetlerin yalnızca konaklama aşamasıyla sınırlı kalmadığını; rezervasyon, ödeme, ulaşım ve araç kiralama süreçlerinde de yoğunlaştığını gösteriyor. Tatil daha başlamadan sahte ilanlar, kapora talepleri, rezervasyon iptalleri ve ücret iadesi sorunları öne çıkarken; yolculuk sürecinde ulaşım aksaklıkları, konaklamada ise vaat edilen hizmetlerle sunulan hizmet arasındaki farklar tüketicilerin en sık dile getirdiği sorunlar arasında yer alıyor” denildi.


Platform tarafından yapılan açıklamada şu bilgilere yer verildi:


“Yaz sezonuyla birlikte özellikle sosyal medya üzerinden yayılan sahte bungalov ilanları yeniden tüketici mağduriyetlerinin merkezine yerleşti. Şikayetvar verilerine göre bungalov konaklama dolandırıcılığı iddialarına ilişkin şikayetler son haftada yüzde 114 arttı.

“Tüketiciler, sosyal medya reklamları, mesajlaşma uygulamaları ve sahte rezervasyon hesapları üzerinden kapora ya da konaklama bedeli ödedikten sonra işletmeye ulaşamadıklarını belirtiyor. Bazı şikayetlerde rezervasyonun tesiste görünmediği, bazı durumlarda ise ilanda kullanılan fotoğrafların gerçek bir işletmeye ait olmadığı ifade ediliyor.

“Şikayetlerde öne çıkan başlıklar arasında kapora ödemesi sonrası iletişimin kesilmesi, sahte IBAN’lara ödeme yapılması, gerçek tesis fotoğraflarının kopyalanarak sahte hesaplarda kullanılması, düşük fiyat vaadiyle tüketicilerin ödeme yapmaya yönlendirilmesi ve ödeme sonrası tüketicinin engellenmesi yer alıyor.”

Şikayetvar verilerine göre son haftada tatil ve seyahat hizmetlerine yönelik şikayetlerde öne çıkan artış oranları şöyle sıralandı:

“Bungalov konaklama dolandırıcılığı: yüzde 114

“Zincir oteller: yüzde 58

“Araç kiralama dolandırıcılığı: yüzde 46

“Otel rezervasyon ve pazarlama siteleri: yüzde 45

“Karayolu ulaşım firmaları: yüzde 23”

Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

“Şikayetvar’a ulaşan başvurular, tüketicilerin tatil planının daha ilk aşamasından itibaren farklı sorunlarla karşılaşabildiğini ortaya koyuyor. Rezervasyonun sistemde görünmemesi, vaat edilen oda ile sunulan odanın farklı olması, fotoğraflarla uyuşmayan tesis koşulları, hijyen sorunları, sonradan talep edilen ek ücretler ve iptal edilen rezervasyonların ücret iadesinin yapılmaması konaklama hizmetlerinde en sık dile getirilen sorunlar arasında yer alıyor.

“Otel rezervasyon ve pazarlama sitelerine yönelik şikayetlerde ise onaylanan rezervasyonun tesise ulaşmaması, yanıltıcı kampanya ve fiyat bilgileri, müşteri hizmetlerine ulaşılamaması, iptal ve değişiklik süreçlerinde yaşanan aksaklıklar ile geciken ücret iadeleri öne çıkıyor.

“Araç kiralama hizmetlerinde tüketiciler en çok kapora dolandırıcılığı, gerçekte bulunmayan araç ilanları, teslim sırasında değişen sözleşme koşulları, sonradan talep edilen ek ücretler ve depozito iadelerinde yaşanan gecikmelerden şikayet ediyor.

“Karayolu ulaşım firmalarına yönelik başvurularda ise sefer iptalleri, uzun rötarlar, bagaj tesliminde yaşanan problemler, koltuk değişiklikleri ve bilet iptal-iade süreçlerindeki aksaklıklar dikkat çekiyor.

“Şikayetvar’a ulaşan kullanıcı deneyimleri, yaz sezonunda tatil planı yapan tüketicilerin hem dijital kanallarda hem de hizmet alma aşamasında farklı risklerle karşı karşıya kalabildiğini gösteriyor. Özellikle sahte bungalov ilanları, otel rezervasyonlarında sistem sorunları, araç kiralama süreçlerinde kapora/depozito problemleri ve karayolu ulaşımında iptal-iade aksaklıkları öne çıkıyor.

“Bungalov konaklama dolandırıcılığı iddialarına ilişkin şikayetlerde tüketiciler, sosyal medya üzerinden ulaştıkları hesaplarla rezervasyon yaptıklarını, kapora ya da konaklama bedeli ödedikten sonra işletmeye ulaşamadıklarını belirtiyor.”

Platform tarafından yapılan açıklamada öne çıkan örnek şikayet başlıkları ise şöyle:

“Sosyal medya üzerinden bulunan bungalov hesabına kapora gönderildikten sonra telefonlara cevap verilmemesi

“Rezervasyon için IBAN’a ödeme yapılmasının ardından ek ödeme talep edilmesi

“Kapora sonrası 'depozito', 'sigorta' ya da 'onay bedeli' adı altında yeni ücretler istenmesi

“Ödeme yapıldıktan sonra tüketicinin engellenmesi

“İlanda kullanılan tesis fotoğraflarının gerçek işletmeye ait olmadığının sonradan anlaşılması

“Tesise gidildiğinde rezervasyon kaydının bulunmaması

·”Düşük fiyatlı bungalov ilanlarıyla tüketicinin ödeme yapmaya yönlendirilmesi

“Bu başlıkta en sık tekrar eden mağduriyet, 'Kapora gönderdim, sonrasında kimseye ulaşamadım' ifadesiyle öne çıkıyor.”

Otel rezervasyon ve pazarlama sitelerine yönelik şikayetler ise şöyle:

“Otel rezervasyon ve pazarlama sitelerine yönelik başvurularda tüketiciler çoğunlukla ödeme yaptıkları rezervasyonun tesiste görünmediğini, iptal işlemi sonrası ücret iadesi alamadıklarını ya da müşteri hizmetlerine ulaşamadıklarını belirtiyor.”

Öne çıkan örnek şikayet başlıkları şöyle:

“Ödemesi yapılan rezervasyonun otel sisteminde görünmemesi

“Rezervasyon onayı alınmasına rağmen tesiste kayıt bulunmaması

“Voucher ya da rezervasyon numarasının tüketiciye iletilmemesi

“İptal edilen rezervasyonun ücret iadesinin gecikmesi

“Müşteri hizmetlerinden yanıt alınamaması

“Satın alınan oda tipi yerine daha düşük standartta oda sunulması

“Otelin kapalı, dolu ya da uygun olmadığı bilgisinin tüketiciye son anda verilmesi

“Bu kategoride öne çıkan ortak mağduriyet, tüketicinin ödeme yapmasına rağmen konaklama hizmetinden yararlanamaması ve iade sürecinde muhatap bulamaması oldu.”

Zincir otellere yönelik şikayetler ise şu şekilde:

“Zincir otellere ilişkin şikayetlerde tüketiciler, rezervasyon ve konaklama sürecinde vaat edilen hizmetle karşılaşılan hizmet arasında fark olduğunu dile getiriyor.”

Öne çıkan örnek şikayet başlıkları şöyle:

“Otele girişte rezervasyonun sistemde görünmemesi

“Satın alınan oda yerine farklı oda verilmesi

“Fotoğraflarla uyuşmayan oda ve tesis koşulları

“Hijyen ve temizlik sorunları

“Ek ücret talepleri

“İptal edilen rezervasyonlarda ücret iadesinin yapılmaması

“Müşteri hizmetleri ve otel yönetimi arasında çözüm sürecinin uzaması

“Bu başlıkta tüketicilerin en sık vurguladığı sorun, tatil öncesinde satın alınan hizmetle tesiste karşılaşılan hizmetin birbirini tutmaması oldu.”

Araç kiralama dolandırıcılığı ve araç kiralama şikayetleri ise şöyle sıralandı:

“Araç kiralama tarafında tüketiciler hem sahte ilanlar hem de depozito iadesi sorunları nedeniyle mağduriyet yaşadıklarını aktarıyor. Şikayetlerde uygun fiyatlı araç ilanları üzerinden kapora alınması, ödeme sonrası işletmeye ulaşılamaması ve teslim sonrası depozitonun iade edilmemesi öne çıkıyor.”

Öne çıkan örnek şikayet başlıkları şöyle:

“Uygun fiyatlı araç ilanı üzerinden kapora alınması

“Kapora sonrası firmaya ulaşılamaması

“Kiralama sırasında alınan depozitonun belirtilen sürede iade edilmemesi

“Araç hasarsız teslim edilmesine rağmen depozito kesintisi yapılması

“Teslim sırasında sözleşme koşullarının değiştirilmesi

“Sonradan ek ücret talep edilmesi

“Çağrı merkezi ve şubeden yanıt alınamaması”

Bu kategoride en sık tekrarlanan mağduriyet, 'Aracı sorunsuz teslim ettim ancak depozitom iade edilmedi' ifadesiyle öne çıkıyor.

Karayolu ulaşım firmalarına yönelik şikayetler ise şu şekilde:

“Karayolu ulaşım firmalarına ilişkin şikayetlerde sefer iptalleri, rötarlar, bilet iptal ve iade süreçlerinde yaşanan aksaklıklar dikkat çekiyor.”

Öne çıkan örnek şikayet başlıkları şu şekilde sıralandı:

“Seferin son anda iptal edilmesi

“Bilet iptaline rağmen ücret iadesinin yapılmaması

“Yolcunun sefer değişikliği hakkında zamanında bilgilendirilmemesi

“Uzun rötarlar nedeniyle aktarma ve konaklama planlarının bozulması

“Bagaj tesliminde yaşanan problemler

“Koltuk değişikliği yapılması

“Müşteri hizmetlerinden çözüm alınamaması

“Bu alanda tüketiciler, özellikle iptal ve rötar durumlarında bilgilendirme eksikliği ve iade süreçlerinin uzamasından şikayet ediyor.”

Platform tarafından tatil yapacaklara 7 öneri şöyle sıralandı:

“Rezervasyon yapmadan önce işletme hakkında kullanıcı yorumlarını inceleyin.

“Sosyal medya üzerinden yönlendirilen hesaplara karşı temkinli olun.

“Kapora göndermeden önce işletmenin gerçekliğini farklı kaynaklardan doğrulayın.

“ Araç kiralama işlemlerinde kurumsal ve doğrulanabilir firmaları tercih edin.

“ Ödeme dekontlarını ve rezervasyon belgelerini mutlaka saklayın.

“İptal ve iade koşullarını ödeme yapmadan önce dikkatlice okuyun.

“Şüpheli durumlarda ödeme yapmadan önce işletmeyle farklı iletişim kanalları üzerinden doğrulama sağlayın.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/sikayetler-yuzde-114-artti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/sikayetler-yuzde-114-artti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/sikayetler-yuzde-114-artti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/sikayetler-yuzde-114-artti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/sikayetler-yuzde-114-artti/614463/</link>
			<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:28:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Pemikan (Pemmican) yıllarca bozulmadan saklanabiliyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İnsanlık tarihi boyunca uzun yolculuklar, sert iklim koşulları ve hayatta kalma mücadeleleri için dayanıklı gıdalara ihtiyaç duyuldu. Bu ihtiyacın ortaya çıkardığı en dikkat çekici besinlerden biri ise Pemikan (pemmican) olarak bilinen geleneksel yiyecek oldu. Kuzey Amerika'nın yerli halkları tarafından yüzyıllar boyunca tüketilen pemmican, yüksek enerji değeri, uzun raf ömrü ve taşınabilir yapısıyla günümüzde de doğa sporları meraklılarının, kampçıların ve hayatta kalma uzmanlarının ilgisini çekmeye devam ediyor.

Uzmanlar, pemmicanın tarihte geliştirilen en verimli enerji depolama yöntemlerinden biri olarak kabul edildiğini belirtiyor. İçeriğinde bulunan yoğun protein ve yağ sayesinde uzun süre tokluk sağlayan bu geleneksel besin, özellikle zorlu çevre koşullarında yaşayan topluluklar için adeta hayati önem taşıyordu.

Pemikanın tarihi

Pemmicanın kökeni, Kuzey Amerika'nın yerli halklarına kadar uzanıyor. Özellikle Cree, Metis ve diğer birçok yerli topluluk tarafından hazırlanan bu besin, avlanan hayvanların etlerinin değerlendirilmesi amacıyla geliştirilmişti.

Kelimenin kökeninin Cree dilindeki ''pimihkân'' sözcüğüne dayandığı ve ''Yağla hazırlanmış madde'' anlamına geldiği belirtiliyor. Yerli halklar tarafından hazırlanan pemmican, zamanla kürk tüccarlarının, kaşiflerin ve uzun mesafe yolculuk yapanların temel gıda kaynaklarından biri haline geldi.

19. yüzyılda Kanada ve Amerika'nın keşif süreçlerinde görev alan birçok kâşif, aylarca bozulmadan saklanabilen pemmican sayesinde hayatta kalabildi. Bu nedenle bazı tarihçiler tarafından ''Kuzeyin süper gıdası'' olarak da tanımlanıyor.

Pemikan (Pemmican) nasıl yapılır?

Geleneksel pemmican üretiminde öncelikle yağsız kırmızı et kullanılır. Genellikle bizon, geyik veya sığır eti ince şeritler halinde kesilerek tamamen kurutulur. Kuruyan et daha sonra ezilerek veya öğütülerek ince parçalar haline getirilir.

Elde edilen et tozu, eritilmiş hayvansal yağ ile karıştırılır. Bazı tariflerde yaban mersini, kızılcık veya çeşitli kuru meyveler de eklenerek lezzet ve besin değeri artırılır.

Karışım şekillendirildikten sonra soğutularak katı hale getirilir. İçerisindeki düşük nem oranı sayesinde uygun koşullarda aylarca hatta yıllarca bozulmadan saklanabilir.

Pemmicanın Özellikleri Nelerdir?

Pemmicanı diğer birçok gıdadan ayıran en önemli özellik, yüksek enerji yoğunluğuna sahip olmasıdır. Küçük bir porsiyonda önemli miktarda kalori, protein ve yağ bulunur.

Bu özellikleri sayesinde;

Uzun süre tokluk hissi sağlayabilir,
Yoğun fiziksel aktivitelerde enerji desteği sunabilir,
Kamp ve doğa yürüyüşlerinde pratik kullanım sağlayabilir,
Acil durum gıdası olarak değerlendirilebilir,
Soğuk hava koşullarında enerji ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olabilir.

Özellikle uzun süreli açık hava faaliyetlerinde taşınması kolay bir enerji kaynağı olması nedeniyle tercih edilmektedir.

Yeniden popülerleşiyor

Son yıllarda doğal beslenme, kampçılık ve hayatta kalma kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte pemmican yeniden ilgi görmeye başladı. İşlenmiş gıdalara alternatif arayan birçok kişi, geleneksel yöntemlerle hazırlanan bu yüksek enerjili besine yöneliyor.

Doğa sporlarıyla ilgilenenler, uzun yürüyüş rotalarına çıkan maceracılar ve minimal ekipmanla seyahat etmeyi tercih eden kampçılar için pemmican önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor.

Bunun yanı sıra bazı uzmanlar, tarih boyunca insanların kullandığı doğal ve uzun ömürlü gıda yöntemlerinin yeniden incelenmesinin sürdürülebilir beslenme açısından da önemli olduğunu ifade ediyor.

Bir hayatta kalma gıdası

Yüzyıllar önce Kuzey Amerika'nın sert doğa koşullarında ortaya çıkan pemmican, bugün hâlâ ilgi uyandıran geleneksel besinlerden biri olmayı sürdürüyor. Basit içeriğine rağmen yüksek enerji değeri, dayanıklılığı ve pratik kullanımı sayesinde tarih boyunca sayısız insanın yol arkadaşı olan pemmican, modern dünyada da ''Doğanın enerji deposu'' olarak anılmaya devam ediyor.

Uzmanlar, geleneksel yöntemlerle hazırlanan bu eşsiz besinin, insanlığın gıda saklama ve enerji ihtiyacını karşılama konusundaki en başarılı çözümlerinden biri olarak tarihteki yerini koruduğunu vurguluyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/pemikan-pemmican-yillarca-bozulmadan-saklanabiliyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/pemikan-pemmican-yillarca-bozulmadan-saklanabiliyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/pemikan-pemmican-yillarca-bozulmadan-saklanabiliyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/06/pemikan-pemmican-yillarca-bozulmadan-saklanabiliyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/pemikan-pemmican-yillarca-bozulmadan-saklanabiliyor/614426/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 09:09:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hukukta en ağır yaptırım: Mutlak Butlan ne demek?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son günlerde özellikle siyasi tartışmalarda, kongre süreçlerinde ve hukuki değerlendirmelerde sıkça duyulan ''Mutlak butlan'' kavramı kamuoyunun da dikkatini çekmeye başladı. Peki hukuk dünyasında oldukça ağır sonuçlar doğuran bu ifade tam olarak ne anlama geliyor?

Hukuken ''Hiç doğmamış'' sayılıyor

Hukukçulara göre mutlak butlan, bir işlemin daha en başından itibaren geçersiz kabul edilmesi anlamına geliyor. Yani yapılan işlem, hukuk önünde hiç yapılmamış sayılıyor.

Bir sözleşme, karar, ihale ya da genel kurul işlemi; eğer kanunun emredici hükümlerine açıkça aykırıysa, kamu düzenini bozuyorsa veya hukuken mümkün olmayan bir konu içeriyorsa ''Mutlak butlan'' gündeme geliyor.

Bu durumda işlem:

Sonradan düzeltilemiyor,
Tarafların anlaşmasıyla geçerli hale getirilemiyor,
Mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınıyor.
''Yok hükmünde'' Sayılıyor.

Uzman hukukçular, mutlak butlanın hukuk sistemindeki en ağır geçersizlik türlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü burada yalnızca bir hata ya da eksiklik değil, doğrudan hukuk düzenine aykırılık söz konusu oluyor.

Örneğin;

Kanuna aykırı yapılan bir ihale,
Yetkisiz kişiler tarafından alınan kararlar,
Kamu düzenine aykırı sözleşmeler,
Hukuken imkânsız işlemler,

mahkeme kararıyla ''Yok hükmünde'' kabul edilebiliyor.

Hakim kendiliğinden dikkate alıyor

Mutlak butlanın en dikkat çeken yönlerinden biri de, bunun yalnızca tarafların itirazına bağlı olmaması. Hakim, dava sürecinde böyle bir durum tespit ettiğinde taraflar ileri sürmese bile işlemin geçersiz olduğuna karar verebiliyor.

Ayrıca bu tür işlemlerde zamanaşımı da işlemiyor. Aradan yıllar geçse bile mutlak butlan iddiası gündeme getirilebiliyor.

Son Günlerde Neden Gündemde?

Özellikle siyasi parti kongreleri, dernek-genel kurul süreçleri, belediye kararları ve büyük ihalelerle ilgili tartışmalarda ''Mutlak butlan'' ifadesi son dönemde sıkça kullanılmaya başlandı.

Hukuk çevreleri ise kamuoyunda kavramın sıkça konuşulmasının önemli olduğunu ancak her usulsüzlüğün mutlak butlan anlamına gelmeyeceğini vurguluyor. Çünkü hukuki değerlendirmede olayın niteliği, kanuna aykırılığın derecesi ve kamu düzenine etkisi büyük önem taşıyor.

Uzmanlardan uyarı

Hukukçular, özellikle resmi işlemler ve sözleşmeler hazırlanırken hukuki denetimin önemine dikkat çekiyor. Yapılan küçük bir usul hatasının bile ilerleyen süreçte işlemin tamamen geçersiz sayılmasına yol açabileceği belirtiliyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/hukukta-en-agir-yaptirim-mutlak-butlan-ne-demek.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/hukukta-en-agir-yaptirim-mutlak-butlan-ne-demek.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/hukukta-en-agir-yaptirim-mutlak-butlan-ne-demek_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/hukukta-en-agir-yaptirim-mutlak-butlan-ne-demek.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/hukukta-en-agir-yaptirim-mutlak-butlan-ne-demek/614355/</link>
			<pubDate>Thu, 21 May 2026 15:17:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Her iki kişiden biri böyle düşünüyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ANNELER Günü dolayısıyla 12 ülkede 9 bin 250 kişiyle bir araştırma gerçekleştirildi. Araştırmaya göre, Türkiye’de her iki kişiden biri annesine yeterince destek olamadığını düşünüyor. Aynı kişilerin yaklaşık üçte ikisi ise hayatı kolaylaştıran bir hediyeyi sembolik bir jestten daha anlamlı buluyor; araştırma, Anneler Günü algısının soyut duygulardan somut desteğe doğru kaydığını gösteriyor.

Versuni’nin ‘Philips Home Report 2026’ adlı araştırmasına göre Türkiye’de her iki kişiden biri annesine yeterince destek olamadığını düşünüyor. Aynı kişilerin yaklaşık üçte ikisi ise hayatı kolaylaştıran bir hediyeyi sembolik bir jestten daha anlamlı buluyor; araştırma, Anneler Günü algısının soyut duygulardan somut desteğe doğru kaydığını gösteriyor.

Şirket tarafından yapılan açıklamada şu bilgilere yer verildi:

“Araştırmaya göre Türkiye’de katılımcıların yüzde 70’i evdeki düzenin baş mimarı olarak annesini gösteriyor. Aynı katılımcıların yüzde 58’i ise annesinin günlük sorumluluklar nedeniyle zaman zaman yorulduğunu ifade ediyor. Bu iki rakam, ev içi düzenin sürdürülmesinin tek bir kişinin omzunda yükselen sessiz bir emek olduğunu ortaya koyuyor. Düzenli bir salon ya da kurulmuş bir sofra, çoğu zaman fark edilmeden taşınan bu yükün yalnızca görünür yüzü.

“Araştırma, annelere dair en güçlü anıların yapılan işlerden çok yarattıkları duygularla şekillendiğini gösteriyor. Türkiye’de katılımcılar çocukluklarına dair en çok yanlarında birinin olduğu, kendilerini güvende hissettikleri ve değer gördükleri anları hatırlıyor. Global verilerde de aynı tablo öne çıkıyor. Hasta olunduğunda annenin başucunda beklemesi (yüzde 47) ve mutfaktan gelen yemek kokusu eşliğinde sadece orada olması (yüzde 43), en derin izleri bırakan anlar olarak sıralanıyor.

“Bu duygular yetişkinlikte davranışa dönüşüyor. Dünya genelinde temiz ve düzenli bir ev kurmak (yüzde 47), birlikte yemek yemek (yüzde 42) ve evde sıcak bir atmosfer yaratmak (yüzde 41) en çok ileriye taşınan ebeveyn alışkanlıkları arasında. Türkiye’de bu mirasa kahve eşlik ediyor. Katılımcıların yüzde 39’u ebeveynlerinin çay ya da kahve hazırlama alışkanlığını bugün kendi evinde sürdürüyor.

“Bu farkındalık, Anneler Günü beklentisini de değiştiriyor. Annelerinin günlük hayatını kolaylaştıran bir hediyeyi daha anlamlı bulanların oranı yüzde 64. Buna karşılık katılımcıların yüzde 49’u annelerine yeterince destek olamadığını söylüyor. İki rakam arasındaki açık, sembolik bir kutlamadan günlük yükü hafifleten somut bir desteğe doğru genişleyen yeni bir beklentiye işaret ediyor.”

‘GÖRÜNMEYEN EMEĞE DESTEK OLMAK BİR SORUMLULUK TANIMI’

Versuni Türkiye Genel Müdürü Esin Karadede, araştırmanın sonuçlarını şöyle değerlendirdi:

“Bir evi yuvaya dönüştüren şey, çoğu zaman fark edilmeyen bir süreklilik. Sabah hazırlanan kahve, üst üste kurulan sofralar, ütülenen gömlekler, toplanan salonlar; bunların her biri annenin yıllar boyu omzunda taşıdığı küçük yüklerin parçası. Versuni Türkiye olarak kahve makinelerinden ütülere, süpürgelerden hava bakım ürünlerine kadar geniş bir yelpazede sunduğumuz çözümlerle bu görünmeyen emeği destekliyoruz. Araştırmaya göre Türkiye’de katılımcıların yüzde 64’ü annesine hayatı kolaylaştıran bir hediyeyi daha anlamlı buluyor. Bizim için bu rakam bir tüketici tercihinden öte; bir sorumluluk tanımı.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/05/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/her-iki-kisiden-biri-boyle-dusunuyor/614302/</link>
			<pubDate>Tue, 05 May 2026 06:22:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TÜİK: Hizmet üretimi şubatta arttı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), hizmet üretiminin şubat ayında yıllık yüzde 2,3; aylık yüzde 1,2 arttığını açıkladı.

TÜİK, Şubat 2026 dönemine ilişkin hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı. Buna göre; hizmet üretimi 2026 yılı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 arttı. Aynı ayda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,3 azaldı, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 3,5 arttı, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 13,3 arttı, gayrimenkul hizmetleri yüzde 8,7 azaldı, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 5,6 arttı, idari ve destek hizmetleri yüzde 1,4 arttı. 2026 yılı Şubat ayında hizmet üretimi bir önceki aya göre yüzde 1,2 arttı.

Aynı ayda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,9 arttı, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,7 azaldı, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 3,6 arttı, gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,6 arttı, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 2 arttı, idari ve destek hizmetleri yüzde 1,2 arttı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2026/04/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti-375340.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tuik-hizmet-uretimi-subatta-artti/614234/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:33:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Karatuğlar kimdir, Karatuğlar Teşkilatı ve Kara Tuğlu olanlar kimler?</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Karatuğ” bileşimindeki tuğ unsuru çok güçlü: Orta Asya’dan beri tuğ, komutanlık, sancak, otorite işaretidir. “Kara” ise Türk dilinde hem “siyah/karanlık” hem de bazen “güçlü/yiğit/cesur” veya “halk” anlamlarına gelebilir. Bir arada düşünüldüğünde “Karatuğ” hem “kara tuğlu olanlar” —yani ayrıcalıklı, belki de “gizli sancak taşımak” metaforuyla bir liderlik/ayrıcalık zümresi— hem de “karanlık (gizli) sancak” anlamında yorumlanabilir. Öz Türkçe kaynaklarda ve ad listelerinde “Karat uğ/tuğ” benzeri bileşimlere rastlanır; bu da terimin dilsel olarak yerli ve köklü olduğunu gösterir. Ancak bu dilsel açıklama, kurumsal gerçekliği otomatik olarak kanıtlamaz; yalnızca terimin anlam ihtimallerini açar.

Olası görev tanımları — mantıksal bir yeniden inşa

Elimizde doğrudan belgeler az olduğu için, benzer yapılanmaların bilinen işlevlerinden hareketle Karatuğlar'ın üstlenmiş olabileceği görevleri mantıksal olarak sıralayabiliriz. Bu, bir “varsayım listesi” değil, tarihî benzerliklere dayanan makul bir çerçevedir:

Hâricî ve dahili istihbarat: Hükümdarın çevresine sızma, rakip beyliklerde bilgi toplama, casus ağı yönetme. Orta Çağ İslam ve Türk devletlerinde böyle görevleri üstlenen gizli ağlar vardı; “Karatuğ” etiketi, halk ağzında bu görevleri tanımlamış olabilir.

Koruma ve özel muhafızlık: Hükümdarın yakın koruması, odaya giren-çıkanı denetleme, saray güvenliği gibi işlevler. “Tuğ” unsuru burada sembolik ayrıcalığı çağrıştırır.

İnfaz ve özel operasyonlar: Siyasi rakiplerin tasfiyesi, suikast veya kaçırma gibi karanlık görevler; bu tip görevler tarihî kaynaklarda genellikle gizlenir, dolayısıyla müphem, efsanevi anlatılara daha açık zemin bırakır.

Devrik beyliklerde ajanaj ve yerel hakimiyetü sağlama: Özellikle Anadolu’nun karışık beylikler döneminde (13.–15. yy arasında) merkezî otoritenin elçilerine yardımcı, bölgesel istikrarı sağlayıcı unsurlar olabilirler.

Bu işlevler, benzer imtiyazlı birliklerin tarihî rolüyle uyumludur; ama yeniden vurgulamak gerek: Karatuğların bu görevleri kesin olarak üstlendiğini doğrudan kanıtlayacak yeterli ve güvenilir arşiv belgesi bulunmamaktadır.

Edebî ve modern temsil — kurgu ile gerçekliğin karışması

yüzyıl sonu ve 21. yüzyılda, özellikle popüler tarih anlatıları ve tarihi romanlarda “Karatuğlar” metaforu sıkça kullanıldı. Modern Türk edebiyatında ve popüler yayınlarda Karatuğlar, Fatih dönemi istihbaratı gibi temalarla ilişkilendirilip, dramatize edilmiştir. Örneğin bazı roman ve popüler tarih kitapları Karatuğları Fatih Sultan Mehmet’in “gizli istihbarat teçhizatı” olarak kurgular; bu eserler heyecan verici anlatılar sunsa da birincil tarihî belge yerine kurgusal yeniden canlandırma sayılmalıdır. Bu tür modern temsiller, halk belleğinin ve yazarların imgesel gücünün bir ürünüdür; tarihsel bir kurumun tanınmasına katkıda bulunabilir ama onun yerine geçemez. (Modern roman örnekleri meşhurdur; bunlardan bazıları Karatuğ temasını merkezine alır ve kurgusal figürler aracılığıyla anlatır.)

Nasıl çalışmış olabilirler? — örgütlenme ve üyelik

Eğer Karatuğlar gibi bir grup ya da ağ gerçekten var idiyse, olası yapısal özellikleri şöyle sıralanabilir:

Kapalı üyelik: Sadece seçkin veya “devşirme/asil kaynaktan” seçilen kişiler. Gizlilik, bu tip yapıların temel ilkesi olurdu.

Şifreli iletişim ve semboller: “Tuğ” gibi semboller, haberleşme, kimlik belirtme veya rütbe işaretleri olarak kullanılmış olabilir.

Bağlılık yeminleri: Hükümdara mutlak sadakat, vazgeçilmez gizlilik yemini (kaynaklar bu tür geleneklerin varlığını genel olarak destekler).

Eğitim ve özel beceri setleri: Dilbilme, kamuflaj, işkenceye dayanıklılık, suikast, ikna, inceleme/araştırma gibi özel öğretimler (modern kurgularda sıkça rastlanan motiflerdir, tarihsel gerçeklikleri tam tespit edilemese de mantıklı işlevlerdir).

Bu yapıların, devlete doğrudan bağlı mı yoksa yarı-bağımsız ağlar mı olduğu; liderlerinin kimler olduğu (ör. “Kul Ömer” gibi isimlerin romanlardan geldiği) konusu, kaynakların karışıklığı nedeniyle tartışmalıdır.

Neden az kayıtlı? — gizlilik, ayıklanma ve kaynak eksikliği

Gizli hizmetler doğal olarak belgelerini sınırlı tutar veya yok ederler. Ayrıca Osmanlı/Selçuklu arşivlerindeki ayıklanma, yangınlar, savaşlar ve zaman içinde belgelerin kaybolması bu tür teşkilatlara dair kayıt eksikliğini açıklayabilir. Yine, tarih yazımı genellikle resmi, açık, hukuki ve mali belgeleri ön plana almıştır; gizli birimin faaliyetleri ise bu tür kayıtların dışında kalmıştır. Son olarak, bölgesel ve sözlü tarihin yazıya geçmesi gecikince, etkileri halk anlatıları ve efsanelerde biçimlenmiş olabilir.

Sonuç — kesinlikten uzak, fakat anlamlı bir gelenek

Karatuğlar meselesi, tarih ile efsanenin birbirine değdiği bir kesişme bölgesidir. Kesin ve açık bir “kurum” tanımı için yeterli birincil belge bulunmamakla birlikte:

Terim dilsel olarak anlamlı ve köklüdür; “kara” + “tuğ” bileşimi mantıklı bir sembolik yük taşır.
Orta Çağ Türk ve İslam devletlerinde benzer işlevleri üstlenen gizli ağların varlığı belgelenmiştir; Karatuğlar terimi muhtemelen bu tür yapılanmaların bir halk veya bölgesel adlandırması olabilir.

Modern roman ve popüler tarih üretiminde Karatuğlar, istihbarat ve özel harekâtın romantik/korkutucu yüzü olarak sıkça yeniden yaratılmıştır; bu eserler tarihi okuma için zengin ama doğrudan kanıt sunmayan kaynaklardır.

Öneriler — daha derin bir araştırma yapmak isteyenler için

Arşiv taraması: Osmanlı tahrir defterleri, vakayinameler, kadı sicilleri ve saray arşivlerinde anahtar kelime bazlı (ve farklı yazım biçimleriyle) tarama yapılması gerekir.

Sözlü tarih derlemeleri: Anadolu’nun çeşitli yörelerinde “Karatuğ” ve türevleri hakkındaki halk anlatıları toplanıp karşılaştırılmalı.

Edebiyat-tarih ayrıştırması: Modern romanlarda geçen isimler ve motifler (ör. Kul Ömer, Karatuğ reisi vb.) metin bağlamında değerlendirilip hangi öğelerin kurgusal olduğu netleştirilmeli.

Karşılaştırmalı çalışma: İran, Arap ve Bizans kaynaklarıyla karşılaştırarak “gizli muhafız/istihbarat” örüntüleri aranmalı; benzer kurumların karşılaştırılması tarihî konumu netleştirebilir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/09/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/karatuglar-kimdir-karatuglar-teskilati-ve-kara-tuglu-olanlar-kimler/613598/</link>
			<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:11:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bayraktar KIZILELMA PT-3'ün testleri devam ediyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE'nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA'nın üretim prototipi, bir uçuş testini daha başarıyla tamamladı.

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Milli insansız savaş uçağının üretim prototipi olan TC-ÖZB3 kuyruk numaralı Bayraktar KIZILELMA PT-3, AB Kalkışlı Aerodinamik Sistem Tanımlama Testi'ni başarıyla tamamladı. Ayrıca uçuş testi, Bayraktar AKINCI insansız hava aracıyla takip edildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bayraktar-kizilelma-pt-3un-testleri-devam-ediyor-262322.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bayraktar-kizilelma-pt-3-un-testleri-devam-ediyor/613483/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 05:50:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bilim insanları yaşanabilir süper Dünya keşfetti</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇİNLİ bilim insanları, yeni bir süper Dünya gezegeni keşfettiklerini açıkladı.

Çin Bilimler Akademisi'ne bağlı Yunnan Gözlemevleri liderliğinde yürütülen uluslararası bir araştırma ekibi, Güneş benzeri bir yıldızın yaşanabilir bölgesinde yeni bir süper Dünya gezegeni keşfetti. ‘Kepler-725c’ olarak adlandırılan bu gezegen, ‘Transit Zamanlaması Varyasyonu’ (TTV) adlı yeni bir yöntemle tespit edildi. Keşfin, dünya dışı yaşam arayışında önemli bir dönüm noktası olabileceği belirtildi.

Keşifte kullanılan TTV yöntemi, yıldız sistemindeki bilinen bir gezegenin yörünge zamanlamasındaki sapmaları analiz ederek, sistemde gizli başka bir gezegenin varlığını ortaya koyuyor. Bu teknikle, sistemde daha önce bilinen ‘Kepler-725b’ adlı gaz devinin 39,6 günlük yörüngesindeki zamanlama değişimleri incelendi. Bu değişimlerin nedeninin, aynı sistemde gizli bir gezegen olan ‘Kepler-725c’ olduğu belirlendi. Yeni keşfedilen ‘Kepler-725c’, ‘G9V’ tipi bir Güneş benzeri yıldızın etrafında 207,5 günlük bir yörüngede dolanıyor. Yıldızdan aldığı enerji, Dünya’nın aldığının yaklaşık yüzde 40 fazlası. Bu da, gezegenin yörüngesinin önemli bir bölümünde ‘yaşanabilir bölge’ içinde yer aldığı anlamına geliyor.

Gezegenin kütlesi Dünya’nın yaklaşık 10 katı ve bu da onu ‘süper Dünya’ kategorisine sokuyor. Şu an için yüzeyinde su veya yaşam olduğuna dair doğrudan bir kanıt yok fakat koşullar, bu ihtimali dışlamayacak kadar uygun. ‘Kepler-725c’, doğrudan gözlemlenmemiş ama varlığı matematiksel olarak ispatlanmış ilk yaşanabilir süper Dünya örneklerinden biri oldu. Bilim insanları, bu tür sistemlerin çok daha fazla sayıda olduğunu ve TTV gibi yöntemlerle tespit edilebileceğini düşünüyor.

Araştırmacılar, Çin’in ‘Earth 2.0’ uydusu ile Avrupa Uzay Ajansı’nın 'PLATO' misyonunun devreye girmesiyle, bu yöntem sayesinde daha fazla yaşanabilir gezegenin keşfedileceğini söylüyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/08/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bilim-insanlari-yasanabilir-super-dunya-kesfetti/613413/</link>
			<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 13:42:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TÜİK: Toplam doğurganlık hızındaki düşüş devam ediyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılında canlı doğan bebek sayısının 937 bin 559 olduğunu, toplam doğurganlık hızının 2014 yılından itibaren düşüş eğilimini sürdürerek 2024 yılında 1,48'e gerilediğini açıkladı.

TÜİK, 2024 yılına ilişkin doğum istatistiklerini açıkladı. Buna göre; canlı doğan bebek sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,49 azalarak 2024 yılında 937 bin 559 oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 51,4'ü erkek, yüzde 48,6'sı kız oldu. Bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2014 yılından itibaren aralıksız düşüş eğilimine girerek 2024 yılında 1,48 çocuk olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı son 8 yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10'un altında kalmaya devam etti.

DOĞURGANLIK HIZI EN YÜKSEK İL ŞANLIURFA

Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2024 yılında 3,28 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,62 çocuk ile Şırnak, 2,32 çocuk ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu iller ise 1,12 çocuk ile Bartın ve Eskişehir oldu. Bu illeri 1,15 çocuk ile Zonguldak ve Ankara, 1,17 çocuk ile İzmir takip etti.

DOĞURGANLIK HIZI 71 İLDE 2,10'UN ALTINDA KALDI

Toplam doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesinin altına düştüğü 2017 yılında 57 ilin toplam doğurganlık hızı 2,10'un altında iken 2024 yılında 71 ilin toplam doğurganlık hızı bu seviyenin altında kaldı. Toplam doğurganlık hızının 1,50'nin altında kaldığı il sayısı 2017 yılında 4 iken 2024 yılında 55 oldu. Toplam doğurganlık hızı 3 ve üzerinde olan il sayısı 2017 yılında 10 iken 2024 yılında sadece Şanlıurfa oldu.

AB'DE TOPLAM DOĞURGANLIK HIZI ORTALAMASI 1,38

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip ülkenin 1,81 çocuk ile Bulgaristan olduğu, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip ülkenin ise 1,06 çocuk ile Malta olduğu görüldü. Toplam doğurganlık hızı 2024 yılında binde 1,48 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle kıyaslandığında 9'uncu sırada yer aldı.

YÜKSEKÖĞRETİM MEZUNU ANNELERİN TOPLAM DOĞURGANLIK HIZI 1,22

Annenin eğitim durumuna göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızı okuma yazma bilmeyen/okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyen anneler için 2,65 çocuk iken en düşük toplam doğurganlık hızı yükseköğretim mezunu anneler için 1,22 çocuk oldu.

Kent-kır sınıflamasına göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında kır olarak sınıflandırılan yerlerde toplam doğurganlık hızı 1,83 çocuk iken orta yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde 1,58 çocuk ve yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde ise 1,39 çocuk oldu.

KABA DOĞUM HIZI BİNDE 11

Bin nüfus başına düşen canlı doğum sayısını ifade eden kaba doğum hızı, 2001 yılında binde 20,3 iken 2024 yılında binde 11 oldu. Diğer bir ifade ile 2001 yılında bin nüfus başına 20,3 doğum düşerken, 2024 yılında 11 doğum düştü.

DOĞURGANLIK HIZI EN YÜKSEK YAŞ GRUBU 25-29

Yaş grubuna göre doğurganlık hızı incelendiğinde, 2001 yılında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2024 yılında binde 100 ile 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu durum, doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösterdi.

ADÖLESAN DOĞURGANLIK HIZI DÜŞTÜ

15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade eden adölesan doğurganlık hızı, 2001 yılında binde 49 iken 2024 yılında binde 10'a düştü. Diğer bir ifadeyle, 2024 yılında 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 10 doğum düştü. Annenin son iki doğumu arasındaki ortalama süre incelendiğinde, bu süre 2019 yılında 4,6 yıl iken 2024 yılında 4,7 yıl oldu. 2024 yılında ikinci doğumunu yapan annelerin ilk gerçekleştirdiği doğumu ile bu doğumu arasındaki ortalama süre 4,3 yıl oldu. Doğum yapan annelerden 2024 yılında üçüncü doğumunu gerçekleştirenlerin ikinci doğumu ile arasındaki ortalama süre ise 5,4 yıl oldu.

Doğum yapan annelerden 2024 yılında ikinci doğumunu gerçekleştirenlerin birinci doğumu arasındaki ortalama sürenin en uzun olduğu il, 2024 yılında 5,4 yıl ile Kırklareli oldu. Bu ili 5,3 yıl ile Çanakkale, 5,1 yıl ile Kütahya, Edirne, Uşak ve Bartın izledi. Annenin ikinci ile birinci doğumu arasındaki ortalama sürenin en kısa olduğu il, 2024 yılında 2,7 yıl ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,9 yıl ile Şırnak, 3 yıl ile Ağrı ve Muş izledi.

DOĞUM YAPAN ANNELERİN ORTALAMA YAŞI 29,3

Doğumlarını 2001 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı 26,7 iken 2024 yılında 29,3 oldu. İlk doğumunu 2024 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı ise 27,3 oldu. İlk doğumdaki ortalama anne yaşı illere göre incelendiğinde, 2024 yılında ilk doğumda ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 29,4 ile Tunceli oldu. Bu ili 29 yaş ile Artvin, 28,8 yaş ile İstanbul izledi. İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en düşük olduğu iller ise 24,4 ile Şanlıurfa ve Muş oldu. Bu illeri 24,5 yaş ile Ağrı, 25,2 yaş ile Gaziantep izledi.

DOĞUMLARIN YÜZDE 3,3'Ü ÇOĞUL DOĞUM

Çoğul doğum sayısı 2024 yılında 31 bin 109 oldu. Doğumların 2024 yılında yüzde 3,3'ü çoğul doğum olarak gerçekleşirken, bu doğumların yüzde 97'si ikiz, yüzde 2,9'u üçüz ve yüzde 0,1'i dördüz ve daha fazla bebek olarak gerçekleşti. Doğum sırasına göre doğumlar incelendiğinde, 2024 yılında doğumların yüzde 41,9'unun ilk, yüzde 30,3'ünün ikinci, yüzde 16'sının üçüncü, yüzde 11,5'inin ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleştiği görüldü.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor-209978.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tuik-toplam-dogurganlik-hizindaki-dusus-devam-ediyor/613077/</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2025 01:13:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TÜİK: Sanayi üretimi mart ayında arttı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), sanayi üretiminin mart ayında yıllık yüzde 2,5; aylık yüzde 3,4 arttığını açıkladı.

TÜİK, Mart 2025 dönemine ilişkin sanayi üretim endeksi verilerini açıkladı. Buna göre; sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,5 arttı. Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,9 arttı, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2 arttı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 6,1 arttı.

Sanayi üretimi, bir önceki aya göre yüzde 3,4 arttı. Alt sektörleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 8,2 arttı, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3,7 arttı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 3,5 azaldı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/05/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/tuik-sanayi-uretimi-mart-ayinda-artti/613061/</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2025 22:24:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>O kehanet gündemde: 112. Papa ölünce 7 tepeli şehir sallandı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Geçtiğimiz gün 88 yaşında hayatını kaybeden Katolik dünyasının ruhani lideri 112. Papa Francis’in ölümü, bugün İstanbul'da hissedilen 6.2 büyüklüğündeki depremle birlikte dünya gündemini sarsarken, gözler yeniden 900 yıl öncesine uzanan gizemli bir metne çevrildi: Aziz Malachy’nin “Papaların Kehaneti”.

Vatikan, 112. Papa olan Francis’in ölümünü resmen duyururken; yaşanan olaylar, yüzyıllardır tartışılan bir kehaneti yeniden alevlendirdi. 1139 yılında İrlandalı Başpiskopos Aziz Malachy tarafından kaleme alındığı iddia edilen ve her papa için kısa, şifreli cümleler içeren bu metin, özellikle son ifadeleriyle tüyler ürpertiyor: “Yedi tepeli şehir yıkılacak…”

Kehanete göre, son papa olarak tanımlanan kişi “Romalı Petrus” olacak ve onun döneminde “yedi tepeli şehir” büyük bir yıkımla yüzleşecek. Bu gizemli ifade kimi kaynaklarda Roma’yı işaret etse de, İstanbul’un da yedi tepe üzerine kurulu olması nedeniyle akıllarda soru işaretleri oluşturuyor. Bugün yaşanan büyük depremin ardından bu yorumlar yeniden gündeme taşındı.

Kehanet metni, ilk kez 1595 yılında Benediktin rahibi Arnold Wion tarafından Vatikan arşivlerinde ortaya çıkarıldı. 112 kısa cümleden oluşan eserde, tarihteki tüm papalara dair alegorik ifadeler bulunduğu ve bu sembollerin her birinin, papa seçilen kişilerin karakterine ya da dönemine işaret ettiği düşünülüyor. 

Papa Francis’in zatürre nedeniyle Roma’daki Gemelli Hastanesi’ne kaldırılması, “Papaların Kehaneti”nin tekrar gündeme gelmesine yol açmıştı. Son nefesini veren 112. Papa’nın ardından “Romalı Petrus” olarak tanımlanan figürün kim olacağı ya da bu ifadenin Papa Francis’i mi işaret ettiği tartışmaları sürüyor.

Bazı din bilimciler, 2027 yılının kehanette özel bir yer tuttuğunu, dünyanın sonuna işaret eden bu tarihin 1585 yılına 442 yıl eklenmesiyle hesaplandığını belirtiyor. Bu tarih aynı zamanda Aziz Malachy’nin kehanetlerinin başlangıç yılı olarak kabul ediliyor.

Öte yandan, kehanetin gerçekliği halen tartışmalı. Kimileri bu metnin Aziz Malachy tarafından değil, 16. yüzyılda papalık seçimlerini etkilemek amacıyla kaleme alındığını savunuyor. Hatta bazı tarihçiler, metindeki bazı şifrelerin Kardinal Girolamo Simoncelli lehine yazıldığını fakat planın başarısız olduğunu iddia ediyor.

Aziz Malachy kimdir?

İrlanda’da 12. yüzyılda yaşamış bir başpiskopos olan Malachy, Roma ve İrlanda kiliseleri arasında uyumu sağlamak için yaptığı reformlarla tanınıyor. Ancak gizemli kehanetlerle ilişkilendirilmesi, onun tarihsel kişiliğinden çok mitolojik bir figüre dönüşmesine yol açmış durumda.

Papa Francis’in ardından Vatikan’ın nasıl bir rota çizeceği, kehanetlerin ışığında daha büyük tartışmaları beraberinde getirecek gibi görünüyor. Gözler şimdi, “yedi tepeli şehir”in neresi olduğu ve o şehrin kaderinde..]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/04/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/o-kehanet-gundemde-112-papa-olunce-7-tepeli-sehir-sallandi/613014/</link>
			<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 04:52:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kuşların akciğerlerinde birikiyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BİLİM insanları, havadaki mikroplastik kirliliğinin kuşların akciğerlerinde biriktiğini açıkladı.

ABD’deki Texas Üniversitesi (UTA) tarafından yapılan yeni bir araştırma, havadaki mikroplastik kirliliğinin kuşların akciğerlerinde biriktiğini gösterdi. Bilim insanları, bu bulgunun insanların soluduğu hava ve tükettiği gıdalar üzerindeki etkilerine dair endişelere yol açtığını bildiriyor.

UTA biyoloji bölümü öğretim üyesi ve araştırmanın ortak yazarı Shane DuBay, kuşların dünya genelinde birçok farklı habitatta yaşaması ve insanlarla aynı ortamı paylaşması nedeniyle araştırma için seçildiğini açıkladı. DuBay, kuşların çevresel koşulların önemli göstergeleri olduğunu belirterek, mikroplastik kirliliğinin doğa ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlamak için bu çalışmanın büyük önem taşıdığını aktardı.

Araştırma ekibi, Çin’in batısındaki Tianfu Uluslararası Havalimanı çevresinden 51 farklı türden 56 yabani kuş örneği topladı. Kuşların akciğerlerinden alınan numuneler, iki farklı kimyasal analiz yöntemiyle incelendi. İlk olarak, lazer doğrudan kızılötesi teknolojisi kullanılarak akciğerlerdeki mikroplastik miktarı belirlendi. Daha küçük nanoplastiklerin tespit edilmesi için ise piroliz gaz kromatografi-kütle spektrometresi yöntemi uygulandı. Bu testler, akciğerlerdeki plastik partiküllerinin sayısını ve türlerini belirlemeye yardımcı oldu.

Araştırma, kuşların akciğerlerinde yüksek oranda mikroplastik bulunduğunu gösterdi. Ortalama her türde 221 plastik parçacığı, her gram akciğer dokusunda ise 416 partikül belirlendi. En yaygın plastik türleri, boru ve kablo yalıtımında kullanılan klorlanmış polietilen ile otomobil lastiklerinde kullanılan bütadien kauçuğu olarak tespit edildi.

Havada bulunan plastik partiküllerinin güvenli bir seviyesi belirlenmemiş olsa da yüksek mikroplastiğe maruz kalmak kalp hastalıkları, kanser, solunum yolu problemleri ve üreme bozuklukları gibi ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Araştırmayı yürüten bilim insanları, çevreye yayılan plastik kirliliğinin yalnızca ekosistem sağlığı değil, insan sağlığı için de büyük tehdit oluşturduğunu kaydetti. Prof. DuBay, “Araştırmamız, plastik kirliliğinin olumsuz etkilerini anlamak ve önlemek için daha fazla araştırmaya, fon desteğine ve acil eyleme ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor” dedi.

Bilim insanları, mikroplastik kirliliğini azaltmaya yönelik daha sıkı düzenlemeler ve çevresel politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyleyerek, plastik atıkların azaltılması ve geri dönüşüm uygulamalarının yaygınlaştırılmasının bu soruna karşı kritik adımlar olduğunu ifade etti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/03/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kuslarin-akcigerlerinde-birikiyor/612784/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 22:09:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>'Sağlıklı yaşlanma' genlerden çok yaşam faktörlerine bağlı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YENİ bir araştırma, sağlıklı yaşlanma ve erken ölüm söz konusu olduğunda yaşam tarzı koşulları da dahil olmak üzere çevresel faktörlerin genetikten yaklaşık 10 kat daha önemli olduğunu gösterdi.

Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen çalışma kapsamında İngiltere'de yaklaşık yarım milyon kişi incelendi. Araştırmacılar, katılımcıların 22 hastalık için genetik risklerini belirleyerek, obezite ve yüksek tansiyon gibi yaygın sağlık sorunlarını takip etti. Ayrıca insanların biyolojik olarak ne kadar hızlı yaşlandığını ölçmek için katılımcıların kanlarından alınan protein kullanıldı.

Çalışmada, başlangıçta 164 çevresel faktöre odaklanıldı. Fakat bunlar hem ölüm hem de biyolojik yaşlanma ile ilişkili 25 temel ölçüme indirgendi. Bu faktörler eğitim seviyesi, hane geliri, istihdam, uyku seviyeleri, egzersiz, sigara kullanımı, sosyal destek, zihinsel refah, 10 yaşındaki vücut ağırlığı ve kişinin doğduğu sırada annesinin sigara içip içmediğine kadar her şeyi kapsıyordu. Bu faktörlerin tek başına erken ölme riskinde küçük bir rol oynadığı ancak yaşam boyu bir araya geldiklerinde riski artırdığı belirlendi.

Araştırmaya göre, genetik riskler demans, meme, prostat ve kolorektal kanserler için daha büyük bir etkenken; akciğer, kalp ve karaciğer hastalıkları söz konusu olduğunda çevresel faktörlerin daha önemli olduğu tespit edildi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/saglikli-yaslanma-genlerden-cok-yasam-faktorlerine-bagli/612664/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Feb 2025 10:23:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yemeksepeti, 2024 Pizza Raporunu açıkladı</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ONLINE yemek sipariş markası Yemeksepeti, Dünya Pizza Günü'ne özel olarak pizza tüketim alışkanlıklarına dair verileri duyurdu. Buna göre 2023 yılına kıyasla 2024'te pizza siparişlerinde yüzde 12'lik bir artış yaşandı.

Tavuklu pizzanın yükselişi, gece siparişlerindeki artış ve bölgesel farklılıklar gibi detaylar, pizza tüketim trendlerindeki dinamizmi ve kullanıcı tercihlerindeki çeşitliliği net bir şekilde ortaya koyuyor. 2024 yılında Yemeksepeti kullanıcıları arasında aylık ortalama 5 ve üzeri pizza siparişi verenlerin oranı yüzde 17 olarak gerçekleşti. Bir kullanıcı, yıl boyunca toplam bin 602 pizza siparişi verdi. Aylık bazda ise bir kullanıcı 321 pizza sipariş verdi.

TAVUKLU VE SUCUKLU PİZZALAR YÜKSELİŞTE

Pizza çeşitleri arasında en dikkat çekici yükselişi tavuklu pizza gerçekleştirdi. 2024 yılında tavuklu pizza siparişleri, 2023'e göre yüzde 53 gibi önemli bir oranda arttı. Sucuklu pizza ise yüzde 30'luk artış oranıyla en çok artış gösteren ikinci pizza çeşidi oldu.

AKŞAM VE GECE PİZZA SİPARİŞLERİNDE ARTIŞ

Veriler, pizza siparişlerinin gün içinde yoğunlaştığı saatleri de ortaya koyuyor. 18:00-20:00 saatleri arasındaki pizza sipariş değişimi, yüzde 11 artış gösteriyor. Ayrıca, kullanıcıların gece 00:00-03:00 saatleri arasındaki pizza siparişlerinde yüzde 22 gibi dikkat çekici bir artış bulunuyor. Bu da pizzanın sadece öğle veya akşam yemeği değil, gece atıştırmalığı olarak da tercih edildiğini gösteriyor.

HAFTA SONU VE TATİLLERDE PİZZA KEYFİ KATLANIYOR

Veriler, kullanıcıların hafta sonları ve tatil dönemlerinde pizza keyfine daha çok zaman ayırdığını gösteriyor. Hafta sonları, hafta içine kıyasla yüzde 17 oranında daha fazla pizza siparişi veriliyor. Bu da pizzanın özellikle dinlenme ve keyif zamanlarında tercih edildiğini ortaya koyuyor.

PİZZA SİPARİŞLERİNİ EN ÇOK ARTIRAN ŞEHİRLER

2024 yılında bir önceki yıla göre pizza siparişini en çok artıran şehirler sıralamasında dikkat çekici değişiklikler yaşandı. Tunceli yüzde 89'luk artışla zirveye yerleşirken, Muş yüzde 82, Kars yüzde 61, Bilecik yüzde 57 ve Nevşehir yüzde 52 ile onu takip etti. Bu şehirlerdeki pizza siparişlerindeki yükseliş, pizzanın Türkiye genelinde giderek daha çok sevildiğini gösteriyor.

ORTA BOY PİZZA FAVORİ, GAZLI MEŞRUBATLAR KLASİK EŞLİKÇİ

Orta boy pizzalar, diğer boyutlar arasında açık ara önde. Kullanıcıların yüzde 62'si Orta Boy pizzayı tercih ederken, Büyük Boy pizzaların oranı yüzde 25'te kaldı. Bu durum, kullanıcıların hem porsiyon kontrolüne dikkat ettiğini hem de farklı çeşitleri denemek istediğini gösteriyor.

Pizza siparişlerinin yanında en çok tercih edilen içecek konusunda ise şaşırtıcı bir değişiklik yaşanmadı. Kullanıcıların yüzde 70'i pizza siparişlerinin yanında hala gazlı meşrubatlar tercih ediyor.

FIRSATLAR BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR

Yemeksepeti'nin sunduğu fırsatlar da pizza severler tarafından yakından takip ediliyor. 'İki orta boy' fırsatlarının kullanıcılar tarafından değerlendirilme oranı yüzde 22 olarak gerçekleşti. Ayrıca, kullanıcıların pizza siparişlerinin yüzde 13'ünü çok sevilen sepette kampanyalarını kullanarak vermesi, indirim ve kampanyaların tercihleri etkilediğini ortaya koyuyor.

Şubat ayına özel Sepette150 kampanyası, pizza severlere cazip fırsatlar sunuyor. Birçok pizza markası bu kampanyaya dahil olarak kullanıcıları bekliyor.

MOZZARELLA, MISIR VE MANTAR EKSTRA LEZZETLER

Hamur tercihinde ise ince hamur, yüzde 58'lik oranla en popüler seçenek olmaya devam ediyor. İnce hamur pizzaların hafifliği ve çıtırlığı, kullanıcılar tarafından beğenilmeye devam ediyor.

Pizza siparişlerinde en çok tercih edilen ekstra malzemeler sıralamasında ise Mozzarella Peyniri, Mısır ve Mantar ilk üç sırayı paylaşıyor. Bu klasikleşmiş ekstralar, pizza severlerin vazgeçilmezleri arasında yer almaya devam ediyor.

AVRUPA PİZZA İNDEKSİNDE ŞAMPİYON PİZZA MARGARİTA

2024 Pizza Raporu'na ek olarak, Yemeksepeti'nin çatı şirketi Delivery Hero bünyesinde Avrupa'da faaliyet gösteren foodora da 2025 Pizza Endeksi'ni yayımladı. 6 Avrupa ülkesinden toplanan verilere göre, Pizza Margarita hem Türkiye'de hem de Avrupa genelinde en çok tercih edilen pizza olmayı sürdürüyor. Sade ve klasik lezzetlerin popülerliği, Avrupa'daki tüketici tercihlerine de yansımış durumda. Margarita'yı, Avrupa'da özellikle salamlı ve kebap pizzalar takip ederken, çocuklar için özel olarak hazırlanan küçük boy Margarita pizzalar da en çok sipariş edilenler arasında yer aldı.

Avrupa genelindeki bu tercihler, pizzanın her yaş grubuna hitap eden evrensel bir lezzet olduğunu bir kez daha gösterirken, Türkiye'deki pizza severlerin klasikleşmiş lezzetlere olan ilgisiyle de örtüşüyor. Ayrıca Avrupa'da pizzanın en uygun fiyatlı olduğu şehir Macaristan'ın Szeged kenti olurken, en pahalı pizza ise Norveç'in Bergen şehrinde satılıyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yemeksepeti-2024-pizza-raporunu-acikladi/612595/</link>
			<pubDate>Sun, 09 Feb 2025 15:08:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kahve tip 2 diyabet riskini yüzde 10 oranında düşürüyor</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HARVARD Üniversitesi'nden uzmanlar, düzenli tüketilen sade kahvenin tip 2 diyabet riskini yüzde 10 oranında düşürdüğünü açıkladı.

Harvard Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmada, yaklaşık 300 bin kişinin kahve tüketimi incelendi. 34 yıl süren takip sürecinde, bu kişilerin 13 bin 281'ine tip 2 diyabet teşhisi konuldu. Araştırma sonuçlarına göre, günde tüketilen her bir fincan siyah kahve, tip 2 diyabet riskini yüzde 10 oranında düşürüyor. Kahvesine süt ekleyenler kişilerde ise bu faydanın azaldığı görüldü.

Kahvenin içeriğinde bulunan kafein ve bitki bileşikleri, vücutta tip 2 diyabetle bağlantılı iltihabı azaltabiliyor. Bunun yanı sıra, düzenli kahve tüketen bireylerin yaşlandıkça daha az kilo aldığı ve bunun da diyabet riskini düşürebileceği biliniyor. Şeker eklenmiş kahve tüketiminin ise kilo alımını artırabileceği belirtiliyor. Araştırmaya göre, kahveye yapay tatlandırıcı eklenmesi de tip 2 diyabete karşı kahvenin sağladığı korumayı zayıflatıyor.

Araştırmaya liderlik eden Dr. Matthias Henn, kahve içmenin diyabet riskini düşürmeye yardımcı olabileceğini fakat kahveye şeker veya tatlandırıcı eklemenin bu faydaları önemli ölçüde azalttığını söyledi. Henn, “Kahvenin sağlık üzerindeki etkilerini en üst düzeye çıkarmak için şeker veya yapay tatlandırıcıları hayatınızdan çıkarmayı düşünün” dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2025/02/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kahve-tip-2-diyabet-riskini-yuzde-10-oraninda-dusuruyor/612594/</link>
			<pubDate>Sun, 09 Feb 2025 15:06:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Milyonluk kazanç vadedip hesapları kiralıyorlar</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son dönemde sosyal medyada 'Banka hesabınızı kiralayın, yüksek kazanç sağlayın' paylaşımları çoğalıyor.

Yapılan bu işlemin yasa dışı kumar ve bahisten elde edilen kara paraların aklanması için dolandırıcılar tarafından tercih edildiğine dikkat çeken uzmanlar, bu yönteme bilerek veya bilmeyerek dahil olmanın hukuki açıdan ciddi sonuçlara neden olabileceği noktasında uyarılarda bulunuyor.

İnternet siteleri ve uygulamalar üzerinden dolandırıcılık faaliyetleri her geçen gün artıyor. Sosyal medya platformları ile illegal kumar ya da bahis üzerinden para aklamak isteyen dolandırıcılar, 'Banka hesabınızı kiralayın, yüksek kazanç sağlayın' paylaşımları ile vatandaşların ilgisini çekmeye çalışıyor. 'Banka hesabı kiralama' olarak bilinen dolandırıcılık ağına düşen birçok vatandaş hakkında hesabına gelen işlemlerdeki farklı hesap sayısı kadar suç dosyası açılıyor.

"Hesap sahibi bu dosyalarda adli işlemlerde baş şüpheli olarak dosyada yer almaktadır"

Banka hesabını kullandıran kişinin kendi rızasıyla banka hesabını kullandırttığı için baş şüpheli olarak hakkında işlem yapıldığını anlatan Adli Bilişim Uzmanı Avukat Emre Akman, "Yasa dışı kumar ve bahisten elde edilen kara paraların aklanması, zimmete geçirilmesiyle alakalı dolandırıcıların yöntemlerinden biri de kara para akışı trafiğinde kullanmak için ihtiyaç sahibi kişilerin hesabının kiralanması.

Bu hesabın kiralanması, yasa dışı bahisten ve kumardan elde edilen paraların kara para akışı neticesinde bu ihtiyaç sahibi kişilerin banka hesabında kullanılması suretiyle suç işlenmektedir. Yasa dışı bahis oynatan ve oynayan kişiler çeşitli cezalar almaktadır bu yönde. Çünkü banka hesabını kullandıran kişi kendi rızasıyla banka hesabını kullandırttığı için bu Türk Ceza Kanunu'na göre suç teşkil etmektedir. Banka hesaplarını kullandıran kişiler, dolandırıcılar tarafından sosyal medya hesapları üzerinden kurulan sayfalarda belirli bir 'Hesabına yatacak paranın üzerinden yüksek pay vereceğiz' vaadiyle kandırılmakta ve bu şekilde banka hesapları kullandırılmaktadır.

Bu yönden baktığımızda bahis oynatan ve bahis oynayan kişilerin yanı sıra kendi hesabını kullandıran kişiler çok daha yüksek cezalar almakta ve baş şüpheli olarak yer almaktadır. Banka hesabını kullandıran kişinin zaten hesabına yasa dışı bahis ve kumardan para geldiği için sürekli farklı kişilerden para akışı, transfer olmaktadır. Aslında bu bir kelebek etkisi göstermektedir. Zaten banka hesabını kullandıran kişinin hesabına gelen paranın sahibini de kendi banka hesabını kullandırtmaktadır ve banka hesabına gelen her farklı kişi için vatandaşa banka hesabını kullandıran kişiye farklı soruşturma dosyaları açılmaktadır. Bu yönden banka hesabını kullandıran kişi, sadece bir kişi yönünden şüpheli olmamakta, ne kadar para geldiyse, kaç kişiden para geldiyse o yönde sorumlu olmaktadır" dedi.

"Paradan yüzde 5, yüzde 10 pay veririz vaatlerine kanmayın"

Dolandırıcıların kiralanan hesap sahibine yatacak paranın üzerinden pay vermek vaadiyle kandırdığının altını çizen Avukat Emre Akman, "Müvekkillerimize banka hesabını kullandırmak için sunulan bahanelerden bazıları 'size yüzde 5, yüzde 10 kar vereceğiz'. Yatan para, her gün veya her saat artık ne kadar aralıkta gönderiyorlarsa 'Paradan yüzde 5, yüzde 10 size pay veririz' vaatlerine kanmayın, bu şekilde kandırmaktadırlar. Onun haricinde para vermek istemeyen, daha kötü niyetli vatandaşlar da kendi hesabında haciz var veya 'senin hesabından bir IBAN'a transfer çıkman lazım yardımcı olur musun' şeklinde önerilerde bulunup vatandaşları kandırmaktadırlar.

Bu yönden baktığımızda da kamuoyu çerçevesinde düşündüğümüzde kimsenin kendi banka hesabını, ne surette olursa olsun başkasına kullandırmaması gerekmektedir. Çünkü bir sefer dahi o hesaba giriş yapılmış olsa kendisi şüpheli olarak dosyaya ifadesi alınmak üzere adliyeye sevk edilecektir. Bu yönden baktığımızda hesabınıza tanımadığınız bir kişiden para geldiğinde veya böyle bir durumla karşılaştığınızda daha sonrasında durumu da anlasanız size gelen parayı gönderilen kişiye tekrar iade etmeniz sizin adli yönden daha faydalı olacaktır" şeklinde konuştu.

"Bilmediğiniz yerden gelen ücretleri gelen hesaba iade edin"

Habersiz hesabında hareketlilik olduğunu fark eden vatandaşlara seslenen Avukat Akman, "Fark ettiği anda anında paranın geldiği hesaba tekrar paranın iade edilmesi gerekmektedir. Adli makamlara bu durum bildirilmelidir. Yoksa daha önce bahsetmiş olduğumuz üzere banka hesabı kullanıldığı ve oraya para akışı, transferi, kara para tarafından bahis ve kumardan geldiği için kesinlikle soruşturma dosyasına dahil edilip, adli işlem görülecektir. Bu yönden gelen her para için eğer tanımıyorsanız, bu kara para ağına dahil olmak istemiyorsanız, çünkü çok kullanılan bir yöntem artık günümüzde, lütfen bilmediğiniz yerden gelen ücretleri gelen hesaba iade edin" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2024/04/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar-20240424AW18.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/milyonluk-kazanc-vadedip-hesaplari-kiraliyorlar/611308/</link>
			<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 10:17:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dönüm başına en az 1 kişi, bu sektör istihdamını beşe katlayabilir</title>
			<description><![CDATA[İstihdamı en yoğun sektörler arasında termal turizmin geldiğine de işaret eden JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Türkiye'nin jeotermal enerjide Avrupa'nın lider ülkesi olmasına rağmen sadece 60 bin termal yatak kapasitesine sahip olduğunu anımsattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kasım ayının ikinci haftasında kutlanan 'Enerji Çalışanları Haftası', enerji sektörü ve sektörün ülke ekonomisinde sağladığı istihdama yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Hafta kapsamında değerlendirmelerde bulunan Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, sektörün bugün itibarıyla enerji üretimi, termal turizm, konut ısıtması, jeotermal seracılık gibi alanlarda 20 binin üzerinde istihdam sağladığına dikkat çekti.

"İstihdamını beşe katlayabilir"

Jeotermalin bu istihdam seviyesi ile temiz enerji alanında yüksek bir değer sağladığını belirten Kındap, "Sektörümüz, jeotermalin entegre kullanım alanlarına yatırımların artması ile bugünkü istihdam seviyesini en az beşe katlayacak potansiyele sahip. Özellikle jeotermal seraların hızla devreye alınması ile tarımdaki istihdamın süratle arttığını gözlemleyeceğiz. Dönüm başına en az bir kişinin istihdam edildiği düşünüldüğünde, sadece bu alanda 100 binin üzerinde istihdama ulaşmamız rahatlıkla mümkün olabilecek." dedi.

İstihdamı en yoğun sektörler arasında termal turizmin geldiğine de işaret eden JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Türkiye'nin jeotermal enerjide Avrupa'nın lider ülkesi olmasına rağmen sadece 60 bin termal yatak kapasitesine sahip olduğunu anımsattı. Kındap, Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar az kaynağı Almanya'nın 750 bin termal yatak kapasitesi ile her yıl 10 milyondan fazla turiste ev sahipliği yaptığını hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Termal turizm yatırımları desteklenmeli"

"Ülkemiz, bin 500'e yakın doğal çıkış noktası olan bir jeotermal ülkesi. Bu kaynak ayaklarımızın altında hazır. Kullanılmayı ve katma değere dönüşerek ülkemize katkı sağlamayı bekliyor. Yoğun istihdam sağlayan alanların başında gelen termal turizm yatırımlarının desteklenmesi, gelir seviyesi yüksek turistlere hitap eden tesislerimzin devreye alınması ile Türkiye, bu alanda dünyanın açık ara bir numaralı ülkesi olabilir. Bugün sadece 3 milyon olan ve hemen tümü kendi vatandaşlarımızdan oluşan termal turist sayımızı 10 milyonun üzerine çıkarabilir ve sadece bu alanda 20 milyar doların üzerinde döviz girdisi elde edebiliriz."

Konut ısıtma ve enerjide istihdan sağlıyor

Türkiye'de bugün itibarıyla 160 bine yakın konutun jeotermal ile ısıtılmasına rağmen, en az 5 milyon konut ve sanayi tesisini ısıtabilecek kaynak potansiyeli olduğu bilgisini veren JED Başkanı Ali Kındap, "Başta jeotermal kaynakları en zengin illerimiz olmak üzere hemen her ilimizi jeotermal ile ısınma konforuna ulaştırabiliriz" dedi.

Ülke genelinde 63 santralde jeotermalden enerji üretildiğini vurgulayan Kındap, bu santrallerde son derece nitelikli istihdamın oluşturulduğunu, yeni yatırımların Anadolu'nun farklı coğrafyalarında devreye alınması ile çok sayıda ara işgücüne ve mühendis kadrolarına ihtiyaç duyacaklarını kaydetti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/11/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir-20231110AW07.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/donum-basina-en-az-1-kisi-bu-sektor-istihdamini-bese-katlayabilir/610436/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Nov 2023 10:42:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bu tişörtler doğada kendiliğinden yok oluyor</title>
			<description><![CDATA[Yeşim Ar-Ge Merkezi ve Tasarım Müdürlüğü iş birliği ile yürütülen özel projeyle doğada biyolojik olarak çözünebilen tişört ve sweatshirt geliştirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeşim Grup, hazır giyim sektöründe farkındalık sağlayacak ve sürdürülebilir temiz üretim yaklaşımına değer katacak yeni bir projeyi daha hayata geçirdi. Yeşim Ar-Ge Merkezi ve Tasarım Müdürlüğü iş birliği ile yürütülen özel projeyle doğada biyolojik olarak çözünebilen tişört ve sweatshirt geliştirildi.

Geri dönüşüme gerek kalmadan ürünlerin doğada yok olmasını amaçlayan "Biodegredable (Biyo-çözünür) Ürün Projesi" uzun soluklu bir çalışmanın sonucunda tamamlandı. Yeşim'in üretim yaptığı dünya markaları tarafından son derece önemsenen proje için gerekli özel ipliğin Koreli bir firmadan tedarik edilmesinin ardından Ar-Ge Merkezi'nde biyo-çözünür kumaşların üretim sürecine geçildi. Ürünün tüm üretim proseslerinin yüzde 100 çözünebilir hale gelmesi adına yürütülen çalışmalar başarıyla tamamlandı ve doğada tamamen yok olabilen tişört ve sweatshirt elde edildi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Yeşim Grup CEO'su Şenol Şankaya, elde edilen başarının altında Ar-Ge Merkezi ile Tasarım Müdürlüğü'nün ortak çalışması yattığını ifade ederek, projede görev alan tüm Yeşimlilere teşekkür etti. Şankaya, biyo-çözünür ürünlerin stratejik üretim ortağı konumunda oldukları birçok dünya markasının gündeminde ve gelecek sürdürülebilirlik stratejileri arasında yer aldığını belirtti. Böylesi bir süreçte bu projeyi hayata geçirdikleri için son derece mutlu olduklarını ifade eden Şankaya,

"Üretimde kullanılan pamuklu iplikler halihazırda doğada yüzde 100 çözünebiliyor ancak uygulanan kimyasal işlemler ve kullanılan polyester, elastan gibi sentetik malzemeler nedeniyle pamuklu ürünler doğada çözünemez hale geliyor ve atık oluşuyor. Bu proje sayesinde üretilen ürünlerin örme, dikiş, nakış, boya ve baskı gibi her aşamasında doğada tamamen çözünebilen prosesler kullanılmış oldu. Nakış ipliğinin biyo-çözünür olarak temin edilmesi ve boya baskı aşamasında da doğal bir proses olarak su yosunu kullanılması, projede başarıyı getirdi. Geldiğimiz noktada tişört ve sweatshirt üretimi gerçekleştirdik." diye konuştu.

Şankaya şöyle devam etti: "Elde ettiğimiz üründeki tüm işlemlerin yüzde 100 doğal olduğunu ve ürünlerin doğaya kimyasal bir etkisinin olmadığını gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Yeşim, böylece uzun yıllardır yürüttüğü "Yeşil fabrika" ve "Sürdürülebilir doğa dostu üretim" yaklaşımına uygun olarak değerli bir adım daha atmış ve katma değerli üretim zincirine önemli bir halka daha eklemiş oldu. Bu ve buna benzer başarılı inovatif çalışmaları sürdürerek sektörümüzün öncüleri arasında yer almaya devam edeceğiz."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2023/08/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor-20230828AW01.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/bu-tisortler-dogada-kendiliginden-yok-oluyor/610057/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 13:52:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Altuncan Hatun'un ilk eşi Şah Melik Kimdir</title>
			<description><![CDATA[Kullanıcıların Altuncan Hatun'un ilk eşi olması münasebetiyle merak ettiği Şah Melik, Yabgu, vali ve sultan gibi sıfatlarla anılmaktadır. Ölümü Çağrı Bey'in elinden olan Şah Melik'in Altuncan Hatun'dan Enuşirvan adında bir oğlu bulunmaktadır. İşte Şah Melik hakkında merak edilenler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şah Melik (d. (?), Oğuz Yabguluğu - ö. 1042, Mekran, Belucistan), Yengi-kent ve Cend Oğuzları Yabguluğu'nun başı; Harezmşahlar Devleti'nin valisi ve daha sonra da hükümdarı (1041-1042). 1042'de Çağrı Bey tarafından öldürüldü. Sonradan Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Tuğrul Bey'in eşi olacak olan Altuncan Hatun'un ilk kocası idi.

Hayatı

Şah Melik, Yabgu (Oğuzlar'ın ananevî önderi) sıfatını taşımakta idi. 1034 yılında Yabular'ın düşmanları olan Selçuklular, Gazneli Valisi Harun'un davetiyle Harezm'e girdiler.

Harezm valiliği ve şahlığı

Gazneliler'in Türk köle komutanı ve Harezm Valisi Altun Taş (H.408-23/M.1017-32) yılları arasındaki On Beş yıllık valiliği sırasında Gazneli Mahmud ile Mesud'a bağlı kalmıştı. Harezm eyaletinin sınırlarını kuzeyden gelen Oḡuz ve Kıpçak akınlarına karşı başarılı bir şekilde savunmuştu.

Buhara yakınlarında Debusiye adı verilen bir mevkideki savaşta ağır yaralanan Altuntaş'ın kısa bir süre sonra ölümü üzerine Altuntaş'ın oğlu Harun Harezm'de onun yerine de fakto vali olarak geçti. Gelgelelim, Harun'un bu tutumundan şüphelenen Mesud onu sadece "Halifetu'd-Dar" sıfatıyle resmi Harzemşah sıfatını verdiği kendi oğlu Saʿid'in yardımcısı olarak tanıdı. Altuntaş'ın kurmuş olduğu ordunun kuvvetini Türkmenler'den alması H. 421 / M. 1030 yıllarından sonra Gazneli Mahmud ve daha sonra da Mesud'un bir hayli tedirgin olmasına neden olmuştu. Altuntaş'ın ölümü üzerinden henüz İki sene geçmeden Harun, Ali Tigin ve Selçuklular ile (H. 425 / M. 1034) ittifak kurarak açıkça Sultan Mesud'a karşı isyan etti. Fekat bir yıl sonra Mesud kendi muhafızlarına Harun'a karşı başarılı bir suikast düzenlettirdi.

Harun'un katledilmesi üzerine Altuntaş'ın diğer oğlu İsmail Handan Selçuklular'ın müttefiği ve Mesud'un yeminli bir düşmanı olarak Harezm'in mutlak hakimi konumuna yükseldi. İşte böyle bir ortamda Sultan Mesud akıllıca bir karar alarak H. 430 / M. 1038) yılında Oğuzlar'dan fekat Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun düşmanı olan Oğuz Yabguluğu'nun yabgusu Cendli Şah Melik'i Harezm Valisi olarak atadı. Şah Melik H. 432 / M. 1041 yılına kadar Harezm'de mutlak hakimiyeti eline geçirdi.

İsmail Handan'ın ise Selçuklular'a sığımaktan başka bir çaresi kalmamıştı. Böylece Şah Melik Harezm Başkenti Gürgan'da hükümdar (Harezm-Şah) olarak ilan edildi. Bu vakte gelene kadar da Sultan Mesud vefat etmiş ve Gazneliler'in Harezm'deki hakimiyetleri sona ermiş bulunuyordu.

İdamı

Bununla beraber Selçuklular Şah Melik'in Harezm'de uzun süre kalmasına izin vermeyeceklerdi. Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Tuğrul Bey ve kardeşi Çağrı Bey 1042 yılında Harezm'e girerek Şah Melik'i buradan kovdular. Eski toprakları olan Cend ve Yengi-kent'in Kıpçaklar tarafından işgali üzerine oralara geri dönemeyerek önce Kirman'a oradan da Mekran'a kaçan Şah Melik burada yakalanarak Çağrı Bey tarafından öldürüldü. Karısı Altuncan Hatun'da Tuğrul Bey ile evlendirildi.

Bibliography
"ALTUNTAŠ" Encyclopædia Iranica. 15 Nisan 2020. 
Kaynakça
Ann K. S. Lambton (1 Ocak 1988). Continuity and Change in Medieval Persia. SUNY Press. s. 262. ISBN 978-0-887-06133-2.
Türk dünyası araştırmaları - Issue 173. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı. 2008. s. 112.
"Encyclopædia Iranica, ALTUNTAŠ". 29 Nisan 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Nisan 2020.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/altuncan-hatun-un-ilk-esi-sah-melik-kimdir/608620/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Dec 2022 15:46:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Devlet için oğlundan geçen kadın, Altuncan Hatun</title>
			<description><![CDATA[Tarihî kaynaklarda 'Devlet kurtaran kadın' olarak gösterilen Altuncan Hatun'un Tuğrul Bey ile olan evliliğinden önceki eşi Şah Melik'ten Enuşirvan adında bir oğlu var. Tuğrul Bey ile olan evliliğinden ise çocuğu bulunmuyor. İşte Altuncan Hatun hakkındaki bilgiler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Altuncan Hatun (d. (?), Harezm - ö. 1060, Zencan), Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Tuğrul Bey'in eşi. Daha önce Yengi-kent ve Cend Oğuzları'nın yabgusu; Harezm'in valisi (1038-1041) ve daha sonra da Harezm-Şah (1041-1042) olan Şah Melik'in ilk eşi idi. Kocasının 1042'de Çağrı Bey tarafından öldürülmesinden sonra 1043'te Tuğrul Bey ile evlendi.
[ilgili-haber=608620]
Hayatı

Hayatının ilk dönemleri hakkında detaylı bilgi yoktur. İlk eşi Selçuklu Hanedanı ile müttefik olan 1035 yılında ölen Harezm bölgesi hakimi Şah Melik olduğu tahmin edilir. Tuğrul Bey Altuncan Hatun ile evlenmek için Kündürî'yi görevlendirmiştir. Tuğrul Bey ile Altuncan Hatun'un ne zaman evlendikleri kesin olarak bilinmemesine rağmen 1040'lı yıllar olduğu ileri sürülür. Tuğrul Bey eşi Altuncan Hatun'a saygı duyar, bir mesele hakkında görüşlerini sorar, sözünü dinlerdi. Altuncan Hatun Selçuklu siyasetinde söz sahibi olmuş ve önemli kararlar almıştır.

Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal isyan başlatıp devletin merkezi Hemedan'a doğru yönelmesi üzerine Nusaybin'de bulunan Tuğrul Bey kardeşinden önce Hemedan'a ulaşarak silahları ve hazineyi güvenceye aldı. Hemedan önünde iki kardeş savaştı. Tuğrul Bey kuvveti az olduğu için mağlup olarak Hemedan kalesine sığındı. Tuğrul, eşi Altuncan Hatun'dan ve veziri Kündürî'den yardım istedi. Selçuklu ordusunun Bağdat'tan ayrılmamasını isteyen Abbasi halifesi Altuncan Hatun'a izin vermedi ve vezir Kündürî Hemedan'a gitmemesi için Altuncan Hatun'u ikna etti. Vezir Kündürî, Altuncan Hatun'un oğlu Enuşirvan'ı Tuğrul Bey yerine tahta çıkarmaya niyetlendi. Bu durumu anlayan Altuncan Hatun oğlunu ve veziri yakalatıp tutuklatmak üzere harekete geçince ikisi de kaçarak Hille'ye gittiler.

Altuncan Hatun, Bağdat'taki Selçuklu askerlerini toplayarak Hemedan'a doğru yola çıktı. Tuğrul Bey, eşinin ve diğer yardıma gelenlerin sayesinde kardeşi İbrahim Yınal'ı mağlup ederek tehlikeyi atlattı. Altuncan Hatun cesur karar alarak oğlunun tahta çıkmasına karşı çıkarak Tuğrul Bey'e yardıma gitmesi Selçuklu Devleti'nin kaderini değiştirmiştir.

Devlet yönetimi

Ölmeden önce eşi Tuğrul Bey'e “Dünya ve ahiret şerefine nail olman için halifenin kızıyla evlenme konusunda çaba göster” dediği ve bütün mal varlığının halifenin kızına verilmesini vasiyet ettiği söylenir. İbnü'l Cevzî, Altuncan Hatun hakkında; "Tuğrul Bey, birçok iş ve sorunlarda onun fikrini alır ve bunların çözümlerini kendisine bırakırdı" demiş ve hayır işleri yapan çok dindar kadın olduğunu söylemiştir. Süryani tarihçi İbnü'l İbrî de "Kendisi kocası tarafından son derece sevilirdi ve saltanatın bütün işlerini bu kadın idare ederdi," demiştir.

Ölümü

Altuncan Hatun Aralık 1060'ta Zencan'da vefat etti ve ardından Rey'e defnedildi.

Popüler Kültürde Yeri

2021'de TRT 1 de yayınlanmaya başlayan Alparslan: Büyük Selçuklu dizisinde Esra Kızıldoğan tarafından canlandırılmaktadır.

Kaynakça
Ann K. S. Lambton (1 Ocak 1988). Continuity and Change in Medieval Persia. SUNY Press. s. 262. ISBN 978-0-887-06133-2.
Türk dünyası araştırmaları - Issue 173. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı. 2008. s. 112.
Ayşe Dudu Kuşçu, Selçuklu Devlet Yönetiminde Kadının Yeri ve Altuncan Hatun Örneği, s. 180
TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 16,  sayfa: 499
 Ali Sevim, Makaleler, c.II, (Miratüz-Zaman/Tuğrul Bey Dönemi), s. 131
 Zekeriya Kitapçı, Türk ve Selçuklu Hatunları, s. 263 v.d.
 Ali Sevim, Makaleler, c.II, (Miratüz-Zaman/Tuğrul Bey Dönemi), s. 130
 Ebû’l-Ferec, Abû’l-Farac Tarihi, (Suryanca’dan İngilizce’ye çev.: Ernest A. Wallis Budge, İngilizce’den Türkçe’ye çev.: Ömer Rıza Doğrul), Ankara, 1987, II. Baskı, c. I, s. 315
 TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 44, sayfa: 252
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/12/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/devlet-icin-oglundan-gecen-kadin-altuncan-hatun/608619/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Dec 2022 15:34:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ahura Mazda kimdir, Ahura Mazda nedir</title>
			<description><![CDATA[Ahura Mazda, Zerdüşt inancında yüce tanrıdır. Zerdüşt'ün iddiası, Ahura Mazda'nın evreni ve kozmik düzeni yarattığıydı. Bu inanç sisteinde Ahura Mazda ikiz ruhları da yaratmıştır. İşte Ahura Mazda hakkında bazı kaynaklardan görüşler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ahura Mazdā , (Avestanca: "Bilge Lord") aynı zamanda Ormizd veya Ormazd'ı heceledi, eski İran dininde , özellikle İran peygamberi Zerdüşt'ün dini sistemi olan Zerdüştlükte yüce tanrı ( yaklaşık MÖ 6. yüzyıl ; Yunanca adı Zerdüşt). Ahura Mazdā, Pers kralı I. Darius ( MÖ 522-486'da hüküm sürdü ) ve halefleri tarafından tüm tanrıların en büyüğü ve adil kralın koruyucusu olarak tapındı .

Zerdüşt'e göre Ahura Mazdā evreni ve sürdürdüğü kozmik düzeni yaratmıştır. İkiz ruhları yarattıSpenta Mainyu ve Angra Mainyu (Ahriman )—gerçeği, ışığı ve yaşamı seçen eski hayırsever; ve ikincisi yıkıcıdır, aldatmayı, karanlığı ve ölümü seçer. Ruhların birbirleriyle olan mücadelesi dünya tarihini oluşturur ve insanlığın sürekli karşı karşıya kaldığı iyi ve kötü arasındaki seçime yansır.

Avesta'ya yansıyan Zerdüştlük'te , Spenta Mainyu ile özdeşleştirilir ve Angra Mainyu'ya doğrudan karşı çıkar. Ahura Mazdā her şeyi bilendir, cömerttir, aldatmaz ve iyi olan her şeyin yaratıcısıdır. İyi ve kötü ruhlar, karşılıklı olarak sınırlayıcı, birlikte ebedi varlıklar olarak tasavvur edilir, biri yukarıda, diğeri aşağıdadır ve savaş alanı olarak ikisinin arasında dünya vardır. Geç kaynaklarda (MS 3. yüzyıldan İTİBAREN ),Zurvān ("Zaman"), Ormazd'ın nihai zaferine kadar dönüşümlü olarak dünya üzerinde hüküm süren ikizler Ormazd ve Ahriman'ın babası yapılır.

bundan bir şey anlayışın bir kısmı şuna yansır:Maniheizm , burada Tanrı'ya bazen Zurvān denir, Ormazd ise karanlığın yıkıcı ruhu tarafından mağlup edilen ancak Tanrı'nın ikinci yayılımı olan Yaşayan Ruh tarafından kurtarılan İlk İnsan'ın ilk ortaya çıkışıdır.

Spenta Mainyu (Zerdüşt tanrısı)

Spenta Mainyu , Zerdüştlükte , Yıkıcı Ruh Angra Mainyu'ya karşı Bilge Ahura Mazdā tarafından yaratılan Kutsal Ruh .

Spenta Mainyu, Bilge Lord'un kendisinin bir yönüdür. Ahura Mazdā, Kutsal Ruh aracılığıyla yaşam ve iyilik yaratır. Zerdüşt inancına göre Spenta Mainyu, gökyüzü, su, toprak, bitkiler ve henüz doğmamış çocuklar gibi birçok alemi ve yaratığı korur ve bakımını yapar.

Varuna (Hint Tanrısı)

Varuna , Hindu mitolojisinin Vedik evresinde, egemen tanrı, ilahi otoritenin kişileştirilmesi. O, gök aleminin hükümdarı ve kozmik ve ahlaki yasanın ( rita ) savunucusudur; Şefi olduğu Adityas ( bkz. Aditi ). Sık sık ortaklaşa çağrılırEgemenliklerinin daha hukuki tarafını temsil eden Mitra - bir insan ile diğeri arasındaki ittifak - Varuna ise büyülü ve spekülatif yönleri - tanrılar ve insanlar arasındaki ilişkiyi temsil ediyor. Zerdüşt tanrısına çok yakındır.Ahura Mazda . Daha sonraki Hinduizm'de Varuna daha az rol oynar. Batının koruyucusudur ve özellikle okyanuslar ve sularla ilişkilendirilir. Bu nedenle, genellikle nehir tanrıçaları ona eşlik eder.Ganga veYamuna.

Eski İran dini

eski İran dini , İran platosunda ve sınır bölgelerinde ve ayrıca Orta Asya'nın Karadeniz'den Hotan'a (modern Hotan, Çin) kadar olan bölgelerinde yaşayan, kültürel ve dilsel olarak ilişkili eski halk grubunun çeşitli inanç ve uygulamaları.

Bozkırları işgal eden kuzey İranlılar (Klasik kaynaklarda genellikle İskitler [Saka] olarak anılır), güney İranlılardan önemli ölçüde farklıydı. Mezopotamya'dan, özellikle Batı İran'dan çok şey ödünç alınmış olsa da , din ve kültürde , hem kuzey hem de güney İranlıların Hint Yarımadası'nın Hint-Aryan dilini konuşan eski halklarıyla pek çok ortak noktası vardı . En azından Medyan imparatorluğunun yükselişinden bu yana, İran dini ve kültürü, Orta Doğu'nun İran üzerinde olduğu gibi Ortadoğu üzerinde de derin bir etkiye sahip olmuştur .

Bu açıklama, Ahameniş hanedanının Büyük İskender tarafından fethini, bu etkiler daha sonraki tarih boyunca devam etmiş ve İran dininin bazı biçimleri günümüze kadar sürmüş olsa da, eski İran dini döneminin kapanışı için biraz keyfi bir tarih olarak alacaktır. gün. Aynı zamanda Zerdüştlük dışında, mümkün olduğunca eski İran dinini de ele alacaktır . Aksi belirtilmedikçe, İran adlarının ve terimlerinin tüm yazımları, genellikle Zerdüşt kanonunun Avestaca yazımlarından farklı olan yeniden oluşturulmuş biçimlerde verilmiştir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ahura-mazda-kimdir-ahura-mazda-nedir/608355/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Nov 2022 17:09:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Evlilikleri ve saltanatıyla yüzyıllardır konuşulan kraliçenin mezarına giden tünel bulundu</title>
			<description><![CDATA[Doğumundan ölümüne kadar hayatının her bölümü yüzyıllardır merak konusu olan ve adına öyküler yazılıp, hikâyeler üretilen kraliçenin kayıp mezarı bulunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mısır'ın İskenderiye şehrindeki Taposiris Magna Tapınağı'nda yapılan kazılarda Kleopatra'nın kayıp mezarına ulaştığı tahmin edilen yer altı tüneli keşfedildi.

Mısır'ın İskenderiye şehrinde yer alan Taposiris Magna Tapınağı'nda, Arkeolog Kathleen Martinez başkanlığındaki Mısırlı ve Santo Domingo Üniversitesi arkeologları tarafından yürütülen kazılarda Kleopatra'nın kayıp mezarına giden yer altı tüneli bulundu. Tünelin yaklaşık bin 300 metre uzunluğunda ve yerin 13 metre altında bulunduğu aktarılırken 2 bin yıldan daha eski olduğu tespit edildi. Keşif sayesinde Kleopatra'ya ait mezarın ortaya çıkarılmasına ilişkin açıklama yapan Martinez, "Mezarı ortaya çıkarırsak 21. yüzyılın en önemli keşfi olacak" dedi.

Öte yandan, yürütülen arkeolojik kazılarda seramik kaplara, kaymaktaşından yapılma Helenistik döneme ait iki kafa heykeline ulaşıldığı aktarıldı. Tünelin bir kısmının sular altında olduğunu tespit eden arkeolog ekibi, Taposiris Magna Tapınağı'nın temellerinin de su altında olduğuna inandıklarını ifade etti.

Kleopatra kimdir

VII. Kleopatra (d. Ocak MÖ 69 - ö. 12 Ağustos MÖ 30), Antik Mısır'ın son Helenistik kraliçesidir. Asıl unvanı VII. Kleopatra olmasına rağmen kendisinden önce gelenler bilinmediği için, kısaca Kleopatra olarak bilinir. Latinceye Kleopatra, "babasının yüceliği" anlamına gelen Antik Yunan Kleopátra'sından (Grekçe: Κλεοπάτρα);[1] Grekçe: κλέος (kléos, "zafer") ve Grekçe: πᾰτήρ (patḗr, "baba")'dan gelmektedir. Eril şekli ya Kleópatros (Grekçe: Κλεόπᾰτρος) ya da Pátroklos (Grekçe: Πᾰ́τροκλος) olarak yazılırdı. Kleopatra, Büyük İskender'in kız kardeşinin yanı sıra Yunan mitolojisinde Meleager'in karısı Kleopatra Alcyone'nin de adıdır. V. Ptolemy Epiphanes ve Kleopatra I Syra'nın (Selevkos prensesi) evliliği yoluyla, bu isim Ptolemaios hanedanlığına girdi. Kleopatra'nın kabul edilen adı Theā́ Philopátōra (Grekçe: Θεᾱ́ Φιλοπάτωρα) "babasını seven tanrıça" anlamına gelir.

Kleopatra İskenderiye'de doğdu. Aslen Yunan olan Kleopatra, babası XII. Ptolemaios'un ölümünden sonra kardeşi XIII. Ptolemaios ile birlikte tahta çıktı. Babası öldüğünde 18 yaşında olan Kleopatra yönetimde kendinden 8 yaş küçük kardeşine kıyasla baskın figür haline geldi. O zamanlar Mısır'da egemen olan Yunanlar Mısır toplumuna karışmamak için kendi soylarından olan kişilerle evleniyorlardı, bu yüzden Kleopatra'nın kardeşi ile evlenmiş olabileceği düşünülmektedir, ancak bu konu hakkında bir delil yoktur. Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benimsemesi için kendini Antik Mısır dinine verdi. İlerleyen zamanlarda kardeşi tarafından iktidardan uzaklaştırılıp Suriye'de sürgüne yollandı. Burada bir ordu toplayarak kardeşi ile Mısır'ın doğu sınırında yer alan Pelusium şehrinde çatışmaya hazırlandı, ancak Roma diktatörü Sezar'ın gelmesi ile geçici bir barış ortaya çıktı.

Kleopatra iktidarı yeniden ele geçirmek için Roma desteği gerektiğini düşünmekteydi. Roma'nın desteği ile Mısır'ın eskiden sahip olduğu Filistin ve Suriye'yi yeniden alabileceğine inanmaktaydı. Kısa süre sonra Roma diktatörü Sezar ile yakınlaştı. Kleopatra'nın bir halı içinde Sezar'ın sarayına girdiği ve bu büyük kralı kendine aşık ettiği rivayet edilir. İskenderiye'de kışı kardeşinin orduları tarafından Sezar'la birlikte kuşatma altında geçiren Kleopatra, Roma desteğinin baharda gelmesi ile Mısır'ın egemenliğini yeniden ele geçirdi. Bu olaydan sonra kardeşi ülkeden kaçtı ve Nil sularında boğuldu.

Kardeşinin aradan çekilmesi ile Kleopatra diğer kardeşi olan XIV. Ptolemaios ile evlendi. O sırada Sezarion adı ile de bilinen bir çocuk doğurdu, ancak çocuğun babasının Sezar mı, Ptolemaios mu olduğu belli değildir. Çocuğu ve kardeşi/kocasıyla birlikte Roma'yı en az bir kez ziyaret edildiği kaydedilmiştir. MÖ 44 yılında ikinci kocası da ölen Kleopatra, Mısır'ı küçük oğlu ile beraber yönetmeye başladı.

Sezar ölünce Roma İmparatorluğu, tahta çıkan Octavian (Sezar'ın yeğeni ve resmi evlatlığı) ve Marcus Antonius arasında ikiye ayrıldı. Doğu, artık Marcus tarafından yönetilmekteydi ve ilk işi de Mısır'ı ziyaret oldu.

Antonius, Kleopatra'ya delice âşık oldu. Kleopatra'nın Antonius'tan Alexander Helios ve Cleopatra Selene adlı ikizleri oldu. Bir süre Tarsus'ta yaşadılar ve bu yıllarda Octavius'a savaş açtılar. Aktium'da yapılan savaşta Kleopatra ve Marcus kaçmak zorunda kaldı. İskenderiye'deki sarayına dönen Kleopatra'nın kendisini bir kobraya sokturarak intihar ettiği rivayet edilir. Ama son zamanlarda zehir içerek öldüğü anlaşılmıştır. Kolay yapılan bu zehir, acı çektirmeden birkaç saat içinde öldürüyordu. Öldüğünde 39 yaşındaydı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/11/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/evlilikleri-ve-saltanatiyla-yuzyillardir-konusulan-kralicenin-mezarina-giden-tunel-bulundu/608197/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Nov 2022 14:55:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Arslan Besasir, Büveyhiler'in Türk kumandanı Arslan Besasiri kimdir</title>
			<description><![CDATA[Arslan Basasir veya Arslan el-Besasiri adlarıyla kaynaklarda geçen Türk kumandan, Büveyhi hanedanındaki görevlerinin ardından Fatımiler'in hizmetine girmiştir. Emir Arslan Besasiri veya Emir Besasir diye de bilinir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kaynaklarda 'Arslan Besasiri' diye geçmesine karşın tam künyesi, Ebü’l-Hâris Arslan b. Abdillâh el-Muzaffer el-Besasiri'dir. (15 Ocak 1059'da öldü) Irak'taki Büveyhi hanedanının askeri komutanı olmak için yükselen bir Türk köle - askeri (memluk) idi. Büveyhiler 1055 yılında Selçuklular tarafından tahttan indirilince, yaklaşık bir yıl hüküm sürdüğü Bağdat'ı kendi adına fethettiği Mısır'ın Fatımi Halifeliği'ne biat etti.

Arslan Besasir'in ilk yılları

El-Basasiri (veya al-Fasasiri, al-Fasavi) adı, ilk sahibinin Fars eyaletindeki Basa'dan (Fasa) türetilmiş bir nisbedir. Ebu'l-Ḥarith bir künye iken, onun ismi (verilen isim) Türk Arslan'ıydı. Büveyhi emiri Baha el- Devle'nin (r. 988-1012) azatlısı (mevla) oldu. Ancak askeri kariyeri, yalnızca Baha'nın oğlu Celal al- Devle'nin (r.  1025-1044) saltanatından izlenebilir.

Arslan El-Besasiri, Celal'in yeğeni Fars emiri Ebu Kalijar ve rakip Musul Ukaylid hanedanı ile olan ihtilaflarında yer aldı. Aynı zamanda, Anbar kasabasını tımar olarak aldığı Büveyhi emir el-Malik el- Rahim'in (r.  1048-1055) gözdesiydi. Bu, Bağdat'taki Türk birlikleri arasında artan huzursuzluk, Sünni ve Şii arasında artan çekişme, sürekli Kürt akınları ve Ukaylilerle devam eden savaş dönemiydi.

Arslan Besasiri vezir ile çekişiyor

1054'te Arslan Besasiri, Türk birliklerinin Bağdat'ta isyan ve yağma yapmasını engelleyemedi. Aynı yıl Ukayli lideri Kureyş, Baradan'a baskın düzenledi ve Arslan Besasiri'nin develerini ve atlarını götürdü. Kasım'da Kureyş, Anbar'ı ele geçirdi ve Büveyhi hükümdarlığından resmen feragat ederek, Selçuklu sultanı Tuğrul'un Cuma namazı sırasında hutbede adının geçmesini emretti.

İbnü'l-Esir'in Tam Tarihine göre, " Abbasi halifesi ve Basasiri'nin yabancılaşması bu yıl Ramazan'da, yani 4 Aralık 1054 ile 2 Ocak 1055 arasında başladı. 1054'te Arslan Besasiri Türk siyaseti konusunda halife veziri İbnü'l-Müslima ile arası açıldı. Veziri, 1052/3'ten beri Tuğrul ile irtibat halinde olmakla suçladı. İbnü'l-Müslima da buna karşılık Arslan Besasiri'nin Bağdat'taki Kureyş destekçileriyle savaşma çabalarını engelledi. Misilleme olarak, el-Basasiri vezirin teknesine el koydu ve aylık maaşını kesti. Ayrıca halife el-Kaim'in aylık ödeneğini de kesti.

Mart 1055'te Arslan Besasiri Anbar'ı geri aldı. Yolda Dimimma ve Felluce köylerini yağmaladı. Ona, kayınbiraderi, Mazyadi hanedanından I. Dubays katıldı. Anbar, Ukayli müşterisi Ebu'l-Ghana'im ibn el-Muhallaban tarafından savundu. Arslan Besasiri, mancınık ve Yunan ateşi kullanarak bir kuleyi ve bazı savunma çalışmalarını yok etti. Kasaba basıldı ve Ebu'l-Ghana'im yüz manga askeriyle birlikte yakalandı.

Vezir ile çatışma, Arslan Besasiri'nin Bağdat'a dönüşünden sonra da devam etti. Temmuz 1055'te, bir Sünni protestosu sırasında vezir, bazı fanatikleri bir gemiye binmeye ve bir Hıristiyan tüccara ait şarap kavanozlarını kırmaya ve Arslan Besasiri'ye gitmeye ikna etti, ardından Büveyhi sultanı ile Vasit'te kaldı. Şarap bir Hristiyan'a ait olduğu için, Arslan Besasiri vezirin eylemlerini yasadışı ilan eden bir Hanadi yasal hükmü (fetva) elde edebildi. İbn el-Müslim daha sonra onu Şii sempatisine sahip olmakla ve Abbasilerin rakipleri Şii Fatımi Halifeliği ile temas halinde olmakla suçladı. Türk birliklerini ve halifeyi aleyhine çevirerek Bağdat'taki evini yaktırdı. Aslında, her ne kadar Fatımi baş misyoneri el-Mueyyed fi'l-Din al-Şirazi el-Basasiri'ye yazdıysa da, mektupları Tuğrul'un Bağdat'a gelişinden sonrasına kadar kendisine ulaşmadı.

İbn el-Müslim, padişah el-Malik al-Rahim'e en sevdiğini göndermesini emretti, ancak sultan reddetti. 15 Aralık 1055'te , sözde hac (hac) için Mekke'den geçmekte olan Tuğrul'un adı Bağdat'taki khuṭba'da telaffuz edildi. 18 Aralık'ta ciddiyetle şehre girdi. Birliklerinin mevcudiyeti karışıklıklara yol açtı ve 23 Aralık'ta Büveyhi sultanını halkı kontrol edemediği için tutukladı. El-Melik er-Rahim Tuğrul'u selamlamak için Vasi'den Bağdat'a döndüyse de, Arlan Besasiri kayınbiraderi Dubays'ın sarayına gitti. Sultan Tuğrul, Dubays'a Arslan Besasiri ile ilişkisini kesmelerini emretti ve ikincisi Rahba'ya gitti.

Arslan Besasiri Fatimilerin hizmetinde

Arslan Besasiri Rahba'dan Fatımi halifesi el- Mustansir'e (r. 1036-1094) Kahire'ye gelme izni ve Suriye ile Mısır'ı Selçuklulardan korumaya yardım etmesi için yazdı. Fatımi veziri el-Yazuri ilk talebi reddetti, ancak ikincisini kabul etti. Arslan Besasiri Rahba valisi olarak atandı ve halife ona 500.000 altın dinar, 500.000 dinar değerinde giysi, 10.000 yay, 1000 kılıç, 500 at ve bir miktar mızrak ve ok gönderdi. El-Mu'ayyad erzaklara eşlik etti ve görev mektubunu getirdi.

1056-57'de el-Mueyyed, birkaç Suriye ve Irak emirini Fatımi davasına kazandı. Arslan Besasiri'nin Tuğrul'a teslim olan eski koruyucusu Dubays, biatını değiştirdi ve Fatımi halifesinin adını khuṭba'da telaffuz etti. Basasiri ile ittifakını yeniledi. Daha önceki yıllarda Arslan Besasiri'nin yanında bir baş belası olan Bağdadi Türkleri, Tuğrul'un yönetimini dayanılmaz bularak Suriye'de El-Basasiri'ye katıldı. Türkler ve bazı Bedeviler tarafından takviye edilen el-Basasiri ve Dubays ordusu, Kutalmış ve Kureyş komutasındaki bir Selçuklu kuvvetini yendikleri Sincar'a yürüdü. Kutalmış esirlerden kaçarak Ezerbaycan'a kaçarken, Kureyş 9 Ocak 1057'de yaralanarak teslim oldu.

Sincar'daki zaferinden sonra, Arslan Besasiri Musul'a girdi ve şehir Fatımi halifesinin olarak ilan edildi. Bu durum sadece birkaç gün sürdü. Sultan Tuğrul kısa süre sonra Musul'u geri aldı ve Sincar bölgesini harap etmeye başladı, Arslan Besasiri ise Rahba'ya çekildi. Dubaylar ve Kureyş geçici olarak tekrar taraf değiştirdi, ancak Selçuklu kampındaki Arap karşıtı duygular onları geri püskürttü. Dubays Cemi'an'a gitti ve Kureyş Rahba'da Arslan Besasiri'ye katıldı.

1058'in başlarında, Sultan Tuğrul'un kardeşi İbrahim Yınal, Arslan Besasiri ve el-Mueyyed ile bir anlaşma yaptı, bu sayede Mueyyed, kardeşinin tahtını gasp etmesinde onu destekleyecek ve hutbede Fatımi halifesinin adını ilan edecekti. Musul'u, teslim almadan önce kaleyi kuşatmak için dört ay harcamak zorunda kalan Arslan Besasiri'ye terk etti. Kaleyi ele geçirdikten sonra, el-Basasiri Rahba'ya çekildi. Yine zaferi uzun sürmedi. Sultan Tuğrul kısa süre sonra Musul'u geri aldı ve Nisibis üzerine yürüdü . Arslan Besasiri Şam'a çekildi.

Arslan Besasiri'nin geri çekilmesi sırasında İbrahim yınal, Cibal'de isyan çıkardı. Sultan Tuğrul'un yanıtı, Irak'taki Selçuklu birliklerini büyük ölçüde ortadan kaldırarak, Arslan Besasiri'nin bir işgal başlatmasına yol açtı. Hızla Hit ve Anbar'ı aldı. 27 Aralık 1058'de Kureyş'in eşlik ettiği 400 memlük süvarisi ve 200 süvarisiyle Bağdat'a girdi. Ertesi Cuma, 1 Ocak 1059, ağırlıklı olarak Şii olan batı Bağdat'ta ezanla ilan edildi. 8 Ocak'ta Arslan Besasiri, Dicle'yi geçti ve doğu Bağdat'ı işgal etti. Fatımi halifesinin adı Ulu Cami'de telaffuz edildi. Takip eden hafta boyunca sokaklarda çatışmalar oldu. 19 Ocak'ta Hasani Sarayı saldırıya uğradı ve Abbasi halifesi el-Kaim kendisini ve ev halkını Kureyş'in koruması altına aldı. 29 Ocak'ta el-Basasiri, Kurban Bayramı'nı Ulu Cami'nin dışındaki dua alanında (musalla) Fatımi bayrakları dalgalandırarak kutladı.

Bağdat'taki yeni otorite olarak Arslan Basasiri, Abbasi nişanını, sarığı, pelerini ve kafes perdeyi devraldı. Kureyş'in, şehirden uzaklaştırılan ve Hadisa'da hapsedilen El-Kaim'in velayetini elinde tutmasına izin verdi, ancak ona, sokaklarda dolaştırdığı ve 16 Şubat 1059'da idam ettiği vezir İbnül-Müslim'i teslim etmesini emretti.

Arslan Basasiri, Bağdat'ın fethini Vasit ve Basra'yı alarak takip etti. Ancak Huzistan'ı işgali püskürtüldü. Huzistan hükümdarı Hazarasp ibn Bekir, Dubays'tan Arslan Besasiri ile arabuluculuk yapmasını istedi. El-Besasiri'ye haraç ödemeyi teklif etti, ancak ikincisi hutbe ve madeni paranın Fatımi halifesi adına yapılmasını talep etmeyi reddetti. Arslan Besasiri Sultan Tuğrul'dan asker aldığını anlayınca onunla barıştı ve 12 Eylül 1059'da ulaştığı Wasit'e çekildi.

Temmuz 1059'da Sultan Tuğrul kardeşi Yınal’ı yendi. Huba ve sikkelerin kendi adına olması ve Abbasi halifesinin yeniden kurulması şartıyla, Arslan Besasiri'yi Bağdat'ta iktidarda bırakmayı teklif etti. Arslan Besasiri, el-Kaim'i Selçuklulardan uzaklaştırmaya çalıştı, ancak halife reddetti. Kureyş, el-Besasiri'yi Tuğrul'un otoritesini kabul etmesi için ikna etmeye çalıştı ama o reddetti. Tuğrul Bağdat üzerine yürüdü. Arslan Besasiri 14 Aralık 1059'da ailesiyle birlikte şehri terk etti. Sultan Tuğrul ve Abbasi halifesi 4 Ocak 1060'ta şehre girdi.

Besasiri, Kufe'ye yöneldi ve Dubays ile birleşti. Selçuklu süvarileri onları yakaladığında Dubaylar kaçtı ama el-Besasiri savaş teklif etti. 15 Ocak'ta Kufe yakınlarındaki Sakyülfürat’ta yenildi ve öldürüldü. Önce atı oklanarak öldürlürken, ardından ise Selçuklu veziri el-Kunduri'nin katibi tarafından Arslan Besasiri öldürülmüştür. Başının Bağdat'ta Sultan Tuğrul'a getirildiği rivayet edilir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/arslan-besasir-buveyhiler-in-turk-kumandani-arslan-besasiri-kimdir/608099/</link>
			<pubDate>Mon, 31 Oct 2022 15:00:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yabgulular kimdir, Yabgu nedir Yabgulular kimler</title>
			<description><![CDATA[Selçuklular soyunda, Selçuk Bey'in oğulları Mikail ve Arslan Yabgu'nun çocukları ayrı isimlerle anılmıştır. Bunlardan Mikail'in çocunlarına Selçuklular, Arslan Yabgu'nun çocuklarına da Yabgulular denilmiştir. Selçuklular, Büyük Selçuklu Devleti'ni, Yabgulular ise Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurmuşlardır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bütün Selçuklu Tarihi boyunca Selçuklular ile Yabgulular arasında bir soğukluk, çekişme, hatta mücadele vardır. Bunun temeli Selçuk Bey’in sağlığına kadar uzanmaktadır. Bu durum Büyük Selçuklular kurulduktan sonra da iç isyanlar ve saltanat mücadeleleri şeklinde devam ettiği gibi Türkiye Selçukluları’nın ilk zamanlarına kadar sürmüş ve Türkiye Selçuklu hükümdarlarından iki kişinin hayatına mal olmuştur.

Yabgu ne demek

Kelimenin kökeniyle ilgili farklı görüşler ileri sürülmüştür. H. W. Bailey, P. Pelliot ve R. N. Frye gibi araştırmacılar tarafından eski İran dillerine bağlanmak istense de bu konuda kesin bir kanaate ulaşılamamıştır. V. Thomsen, G. J. Ramstedt ve N. N. Poppe gibi filologlar ise Türkçe’deki yapmak fiil köküne -tayangu, başlagu ve yargu gibi- +gu ekinin getirilmesiyle oluşturulduğunu ileri sürer. Eski Çin kaynaklarında “hiep-ho” şeklinde kaydedilen unvanın Asya Hun İmparatorluğu’nda milâttan önce II. yüzyıldan beri kullanıldığı anlaşılmaktadır (de Groot, s. 116-117).

Yabgu ve yabgu kağan, Göktürk Devleti’nde de yüksek bir idarî unvandı. Devletin kurucusu Bumin Kağan’ın kardeşi İstemi Yabgu-Kağan’ın (552-576) idaresine bırakılan Batı Göktürk halkı kaynaklarda “Yabgu’nun Türkleri” şeklinde anılmıştır (Chavannes, Documents, s. 95). Yabgu unvanına Batı Göktürk Devleti’nde ikinci defa, kaynaklarda zaman zaman Yabgu-Kağan şeklinde de zikredilen Tohâristan hâkimi Tong Yabgu devrinde (618-630) rastlanmaktadır. II. Göktürk Devleti’nin kurucusu Kutluğ Kağan’ın “ilteriş” unvanını aldıktan sonra kardeşlerinden Kapgan’ı şad, To-si-fu’yu yabgu tayin ettiği bilinmektedir. Yine II. Göktürk Devleti’nde Türgişler’in itaatten çıktığı 711 yılı olayları esnasında Türgiş yabgusu, şadı ve kağanının öldürüldüğü kaydedilmektedir.

Bu sırada Göktürkler’e bağlı bulunan Tarduş ve Töles boyları yeniden düzenlenip başlarına idareci olarak yabgu ve şad tayin edilmiştir. Göktürk Devleti’nin yerini alan Ötüken Uygur Devleti’nde de yabgu unvanına çok sık rastlanmaktadır. Devletin kurucusu Kutluğ Bilge Kül Kağan’ın (745-747) önce yabgu unvanını taşıdığı zikredilmektedir. Yine Moyençor Kağan’ın (747-759) oğullarından ikincisini Tarduş ve Töles boyları üzerine yabgu ve şad tayin ettiği bilinmektedir. Aynı hükümdar tarafından 753 yılında Çin’e elçi olarak gönderilen Tay Bilge Tutuk da yabgu unvanı taşımaktaydı. Yine Küçlüg Bilge Kağan (821-833) devlete bağlı olan Karluklar’ın üzerine bir yabgu tayin etmiştir.

Bu unvana en sık rastlanan Türk topluluklarından biri de Karluklar’dır. Yabgu kelimesini “cabgûye” şeklinde kaydeden Taberî 119 (737) yılı olaylarını anlatırken Karluk Yabgusu’ndan (Cabgûye el-Harluhî) bahseder (Târîḫ, VII, 125). Daha önce “kül erkin” unvanını taşıyan üç Karluk beyinin 665 yılına doğru güçlenerek yabgu unvanını kullanmaya başladığı görülmektedir. Beşbalık yöresinde yaşayan Karluklar’ın da kendilerine yabgu unvanına sahip Tun Bilge (Tun Pichia) adlı bir yönetici seçtikleri bilinmektedir.

Ḥudûdü’l-ʿâlem’de Karluklar’ın yabgu unvanını eskiden kullandıkları, ancak bu eserin yazıldığı tarihlerde (372/982-83) artık bu unvanı kullanmadıkları kaydedilmektedir (s. 97). II. Göktürk Devleti’nin yıkılışı esnasında vuku bulan hadiselerde Karluklar Uygurlar’la iş birliği yapmıştır. 742’de “sağ yabgu” (batı) mevkiinde bulunan Karluk yabgusu, 745 yılında Uygur Kağanlığı’nın kuruluşu sırasında “sol yabgu” (doğu) mevkiine getirilmiştir. Karluk yabguları kendi soylarını Göktürk hükümdar ailesi Aşina hânedanına bağlamıştır. Yabgu unvanına, XII. yüzyılda Hârizmşahlar ile Karahıtaylar arasında anlaşmazlığa yol açan Karluk reislerinden Yabgu Han’ın adında da rastlanmaktadır.

Yabgu unvanının Göktürk Aşina hânedanının 652 yılından itibaren Tohâristan’a hâkim olan kolu tarafından da kullanıldığı belirtilmektedir. Taberî yine 119 (737) yılı olaylarını anlatırken Tohâristan yabgusundan (cabgûye et-Tohârî) bahseder (Târîḫ, VII, 119). Bu hânedana mensup bulunan Kutluğ 729 yılı olaylarında Çin yıllıkları tarafından yabgu unvanıyla zikredilmiştir (Chavannes, Notes, s. 49). Yabguya Hazarlar, Tuna Bulgar Devleti ve Avrupa Avarları’nın yanı sıra Huttel ve Kuça mahallî idare teşkilâtında da yüksek hükümdar unvanı olarak rastlanmaktadır. Yabgu unvanı, Eftalit sikkelerinde “iapgu”, Arap kaynaklarında umumiyetle “cabgûye ~ cabbûye” şeklinde kaydedilmiştir.

Unvanın kullanımı Karahanlılar’da da devam etmiştir. Ancak Kâşgarlı Mahmud yabguyu (yafgu) halktan biri diye göstermekte ve mevkiinin hakandan iki derece aşağıda bulunduğunu kaydetmektedir (Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, III, 32). Onun verdiği bu bilgilerin Karahanlı Devleti’nin ilk dönemlerine ait olması kuvvetle muhtemeldir. Unvanın Karahanlılar devrine ait bir Yarkend belgesinde “yabgu beg oglı” şeklindeki kullanımı da Kâşgarlı Mahmud’un verdiği bilgileri doğrular niteliktedir (Gronke, XLIX/3 [1986], s. 478, 495, 497, 500). X. yüzyılda Oğuz boylarında yabgunun hükümdar unvanı halinde kullanıldığı görülmektedir. İbn Fadlân, Oğuz Türkleri’nin hükümdarına yabgu denildiğini, bunun hükümdarın unvanı olduğunu, Oğuzlar’ın başına geçen herkesin bu unvanı aldığını, yabgunun nâibine “kuzerken” (külerkin) adı verildiğini kaydeder (Seyahatnâme, s. 16). Selçuk Subaşı’nın oğullarından Arslan’ın ve Mûsâ’nın yabgu (yavku, beygu, peygu) unvanını taşımaları aynı geleneğin ilk dönemlerde Selçuklular arasında da devam ettiğini göstermektedir.

Ancak Büyük Selçuklu Devleti’nde zamanla yerleşik idarî geleneklerin ağırlık kazanmasıyla birlikte pek çok eski Türk unvanı gibi yabgu da yerini sultan ve melik gibi Arapça unvanlara bırakmıştır. Unvanın XII. yüzyıldan sonra kullanıldığına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

Kaynak - Hüseyin Salman - Osman Gazi Özgüdenli - TDV
BİBLİYOGRAFYA
Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, III, 32.
Clauson, Dictionary, s. 873.
Doerfer, TMEN, IV, 124-136.
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), VI, 459; VII, 80, 119, 125.
İbn Fadlân, Seyahatnâme (trc. ve nşr. Ramazan Şeşen), İstanbul 2010, s. 16.
Ḥudûdü’l-ʿâlem (Minorsky), s. 97.
Mücmelü’t-tevârîḫ ve’l-ḳıṣaṣ (nşr. Seyfeddin Necmâbâdî – S. Weber), Neckarhausen 2000, s. 83.
J. J. M. de Groot, Die Hunnen der vorchristlichen Zeit, Berlin-Leipzig 1921, s. 116-117.
Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları (İstanbul 1936), Ankara 1986, I, 35, 46, 166-167, 170-171.
E. Chavannes, Documents sur les Tou-Kiue (Turcs) occidentaux, Paris 1941, s. 85, 95, 117, 216.
a.mlf., Notes additionnelles sur les Tou-Kiue occidentaux, Paris 1941, s. 49.
Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları, Ankara 1967, s. 56.
Zeki Velidi Togan, Oğuz Destanı: Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlili, İstanbul 1972, s. 81-82.
İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1983, s. 126, 139-140, 166, 219, 252, 256, 263, 343.
Abdülkadir Donuk, Eski Türk Devletlerinde İdarî-Askerî Unvan ve Terimler, İstanbul 1988, s. 56-63.
a.mlf., “Eski Türk Devlet Teşkilâtında ‘Yabgu’ Unvanı ve Tarihî Gelişmesi”, TKA, XVII-XXI/1-2 (1983), s. 71-78.
Ahmet Taşağıl, Göktürkler, Ankara 1995-99, I-II, bk. İndeks.
Osman Aydınlı, Fethinden Sâmânîler’in Yıkılışına Kadar (93-389/711-999) Semerkant Tarihi (doktora tezi, 2001), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 157 vd.
S. G. Agacanov, Oğuzlar (trc. Ekber N. Necef – Ahmet Annaberdiyev), İstanbul 2002, s. 207-210.
Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilâtı, Ankara 2002, s. 4, 6, 24, 76, 160, 162.
Bahaeddin Ögel, “Şine Usu Yazıtının Tarihi Önemi”, TTK Belleten, XV/59 (1951), s. 361-379.
a.mlf., “Über die alttürkischen Yabgu-Würde”, CAJ, XIII/2 (1968), s. 126-141.
R. N. Frye, “Some Early Iranian Titles”, Oriens, XV (1962), s. 352-359.
M. Gronke, “The Arabic Yarkand Documents”, BSOAS, XLIX/3 (1986), s. 454-507.
C. E. Bosworth, “Payghū”, EI2 (İng.), VIII, 288.
a.mlf., “Yabg̲h̲ū”, a.e., XI, 224.
a.mlf., “Jabḡuya”, EIr., XIV, 316.
N. Sims-Williams – É. de la Vaissiere, “Jabḡuya”, a.e., XIV, 314-315.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yabgulular-kimdir-yabgu-nedir-yabgulular-kimler/607900/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Oct 2022 18:15:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Afşin Bey kimdir, Anadolu akınlarının kumandanı Afşin Bey</title>
			<description><![CDATA[11. yüzyıl başlarında Horasan'dan Selçuklu'nun Bizans serhaddine bazı Türkmen aileleri yerleştirildi. Afşin Bey de bölgeye bu vesileyle gelen önemli akıncı beylerindendir. “Afşin”, aslında Üsrûşene beylerinin unvanı idi. Bununla beraber kelime, bu Oğuz beyinin unvanı değil adı olmalıdır. Afşin’in babasının adı Bekçi’dir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tuğrul Bey zamanında Anadolu’ya yapılan akınlar, 1063’te Alparslan’ın tahta geçmesi üzerine Bizans için daha tehlikeli bir hal almıştı. Bunun başlıca sebeplerinden biri, Bizans ucunda yaşayan Oğuz (Türkmen) gruplarının Seyhun boyları ile Horasan’dan gelen yeni ve kalabalık oymaklarla daha da güçlenmiş olmalarıdır. Bu gruplardan birinin Arrân’da (Errân), diğerinin Azerbaycan’da, bir başkasının da Van gölü çevresinde yurt tuttukları anlaşılmaktadır. Sonuncu grup, “Horasan Sâlârı” unvanını taşıyan bir kumandan tarafından idare edilmekteydi.

İşte Afşin, tarih sahnesinde ilk defa bu Oğuz grubunun en büyük beylerinden biri olarak görülmektedir. 1066 yılında Hâcib Gümüş Tegin, yanında Emîr Afşin ve diğer beyler olduğu halde Murat ve Dicle boylarındaki bazı yerleri aldıktan sonra Nizip’i kuşattıysa da alamadı. Bunun üzerine Hısnımansûr (Adıyaman) yöresine girdi, burada pek çok ganimet elde etti; geri dönerken de Bizans’ın Urfa Valisi Aruandanos ile karşılaştı. Yapılan savaşta Aruandanos mağlûp oldu ve esir düşerek kumandanları ve bazı askerleriyle birlikte Urfa önünde satıldı. Afşin daha sonra pek çok esir ve ganimetle geri döndü.

Emîr Afşin, bu önemli seferde büyük rol oynamasına rağmen, Gümüş Tigin’in kardeşini Ahlat’ta öldürmesine kayıtsız kalamadı ve Gümüş Tegin’i öldürdü. Ancak sultan tarafından cezalandırılacağından korkup adamlarıyla birlikte Ayıntab taraflarına geldi. Orada akınlar yaptıktan sonra Antakya bölgesine indi, burayı da görülmemiş bir şekilde talan etti ve Antakya şehrini kuşattı (1068). Bu sırada Alparslan’ın, kendisini bağışladığı haberinin gelmesi üzerine Antakyalılar’la anlaştı. Buna göre Antakyalılar Türk kumandanına 100.000 altınla aynı değerde kıymetli kumaş (dîbâc) ve eşya verdiler. 2 Mayıs 1068’de Alparslan’ın yanına gitmek üzere Antakya’dan ayrıldı.

1069’da Bizans Hükümdarı Romanos Diogenes büyük bir ordu ile Halep bölgesinde savaşırken Emîr Afşin de Anadolu içlerine girip Sakarya kıyılarına kadar gitmiş, bir Bizans kumandanının yardımıyla Sivrihisar’ın güneyindeki Ammûriye (Amorion) şehrini zaptedip yağmalamıştı. Buradan İstanbul’a doğru ilerlerken Romanos Diogenes’e ait altı bin attan oluşan bir sürüyü de ele geçirdi. Faaliyetlerinden haberdar olan Romanos Diogenes yolunu kesmek istediyse de başaramadı ve Afşin Çukurova’dan geçerek Antakya bölgesine ulaştı. Çevreyi yağma ettikten sonra Antakya’yı tekrar kuşattı, fakat şehir halkının teklif ettiği 20.000 altını kabul edip kuşatmayı kaldırdı.

1070’te Er Basgan’ın Bizans’a iltica etme olayı meydana geldi. Selçuklu hânedanına mensup olan Er Basgan, aynı zamanda Alparslan’ın kız kardeşi Gevher Hatun’un kocasıydı. Onun, Alparslan’ın Tuğrul Bey’in halefi olmasını istediği ve bunun için çalıştığı bilinmektedir. Bugün henüz bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı Selçuklu hükümdarını kızdırmış, sultanın buyruklarını dinlemeyen ve muhtemelen bu yüzden kendilerine “Yâvegiyye” (kaçaklar, itaatsizler) denilen Oğuzlar’dan oluşan bir topluluğun başına geçmişti. Aynı yılın sonlarında Hemedan’dan Van gölü çevresine gelen Alparslan, Erciş ve Malazgirt’i kolayca aldıktan sonra Emîr Afşin’e, Er Basgan’ı yakalayıp huzuruna getirmesini emretti. Bunu haber alan Er Basgan, emri altındaki Yâvegiyye ile Bizans ülkesine doğru kaçtı, Afşin de onu takibe koyuldu.

Bu arada Er Basgan, karşısına çıkan Bizans kumandanı Manuel Komnenos’u ağır bir yenilgiye uğratarak esir aldı. Manuel, Er Basgan’ın mülteci sıfatıyla geldiğine ancak esir düştüğü zaman inandı; Afşin’in yaklaşmakta olduğu haberi alınınca da ikisi birlikte süratle İstanbul’a doğru hareket ettiler. Afşin de takibe devam ederek bazı kaynaklara göre İstanbul yakınlarına kadar gitti. Ancak kışın bastırması üzerine yanındaki pek çok esir ve ganimetle Ahlat’a dönüp durumu Alparslan’a bildirdi. Emîr Afşin Malazgirt Savaşı’na da katılmış ve zaferin kazanılmasında önemli bir rol oynamıştır.

1077’de Selçuklu Hükümdarı Melikşah Suriye’yi kardeşi Tutuş’a iktâ etti ve başta Afşin olmak üzere birçok Oğuz beyini onun hizmetine verdi. Tutuş bu beylerle birlikte Halep’i kuşattıysa da alamadı. Sonra Dımaşk Valisi Atsız’ın yardım istemesi üzerine oraya gitti. Dımaşk’ta Tutuş’un Atsız’ı öldürmesi, Afşin’in ona olan güvenini sarstı ve askerin çoğu ile birlikte hizmetinden ayrılmasına sebep oldu. Kuzeye doğru yönelen Afşin, etrafı yağmalayarak Antakya yöresine geldi ve orayı da talan etti. Sonunda şehir halkı istediği parayı verince, 1078’de pek çok ganimetle birlikte Diyarbekir’e doğru hareket etti.

Sıbt İbnü’l-Cevzî, bu hadiseyle ilgili olarak Antakyalılar’ın bir taraftan 30.000 altın vermeyi vaad edip Afşin’i oyalarken diğer taraftan da Tutuş’u çağırdıklarını, Afşin’e kızgın olan Tutuş’un harekete geçtiğini, bunun üzerine Afşin’in de Diyarbekir’e kaçtığını yazmaktadır. Azîmî de Afşin’in gelmesinden sonra Halep bölgesinde kıtlık çıktığını bildirir. Bundan sonra hiçbir kaynakta Emîr Afşin’e dair bir kayıt mevcut değildir. Bu durum, onun yurduna döndükten kısa bir zaman sonra ölmüş olabileceğini hatıra getirmektedir.

Kaynak - Faruk Sümer/ TDV
BİBLİYOGRAFYA
Urfalı Mateos, Vekāyi‘nâme (trc. Hrant D. Andreasyan), Ankara 1968, s. 133, 134.
İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam (nşr. Krenkow), Haydarâbâd 1357-59/1938-40, VIII, 254-255.
Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân (nşr. Ali Sevim), Ankara 1968, s. 137, 139, 144, 146, 147, 149, 197, 201.
İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-ḥaleb, II, 11, 12, 56, 65, 67, 88.
M. Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I: Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 60, 61, 65, 66, 68.
Azîmî, La chronique abrégée d’al-Azīmī (nşr. Cl. Cahen, JA, CCXXX [1938] içinde), s. 358-362.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/10/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/afsin-bey-kimdir-anadolu-akinlarinin-kumandani-afsin-bey/607899/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Oct 2022 16:41:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ani şehri nerede, Ani Kalesi nerede</title>
			<description><![CDATA[Alparslan: Büyük Selçuklu dizisiyle birlikte sıklıkça dile getirilen Ani tarihi kenti kullanıcıların en fazla merak ettiği konuların başında yer alıyor. Peki, yakın zamana kadar 'Ani harabeleri' olarak bilinen şehir nerede?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şehir, Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Sultan Alparslan tarafından fethedilmiştir. Bu fetih Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesinde atılan ilk ve en önemli adım olarak görülmektedir. 2022 yılı, Ani şehrinin 958. fetih yıldönümüdür.

Ani'de; ilk Türk Camisi olan Ebu-l Menhuçehr Camisi, Selçuklu Fetih Kitabesi ve diğer eserler bu şehrin geçmişten günümüze ne kadar değerli kültür varlıkları taşıdığının yalnızca birkaç örneğini teşkil eder. Ani ören yeri, 2016 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır.

Hangi şehirde?

Kars şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezinden 42 kilometre uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içinde bulunan Ani Ören Yeri, yerleşim ve savunmaya çok elverişli topografyası nedeniyle tarih öncesi dönemlerden itibaren çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmıştır.

Ortaçağ Döneminde önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuş olan kent, bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir.

Ani, büyük oranda ayakta kalmış olan etkileyici surları, dini ve sivil mimarlık örnekleri ve şehir planlaması ile Ortaçağ kentinin bir özeti niteliğindedir. Ani’de tarih boyunca süren çok kültürlülük buradaki dini ve sivil mimarinin biçimlenmesinde de etkili olmuştur.

Ateşgede Tapınağı, çeşitli plandaki kiliseler ve Selçuklu Dönemine ait cami gibi farklı dinlere ait yapıları bir arada bulunduran Ani, çok kültürlü bir yapıya sahip ticaret kenti olarak Ortaçağ Dönemi mimarlık ve şehircilik tarihi içinde de özel bir konuma sahiptir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ani-sehri-nerede-ani-kalesi-nerede/607672/</link>
			<pubDate>Sun, 18 Sep 2022 16:17:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Arslan Yusuf kimdir, Ali Tegin oğlu Arslan Yusuf</title>
			<description><![CDATA[Karahanlı Devleti’nin hanedan soyundan olan ve ilerleyen yıllarda Doğu Karahanlı Devleti’nin hükümdarı olan Ali Tegin’in (Tigin) ailesine dair bilgiler kısıtlıdır. İşte Arslan Yusuf ve Ali Tegin hakkında derlenen bazı bilgiler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uyanış: Büyük Selçuklu dizisinde; ''Karahanlı soyundan, Ali Tegin oğlu Arslan Yusuf; ezelden beri hasım bildiği Selçuklu’ya gün geldi hısım oldu. Kızı Seferiye’nin varlığı ve girdiği sayısız ittifak, kendisinin can düşmanları arasında yaşamını zorlayacaktır'' ifadeleriyle dikkatleri toplayan Ali Tegin ve oğlu Arslan Yusuf hakkındaki bazı bilgiler şöyle.

​​​​​​9. yüzyılda, Karluk konfederasyonu (Çigil ve Tukş kabilelerinin Turgeş torunları dahil) ve Tokuz Oğuzlarının olası torunları Yağma, birleşerek ilk Karluk-Karahanlı Kağanlığını oluşturdu. Görünüşe göre Chigils, Karahanlı ordusunun çekirdeğini oluşturuyordu. Kuruluş tarihi ve ilk hanının adı bilinmemekle birlikte bir rekonstrüksiyona göre Karahanlıların ilk hükümdarı Bilge Kül Kadir Han'dır .. Karahanlıların hükümdarları muhtemelen Chigil ve Yagma kabilelerindendi - Doğu Kağan Arslan Kara Hakan (Arslan "aslanı" Chigil'in totemiydi) ve Batı Kağan Buğra Kara Hakan (Buğra "erkek devesi") unvanını taşıyordu.

Yaghma'nın totemiydi). Hayvan adları Karahanlıların Türkçe unvanlarının düzenli bir öğesiydi: Aslan (aslan), Buğra (deve), Togkhan (şahin), Beri (kurt) ve Toğrul veya Toğril (yırtıcı kuş). Kağanların altında Arslan İlig, Buğra İlig, Arslan Tegin ve Buğra Tegin unvanlarına sahip dört hükümdar vardı. Bir hanedanın üyelerinin unvanları, hanedan hiyerarşisindeki konumları genellikle yukarı doğru değiştikçe değişti.

10. yüzyılın ortalarında, Karahanlılar İslam'a geçtiler ve Müslüman isimlerini ve saygılarını benimsediler, ancak Han, Kağan, İlek (İlig) ve Tegin gibi Türk kraliyet unvanlarını korudular . Daha sonra Arapça sultan ve sultan es-salatin (sultanların sultanı) unvanlarını benimsediler.

Arslan Yusuf’un babası Ali Tegin

11. yüzyılın başlarında, Karahanlı hanedanının birliği, sık sık iç savaşlarla bozuldu ve sonunda Karahanlıların iki bağımsız devletinin oluşumuna yol açtı. Hasan Buğra Han'ın oğlu Ali Tegin, Buhara ve diğer şehirleri ele geçirdi. Mansur'un ölümünden sonra topraklarını daha da genişletti. Nasr'ın oğlu Beritigin, daha sonra Ali Tegin'in oğullarına karşı savaş açtı, Maveraünnehir'in büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirdi ve Semerkant'ı başkent yaptı.

1041 yılında Nasr b. Ali, Muhammed 'Ain ad-Daula (r. 1041-1052), ailenin batı kolunu devraldı ve bu da sonunda Khara-Hanid Hanlığı'nın resmi bölünmesine yol açtı. İbrahim Tamgaç Han, Müslüman tarihçiler tarafından büyük bir hükümdar olarak kabul edildi ve Karahanlı Hanlığı'ndaki iç çekişmelerin çoğuna neden olan ek sistemi dizginleyerek Batı Karahanlılar'a bir miktar istikrar getirdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/arslan-yusuf-kimdir-ali-tegin-oglu-arslan-yusuf/607671/</link>
			<pubDate>Sun, 18 Sep 2022 16:02:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Uyanış Seferiye Hatun, Alparslan'ın eşi Seferiye Hatun kimdir</title>
			<description><![CDATA[Yeni sezonu merakla beklenen Uyanış: Büyük Selçuklu'da nefesler tutuldu. Yeni sezonu heyecanla bekleyen izleyiciler dizi kadrosuna dahil edilen Seferiye Hatun'u merak ediyor. Peki, kim bu Seferiye Hatun? Detaylar haberimizde.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Arslan Yusuf'un kızı Seferiye; Buhara’da mutlu bir hayat sürerken, kendini can düşmanıyla siyasi bir evliliğin içinde buluverecek. Hatunu olacağı Alparslan’a olan hisleri, intikam ateşini söndürmeye yetecek mi?

Seferiye Hatun, 1071'de Türklere Anadolu'nun kapılarını aralayan Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan'ın karısıdır. Sultan Alparslan'ın ilk eşinin ismi Aka (dizide Akça), ikinci eşinin ismi ise Seferiye'dir. Alparslan Büyük Selçuklu dizisinde Seferiye Hatun’u canlandıracak olan isim ise Kayra Zabcı olacak.

Kayra Zabcı, 2011 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Halen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde oyunculuk eğitimi alıyor. Memleketi Malatya olan Zabcı'nın rol aldığı yapımlar arasında Harem, Muhteşem Yüzyıl, Aşktan Kaçınılmaz, Küçük Ağa, Vatanım Sensin bulunuyor.

Diğer Seferiye Hatun kim?

Büyük Selçuklu Devleti'nde 'Seferiye Hatun' adı ile iki kişi anılıyor. Bunlardan ilki yukarıda bahsedilirken diğeri de; Tâceddîn Seferiyye ya da Seferiyye Hâtun olarak bilinen Tâceddîn Hâtun (öl. 487/1094) Büyük Selçuklu Devleti'nin 3. sultanı Celaleddin Melikşah'ın eşi ve Sultan Tapar ve Sultan Ahmet Sencer'in annesidir. Uyanış adlı dizide kendisinden 'Başulu' diye bahsedilmektedir.

Tacedddîn Seferiye Hatun'un hayatı hakkında pek çok malumat bilinmemektedir. Cariye kökenli olduğu bilinmektedir. Ünlü İranlı şair Mu‘izzî, Taceddîn Hatun'a pek çok kaside yazdığı Divan'ında ondan dinin ve dünyanın tâcı manasında “tâc-ı dîn u dunyâ” lakabı ile yer vermektedir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/uyanis-seferiye-hatun-alparslan-in-esi-seferiye-hatun-kimdir/607670/</link>
			<pubDate>Sun, 18 Sep 2022 14:40:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ebu Kalicar, Büveyhi hükümdarı Ebu Kalicar kimdir</title>
			<description><![CDATA[1009 yılının Şevval ayında Basra’da dünyaya gelen Büveyhi hükümdarı Ebu Kalicar’ın künyesi, Emirü'l-Ümera Muhyiddin Ebu Kalicar Merzüban bin Sultaniddevle bin Bahaiddevle’dir. Ebu Kalicar henüz 12 yaşına gelmişti ki babası Sultanüddevle tarafından ahvaz valiliği ile görevlendirildi. İşte çok küçük yaşlarda tarih sahnesine çıkan Ebu Kalicar'ın hayatından bazı kesitler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Babası hayatını kaybettikten sonra hanedanın fars kolunun liderliğini yapan Ebu Kalicar, Kirman emiri olan amcası Ebü’l Fevaris Kıvamüddevle’nin Türk askerlerinin desteğini alarak Kirman’ı ele geçirmesiyle sarsıldı. İki yıl boyunca verdiği mücadeleler sonucunda Fars şehrini yeniden ele geçiren Ebu Kalicar, diğer amcası Müşerrifüddevle’nin ölümüyle boşalan Büveyhilerin Irak kolunu ele geçiremedi. Şöyle ki bu kolu ele geçirebilmesi için Türk askerlerinin yanı sıra Abbasi halifesi de yardım etmişti.

Daha sonra (1025) bu kolun başına geçen amcası Celâlüddevle’nin iktidarının ilk 17 ayında Bağdat’ta onun adına hutbe okundu. Ebu kalicar 1027’de Kirman’ı ele geçirmek için harekete geçtiyse de başarılı olamadı ve Ebü’l-Fevâris Kıvamüddevle’ye yıllık 20.000 dinar haraç vermek şartıyla aralarında anlaşma sağlandı. Fakat ertesi yıl Kıvamüddevle’nin ölümü üzerine Kirman’ı kolayca topraklarına kattı.

Ebu Kalicar daha sonra Irak Büveyhi tahtını da ele geçirmek için seferber oldu. 419’da (1028) Basra’yı, ertesi yıl Vasıt’ı topraklarına kattı. Ancak daha sonra Celalüddevle ile yaptığı savaşta yenildi ve Ahvaz’a çekilerek Vasıt’ı rakibine bırakmak zorunda kaldı. Celalüddevle 421’de (1030) Batiha, Mezar ve Basra’yı ele geçirdiyse de Ebu Kalicar son iki şehri geri almayı başardı. 423 (1032) ve 428 (1036-37) yıllarında Celâlüddevle’ye karşı isyan eden Türk askerleri her iki isyanda da hutbeyi Ebu Kalicar adına okutarak onu Bağdat’a davet ettiler. Ebu Kalicar, Bars Doğan liderliğinde yapılan ikinci isyanı desteklemek için Irak’a bir ordu gönderdi. Bu ordu Vasıt’ı ele geçirmekle beraber daha ileri gidemedi. Zira Celalüddevle, Bağdat’ta zayıf bir Büveyhi emirinin iş başında bulunmasını tercih eden mahalli emirlerin yardımıyla tahtına geri dönmeye ve hatta Vasıt’ı tekrar ele geçirmeye muvaffak oldu. Bu mücadelelerden sonuç alamayan taraflar 428’de (1036-37) evlilik bağlarıyla da güçlendirilen dostluk ve saldırmazlık antlaşması imzaladılar.

Ebu Kalicar, 433 (1041-42) yılında çıkan karışıklıklar sebebiyle Uman’ı doğrudan kendi idaresine aldı. Aynı yıl Oğuzlar’ın Hemedan’a yaptıkları bir saldırıyı püskürttü. Kakuyiler’den (Kakeveyhiler) Alaüddevle’nin ölümünden sonra çıkan taht kavgalarından faydalanarak İsfahan’ı ele geçirmek istediyse de başarılı olamadı.

Mart 1044’te Celalüddevle’nin ölümü üzerine oğlu el-Melikü’l-Aziz’e biat eden Türk askerlerini büyük paralar vererek kendi tarafına çekti ve Eylül 1044’te Bağdat’ta adına hutbe okuttu. Büveyhiler’e tâbi olan Annaziler, Mervaniler ve Mezyediler de onu metbu tanıdılar. Böylece Büveyhi hânedanının başına geçen Ebu Kalicar aynı yıl Bağdat’a girdi ve Abbasi halifesinden Muhyiddin unvanını alarak emirü’l-ümera oldu.

Ebu Kalicar daha sonraki dört yıl boyunca, süratle genişleyen Selçuklu gücüne karşı topraklarını korumaya çalıştı. Şiraz’ın etrafını surlarla çevirdi. 1044’te Hemedan, 1045’te İsfahan Kakuyiler’i Ebu Kalicar’ı metbu tanıyarak Tuğrul Bey’in adına okunmakta olan hutbeye son verdiler. Ebu Kalicar, aynı yıl Cibal’in güneybatısına karşı saldırıya geçen İbrahim Yınal’ın emrindeki Selçuklu kuvvetlerine karşı koymak istediyse de salgın hastalık yüzünden nakil hayvanlarından çoğunun telef olması sebebiyle planını gerçekleştiremedi. Fakat daha sonra Selçuklular’la baş edemeyeceğini anlayarak 439’da (1047-48) Tuğrul Bey ile bir barış antlaşması imzaladı ve kızını Tuğrul Bey’e verip Selçuklular’la akrabalık kurdu.

Bunun üzerine Tuğrul Bey İbrahim Yınal’a, Büveyhi topraklarına bir askerî harekete kalkışmaması talimatını verdi. Ancak bu barış imparatorluğun doğusunda bozuldu. 1048’de Kavurd Bey kumandasındaki Selçuklu kuvvetleri Kirman’a saldırdı. Büveyhiler’in Kirman valisi Kavurd’un emrine girdi. Bunun üzerine Ebu Kalicar, asi valiyi cezalandırmak ve Kirman’da otoritesini yeniden kurmak için harekete geçti; fakat hedefine ulaşamadan 4 Cemzziyelevvel 440’ta (15 Ekim 1048) Kirman’ın Cennab mevkiinde vefat etti.

Ebu Kalicar Şiraz’da iken Müeyyed-Fiddin adlı bir Fatımi daisinin etkisinde kalarak bir kısım Deylemli askerlerle birlikte İsmaililiğe girmişti; fakat dört yıl sonra bu hareketin Abbasi halifesiyle olan münasebetlerine zarar vereceğini düşünerek söz konusu daiyi topraklarından uzaklaştırdı. Ebu Kalicar’ın vefatından sonra büyük oğlu Hüsrev Firuz, el-Melikü’r-Rahim lakabıyla Bağdat’ta emirü’l-ümera olurken diğer bir oğlu Ebu Mansur Fülad Sütun da Büveyhiler’in Fars kolunun başına geçti.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ebu-kalicar-buveyhi-hukumdari-ebu-kalicar-kimdir/607540/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Sep 2022 18:42:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Efsanelere konu olmasıyla âşıkları kendine çeken tuzlu su pınarları</title>
			<description><![CDATA[Genç kız, babasının köyün curacası ile evlendirme kararını öğrenince sevgilisine kaçma kararını bildirdi. Nitekim gençler bir yolunu bulup birlikte kaçmayı başardılar ancak, haberi alan aileler peşlerinden gitti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[San Pedro de Cajas, Peru'nun orta dağlık bölgelerinde, Junin Bölgesel Hükümeti'nin idaresi altında, Junin ilinde bulunan Tarma Eyaletinde bir kasabadır. San Pedro de Cajas bölgesinin başkentidir. Peru Katolik Kilisesi'nin dini bölümü içinde, Tarma Piskoposluğu'na aittir. İlçede Raushjanca dağı, 5008 rakımdadır.  Cachipozo "Tuzlu Su Pınarı" anlamına geliyor, San Pedro de Cajas bölgesinde, Patamarca - Tarma tepesinde, köyün girişinde (Junin bölgesi) yer alıyor.

Cachipozo, paleolitik dönemden günümüze kadar sömürülen 2 küçük tuzlu su kuyusundan oluşuyor. İnka döneminde bu yerden tuz çıkarılarak kullanılırdı. İnkalar çıkardıkları bu tuzla vergi-haraç ödedikleri gibi, komşu topluluklarla yiyecek ve kullanılacak malzemeler konusunda değiş tokuş (takas) yapardı.

Şu anda San Pedro de Cajas'ın hayvancılık işiyle uğraşan olan nüfusunun bir kısmı bu suları “kızarki” üretmek ve yün boyamak için kullanıyor. Her 4 Temmuz'da Cachipozo Temizleme Günü kutlanıyor, tüm nüfus seremoninin sonunda portakallar atmaya başlıyor. Cachipozo, kuyulara kolay erişimi sağlayan taş altyapı, çimento ve orman türleri aracılığıyla korunduğu ve değiştirildiği için şu an iyi durumda.

Burasıyla ilgili bir efsane var:

"İki genç âşıklardı anne babaları tarafından birlikte olmaları yasaklandı. Her iki aile de ölüme yemin etmişti. Birbirlerine olan aşkları her geçen gün arttığından gençlerden erkek olanı hapse attılar. Birbirlerini göremiyorlardı. Sadece güvercinler aracılığıyla iletişim kuruyorlardı. Genç kız, babasının köyün curacası ile evlendirme kararını öğrenince sevgilisine kaçma kararını bildirdi. Nitekim gençler bir yolunu bulup birlikte kaçmayı başardılar ancak, haberi alan aileler peşlerinden gitti. Gece ve gündüz yürüdüler ama sonunda yorgun düştükleri için bakirenin sihirli sanatlarıyla beyaz güvercinlere dönüştüler. Günlerce uçtular, dinlenmeye karar verdikleri su kaynağına ulaştılar, ancak kaynağın sularını içtikleri anda tuza dönüştükleri derin kuyunun dibinde uykuya daldılar. O zamandan beri kuyu suları âşıkların vücutlarını kaplıyor ve bu yer CACHIPOZO olarak biliniyor’’

Bölge hakkında:

537.31 km²'lik bir alanı kaplar ve 1993 nüfus sayımına göre nüfusu 5.845 kişidir. Bölge nüfusunun çoğu kentsel alanlarda yaşıyor, ancak %30'dan fazlası ana faaliyet alanı tarım. Patates, bölgedeki başlıca mahsuller arasında öne çıkıyor ve diğer yüzde, koyunyünü halılarının yapımından oluşan el sanatlarına ayrılmış. San Pedro de Cajas, halkının tekstil işleriyle tanınan küçük bir kasaba. Patamarca tepesinin eteğinde, yamaçlarında pitoresk efsanelerin dokunduğu iki tuzlu su kaynağı vardır. Hem erkek hem de kadın olan San Pedro de Cajas sakinleri yünü idare eder ve boyama ile uğraşır. Ailenin tüm üyeleri dokuma sürecine katılır, desenler yıkanabilir yün ile yapılır, dokumaya başlamadan önce boyanır ve fırçalanır.

Bu duvar halılarının her biri, Bölge ve And kültürünün hakim olduğu sahnelerin gerçekten eşsiz bir eseridir. San Pedro de Cajas Halıları, çözgü, yani boyalı pamuklu atkı ile dokuma tezgahında birbirine paralel yerleştirilmiş bir dizi iplik ile manuel dokuma tezgahlarından kalın doğal kumaşlardır. Tasarım, elle atılan atkı bölümleri vasıtasıyla elde edilir. Bu dolgu, her tekrarda, dikdörtgen veya kare ve çeşitli boyutlarda iki veya daha fazla Pamuk İpliği atkısıyla sabitlenir ve güçlendirilir.

Bölgedeki festivaller:

Bölge özellikle karnaval ve Paskalya'yı kutluyor. Diğer şenlikler arasında Mayıs ayında kutlanan haçların şenlikleri, San Antonio de Padua ve 29 Haziran'da San Pedro gününde kutlanan koruyucu festival yer alır. En yakını Kutsal Hafta olan ve her mahallenin en iyi el sanatlarını ve yaratıcılığı sergilediği özel tarihlerde, dirilmiş İsa'nın çıkışında sakinler el sanatlarını sergilerler. Ve binlerce turist çalışmalarını takdir etmekten hayrete düşüyor. Ve San Pedro ve San Pablo'ya (28 ve 29 Haziran) ve San Antonino de Padua ve Gezgin Çocuğu'na saygıyla koruyucu aziz festivalinden bahsetmemek olmaz. Peruconecelo]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/efsanelere-konu-olmasiyla-siklari-kendine-ceken-tuzlu-su-pinarlari/606880/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jun 2022 13:51:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Genç girişimciler için fırsat, bu konuda fikri olana yüklü miktarda hibe</title>
			<description><![CDATA[Genç girişimciler, iki kurumun geniş iletişim ağı sayesinde yatırımcı iş ortaklarından yatırım alma şansı da yakalayabiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde, Türkiye ekonomisi ve sanayisinin yeşil dönüşümüne katkı sağlamak amacıyla TÜBİTAK 1512 Girişimcilik Destek Programı (TÜBİTAK BiGG) Yeşil Büyüme Çağrısı açıldı. BİGG 1. Aşama Uygulayıcı Kuruluşları arasında yer alan Yaşar Üniversitesi, ODTÜ Teknokent iş birliğiyle "Yeşil Dönüşüm için Sürdürülebilir Bir Yaşam" planlayan genç girişimcilere, 450 bin TL hibe destek sağlayan programa başvuruları bekliyor.

BİGG ile genç girişimcilere; teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, katma değer ve nitelikli istihdam oluşturma potansiyeli yüksek, uluslararası ölçekte rekabet gücü olan teşebbüslere dönüştürebilmeleri için karşılıksız hibe desteği destek veriliyor. Hibe desteği miktarı bu çağrı ile birlikte 200 bin TL'den 450 bin TL'ye yükseltildi. 2012 yılında başlatılan program çerçevesinde yaklaşık 2 bin girişimci, iş fikirlerini hayata geçirmek için hibe desteği almaya hak kazandı.

Tema: Yeşil dönüşüm

Yaşar Üniversitesi ve ODTÜ Teknokent iş birliği ile hayata geçirilen T-BİGGY de tematik alanda bugüne kadar açılar ikinci çağrı olma özelliği taşıyan 2022-2 BiGG "Yeşil Büyüme Çağrısı" çerçevesinde, bu konuyu içeren iş fikri olan genç girişimcileri arıyor.

26 Haziran 2022'ye kadar programa başvuracak girişimcilerin, uygun bulunan iş fikirleri, ön kuluçkaya alınarak doğrulama süreçlerinden geçirilecek ve nitelikli iş planı hazırlama, bunları son değerlendirme için TÜBİTAK'a iletme hususunda girişimcilere destek sağlanacak. Genç girişimciler, başvuruları kabul edildiği andan itibaren girişimcilik seminerleri ile eğitimlerine katılma hakkı kazanacak, fikirlerini iş planlarına dönüştürerek hibe almak için hazırlanacak. Çağrı çerçevesinde; "İklim Değişikliği, Çevre ve Biyoçeşitlilik: İklim Değişikliği, Karbon salımı ve Sera Gazı Emisyonlarının Düzenlenmesi Amacına Katkı Sunacak Çalışmalar, Temiz ve Döngüsel Ekonomi, Temiz, Erişilebilir ve Güvenli Enerji Arzı, Yeşil ve Sürdürülebilir Tarım: Tarladan Sofraya Sürdürülebilir Tarım, Sürdürülebilir Akıllı Ulaşım" alanları yer alıyor.

Yaşar Üniversitesi Bilgi ve Teknoloji Transfer Ofisi Müdürü Necip Özbey ve T-BİGGY Proje Yürütücüsü Begüm Merih, programın geçtiğimiz üç döneminde gönderdikleri projelerden 14'ünün toplam 2 milyon 800 bin TL hibe desteği kazandığını kaydetti. Özbey ve Merih, T-BİGGY olarak, özellikle COVİD-19 pandemisi döneminde önemi daha da anlaşılan "Yeşil Büyüme" tematik alanı ile ilgili projeleri olan genç girişimcileri beklediklerini ifade etti.

Destek alan girişimcilere, Yaşar Üniversitesi bünyesinde bulunan Minerva ve ODTÜ Teknokent kuluçka merkezlerinde yer alma, mentorluk ve girişimcilik eğitimleri de sağlanıyor. Genç girişimciler, iki kurumun geniş iletişim ağı sayesinde yatırımcı iş ortaklarından yatırım alma şansı da yakalayabiliyor. Girişimciler ayrıca, BİGG programındaki uygulayıcı kuruluş tecrübesi ve başarısı yüksek ODTÜ Teknokent ile kuvvetli iletişim ağı ve güçlü alt yapıya sahip Yaşar Üniversitesi'nin uygulayıcı kuruluşu olduğu T-BiGGY ile fikirlerini karlı bir iş modeline dönüştürmek ve başarıya ulaşmak için de fırsat elde etmiş olacak.

Programa; üniversitelerin herhangi bir ön lisans, lisans, yüksek lisans veya doktora programına kayıtlı öğrenciler veya mezunları başvurabiliyor. Başvuranların, daha önce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teknogirişim Sermayesi Desteği ya da TÜBİTAK 1512 Programı 2. Aşaması çerçevesinde destek almamış olması, ön başvuru tarihi itibarıyla herhangi bir işletmenin ortaklık yapısında yer almaması da gerekiyor. "Yeşil Büyüme" tematik alanında iş fikri olan ve bunu hayata geçirmek için fırsat arayan genç girişimciler, T-BİGGY'den ayrıntılı bilgi almak ve başvuruları için 26 Haziran 2022'ye kadar https://t-biggy.yasar.edu.tr/ web sayfasını ziyaret edebilir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-resim.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-resim.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/06/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe-20220608AW64-resim.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/genc-girisimciler-icin-firsat-bu-konuda-fikri-olana-yuklu-miktarda-hibe/606855/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Jun 2022 13:15:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yüzyıllardır sağlamlığını koruyor, sınırlar ötesine uzanan Büyük İnka Yolu</title>
			<description><![CDATA[Hakkında konuşmak sadece İnkaların sahip olduğu yüksek organizasyon seviyesini keşfetmekle kalmayıp aynı zamanda yolların ve yolların dünyanın en dik coğrafyalarından birine nasıl genişleyebileceğini de anlamaktır. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Qhapac Nan, İnka yol sistemi, büyük İnka yolu ya da ana and yolu olarak bilinir, sözlük anlamı olarak ise "güzel yol" anlamına geliyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan büyük İnka yolu, Kolomb-öncesi Güney Amerika'daki en kapsamlı ve en geniş ulaşım sistemidir.

Yolun yapımı çokça zahmet gerektirmiş, bununla birlikte, son derece kaliteli ve sağlam bir şekilde tamamlanan yol sistemi yüz yıllardır orijinalliğini ve sağlamlığını korumayı başarabilmiştir. Yol sisteminin en meşhur bölümü ise, Machu Picchu bölümüdür. Yolun tam uzunluğu 39 bin 900 kilometredir.

Qhapac Nan hakkında konuşmak sadece İnkaların sahip olduğu yüksek organizasyon seviyesini keşfetmekle kalmayıp aynı zamanda yolların ve yolların dünyanın en dik coğrafyalarından birine nasıl genişleyebileceğini de anlamaktır. Bu "büyük İnka yolu" sayesinde – quechua'dan İspanyolcaya çevirisi olduğu gibi imparatorluk ticaretini ve alanlarını yönetmeyi başardı.

Bu yol ağı tüm Tahuantinsuyo'yu mevcut Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Ekvador ve Peru'da çölleri, tarım alanlarını, dağlık zincirleri ve bataklıkları aşarak birleştirdi. Tüm yollar Cusco'dan başlıyordu. Bunlardan en önemlisi Ekvador'un şu anki başkenti Quito'ya doğru gidiyordu.

Tarihçilere göre Qhapaq Nan, orduların ve devlet yetkililerinin hızlı seferber olmasına izin verdiği için İnka politik genişlemesinin temelini oluşturdu. Ayrıca metaller, spondylus kabukları, ahşap, kola yaprakları ve tekstil gibi değerli kaynakların taşınmasını kolaylaştırdı.

Pansiyonlar ve depolar olarak kullanılan tamburlar, yolcuların dinlenmesine ve eşyalarını saklamasına izin vermek için yol boyunca hazırdı. Genellikle dikdörtgen şeklindeydi ve çeşitli bağımsız alanlara bölünmüşlerdi. Farklı boyutlarda tamponlar vardı: en büyük olanlar yerleşim ortamları, meydanlar ve depolar ve Inca ve maiyetlerini barındırmak için kullanılıyordu. Daha küçük olanlar Tahuantinsuyo'nun kuryeleri olan şasquis'ler için han olarak hizmet ediyordu.

Köprü inşaatı Qhapaq Nan için de belirleyiciydi, çünkü bunlar sayesinde İnkalar yamaçları, nehirleri ve genel olarak engebeli bir Andine coğrafyasını geçebildiler. Bu platformların bazıları taştan ve bazıları ahşaptan inşa edildi. Ayrıca Q'eswachaka'da olduğu gibi bitkisel liflerden inşa edilmiş asma köprüler de vardı, bugüne kadar geçerli olan son İnka köprüsü olarak kabul edildi.

Bölgelerini birleştirmek için yollar inşa eden sadece İnkalar değildi. Kullandıkları ve yol sistemlerine entegre ettikleri yolların çoğu onlardan önceki kültürler tarafından inşa edildi. Bilim adamlarına göre bu yollar sadece yereldi ve kutsal merkezleri veya huakları küçük köylerle birleştiriyordu.

Örneğin Piquillacta gibi Wari kültürünün bazı arkeolojik kompleksleri önemli yol sistemleri vardı. Pachacamac'ta Chillon Nehri'nin iki kenarında ve Conete Nehri'nin iki kenarında yolların inşa edildiği Moche Vadisi'nde ve Canete nehrinin iki kenarında yer alan Lima'da yer alıyor. Bu yollar Anddin bölgelerine ve hatta Amazon'a ulaşan diğer yollar tarafından geçildi. peruconoceloo]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yuzyillardir-saglamligini-koruyor-sinirlar-otesine-uzanan-buyuk-inka-yolu/606727/</link>
			<pubDate>Thu, 26 May 2022 11:12:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Fizik yasalarına meydan okuyan esrarengiz Cumbemayo taş su kemeri</title>
			<description><![CDATA[Andinli mühendislerin yerçekimi bilgisi ve uygulamalarında ustalaştıkları iddia ediliyor. Avrupa'da tanınmadan 2000 yıl önce ve Isaac Newton tarafından yayınlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica kitabında yer alır. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Cumbemayo veya Cumbe Mayo Peru'daki Cajamarca kentinin 20 kilometre güneybatısında 3.500 metre rakımda bulunan arkeolojik bir bölge. Hidrolik mühendisliğinin dahisi denilebilecek özelliklere sahip. Burada bulunan su kemerinin fizik kurallarına meydan okuduğu söyleniyor. Çünkü bu kemerden akan sular inmek yerine yükselir ve bir havzadan diğerine geçer.

 Andinli mühendislerin yerçekimi bilgisi ve uygulamalarında ustalaştıkları iddia ediliyor. Avrupa'da tanınmadan 2000 yıl önce ve Isaac Newton tarafından yayınlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica kitabında yer alır. Her yönüyle dünyanın farklı bölgelerinden arkeologların ilgisini çeken bölge, tam bir doğa harikası.

Karmaşık ve iyi hazırlanmış su kemeri sistemi nedeniyle Cumbemayo isminin "Kanal İyi Yapılmış" anlamına gelen quechua kumpi Mayu teriminden türemesine şaşmamalı. Ya da "Dar Nehir" anlamına gelen Humpi Mayu. Kolomb öncesi Amerika'nın en dikkat çekici hidrolik eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Cumbemayo arkeoloji kompleksi İnka öncesi kültürü Cajamarca tarafından inşa edildi.

Dr. Temmuz C Tello 1937 yılında burayı inceleyen ilk kişiydi. İyi hazırlanmış kanal sisteminin yanı sıra bu kompleksi süsleyen petrogliflerin yanı sıra bugüne kadar çözülmemiş olan arkeolog Tello'ya göre bu kanal muhtemelen M.Ö 1000'de inşa edilmiş. Sonraki araştırmalar su kemerinin yüzyıllar boyunca kullanıldığını ve hatta Frailonların kenarında bulunan ibadet ile işaret ediyorlar.

Su kemeri yaklaşık 3600 msnm'de. Kanallar maksimum 50 cm derinliğe ulaşır. Ve yaklaşık 30 cm genişliğinde. Ayrıca su hızını düşürmek ve aynı zamanda arazi erozyonunu önlemek için zikzaklar ve düz açılar kullanıldı. Şu anda bile kanallarından akan suyu görmek mümkün. Bu, suyu tepelerden tarım alanlarına ve büyük bir rezervuara yönlendirmek için volkanik kayaya dikkatlice oyulmuş, yaklaşık 9 km uzunluğunda bir kanaldır; muhtemelen aslen Santa Apolonia Tepesi'nin eteğindedir.

Su kemerine doğru gidildiğinde, taştan yontulmuş merdivenler ve tören sunağı olarak kullanılmış bir taş oyma görülmektedir. Ayrıca Kutsal Alan, ilginç ama deşifre edilemeyen petrogliflerin bulunduğu, ağzı bir mağara olacak, bir insan kafasına benzeyen devasa bir uçurumdur. Bölgedeki mağaralar ve sığınaklar, ziyaretçilerin antropomorfik görüntüler gördüklerini iddia ettikleri diğer taş işlemeleri kanıtlıyor.

Los Frailones

Los Frailones, bazıları 18 metre yüksekliğe kadar uzanan devasa volkanik sütunlardır. Cajamarca çevresindeki düz, çimenlerle kaplı ovalarla keskin bir tezat oluşturan taş ormanlar aniden manzaradan ortaya çıkıyor. Rüzgâr ve yağmurun aşındırıcı güçleri muhtemelen sütunları oydu.

Rüzgâr ve yağmurla oyulmuş sütunların çoğu yeni şekiller aldı, ellere ve hatta hayvanlara benziyor ve zihnin bozulmamış Peru ortamında dolaşmasına izin veriyor. Bazılarının alayın bir parçasını oluşturan keşişlerin şekillerini tanımlayacağı etkileyici ve nadir jeolojik oluşumları (bu nedenle frailones adı, İspanyolca keşişler için). Peru Conecelo.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/05/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/fizik-yasalarina-meydan-okuyan-esrarengiz-cumbemayo-tas-su-kemeri/606676/</link>
			<pubDate>Fri, 20 May 2022 09:12:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Cemre nedir? Cemre ne zaman düşecek?</title>
			<description><![CDATA[Baharın müjdecisi olarak bilinen 'cemre' havaya düşmeden önce son kar yağdı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halk arasında 'baharın müjdeleyicisi' olarak bilinen cemrenin ilki cumartesi günü havaya düşecek. 'Sıcaklık' ve 'sıcaklığın yükselişi' anlamlarında kullanılan cemre, 26 Şubat'ta suya, 5 Mart'ta ise toprağa düşecek.

Cemre havaya düşmeden önce ise kente son kar yağışı gerçekleşti.

Cemre nedir?

Türk Dil Kurumu'na göre cemre, 'Şubat ayında birer hafta arayla havada, suda ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi' demektir.

Ateş, ve kor anlamına gelen cemrenin her yıl şubat ayı sonunda başlayan takvime göre önce havaya, sonra suya, son olarak da toprağa düştüğü kabul ediliyor.

Cemre düşmesi, bahar bayramı nevruzun yaklaştığına da işaret ediyor.

Cemre düşmesi hayvancılıkla uğraşanlar için soğuk nedeniyle dışarıya çıkartamadıkları hayvanların otlaklara kavuşma zamanının yaklaştığını, tarımla uğraşanlar için de toprağın işlenme dönemine gelindiğini ifade ediyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek-20220210AW54.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/cemre-nedir-cemre-ne-zaman-dusecek/606113/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Feb 2022 16:38:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yusuf El Cüveyni, Gazzali'nin hocası İmam Cüveyni Kimdir</title>
			<description><![CDATA[Ebu Hamid Gazzali’nin hocasıdır. Bir Eşari kelamcısı ve Şafii Mezbebi fakihi olan İmam Cüveyni, Selçuklu veziri Kündüri’nin Tuğrul Bey’i yalanlarla dolduruşa getirmesi üzerine hapis cezası almıştır ancak, Cüveyni yakalanmadığı için hapse atılmamıştır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hicri 419 yılının Muharrem, Miladi ise 1028 yılının Şubat ayında Nişabur yakınlarındaki Ezazvar köyünde doğmuştur. Künyesi İmamül Haremeyn Ebül-Meali Rüknüddin Abdülmelik bin Abdillah in. Yusuf el-Cüveyniet-Tai en-Nisaburi’dir. Hayatının ilk yıllarında bir alim olan babasından ilim tahsil etmekle birlikte, amcası Ali bin Yusuf’tand a dersler aldı. Küçük yaşına karşın hocaları ile ilmi konularda tartışır, görüş alış verişinde bulunurdu.

Bu yönüyle babasının vefatından sonra yaşı 20 civarında olmasına rağmen müderrislikle görevlendirildi. Öte yandan müderrislik yaparken de eğitimine devam eden Cüveyni, bölgede meşhur alimlerden de dersler aldı. Ebu Abdullah el-Habbazi’den kıraat, Ali bin Faddal el-Mücaşii’den Arap edebiyatı, Ahmed bin Hüseyin el-Beyhaki’den fıkıh, Ebül-Kasım el-İskaf’tan usuli fıkıh, Abdurrahman bin Hasan bin Aliyyek ile Ebu Nuaym el-İsfahani ve daha diğer alimlerden hadis ilimlerini tahsil etti. Birçok alimle münazaralarda bulunarak Ehli sünnet inancını savunarak bu mezhebin Nişabur çevresinde güçlenmesine hizmet etti.

Şii-Mutezili görüşlerinin koyu savunucusu ve Eşariliğin güçlenmesini hazmedemeyen devrin Büyük Selçuklu Veziri Amidülmülk el-Kündüri, bidatçılara minberlerden lanet okunması için Tuğrul Bey’den ferman çıkarttıktan sonra bunu Eşariyye alimlerinin aleyhinde kullandı ve onların vaaz verme, ders okutma faaliyetlerini yasakladı. Alimlerden bir kısmının hapsedildiği bu gelişmeler üzerine Cüveyni, aralarında Beyhaki gibi meşhur kişilerin de bulunduğu bir grup alimle birlikte Nişabur’dan ayrılarak Bağdat’a gitti. Burada bölgenin ileri gelen alimleriyle tanışıp ilmi sohbetlerde bulunduktan sonra Hicaz’a geçip dört yıl kadar Mekke ve Medine’de kaldı. Derslere devam eden Cüveyni’nin şöhreti bu bölgelerde de hızla yayıldı.

Tuğrul Bey’in vefatından sonra Selçuklu sultanı olan Alparslan’ın Kündüri’yi azledip yerine Nizamülmülk’ü getirmesi üzerine Cüveyni Nişabur’a döndü ve kendisi için yaptırılan Nizamiye Medresesi müderrisliğine tayin edilirken, vakıfların idaresi de uhdesine verildi. Burada vefatına kadar sürdürdüğü öğretim faaliyetine gencinden yaşlısına, cahilinden âlimine kadar pek çok kişi katılarak ilminden faydalandı.

Ebu Hamid Gazzali, Kiya el-Herrasi, Ali bin Muhammed et-Taberi, Abdülgafir el-Farisi gibi isimler yetiştirdiği meşhur öğrenciler arasında yer alırlar. İlmi otoritesini kabul ettirdiği ve “İmamül-Haremeyn” unvanını aldığı yıllarda bile mütehassıs olarak gördüğü alimlere öğrencilik yapmaktan çekinmezdi. Hayatının son yıllarında tasavvufa karşı ilgi duydu ve riyazetle meşgul oldu. 25 Rebîülâhir 478 (20 Ağustos 1085) tarihinde Nişabur civarındaki Büştenikan köyünde vefat etti ve kendi evine defnedildi. Ölümünden birkaç yıl sonra cesedinin Hüseyin Kabristanı’na nakledilerek babasının yanına defnedildiği söylenir. Cüveyni; fıkıh, usuli fıkıh, kelam, tefsir ve hadis alanlarındaki çalışmalarıyla tanınır ancak, bunlardan özellikle kelam ve usuli fıkıh ilimlerinde otorite kabul edilir.

Âlemin hadis olduğunu ispat etmek için kendi dönemine kadar kullanılan delillere ilaveten hudus ve imkan delillerini birleştirerek üçüncü bir metot geliştirmiştir. İmam Cüveyni, sınırlı da olsa kelâm ilminin kapılarını felsefeye açmış, ahval nazariyesine meyletmiş, tabiat kanunlarında determinizm bulunmadığını söylemiş ve kelâm ilminde Gazzali ile birlikte müteahhirin devrinin başlamasına zemin hazırlamıştır. Cüveyni’nin bazı kelam görüşleri şöyledir; Bilgi bir şeyi olduğu gibi kavramaktır.

Akıl bilgiyi meydana getiren bir vasıta olmakla beraber mutlak ve sınırsız bir kaynak değildir, vahiyle desteklenmedikçe gerçeğin bilgisini kavramakta yetersiz kalır. Nazar ve tefekkürün bir türü olması itibariyle cedel, Aristo mantığını benimseyenlerin öne sürdüğü gibi zanni değil kesin bilgiye ulaştıran bir yoldur. 30’u aşkın eseri vardır.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/yusuf-el-cuveyni-gazzali-nin-hocasi-imam-cuveyni-kimdir/606049/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 15:20:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kuşeyri Hazretleri, Abdülkerim Kuşeyri Hazretleri kimdir</title>
			<description><![CDATA[Vezir Kündüri’nin yalanlarıyla dolduruşa gelen Tuğrul Bey tarafından hapse atılan Kuşeyri, Alparslan’ın Kündüri’yi idam etmesinin ardından rahat bir nefes almıştır. Genellikle mutasavvıf kimliğiyle bilinen ancak, aynı zamanda kelam, hadis ve tefsir konularında da alim olan Kuşeyri, kaynaklarda Abdulkerim Bin Hevâzin adıyla geçiyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hicri 376 yılının Rebiulevvel ayında yani miladi 986 yılında dünyaya geldi. Doğduğu bölge bugünkü İran’ın Türkemnistan sınır bölgesindeki Üstüva yöresiydi. İran’ın Arap istilası sırasında ailesiyle birlikte Horasan’a gelerek yerleşmiştir. Küçük yaşta babasını kaybeden Kuşeyri’nin annesi Beni Süleym kabilesine mensuptur. Bababasının erken vefatının ardından akrabası olan Ebu’l Kasım El-Yemani tarafından büyütülmüş olup, kendisinden Arapça ve edebiyat dersleri almıştır.

Küçük yaşlarda at biniciliğine ve silah kullanmaya heveslendiğinden zamanla iyi bir at binici ve silah kullanan birisi olmuştur. Vergi konuları üzerine maliyeye merak salan Kuşeyri bu ilmi öğrenip maliye memuru olmak için Nişabur’a gitti. Nişabur’da Ebu Ali Ed-Dekkak ile tanışarak müridi olmak istemişse de, daha önce ilim tahsil etmesi gerektiği söylendiğinden Ebu Bekir Muhammed Et-Tusi’den Şafi mezhebi fıkhını öğrendi.

Bu sırada İbni Furek’in vefatına kadar kendisinden vefatının ardından ise Ebu İshak El-İsfereyani’den kelam dersleri aldı. Bu dönem Bakıllani’nin eserlerini de inceleyen Kuleyri, Eşari kelamını benimsemiştir. Mürşidi Dekkak’ın sohbetlerine de devam eden Kuşeyri Dekkak hazretlerinin kızı Fatıma ile evlenerek dünya evine girdi. Dekkak hazretlerinin vefatının ardından Muhammed Bin Es-Sülemi’ye intisap eden Kuşeyri, tasavvufa ve ilme dair bilgilerini artırdıkça sohbetlerine çok sayıda katılım olmaya başladı.

Bu sohbetler vesilesi ile halkın öylece sevgi ve saygısını kazandı ki, Ali Bin Hasan El-Baharzi kendisi için ‘’Taşa hitap etse onu bile eritir’’ diyerek, güzel hitabetine ve etkili sohbetlerine dem vurmuştur. Yine Ali Bin Hasan El-Baharzi, Kuşeyri için ‘’Meclisine şeytan getirilip bağlansa tövbe eder’’ demiştir. 410 (1019) yılları civarında; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhaki ve İmamü’l-Haremeyn Ebü’l-Meali’nin babası Rüknülislam el-Cüveyni’nin de aralarında bulunduğu bir grupla hacca gitti. Yolculuk sırasında Bağdat ve Hicaz’daki alimlerden hadis dinledi.

Hapse atıldı

İmam Kuşeyri, Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ve Tuğrul Bey’in İran’ı zaptettiği sırada Horasan bölgesinin ilim ve kültür merkezi olan Nişabur’da idi ve bölgede büyük bir üne sahipti. Tuğrul Bey’in veziri Amidülmülk el-Kündüri, Mutezile taraftarı olduğundan Mutezile ile mücadele eden Eşari kelamcılarına karşı bir tavır aldı. Kündüri’nin Eşariyye’nin kurucusu Ebül-Hasan el-Eşari’yi ve mensuplarını ehli bidat arasında sayması, bölgede hâkim durumda bulunan Eşari ve Şafi ulemasını rahatsız etti. Eşariliğe gönülden bağlı olan Kuşeyri, 436 (1044-45) yılında Eşari’nin hadis ehlinden olduğuna ve Ehli sünnet akidesine bağlı bulunduğuna dair bir fetva verdi. Ertesi yıl hadis dersleri vermeye ve hadis rivayet etmeye başladı. 437-438 (1045-1046) yıllarında tasavvuf literatürünün temel kitapları arasında yer alacak olan er-Risale adlı eserini telif etti. 446’da (1054) ulemaya hitaben Şikayetü Ehlis-sünne adını verdiği uzunca bir mektup kaleme aldı. Muhtemelen bu mektup sebebiyle Vezir Kündüri, Tuğrul Bey’i tahrik ederek Kuşeyri, Reis el-Furati, İmamü’l-Haremeyn el-Cüveyni ve İbnül-Muvaffak diye tanınan Ebû Sehl Muhammed b. Hibetullah’ın yakalanıp hapsedilmeleri için izin aldı.

Haberi alan İmam Cüveyni saklandı ancak, Reis el-Furati ile Kuşeyri yakalanıp Nişabur’un eski kalesine hapsedildi. Baharz’da bulunduğu için tutuklanamayan Ebu Sehl, topladığı silâhlı bir grupla Nişabur’a gelip validen Kuşeyri ve Reis el-Furati’yi serbest bırakmasını istedi. Olumlu cevap alamayınca adamlarıyla kaleyi basarak onları kurtardı. Bu olayın ardından çıkan çatışmalar yüzünden Kuşeyri ve bazı alimlerin Horasan’ı terketmeleri kararlaştırıldı. Bir grup alimle Bağdat’a giden Kuşeyri’yi (448/1056) Halife Kaim-Biemrillah iyi bir şekilde karşıladı.

Kuşeyrî daha sonra Nişabur’a döndü. On yıl Amidülmülk Kündüri’nin baskısı altında sıkıntılı bir ömür süren Kuşeyri, 456’da (1064) vezirin Alparslan tarafından idam edilmesi ve yerine Nizâmülmülk’ün getirilmesiyle rahata kavuştu. Nişabur’daki medresesinde ders vermeye ve vaaz etmeye devam etti. 437’de (1045) başladığı hadis derslerini ölümüne kadar yirmi yedi yıl boyunca sürdürdü. Bu arada Tus, Ebiverd ve Merv gibi Horasan şehirlerini ziyaret etti. Son yıllarını refah içinde geçirdikten sonra 16 Rebîülâhir 465’te (30 Aralık 1072) Nişabur’da vefat etti. Mürşidi ve kayınpederi Ebû Ali ed-Dekkak’ın medresesinin haziresine gömüldü. Kabri günümüzde de halen ziyaret edilmektedir.

Tasavvuf, kelâm, hadis, fıkıh, tefsir, gramer, lugat ve edebiyat gibi ilim dallarında geniş bilgisi olan Kuşeyri, daha çok mutasavvıf olarak tanınır. Tarikat silsilesi Ebu Ali ed-Dekkak, Nasrabadi, Ebu Bekir eş-Şibli, Cüneyd-i Bağdadi, Series-Sakati, Maruf-i Kerhi vasıtasıyla Davud et-Tai’ye bağlanır. Tasavvuf tarihi kaynaklarında Kuşeyriyye adıyla bir tarikattan bahsedilir ve bu tarikat Kuşeyri’ye nisbet edilir. Bu tarikatın XVIII. yüzyıla kadar Hindistan’da varlığını sürdürdüğü kaydedilmektedir. İmamü’l-Haremeyn el-Cüveyni ve en seçkin öğrencilerinden Ebu Ali el-Farmedi vasıtasıyla Gazzali’yi etkileyen Kuşeyri, tasavvufu Sünni bir çerçeve içine almak istemiştir.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/02/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-veya-abdulmelik-kuseyri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/kuseyri-hazretleri-abdulkerim-kuseyri-hazretleri-kimdir/606045/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 13:11:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mikhael Kosses, Köse Mihal veya Abdullah Mihal Gazi</title>
			<description><![CDATA[Mikhael Kosses, halk arasında bilinen adıyla Köse Mihal veya Müslüman olduktan sonraki adıyla Abdullah Mihal Gazi, Bizans İmparatorluğu’nun hudut kalelerinden Hadrianoi Bölgesinin (Harmankaya) Tekfuru idi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Müslüman olmadan önceki adı Mikhael Kosses olan Abdullah Mihal Gazi, Bizans’ta uzun yıllar (1259-1453) hüküm süren ve İstanbul’un fethine kadar Bizans’ı idare eden Palaiologos hanedanına mensup bir Bizans Soylusu idi.
Eskişehir Beyi ile beraber Osman Bey’e karşı giriştiği savaşta esir düştü. Osman Bey, Köse Mihal’in yiğitliğine ve kahramanlığına bakarak onu affetti. Daha sonraki yıllarda Osman Bey’e tekfurlar tarafından bir tuzak kurulacaktı.

Bu tuzak, bir düğün esnasında Osman Bey’e yapılacak bir suikast girişimiydi. Osman Bey’i bu suikast girişiminden haberdar eden Köse Mihal; Osman Bey’i zamanında uyararak önlem almasını ve kurtulmasını sağlamış, böylelikle Yarhisar’la Bilecik’in de zaptına vesile olmuştur. Bu olayın ardından Osman Bey ile Köse Mihal, iyi bir dost ve silah arkadaşı olmuştur.

Mihal Bey, Türklerle arasındaki dostluk ve Osman Bey’e yakınlığı sebebiyle, 1313 yılında Müslüman oldu ve “Abdullah” adını aldı. Bundan sonra daima Osman Gazi ile birlikte hareket eden ve bölgeyi bildiği için fetihler esnasında kılavuzluk yapan Mihal Bey, Sakarya Vadisi’nde Göynük ve Mudurnu ile diğer bazı kaleleri fethederek büyük kahramanlıklar gösterdi.

Osmanlı Devleti’nin ilk yıllardaki ilerleme ve gelişiminde büyük katkıları olan Köse Mihal Bey, ayrıca Orhan Gazi ile Bursa’nın fethine de katıldı. Mihal Gazi, 1327 yılında Yenişehir’de vefat ettikten sonra, Bilecik’in İnhisar ilçesine bağlı Harmanköy’deki türbesine defnedildi.

Abdullah Mihal Gazi’nin yurdu olan Harmanköy’de her yıl eylül ayının ilk pazar günü, devlet büyüklerinin, akademisyenlerin, tarihçilerin ve pek çok misafirin katılımıyla Abdullah Mihal Gazi’yi anma törenleri tertip edilmektedir. Mihal Gazi’nin Harmanköy’de bulunan türbesi ziyaret edilerek dualar okunmakta ve gelen konuklara geleneksel yemekler ikram edilmektedir. 2022 yılında her yıl düzenlenen anma törenlerinin 695.’si düzenlenecektir.

Mihaloğulları’nın atası

Kuruluş döneminde Osmanlı'ya büyük katkıları olan Abdullah Mihal Gazi, gerek kendisi, gerek oğul ve torunları Osmanlı fetihlerinde önemli başarılar göstermişlerdir.

Osmanlı fetihlerinde büyük rolü olan Akıncı teşkilatının kurucusu da olan Abdullah Mihal Gazi, Mihaloğulları (Gazi Mihaloğulları, Köse Mihaloğulları ve Mihalliler olarak da bilinir), 14-16. yüzyıllar arasında Rumeli fetihlerinde önemli rol oynayan Osmanlı akıncı ailesinin atasıdır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/09/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/mikhael-kosses-kose-mihal-veya-abdullah-mihal-gazi/605583/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Dec 2021 14:35:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Amalekitlerin İstilası ve Sa Hanedanlığının Sonu</title>
			<description><![CDATA[Fikir, Nil'in kaynaklarına ulaşmaya ve aynı zamanda o bölgedeki tüm ulusları fethetmeye çalışarak kendini kurtarmak için Wālīd'a geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ebu'l Hasan Ali Bin Hüseyin Bin Ali Mesudi olarak bilinen Ahbar-u Zaman veya Ahbar-uz Zaman, bir diğer şekliyle de Akhbar al Zaman kitabının, Amerikalı yazar Asoncola Vito tarafından yapılan çevirisinden 'Amalekitlerin İstilası ve Sa Hanedanlığının Sonu' bölümü şöyledir.

Atr īb'nin bir dakikası

Atīr Aīmin, Dulaīfah'ın ölümünden sonra Mısır'ı yönetti. Kibirli ve sertti ve kraliçenin partisini destekleyen birçok adamı yok etti. Dūma'nın oğlu Al-Wālīd o sırada farklı ülkeler arasında seyahat etmeyi, yöneticilerini devirmeyi ve her birinde biraz zaman geçirmeyi amaçlayan büyük bir ordu ile yürümeye hazırdı; daha önce de söylediğimiz gibi, hastalığından bahsettiğimizde sağlığına bazı iyileştirmeler getirebilecek sular aramak istiyordu. Fatih Suriye'ye vardığında Mısır'ı ve güzelliğinden övgüyle bahsetti; ayrıca ülkenin kadınların eline geçtiğini ve krallarının hanedanının sona erdiğini öğrendi. Bu nedenle Ūnā adlı hizmetkârlarından birini güçlü bir birlikle gönderdi. Bu adam Aīmin ve Dulaīfah birbirleriyle savaştıklarında Mısır'a geldi. Ülkeyi fethetmeye başladı ve önemli miktarda servet ve büyük hazineler ele geçirdi. Bununla birlikte, Mısır haberlerinin ve rahiplerinin büyülü gücü hakkında korkutucu şeyler duyduğu için, bunun sonucu olarak tüm ordusuyla birlikte öldüğüne ikna olmuş olan Wālīd'a haber vermekten kaçındı. Ancak bir süre sonra hizmetçisinin kendisini ülkenin efendisi yaptığını öğrendi. Sonra Mısır'a doğru ilerledi; 'ānā' i buldu ve ikincisiyle tanışmaya geldi, o zamana kadar fetihini tamamlamak ve ülkeyi yatıştırmak istediği için kendisine haber göndermek için yavaş olduğunu söyledi. El W acceptedlīd, bu bahaneyi kabul ederek Mısır'a girdi ve kralı oldu. Sakinlere baskı yaptı, servetlerini ele geçirdi ve bulabileceği tüm hazineleri çıkardı. Aīmin ona bölgedeki tüm şehirler adına Ṣa'īd'ın gönderilmesini gönderdi; sonra fethine yardım etti ve Andos amcasının öldürülmesinin intikamını alana kadar onu tüm gücüyle destekledi. Sonra emekli oldu ve otorite Wālīd'un elinde toplandı.

D'ma'nın oğlu El Wālīd

Fikir, Nil'in kaynaklarına ulaşmaya ve aynı zamanda o bölgedeki tüm ulusları fethetmeye çalışarak kendini kurtarmak için Wālīd'a geldi. Seferi hazırlamak için üç yıl geçirdi. İhtiyacı olan her şeyi topladığında, Mısır hükümetini hizmetkârına emanet etti ve güçlü bir ordu ve hatırı sayılır bir trenle ilerledi. İçinden geçtiği tüm ulusları yok etti. Bu gezinin birkaç yıl sürdüğü söyleniyor. Negros popülasyonları arasından geçti, içinden geçti, altın diyarına girdi ve bazı yerlerde altının çubuklara bastırıldığını gördü. Bu toprak ülkenin Gānah sınırlarını oluşturur.
[ilgili-haber=603782]
Al-Wālīd, ilerlemeye devam ederek, Nil suları kendiliğinden boşaldığı göle ulaştı; Ay Dağı'ndan akan nehirler tarafından beslenirler. Ay Dağı, çok geniş ve çok uzun, dik bir dağdır. Bu ismi aldı, çünkü ay ona göre yükseliyor, ekvatorun altında yer aldığı için. El Wālīd, Nil'in bu dağın altından nasıl ortaya çıktığını ve küçük yataklar oluşturan birçok yatağa nasıl aktığını gördü; Bu nehirlerden bazıları büyük bir havzada, diğerleri başka bir alanda buluşuyor ve bu iki rezervuarın her birinden geniş göle geniş bir nehir akıyor. İki nehrin önderlik ettiği bu göl, ekvator çizgisi ile ilk iklimin sınırları arasında yer almaktadır. Nil tek bir nehir olarak çıkar, ekvatordan geçer ve Mısır'a gider. Buna, kaynağı Ay'ın Dağı'nda olan Hindistan'da Makrān tarafından gelen başka bir dere de katılıyor. Mahrân'ın Nil gibi yükselip düştüğü ve Nil ile aynı türden timsah ve balık gördüğü iddia edilmektedir. [Bu nehir Ay Dağları'nın altından da çıkıyor].

Wālīd, Nuh'un oğlu Ham'in oğlu Miṣraīm oğlu Qofṭarim'in oğlu olan ilk B ū dash ī r zamanında ilk heykellerin ilk Hermes tarafından dikildiği sarayı bulduğu söylenir . Dağdan gelen tüm suları almak için düzenlenmiş seksen beş numaralı heykeller; yuvarlatılmış ağızlarla donatılmış bir boru sistemi, vücuduna su getirmiş, daha sonra boğazlarına sabit bir miktarda çıkmış ve dereceli küpler ile ölçülmüştür. Heykellerin ağızlarından su fışkırdı ve iki göle akan birçok nehir oluşturdu, daha sonra dediğimiz gibi birlikte büyük bir gölde buluşmak için birlikte aktı. Hermes, her şeyi geometrik bir hassasiyetle düzenledi ve her heykelden dökülen su miktarını, ülkenin refahı için yeterli olacak ve sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak, ancak asla fazla akmayacak şekilde düzenledi. Bu miktar bu yerde onsekiz cubits yüksekliğe kadar ölçülmüştür, cubit otuz iki parmaktır. Bu sınıra ulaşıldığında, hala dökülen tüm sular heykellerin sağına reddedildi; sarayın sağına götüren kanallara girdi, burada bataklıklara ve ıssız kumlu ovalara boşaltıldı.

Bazı akademisyenler, dört nehrin, Kara Deniz'in ötesindeki altın topraklarında yüksek bir kubbe olan ortak bir kaynaktan geldiğini iddia ettiler. Bu dört nehir şunlardır: Saīḥūn, Jaīhūn, Nil ve Fırat. Dört nehrin Cennet'ten çıktığını, kubbenin zümrütten oluştuğunu ve karanlık denizden geçmeden önce sularının bal tadına ve misk kokusuna sahip olduğunu iddia edenler var. Bazı gezginler, al-Layth sekreteri İbn Ṣāliḥ [ yani Abimelech] ve diğerleri, bu alanla ilgili gelenekleri bildirdikleri bu alanlara girmişlerdir. Onlara göre, İbrahim oğlu İshak'ın oğlu Esav'ın tohumundan bir adam kubbeyi gördü. Yolculuğunun hikayesi uzun. İşte Mas'ūdi şöyle diyor:

“Bu hikaye uzun olsa da,” dedi, “Burada anlatmak istiyorum çünkü burası burası. Bağdat'ta Fıkat Abū'l-Ḥasan 'Ibād bin Sarḥān tarafından yapılan İlahi Majesteler Kitabı'ndan çıkarılmıştır. Bu kitabın yazarı, Bağdat'taki ustalarından aşağıdaki geleneğe sahipti ve kökenini Abu Huraīrah'a kadar takip eden referanslara dayanıyordu. Bu sonuncusu şöyle dedi: 'Tanrı'nın Peygamber'in şöyle dediğini duydum: Nil Cennetten çıkar; eğer eli kaynar şekilde daldırırsanız, Cennetin yapraklarını çıkarırsınız.

“'Abu bin D himselfd'in kendisinden' Abd Allah bin Salih'e ve onun aracılığıyla al-Layth ibn Sa'ya geri döndüğü '-aīb ve Aḥmed bin Rūḥ'dan başka bir geleneğe sahibim. d: Kral korkusu için evden kaçan İbrahim'in oğlu İshak'ın oğlu Esau'nun oğlu Esau'nun oğlu Ḥāīd adlı bir kişi olan Esau'nun soyundan geldiği düşünülmektedir. Orada birkaç yıl kaldı ve Nil'in harika özelliklerine ve bu nehrin ülke için sağladığı tüm faydalara tanık olduktan sonra, Tanrı'nın kıyı boyunca kökenini takip etmesini yemin etti ve sadece ölümle durdurulabilir.

“O yüzden otuz yıl boyunca nehir kıyısı boyunca yürüdü; diğerlerine göre, nehir boyunca on beş ve karada on beş yıl yürüdü; ve göle geldi. Nil'in önünde belirdiğini gördü; ve ilerledikçe gölü çevreleyen yüksekliklere çıktı; orada durdu ve meyve ile kaplı bir ağacın altında dua eden bir adam buldu. Ona doğru gitti, selamladı ve adam ona “Kimsin sen?” Diye sordu. “Ben,” diye yanıtladı, İbrahim'in oğlu İshak oğlu Esau'nun oğlu Ebu Sālūm'un oğlu Ḥāīd. Peki sen kimsin? ” Şöyle yanıtladı: “Ben Amrān. Sizi bu uzak yere getiren nedir? ” “Tanrı bana göndereceği bir adamın gelmesine kadar burada kalacağımı söyledi.” Od dedi ki, “Ey Amrān, Nil hakkında bildiklerini öğret. Adem'in herhangi bir çocuğunun kaynaklarına ulaştığını duydunuz mu? ” “Duydum,” dedi 'Amrān, “Esav'ın soyundan gelen bir adam onu ​​orada yapacaktı. Senden başka kimsenin olabileceğini sanmıyorum, Ah. ” “Bana yolu söyle, bu durumda,” dedi Ḥāīd. “Size göstermeyeceğim,” Amrān, “bana ne isteyeceğimi vermeden önce.” Diye cevapladı. “Ve bu nedir, Ey Amrān?” “Buraya döndüğünüzde, eğer hala yaşıyorsam, Tanrı bana kendiniz hakkında bir şeyler gösterene kadar benimle kalmanızı istiyorum; ve eğer beni ölü bulursan, beni gömmeni istiyorum. ” “Bunu senin için yapacağım,” diye yanıtladı Ḥāīd. Sonra Amrān, “Gölde kendinizi bulduğunuz yönde yürüyün. Başını göreceğiniz, ancak sonu görmeyeceğiniz korkunç bir canavar bulacağınız bir yere geleceksiniz. Korkma ve üstüne çıkma. Bu canavar güneşin düşmanıdır. Güneş doğduğunda, onu yutmak için yukarı doğru hareket eder ve ışınlarının ısısı tarafından durdurulur. Güneş battığında, yine de yutmayı umarak diğer yöne koşar. O zaman bu canavarı monte et ve Nil'e katılana kadar sür. O zaman sökün ve kendinizi ilerlemeye hazırlayın: kendinizi bir demir diyarına inebileceğiniz, dağların, ağaçların ve ovaların hepsinin demir olduğu bir yerde bulacaksınız; onu geçeceksiniz ve dağların, ağaçların ve ovaların bakır olduğu bir bakır ülkesine geleceksiniz; bakır toprağından tamamen gümüş olacak bir toprağa gireceksiniz; ve gümüş toprağından sonra bir altın toprağına geleceksiniz: Nil'in gizemleri size açıklanacak. ”

“Demir ülkesine ulaşıncaya kadar seyahat etti; oradan bakırınkine ulaştı; sonra gümüşün, gümüş topraklarından altın topraklarına. Bunların sonlarında bir süre yürüdükten sonra, altın bir kubbe olan ve dört kapı ile delinmiş altın nişlerle altın bir duvara ulaştı. Suyun bu duvardan inip kubbenin altında toplandığını gördü; daha sonra bölündü ve dört nehirde yansıtıldı; bu nehirlerden üçü, üç kapıdan, toprağın altına batmış, dördüncüsü toprağın yüzeyine akmıştır; Nil'di. Su içti ve biraz dinlendi; sonra duvara yaklaştı ve tırmanmaya çalıştı. Ama ona bir melek belirdi ve şöyle dedi: “Daha ileri gitme, Ah; şimdi Nil hakkında tam bilgi edindiniz ve kapalı yer Cennettir. Bu su Cennet'ten geliyor. ” “Cennette ne olduğunu görmek istiyorum,” diye yanıtladı Ḥāīd. "İzin verilmiyor," dedi melek. “Ama en azından bana söyleyebilir misin,” diye sordu “burada gördüğüm şey nedir?” “Bu, güneşi ve ayı döndüren küredir. Bir değirmen taşı gibi göründüğünü görebilirsiniz. ” “Üstüne çıkmak istiyorum,” dedi Ḥāīd, “ve onunla dön.” Bazıları onun gerçekten oraya gittiğini söylüyor, bazıları ise reddetti. Melek, ondan sonra Cennet'ten biraz yiyecek almasına izin verdi: “Dünyevi hiçbir şeyi tercih etmeyeceksin” diye ekledi, “çünkü Cennetten çıkanlara hiçbir şeyi tercih etmemeliyiz. Bu yemek yaşadığın sürece seni koruyacak. ” Melek konuşmayı bitirirken, üç renkten oluşan bir üzüm salkımının önüne geldiğini gördü: zümrütlerin yeşil rengi, incilerin beyazı ve sümbül kırmızıydı. Sonra melek tekrarladı: “Ah, şimdi Nil hakkında tam bilgiye sahipsin.” Ancak gezgin yine sordu: “Dünyanın altına düşen bu üç nehir nedir?” “Birincisi,” dedi melek ona, “Fırat; ikincisi, Saīhūn ve üçüncü, Jaīhūn. ”

“Sonra döndü ve canavarı bulana kadar yürüdü. Onu monte etti; Güneş uykuya daldığında, üzerine fırladı ve gezgin kendini ilk tırmandığı yere geri buldu. Yoluna çıktı ve 'Amrān'ın yerine döndü Bu adam çoktan öldü. Gömdüğünü mezarına üç gün geçirdi. Sonra en saygıdeğer bir figürün yaşlı bir adamın geldiğini gördü. 'Amr'n türbesine yaklaştı ve ağladı. Bu yabancı daha sonra ona döndü ve onu selamladı: “Ey,” diye sordu “Nil ile ilgili hangi keşifleri yaptınız?” Gezgin, gördüklerini anlattı ve yaşlı adam: “Gerçekten de kitaplarda açıkladığımız şey bu.” Dedi. Bununla birlikte, bir ağaçta harika meyve ortaya çıkmıştı; yabancı bir şeyler aldı ve “Yemek yemiyor musun?” dedi. Ḥāīd, “Yükseklerden bana verilen Cennetin yemeğini sürdürüyorum ve onu buradaki herhangi bir yiyeceğe tercih ediyorum.” Dedi. “Haklısın, ey. Dünya'dan hiçbir şeyi Cennetten gelen bir şeye tercih etmemeliyiz. Ama bu dünyada hiç bu meyvelerle karşılaştırılabilir bir şey gördünüz mü? 'Amrān için cennet ağacını büyüten Tanrı'dır, orada onun beslenmesini bulması gerekir; ve onu bu yere nakletti. Bu ağaç bu dünyadan değil. Senin için burada kaldı. Sen gittiğinde, Tanrı onu kaldıracak. ” Ve yaşlı adam bu meyvelerden birini alıp ısırmaya karar verene kadar ısrar etmeye devam etti. Ama hemen melek önünden belirdi ve “Şimdi tanıyor musun? Babanın Cennetten çıkardığı oydu. Size verilen üzümleri muhafaza edebilseydiniz, dünya adamları da onları yemiş olabilirdi ve bu miktar sonsuza dek aynı kalacaktı. Ama şimdi, baban bir zamanlar aradığı gibi, içeri girmek için boşuna çağıracaksın. ”

“Mısır'a geri döndü ve macerasını vatandaşıyla ilişkilendirdi. Öldü. Tanrı ona rahmet etsin! ' Burada güvenilir bir kaynaktan aldığım bu tarihi bitiriyorum; Suçlanabileceğim hiçbir şey söylemedim. ”

Söylem şimdi kesildiği noktada devam ediyor.

Diğerleri, bu nehirlerin bilinen ulusların yetmiş iki diline karşılık gelen yetmiş iki kola ayrıldığını söylüyor. Diğerlerine göre, belirli mevsimlerde bol miktarda düşen ve güneş ısısının etkisi altında eriyen, bazen yavaş, bazen hızlı bir şekilde kardan gelirler. Yaratılış planına göre, En Yüce Tanrı'nın onları sulandırdığı bölgelere yayıldılar.

Şimdi Wālīd'un hikayesine geri dönelim. Bu kral Ay'ın Dağlarına ulaştıktan sonra, ötesinde ne olduğunu görmek için yükseldiği yüksek bir zirve gördü. Bakışları kara ve gösterişli Zehir Denizi'ni aldı. Nil'in ince akarsu şeklinde ortaya çıktığını da gördü. Ancak denizden gelen zararlı nefes yayıldı; birkaç arkadaşı öldü. Kendisi neredeyse yenik düştü ve dağdan aceleyle inmek zorunda kaldı. Bazı insanlar bu noktada ya ay ya da güneş görmediğini, ancak günbatımında güneş gibi bir tür kırmızı ışık gördüğünü söyledi.

El Wālīd der ki, bu yolculukta yirmi yıl geçirdi. Mısır'ı yöneten hizmetçisi 'ānā gittikçe yokluğunu gördü ve yedi yıl sonra kibirli büyüdü ve kral olmak istedi. Hiç Wālīd'un hizmetçisi olmadığını iddia etti, ama o onun erkek kardeşi idi, bu yüzden iktidarı kardeşinin ölümünden sonra düşecekti. Sonra erkekleri ezmeye başladı; hükmetmek için sihir kullandı; sihirbazları arttırdı, suçlarını ve ayrıcalıklarını tolere etti. Halk ona boyun eğdi ve yetkisi altında acı çekti. 'Ūnā Mısır prenslerinin tüm kızlarıyla evlendi; tüm servetleri aldı ve sahiplerini öldürdü. Ancak rahipleri onurlandırdı ve tapınakların bakımına katıldı; denekleri, kuşatıldığı büyücüler korkusuyla ondan ayrıldı.

Bir gün bu bakan Wālīd'u bir rüyada gördü ve ona göründü ve “Kim kral unvanını almanı emretti? Ünvanı gasp eden kişinin ölüme layık olduğunu bilmiyor musunuz? Ayrıca prensler ve zorla servet kızlarıyla zorla evlenmediniz. ” Ve W calīd kazanları ziftle doldurup ateşe atmak için emir verdi. Saha ısınmaya başladı ve 'Ūnā onu içine sokacaklarını biliyordu. Gerçekten de saha kaynarken Wālīd ona kıyafetlerini çıkarmasını emretti. Ama şu anda kartal gibi büyük bir kuş, hedeflenen kurbanı aşağı attı, onu yakaladı, cellatların ellerine yırttı ve bir dağın tepesindeki havada geçirdi. Sonra 'ānā dağın tepesinden sıcak ve kokuşmuş su kaynaklarının fışkırdığı bir vadiye düşüyordu.

Bu sonbahar onu uyandırdı. Kendini acı dolu ve neredeyse hissetmeden buldu. Zaten o kadar uzun olmuştu ki, yüce egemenliğe alışmıştı, böylece Wālīd'un hatırası döndüğünde sebebini neredeyse kaybetti. Ayrıca bu prensin değerini, gücünü ve cesaretini de biliyordu. Bazen Wālīd'un öldüğünü düşünmüştü çünkü kimsenin ondan haber alması gerekmeden yıllarca gitti; bazen hala hayatta olduğundan endişe ediyordu; ancak bu vizyona sahip olduğunda, varlığını sürdürdüğünden artık şüphe edemezdi ve sadece servetini taşıyan Mısır'dan kaçmanın yollarını aramayı düşündü.

Sorununu güvendiği birkaç sihirbaz ve “Wālīd'den korkuyorum ve Mısır'dan ayrılmayı öneriyorum” dedi. Ne düşünüyorsun?" “Tavsiyemizi uygularsanız sizi ona karşı koruyacağız” diye cevapladılar. “Konuş,” dedi. “Sizi bir kartal yapacağız ve ona ibadet edeceksiniz; çünkü hayallerinizdeki işkencecilerinizi yırtan kuş, tapacağınız imajını şekillendirmemizi isteyen bir ruhtur. ” “Sana itaat etmeye hazırım,” diye cevapladı 'ānā. “Bana bu heykeli nereye koyman gerektiğini söyle, gerisini ben hallederim.” “Size açıklayacağız” diye devam ettiler.

Büyücülerin görüşlerini duyduktan sonra, gözleri mücevher olan ve vücudu harika süslemelerle kaplı altın bir kartal hazırladı. Görüntüyü yerleştirdiği çok güzel bir tapınak inşa etti ve önünde ipek örtüleri örtüldü. Sonra sihirbazları bu heykeli onlarla konuşana kadar buhur, tütsü ve fedakarlıkla empoze etmeye davet etti. Bu nedenle bu idolü tanrısına yaptı ve tüm insanları ona ibadet etmeye çağırdı. İnsanlar rıza gösterdi; bir süre sonra kartal, 'ān ordered' a bir şehir inşa etmesini ve geri çekilmesini emretti ve bu şehir herhangi bir saldırgana karşı savunma ve sığınak görevi görecekti.

İsyancı daha sonra Mısır'daki tüm işçileri topladı; yoldaşlarını dar geçişlerle ve dağlardan erişebilecekleri düz bir zemin aramak için Batı'nın çöllerine gönderdi. Havuzlara yakın bir yer seçmelerini tavsiye etti. O zaman Fayum, Nil suyunun oluşturduğu bir göletti; ve Yusuf onu boşaltana kadar bu durumda kaldı. 'Ūnā bir göle yakın bir yer seçmeleri, şehre su getirebilecekleri konusunda ısrar etmişti.

Elçileri daha sonra bir ay boyunca çölden geçti ve sonunda istedikleri yeri keşfettiler. Daha sonra Mısır'ın mühendis ve müfettişlerin sahip olduğu her şeyi, kayaları kırabilen, taşları oyulabilen ve inşaat işlerinin herhangi bir bölümünü yürütebilen işçileri bir araya getirdiler ve tüm bu adamları yeni şehrin yerine gönderdiler. Bin süvari onların emrindeydi ve tüm aletleri yanlarında getirdiler. İhtiyaç duyacakları malzemeleri taşımak için bir ay geçirdiler; tüm bu nesneler arabalara getirildi; tekerlek izleri günümüzde Batı'nın çölünde, araştırmacıların ziyaret ettiği ünlü anıtlar olan piramitlerin arkasında hala belirgindir.

İnşaatçılar kayaları çıkarmayı ve yığılmayı bitirdiğinde, ölçümler aldılar ve şehrin yerini belirlediler. Kente her yöne iki paraşüt verdiler; ortada bir kuyu kazdılar ve bu kuyuya, yüzü doğuya doğru döndükleri bir domuz figürü ile bir bakır heykeli yerleştirdiler. Satürn düz bir şekilde yükselirken, karşısındaki yıldızlardan kaçarak bunu düzelttiler. Böylece bir domuz aldılar ve kurban ettiler; heykelin yüzüne kan serptiler ve saçlarını yakarak içtiler. Kurbanın küçük bir saçını, kemiklerini, etini, kanını ve saflığını topladılar ve bunların hepsini bakır domuzun içine yerleştirdiler. Görüntünün üzerine Satürn'ün işaretlerini kazdılar. Daha sonra şehrin dört tarafına doğru yönlendirilmiş kuyu yuvalarının kıyılarına kazıldılar ve her biri şehir kapılarından birinde sona eren merkez ana yollardan ortaya çıktılar. Bu büyük caddeler arasındaki boşluk zengin konaklar ve yoğun yollarla kaplıydı. Kuyuyu aşan bir kubbenin etrafında, kılıç tutan ve yüzleri her biri ilgili kapılarına doğru çevrilmiş bakır idoller inşa ettiler. Şehrin temelleri dört katlıdır: en derinleri siyah taştı; üstteki kırmızı taş; üçüncü yeşil taş ve dördüncü sarı taş. Duvarlar bu temelin üzerinde yükseldi ve yarı saydam beyaz taştan inşa edildi. Her bir yol arasındaki eklemler kurşun halindeydi ve her blok, piramitlerin yapımında kullanılan prosedürün aynısına göre, merkezinde bir demir çubuk ile sağlandı.

Şehrin her yerinde yetmiş buçuk arşın güçlendirilmiş bir duvarı vardı; etrafı çevreleyen duvara açılan her kapının tepesi, uzanmış kanatlı, içi boş, altın ve kompozit maddelerden oluşan büyük kartal görüntüleri ile kaplandı. Şehrin her köşesinde elinde kılıç tutan ve şehrin dışına bakan bir süvari imgesi yerleştirildi. Doğu kapısının çevresine giren şehre su temini oradan göletlere boşaldığı batı kapısına götürüldü. Ayrıca suyu kuzey kapısına akan güney kapısına götürdüler. Bu kartal erkek kartal görüntülerini kurban olarak sundular ve kanlarıyla serpiştirdiler. İdollerin altındaki kapılara giren rüzgarlar korkunç sesler çıkardı; onları duyan herkes dehşete kapıldı. Kapılar, şehrin sakinleri onlara eşlik etmediğinde yabancıları durduran büyülü akrepler tarafından da savunuldu. 'Ūnā şehrin merkezindeki yüksek kubbede sevdiği kartalı kare kaide üzerine kurdu; ve üssün her köşesine korkunç bir Şeytan imgesi koydu. Kubbe zümrüt sütunlara dayanıyordu; kartal hareketliydi; art arda dört kardinal yöne döndü ve yılın her mevsimi için bir pozisyonda kaldı.

Vakıf bittiğinde, isyancı şehre tüm altınları, tüm mücevherleri ve Memphis'in tüm hazinelerini ve kralların hazinelerinde olan her şeyi taşıdı: heykeller, bilim sırları, tozlar ve otlar, zırh O şehre sihirbaz ve rahiplerin şefleri ile usta sanatçı ve zanaatkârları göç ettirdi. Onlara inşa ettiği konakları dağıttı, böylece farklı kastlar karışmadı. Şehrin duvarları etrafında bir banliyö inşa etti, burada çeşitli esnaf, işçi, çiftçi ve diğerlerinin zanaatkârları için evler inşa etti. Şehre gelen kanalların üzerinde, şehre girmek veya çıkmak için geçmeleri gereken köprüler inşa etti. Banliyölerde su dolaştı ve boyunca sütunu yükseltti. Sonunda, şehrin çevresine nadir ağaçların farklı türlerini dikti ve orada güzel ve kullanışlı türlerle süslenmiş bahçeler düzenledi. Bu bahçelerin ötesinde, her türlü ve çeşitli malların tahıllarını üreten tarlalar gerildi. Her yıl bu şehirde on yıl yaşayacak kadar toplanmıştı. Bu şehir Memphis'e üç günlük yürüme mesafesinde yer almaktadır. Ūnā oraya geldi ve on gün boyunca orada kaldı, sonra Memphis'e döndü. Kartalın yönünü değiştirdiği sırada yılda dört festival düzenledi. Bu şehir inşa edildiğinde, 'ānā ruhu dinlendi ve zihni sessizleşti.

Bir gün isyancı, Nubia'da bulunan Wālīd'dan bir mektup aldı; prens ona yiyecek ve hayvan göndermesini emretti. 'Ordersnā emirlerini büyük bir titizlikle yerine getirdi; hayvanların sırtındaki gemilerde yiyecek gönderdi, ama aynı zamanda tüm ailesini, prenslerin ve Mısır'ın büyük kızlarının kurduğu şehre evlendi; ve Wālīd Mısır'a dönmek üzereyken, kendi şehrine kaçtı ve onu takviye etti. Teğmenlerinden biri yerini tutmak ve kralın önünde tavır almakla görevlendirildi.

Bu adam Memphis'e döndü; halk onunla buluşmaya geldi ve ona 'ānā zulmünden şikayet etti. Wālīd nerede olduğunu sordu ve ona şöyle dedi: “Yaklaşımından kaçtı ve sana karşı güçlendirildi.” Bu haberde kral kızdı ve isyancıya karşı büyük bir ordunun hazırlanmasını emretti. Ancak Memphis halkı ona nasıl müstahkem bir şehir inşa ettiğini ve nasıl büyücüler tarafından kuşatıldığını anlattı. Ona, onu yok etmenin zor olacağını ve büyük zorluklarla ve büyük hazırlıklardan sonra yapılabileceğini gösterdiler. Bu nedenle Wālīd, kendisini kendisine sunmak için 'ānā' yi çağırmaktan memnun oldu. İsyanın sonuçları konusunda onu uyardı ve ona uymazsa, gücüne alır almaz işkence altında kalacağına yemin etti.

'Ānā, “Kralın beni şikayet etmek için bir nedeni yok. Onun krallığına saldırmadım ve onun olan hiçbir şeye zarar vermeye çalışmıyorum. Aksine, ben onun kuluyum. Eğer bu bölgeye geri çekilirsem, imparatorluğunu Batı'nın illerini işgal etmeye çalışan düşmanlara karşı savunmaktır; Bu anda öfkemden duyduğum korku yüzünden onun önünde görünemem, ancak kral beni istasyonumda onaylarsa ve beni valilerinden biri olarak görmesi hoşuna giderse, onu her zaman gelirleri gönderirim ve benden isteyeceği hediyeler. ” Onun yanıtı ile birlikte, 'ānver egemenliğine hatırı sayılır miktarda ve bir miktar taş gönderdi. Kral mesajını aldığında onu hafifletti ve artık onu düşünmedi.

El W Egyptlīd Mısır'ı yönetti, halkı ezdi, eşlerine saldırdı ve 120 yıl boyunca mülklerini aldı. Bütün insanlar ondan nefret etti ve onu lanetlerle doldurdu. Bir gün avlanıyordu ve atı bir tepe üzerindeyken attı ve Tanrı insanları ondan kurtardı. Wālīd'un oğlu Ar-Rayān, babasının hükümetini kınadı ve ona karşı olduğunu açıkladı. Babası öldüğünde, piramitlerin yakınında bir mezar inşa etti. Bu kralın piramitlerden birine gömüldüğü de söylenir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/amalekitlerin-istilasi-ve-sa-hanedanliginin-sonu/605362/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Dec 2021 16:32:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ahmet Muhyiddin Piri veya bilinen adıyla Piri Reis</title>
			<description><![CDATA[Kitab-ı Bahriyye’nin müellifi, denizlerin cengaver adamı Piri Reis’in asıl adı Ahmet Muhyiddin Piri. Babası, Karamanlı Hacı Mehmet olup Fatih Sultan Mehmet döneminde Karaman’dan İstanbul’a göç ettirilen ailelerdendir. Bir süre İstanbul’da yaşayan aile daha sonra Gelibolu’ya taşındığından Piri Reis burada doğmuştur.  Başka bir büyük Türk denizcisi olan Kemal Reis, Piri Reis’in amcasıdır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaşamına dair bilgilerin geneli kendisinin kaleme aldığı Kitab-ı Bahriyye isimli esere dayanan Piri Reis’in 1470 yıllarında doğduğu bilinmektedir. Kitabında anlattığına göre amcası Kemal Reis’le birlikte Venedik başta olmak üzere bölgedeki kıyılarda bir süre korsanlık yaptıktan sonra devlet hizmetine girdi. Bu korsanlık faaliyetleri sırasında birçok bazı tüccar gemilerin el koyup satarken, bir de Mayarko adası yakınlarındaki gözcü kalesini ele geçirdiler. Piri Reis, ünlü denizci amcası Kemal Reis’le birlikte Tunus sahillerinde kışladıklarını, Tunus sultanı Mevlây Muhammed ile görüştüklerini, Cezayir’deki Bicâye’de velî olarak bilinen Seydi Muhammed Tuvatti’nin zaviyesinde kaldıklarını, yaz olunca oradan denize açıldıklarını Kitab-ı Bahriye isimli eserinde anlatmaktadır.

Kitapta; Korsika yakınlarındaki Pianosa adasını amcası ile birlikte ele geçirdiklerini, ada halkını esir ederek şehri yağmaladıklarını, İspanya’nın önemli liman şehri Belensiye (Valencia) önlerinde yedi barça zaptettiklerini ifade eder. Piri Reis’in iştirak ettiği Akdeniz’deki akınların 901 (1495-96) yılına kadar sürdürüldüğü tahmin edilmektedir. Amcası Kemal Reis’in II. Bayezid tarafından devlet hizmetine çağrılmasıyla Piri Reis’te onunla birlikte Osmanlı Devleti’nde görev yapmaya başladı. Kemal Reis’in Anadolu’daki Haremeyn vakıflarının gelirlerini deniz yoluyla İskenderiye’ye götürmesinde bir kadırga reisi olarak Piri Reis’te bulunuyordu. Piri Reis; Ege’de ticaret güvenliğini sağlamak amacıyla gönderilen filoda, Memlük Devleti’ne giden olağan üstü elçi heyetinde de amcasıyla beraberdi. Amcası Kemal Reis’in vefatı üzerine Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde Kaptanıderya Cafer kumandasındaki filoda bir gemi reisi olarak hazır bulundu. Piri Reis, Nil nehri üzerinden ulaştığı Kahire’de 919 (1513) tarihli ilk dünya haritasını padişaha takdim etti. Kanuni Sultan Süleyman’ın 927’deki (1521) Belgrad seferi sırasında Tuna donanmasında bulundu ve ertesi yıl gerçekleştirilen Rodos Seferi’ne de katıldı.

932’de (1526) Kitab-ı Bahriyye’nin ikinci telifini ve 935’te (1528) ikinci dünya haritasını Kanuni Sultan Süleyman’a sundu. Bu sırada kendisinden Piri Kethüda diye bahsedilmektedir. Daha sonra Barbaros Hayreddin Paşa’nın yeniden kurduğu donanmaya katıldı. Korfu kuşatması için 15 Rebiulevvel 944’te (22 Ağustos 1537) Avlonya’da toplanan Osmanlı donanmasında bulunan diğer sancak beyleri ve gemi reisleri arasında Piri Reis’e de bir hil‘at giydirildi. 954’te (1547) Ferhad Paşa’nın yerine Hint kaptanlığına getirildi. Bu görevdeyken ilk icraatı, Hint Okyanusu’ndaki yegane Osmanlı üssü olan Aden’i mahallî idarecisi Ali bin Süleyman’dan geri almak oldu.

Ölümü ve hakkındaki iftiralar

Piri Reis’in ikinci seferi Portekizliler’in Basra körfezindeki en önemli üssü olan Hürmüz üzerine oldu. Bu sefer için kadırga, baştarda, kalyata ve kalyondan oluşan otuz gemilik donanmayla Cemaziyelevvel 959’da (Mayıs 1552) Süveyş’ten hareket etti. Piri Reis, Hürmüz’ü ele geçirdikten sonra Bahreyn adalarına kadar ilerleyip buraları Osmanlı hakimiyeti altına alacak, ardından emrindeki donanmayla Basra’da kışlayacak veya on gemiyi burada bırakarak Süveyş’e dönecekti.

Yirmi sekiz gemiden oluşan donanma ve 850 askerle Portekizliler’in elindeki Hürmüz’ü muhasara etti. Adanın neredeyse tamamı ele geçirildiyse de kale kumandanı  Alvaro de Noronha direnişini sürdürdü için iç kale alınamadı. Çarpışmanın uzun sürmesi üzerine Osmanlı kuvvetlerinin mâneviyatı sarsılmıştı. Piri Reis kuşatma devam ederken üstün bir Portekiz donanmasının baskınına uğramaktan endişe ediyordu. Böyle bir ihtimal karşısında muhasarayı kaldırarak Basra’ya doğru hareket etti. Ancak bunun kendisine verilen altın ve mücevher karşılığında olduğu haberi Basra’da yayıldı. Kubâd Paşa’da durumu İstanbul’a bildirdi. Buna karşılık çok geçmeden bir Portekiz donanmasının Hürmüz önlerine geldiği haberi bu ithamların asılsız olduğunu gösterir.

Basra körfezinin Portekiz donanması tarafından kapatılma tehlikesi karşısında asıl donanmasını Basra’da bırakarak üç kadırga ile Süveyş’e hareket eden Piri Reis, gemilerden birinin yolda karaya oturup parçalanması yüzünden sadece iki kadırgayla Süveyş’e ulaştı ve oradan karayoluyla Kahire’ye gitti. Ancak Mısır Beylerbeyi Semiz Ali Paşa tarafından iyi karşılanmadı ve ordusunu savaş meydanında bırakıp kaçan bir kumandan gibi algılandı. Basra Beylerbeyi Kubad Paşa’nın yaydığı, Hürmüz’deki müslümanların mallarını mülklerini yağma ettirdiği ve rüşvet karşılığında kuşatmayı kaldırdığı yolundaki haberler de Mısır’a ulaşmıştı. Bu sırada Kanuni Sultan Süleyman Halep’te bulunuyordu. Bu ithamlar yüzünden 1553 yılı sonlarında Divan-ı Mısır’da öldürüldü. Bütün malları ve eşyası Mısır’daki idareciler tarafından müsadere edilerek İstanbul’a gönderildi. Bir süre sonra Kubad Paşa’nın da Basra beylerbeyiliğinden uzaklaştırıldığı 18 Şubat 1554 mazul olarak İstanbul’da bulunmasından anlaşılmaktadır.

Kitab-ı Bahriyye

Piri Reis'in hazırladığı Akdeniz kıyılarına ait ayrıntılı bir harita-kılavuzdur. Kitap, denizcilere Akdeniz kıyıları, adaları, geçitleri, boğazları, körfezleri, fırtına halinde nereye sığınılacağı, limanlara nasıl yaklaşılacağı hakkında bilgiler, ayrıca limanlar arasında gitmek için kesin rotalar verir. Piri Reis asıl, çizdiği iki dünya haritası ve Akdeniz portolanı olan Kitâb-ı Bahriyye adlı eseriyle büyük ün kazanmıştır. Gelibolu’da 1513 tarihinde çizdiği dünya haritası parçası İspanya, Portekiz ve Batı Afrika kıyıları ile Amerika kıtasının doğu kıyılarını göstermektedir. Günümüzde mevcut en eski dünya haritası olması bakımından önemi tartışılmaz olan haritanın kaynakları Doğu ve Batı dünyasından kendisine ulaşan eski haritalarla Kristof Kolomb’un haritasıdır. Piri Reis Kitab-ı Bahriyye’de, Hint ve Çin denizlerinin yeni yapılan haritaları hakkında ilk bilgileri kendisinin elde etmiş olduğunu ve Yavuz Sultan Selim’e bu haritaları takdim ettiğini bildirir. Haritada o zamana kadar yapılan yeni keşiflerin dikkatle takip edildiğini gösteren ipuçları vardır. Piri Reis, Portekizliler ve İspanyollar’ın Hint ve Atlas Okyanusu seferlerini dikkatle izlediği düşünülmektedir. Nitekim 1528-29’da çizdiği ikinci dünya haritası Atlas Okyanusu’nun kuzeyini, Kuzey ve Orta Amerika kıyılarını göstermektedir. Ege ve Akdeniz kıyılarının atlası niteliğindeki Kitab-ı Bahriyye ilki 1521’de mensur olarak, ikincisi gözden geçirilmiş ve temize çekilmiş, kısmen manzum şekilde 1526’da Kanuni Sultan Süleyman’a takdim edilmiştir. Birinci telif Kitab-ı Bahriyye nüshalarında en fazla 134 olan harita sayısı ikinci telifte 223’e ulaşmaktadır. Az sayıda kaynak dışında esas itibariyle Piri Reis’in kendi gözlemlerine dayanan Kitab-ı Bahriyye denizcilerin elinden düşürmediği bir rehber kitap olmuştur. Yabancı dillerde tercümeleri bulunmaktadır.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karamanca.net/images/haberler/2022/04/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karamanca.net/ahmet-muhyiddin-piri-veya-bilinen-adiyla-piri-reis/605324/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Dec 2021 14:02:28 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>