Bulut çağı, bu gücü kiralanabilir hâle getirdi


Takvimlerin 2040 yılını gösterdiğini düşünelim.
Dünyanın onlarca ülkesine satış yapan büyük bir şirketin merkezine giriyorsunuz. Binlerce müşterisi, yüzlerce tedarikçisi ve her gün gerçekleşen sayısız işlemi var.

Fakat koridorlar beklediğiniz kadar kalabalık değil.
Toplantı odasında birkaç kişi oturuyor. Muhasebe departmanında sıra sıra masalar yok. Satın alma katında telefon sesleri birbirine karışmıyor. İnsan kaynaklarının önünde özgeçmiş yığınları bulunmuyor.
“Bu şirkette kaç kişi çalışıyor?” diye soruyorsunuz.
Cevap geliyor:
“On beş.”
Şaka zannediyorsunuz.
Değil.
Çünkü şirkette on beş insan çalışıyor ama onların arkasında görünmeyen bir organizasyon var.
Satın alma ajanları…
Finans ajanları…
Satış ajanları…
Kalite, mühendislik, hukuk, muhasebe ve insan kaynakları ajanları…
Bordroda on beş insan bulunuyor.
Fakat şirketin dijital işgücü yüzlerce kişilik bir organizasyonun kapasitesini üretiyor.

Sabah satın alma ajanları dünyanın farklı bölgelerindeki fiyatları karşılaştırıyor. Finans ajanları nakit akışını ve ödeme risklerini takip ediyor. Satış ajanları müşterilerin davranışlarını inceliyor. Kalite ajanları üretim kayıtlarında tekrar eden sorunları arıyor. Hukuk ajanları sözleşmeleri tarıyor.
İnsanlar ne yapıyor?
İşte geleceğin asıl meselesi burada başlıyor.
İnsan her işi yapan kişi olmaktan çıkıp, işlerin hangi amaç doğrultusunda yapılacağına karar veren kişi olabilir.
Ajan yüz farklı yatırım seçeneğini analiz edebilir.
Ama şirketin hangi alana yönelmek istediğini insan belirler.
Ajan bir kararın finansal olarak mantıklı olduğunu gösterebilir.
Ama o kararın şirketin değerleriyle uyumlu olup olmadığına insan karar verir.
Ajan bir çalışanın performansının düştüğünü tespit edebilir.
Ama o insanın zor bir dönemden geçtiğini, ailesinde bir sorun olduğunu veya doğru görevde çalışmadığını anlamak için yalnızca tablo yeterli olmayabilir.
Ajan hukuken mümkün olanı söyleyebilir.
Fakat her hukuken mümkün olan şey ahlaken doğru değildir.

İnsanın alanı belki tam burada başlayacaktır:
Amaç.
Vicdan.
Sorumluluk.
Sezgi.
Liderlik.
Güven.
Ve farklı çıkarlar arasında karar verebilme cesareti.
Geleceğin yöneticisini bir orkestra şefine benzetebiliriz.
Orkestra şefi kemanı kemancı kadar iyi çalmak zorunda değildir. Piyanoyu piyanist kadar iyi çalması da beklenmez. Fakat bütün orkestranın ne çalacağını, nerede hızlanacağını ve nerede susacağını bilmek zorundadır.
Geleceğin patronu veya yöneticisi de altında çalışan her ajantan daha az bilgiye sahip olabilir.
Satın alma ajanı piyasayı ondan daha iyi tarayabilir.
Finans ajanı hesapları ondan daha hızlı yapabilir.
Hukuk ajanı daha fazla sözleşme maddesi hatırlayabilir.
Fakat bütün bu dijital uzmanların hangi hedef için çalışacağını belirleyen kişi yine insan olacaktır.
Tabii belirleyebilirse…

Çünkü bu yeni dünya, yalnızca çalışanların görevlerini değil, şirketlerin ne olduğunu da değiştirecektir.
Bugün bir şirket kurduğunuzda personel toplarsınız. Departmanlar oluşturur, yöneticiler atar, çalışma masaları kurarsınız.
Yarın bir şirket kurduğunuzda dijital işgücü kiralayabilirsiniz.
Bir satın alma ajanı…
Bir finans ajanı…
Bir satış ajanı…
Bir kalite ajanı…
Birkaç saat içinde, eskiden aylarca işe alım yaparak kurabileceğiniz beyaz yaka kapasitesinin önemli bir bölümüne ulaşabilirsiniz.
Bu noktada karşımıza serinin başından beri adım adım yaklaştığımız yeni iş modeli çıkıyor:
Mesleki yapay zekâ ajanları yetiştiren ve bunları şirketlere kiralayan dijital personel şirketleri.
Bu şirketler genel amaçlı bir yapay zekâ sistemi satmayacaktır.
“Ne sorarsanız cevaplar” diyen bir sohbet aracı da sunmayacaktır.
Bunun yerine işe hazır roller geliştirecektir.
Savunma sanayisini bilen satın alma ajanı…
Otomotiv kalite standartlarını bilen kalite ajanı…
Uluslararası ticaret işlemlerinde uzman dış ticaret ajanı…
Belirli ülkelerin sözleşme uygulamalarını bilen hukuk ajanı…
Belirli üretim yöntemlerinde tecrübeli mühendislik ajanı…
Her ajan, kendi alanına ait büyük veriyle eğitilecektir.
Ancak burada büyük veri deyince yalnızca internette bulunan belgeleri anlamamak gerekir.

Gerçek kıymet; sonuçları bilinen, doğrulanmış ve sektörün içinden gelen veride olacaktır.
Hangi karar başarılı oldu?
Hangi tedarikçi gecikti?
Hangi tasarım üretimde sorun çıkardı?
Hangi sözleşme maddesi anlaşmazlığa neden oldu?
Hangi fiyat ilk bakışta pahalı görünmesine rağmen toplam maliyeti düşürdü?
Hangi müşteri davranışı satış kaybının erken işaretiydi?
Ajan, yalnızca bilgiye değil, kararların sonuçlarına ulaşabildiği ölçüde tecrübeli olacaktır.
Bu nedenle geleceğin büyük ajan şirketinin en değerli varlığı yalnızca kullandığı yapay zekâ modeli olmayacaktır.
Büyük veri havuzu ve o veriyi anlamlandıran öğrenme sistemi olacaktır.
Yapay zekâ, büyük veri olmadan parlak fakat tecrübesiz bir mezundur.
Büyük veri, yapay zekâ olmadan kilitli bir arşivdir.
Ajan ise bu ikisinin işe alınmış hâlidir.
Bunu kurmak birkaç komut yazmaktan ibaret değildir.

Milyonlarca işlemin temizlenmesi, sınıflandırılması ve sonuçlarıyla eşleştirilmesi gerekir. Alanında tecrübeli insanların ajanı sürekli sınaması gerekir. Yanlış kararların nereden kaynaklandığı bulunmalıdır. Ajanın hangi durumda işlem yapacağı, hangi durumda duracağı ve hangi durumda mutlaka insan onayı isteyeceği tanımlanmalıdır.
Güvenlik gerekir.
Yetkilendirme gerekir.
Denetim gerekir.
Hukuki sorumluluk gerekir.
Belki meslek bazında sertifikasyon bile gerekir.

Çünkü geleceğin şirketleri bir sohbet programına değil, iş yapan bir dijital çalışana yetki verecektir.
Bu modeli ilk kez güvenli, ölçeklenebilir ve farklı sektörlere uyarlanabilir biçimde kuran şirket, bana göre dünyanın en büyük şirketlerinden biri olmaya adaydır.
Neden?
Çünkü o şirket yalnızca yazılım satmayacaktır.
Dünyanın en eski ve en büyük ihtiyacını satacaktır:
Nitelikli işgücü.
Bugün bir yazılım şirketi size belirli bir program sağlar. Onu kullanacak personeli yine sizin bulmanız gerekir.
Dijital personel şirketi ise size programı değil, işi yapacak kapasiteyi verir.
Bulut bilişim şirketleri işletmelerin kendi sunucularını kurma zorunluluğunu azalttı.
Geleceğin ajan şirketleri de işletmelerin her uzmanlığı kendi bünyesinde sıfırdan yetiştirme zorunluluğunu azaltabilir.

Bir şirketin satın alma departmanı yoksa satın alma kapasitesi kiralar.
Finans ekibi küçükse finansal analiz kapasitesi kiralar.
Yeni bir ülkeye açılıyorsa o ülkeyi bilen dış ticaret ve hukuk ajanlarını geçici olarak sistemine ekler.
İhtiyaç bittiğinde kullanımını azaltır.
Bu, personelin tümüyle ortadan kalkacağı anlamına gelmez.
Bazı görevlerde bir personelin yerine bir ajan geçecektir.
Bazı görevlerde bir insanın yanına beş ajan verilecektir.
Bazı işlerde ise ajan ne kadar gelişirse gelişsin son karar insanda kalacaktır.
Fakat şirketlerin personel yapısı değişecektir.
Daha az insan, daha çok dijital çalışanla çok daha büyük operasyonları yönetecektir.
Şirketin büyüklüğü artık yalnızca bordrosundaki insan sayısıyla ölçülmeyecektir.
Bir gün yatırımcılar şirketlere şu soruları sorabilir:
“Kaç insan çalıştırıyorsunuz?”
“Kaç ajan yönetiyorsunuz?”
“Dijital işgücünüz hangi görevleri bağımsız yapabiliyor?”
“Ajanlarınızın toplam işlem kapasitesi nedir?”
“Şirketinizin kurumsal tecrübesinin ne kadarı insanlarda, ne kadarı dijital sistemlerde tutuluyor?”

Bu dönüşüm girişimciliğin şeklini de değiştirebilir.
Eskiden yüz kişilik kadro gerektiren bir işi, beş insan ve elli uzman ajanla kurmak mümkün olabilir. Küçük bir şehirde yaşayan girişimci, büyük metropollerdeki şirketlerin analiz kapasitesine ulaşabilir. Sermayesi sınırlı işletmeler, yıllarca kadro kurmadan profesyonel yönetim sistemlerine erişebilir.
Bu açıdan yapay zekâ yalnızca işsizliğin habercisi değildir.
Hazırlıklı olanlar için tarihin en büyük girişimcilik fırsatlarından biri olabilir.
Fakat aynı zamanda yeni bir güç yoğunlaşması da yaratabilir.
Dünyadaki binlerce şirketin satın alma, finans, hukuk ve mühendislik ajanlarını aynı kuruluş sağlıyorsa, o kuruluş ne kadar güçlü hâle gelir?
Şirketlerin karar alma biçimlerini kim şekillendirir?
Ajanların öğrendiği mesleki tecrübe kime aittir?
Bir insanın yıllarca çalışarak oluşturduğu bilgi, ajanın eğitiminde kullanıldığında o insanın hakkı nedir?

Bunlar bugünden kesin cevabını veremeyeceğimiz sorular.
Fakat bir şey şimdiden söylenebilir:
Geleceğin en büyük mücadelelerinden biri insanla yapay zekâ arasında olmayacaktır.
Yapay zekâyı yönetenlerle, yapay zekânın yönlendirdiği insanlar arasında olacaktır.
Bir tarafta ajanları kullanarak şirket kuran, üretim yapan, araştırma yürüten ve yeni işler geliştiren insanlar bulunacak.
Diğer tarafta sistemlerin kendilerine sunduğu seçeneklerle yetinenler…
Bu nedenle geleceğin yöneticisi her şeyi bilen kişi olmayacaktır.
Kendisinden daha fazla bilen sistemleri doğru hedefe yönlendirebilen kişi olacaktır.

Serinin ilk yazısında, bir gün yapay zekâların da CV’si olacağını söylemiştik.
Belki yanıldığımız tek nokta şuydu:
O CV’ler yalnızca iş başvurusu için hazırlanmayacak.
Dijital personel kiralama kataloglarına konacak.
Bir gün bir şirket yöneticisi:
“Yeni bir satın alma uzmanına ihtiyacımız var” diyecek.
Karşısına insan adayların yanı sıra farklı sektörlerde yetiştirilmiş ajanlar çıkacak.
Belki insanı seçecek.
Belki ajanı.
Belki de bir insanla beş ajantan oluşan küçük bir ekip kuracak.
Fakat bu yeni dünyanın asıl kazananı, tek tek seçim yapan şirketlerden biri olmayabilir.
O ajanları büyük veriyle eğiten, performanslarını ölçen, güvenli hâle getiren ve dünyanın dört bir yanındaki şirketlere kiralayan kuruluş olabilir.
Sanayi Devrimi insanın kas gücünü makineleştirdi.
Bilgisayar çağı hesaplama gücünü büyüttü.
Bulut çağı bu gücü kiralanabilir hâle getirdi.

Yapay zekâ çağı ise insanın mesleki tecrübesini kiralanabilir hâle getirebilir.
Ve geleceğin en büyük şirketlerinden biri belki otomobil, telefon veya uçak üretmeyecek.
Dünyaya çalışan kiralayacak.
Sadece çalışanlarının çoğu insan olmayacak.