Müslümanlar ve Sosyal Medya
Mahi Afif

Müslümanlar ve Sosyal Medya

Sosyal medya 1990 yılında internetin dünyada insanlık hayatına girmesiyle başladı. İnternet İslam’ın 15. Yüzyılında (M 21. Yüzyıl) yapılan en büyük keşif ve icattır. İnternet bundan 100 yıl önce yaşayanlar için mükemmel bir mucizedir. Zamanımızda yaşayanlar için büyük bir buluş olan internet 1500 yıl ve daha önceleri yaşayan on binlerce peygamber için ise basit ve sıradan bir olaydır.


 Mesela 1500 yıl önce yaşayan son peygamber hazreti Muhammed Mustafa efendimiz aleyhisselam henüz insanlığın adını bile telaffuz etmediği bedenen ışınlanmanın bir örneği olan miraç dönüşü kendisine inanmayan kâfirlere Kudüs’ten görüntüler izleterek bunu göstermişti. 2500 yıl önce ise hazret-i Süleyman aleyhisselam Yemenden ilk mekân naklini gerçekleştirerek daha dünyanın tanışmadığı keşfini yapmıştı. 


İnternette kendi içinde müthiş bir hızla gelişiyor; bunun nasıl olduğunu herkes görerek izliyor burada sosyal bakımdan nasıl geliştiğinin en canlı örneğini hatırlatarak sadede dönelim: 1994 yılından sonra yaygınlaşan internette ilk yıllar hatta daha beş yıl öncesine kadar forumlar modaydı, şimdi milyonlarca, yüzbinlerce müdavimi bulunan bu paylaşım siteleri bu günlerde birer dev üye mezarlığına dönüşmüş durumdadır.  Şimdi gelelim bu gün bütün internet kullanıcılarının hesap açtığı facebook, tewetter ve benzeri sosyal medya ağlarının nasıl kullanılması gerektiğine.


Bizim burada üzerinde duracağımız konu sosyal medyayı günlük kişisel ve ailevi çevresi arasında ve ya arkadaşları arasında resim, video vb. makul ve mantıklı abartısız ve çevreye zararsız paylaşımlar yapmakla alakalı değildir. Bunlar gayet normal bir haberleşme türü olup en geniş anlamda da bir kültürel bilgi ve belge alışverişidir. Bu bakımdan internet kendini ifade yönünden hem ucuz hem masrafsız hem de yaygın bir organdır. Bu organda herkes kendi çapında yayınlar yapabilme imkanına sahiptir. 


Sosyal medyayı kullanan insanların büyük bir çoğunluğu gençlerdir, bu konuda dünya standartlarını yakaladığımız hatta geçtiğimiz söylenebilir.  


Serbestliğin her dalda en sonuna kadar rahatça kullanılmaya devam edildiği internet artık yavaş yavaş yasalarla tanışmaya, Sanal Dünya denilen bu ortamın verdiği ateşin artık gerçek âleme de sıçramaya başlamasıyla bu meydanın da sınırları çizilmeye başlanmıştır.


İnternette en fazla tartışmalar kesinlikle din ve siyaset konusunda yaşanmaktadır. 


Siyaset ile dinin ayrı şeyler olduğunu kabul edemeyiz ama şunu kesinlikle ifade ederiz k; din bir bütün, siyaset onun bir dalıdır, nitekim halkı, devleti, dünyayı idare etmek demek olan siyaset Allah’ın biz kullarına yöntemlerini bildirdiği bir konudur. Burada sözü edilen siyaset bizim anladığımız parti siyaseti değil, İslam’ı insanlığa tebliğ ederken uygulanacak siyaset ve İslam’ı kabul edenlere tatbik edilecek evrensel politikadır.


İşte şimdi İslam’ın bilmeyenlere duyurulması ve Müslümanların aydınlatılmasından başka bir kaygısı olmayan internet kullanıcısı ve sosyal medya üyesi gençlerle sohbete geçebiliriz.
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat 13)


Tüm evrenin yaratıcısı olan rabbimiz bu ayetinde bütün insanlara hitap ediyor. Irkların, etnik köklerin ve sülalelerin ancak daha rahat tanışmamız için bir aracı olduğunu beyan ediyor. İşte internet ortamı tüm insanlığın bu tanışmadan pay alabileceği bir ortamdır üstelik dil bilme sorunu bile aşılmış, anında bütün dillerin çevrilerek her dil ve renkten insanla ikili ve çoklu konuşmaya geçilebilecek bir meydan olarak emrimizdedir.


Bugün üye sayısı milyarları geçen Sosyal Medyanın sahiplerinin sahipleri tarafından bir istihbarat ağı ve büyük bir anket motoru olduğunu unutmadan buna rağmen İslami tebliğ için en iyi kullanım şeklini bilmemiz gerekir.


Dünya üzerinde yaşayan insanlar hiçbir zaman tek kutuplu olmamıştır onlar daima iki kutupludurlar, oluşturdukları toplumlar, devletler ve kavimlerde hep çift kutupludur. Zira yeryüzündeki insanlar Allaha ve onun elçilerine ya inanacaklar ya da inanmayacaklardır. İnananların görevi sadece duyurmaktır, inanıp inanmamak muhatabın bileceği iştir, Allah nasip ettiyse inanacak aksi halde inanmayacaktır. Burada kesinlikle sorumlu olan kendi iradesidir. Sorumlu olan diğer taraf ise inananlardır eğer gücünün yettiğince tebligat yapmamışsa hak ettikleri cezayı onlar da alacaktır.


Peygamberimiz aleyhisselamın ifadesiyle “hızlanan ve yakınlaşan” şu internet asrında insanlar dünyanın dört köşesine saatlerle ifade edilen bir kısa zamanda erişebilmekte, hem sesli hem görüntülü iletişim araçlarıyla da canlı olarak istediği yere ve kişiye ulaşıp hitap edebilmektedir. Müslümanlara düşen iç çekişmeleri, basit ihtilafları bırakarak başta İslami ilimler olmak üzere bütün ilimlerle donanıp bir seferberliğe çıkmaktır. 


İşte bu seferberliğe bedenen çıkamayanların kullanabileceği en mükemmel alan sosyal medyadır. Şu anda bu alanda ise üç kutup hâkimdir; 


1- İnanan kutup, 
2- Biraz inanıp biraz inanmayan kutup ve
3- İnanmayan kutup. 


İnanmayan kutbun da kendilerine göre evrensel değerleri, etik kuralları ve inananlarınkiyle özdeşleşen ya da özdeşleşmeyen tarafları mutlaka vardır. Bu sınıf insanlar bir kişinin inançlı ve etkili olduğunu anlarsa etkilenmemek için yanlarına bile yaklaştırmayacakları kesindir ancak bunlara da mutlaka yaklaşmamız ve hiçbir dayatma yapmadan sohbet yollarını aramamız gerekir.


Biraz inanıp biraz inanmayan guruba gelince işte bunlar bizim yakınlarımızda duran ve bilgiye susamış insanlarımızdır. Bir şekilde aldığı eğitim ve çevre unsurları kendilerini bazı İslami değerleri kabul etmemeye, bazı haramları inkâr etmeğe ve bazı manevi varlıkları yok saymaya meyilli hale getirmiştir. Bu insanların kimisi dibimizde bir esnaf kardeşimiz, kimisi arkadaş ve ya dostumuz, kimisi okuldaş, yurttaş, ya da meslektaşımızdır. Aralarında öz kardeşimiz, kuzenimiz, komşumuz da olabilir ama hepsi bizim her zaman bu âlemde yüz yüze geldiğimiz insanlardır.


Bütün bu üç sınıf internet kullanıcısına ve ya dışarıda gerçek dünyada nasıl davranmalı, nasıl tebliğ etmeli ve nasıl sohbete başlamalı ve sürdürerek üzerlerinde olumlu sonuçlar alabilmeliyiz?


İnsanların birbirini etkilemede en büyük silahı konuşmadır. Bu bakımdan kalem kılıçtan keskindir denir. Konumuzu oluşturan “İslam’ı muhataba İnternette ve ya başka alanlarda anlatmak” anlatanda ve tebliğcide bazı özelliklerin bulunmasını ve kullanılmasını gerektirir.


1- Davranış biçimleri
 2- Kendi yaşayış biçimimiz


2- Kendi yaşayış biçimimiz İslam’a aykırı ve onun istediği tarzda değilse başkasına bir şey anlatmanın ve tavsiyede bulunmanın asla faydası yoktur. Özellikle bizim bu uygunsuz hal ve hayatımızı muhatap bilir ve görürse boşuna çabalamaya kesinlikle gerek yoktur. Mesela sakal bırakmayan birisinin sakal hakkında nutuk çekmesi ne ifade eder? Bu nedenle İslam ülküsünü hazım etmiş bir Müslümanın İslam’ı kendi hayatında yaşaması gerekir, bu takdirde o bu haliyle zaten en büyük anlatımı gerçekleştirmiş olur.


1- Davranış biçimlerimiz muhatabı yıkan ve ya yapan tek unsurdur. Karşımızdakini insan yerine koymak, gururunu incitmemek, iltifat etmek, konumuna ve karizmasına göre konuşmak ve hitap etmek, toplum ortamında aile ve sevdikleri arasında iken son derece dikkatli kelimeler seçerek iknaa çalışmak lazımdır.


İslamiyet’i başkalarına anlatmakla görevli olan kişinin İslami ilimlerle donanmış olması, ana kaynaklarımız olan Kur’an ve sünnete vakıf olması çok önemlidir. Kur’an ve sünnet bize insanları nasıl hidayete çağıracağımızı en ince ayrıntılarına kadar anlatan iki başvuru membaıdır. Yüce peygamberimizin hayatı, 63 yıllık ömrü gün be gün önümüzde bize yol açmakta, inananlara, inanmayanlara ve münafıklara nasıl davranmamız gerektiğini bize izah etmektedir.


Şimdi aşağıya bize yol gösteren ve davranış biçimimizi emir ve tavsiye eden birkaç ayet-i kerime meali veriyoruz:


“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet 34)
“Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah, hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Mümtehine 7)
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i ımran 159)
“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.” (Taha 44)


Sosyal Medya kullanımında İslami ilimlerle donanımlı kullanıcıların nelere dikkat etmesi gerektiğini beyan ederken pek çok ayet ve hadisten yararlanıyoruz.


Hadis-i şeriflere ve sahabe hayatından örneklere geçmeden önce yolumuzu aydınlatan iki ayet-i kerimeden daha söz etmeliyiz.


Bu bağlamda alttaki ayeti iki kere okumanızı tavsiye ediyorum ve sonra düşünmeyi:
 “Onların, Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah'a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.” (6.108)


İki kere okuduktan sonra şimdi düşünelim; bu ayet-i kerimeye göre muhatabın hayranı olduğu kahramanlara, devlet adamlarına, ateist olan sevdiklerine ve ya tapındığı putlara ya da putlaştırdığı herhangi birisine bizim sövmemiz ve ya hakaret etmemiz ne ifade eder? Bunun manası açıkçası kendi kutsallarımıza sövmelerine ve hakaretlerine yol açmaktır ve kesinlikle böyle bir şey yasaktır.


Oysa bizim yapmamız gereken; bizim mukaddesatımıza hakaret edenlere karşı bile hakaret ve kırıp dökmek yerine onlara gerçekleri evrensel iletişim araçlarıyla, filmlerle, tiyatrolarla, kitaplarla, dergilerle ve her türlü yayın araçlarıyla doğrusunu en etkili bir biçimde anlatmaktır. 
Devamlı anlatmaktır; yüce peygamberimiz Mekke müşriklerine defalarca gitti, onları hiç yanaşmadıkları halde onlarca kere bir araya topladı ve tevhidi anlattı hatta bu konuda müşriklerle yaptığı bir toplantı sırasında araya giren Ümmü Mektum hazretlerine alaka göstermediğinden dolayı cenab-ı hak tarafından uyarıldı.(Abese suresinin baş tarafı)
İkinci ayet-i kerime de alttaki ayettir, bunu da en az iki kere okuyalım ve sonra ne diyor anlamaya çalışalım, dinsizlere karşı, ateistlere karşı, bizim inandıklarımıza inanmayanlara karşı nasıl muamelede bulunacağız öğrenelim. 


Atalarımız yüzyıllarca sene ortalama bin yıldır bu tip insanlarla iç içe, komşu komşuya yaşadılar, hiçbirisine zorla dini kabul ettirmediler, yönetimde onların haklarını sonuna kadar savundu. Ama nasibi olanlar iman etti olmayanlar bir saygı çerçevesinde yaşamaya devam etti. Mesela Konya’nın Araboğlu makasında Rum Mahallesi, Şems civarında da Ermeni mahallesi vardı, Sillede ise büyük oranda Rumlar otururdu; tamamen insani bir yapı kurmuşlar ve bunu yüzyıllarca sürdürmüşlerdir.


  “Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah'ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.” (Tevbe 9)


Evet, bu ayet-i kerime bizlere her şeyi anlatıyor belki biz de anlıyoruz ama yapmıyoruz, yapamıyoruz, gururumuzu ve ya İslami hassasiyetimizi rencide eden en ufak bir durumda parlıyoruz ve İslam’ın tasvip etmediği davranışlarda bulunuyoruz.


Oysa insanlara davranış konusunda izinde olduğumuz Hz Muhammed Mustafa (sav) gibi bir rehberimiz var: 


“Ant olsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”(Ahzab 21)ve ”Sen kesinlikle büyük bir ahlak üzeresin” (Kalem 4)


Şimdi de iki cihan güneşi, evrenin efendisi Hz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) bize emanet ettikleri sözlerinde ve fiillerinden insanlara davranışla alakalı örnekler vermeye çalışacağım.
Allah’ın son peygamberi efendimizin hayatı, 23 yıllık peygamberlik ve geri kalan doğumundan 40 yaşına kadar ki ömrü günbegün önümüzdedir. Diğer peygamberlerin hiç birisinin günümüze ulaşan hayat hikâyesi yarım sayfayı aşmaz. Bunun birinci nedeni tarih bakımından medeni gelişmelerin Rasülüllah (s.a.v) devrinde buna müsait olmasıdır; başta Kur’an olmak üzere her şey kayıt altına alınmış, ezberlenmiş ve sonraki nesillere aktarılmıştır.


Bütün bu nedenlerden dolayı efendimizin hayatı bizler için en büyük ve mükemmel bir örnektir. O, yanında terleyen birisine “ben kuru et yiyen bir kadının oğluyum” diyecek kadar mütevazı, ağzından ömür boyu bir argo çıkmayacak kadar terbiyeli, “kedisini aç koyan kadın azap görecektir” diyecek kadar merhametli, “ölmek üzere olsanız bile elinizdeki ağacı dikin” diyecek kadar çevreci, “insanlar senin hakkında güvende değilse Müslüman olamazsın” diyecek kadar insancıl, “hırsızlığı yapan kızım da olsa ellerini keserim” diyecek kadar da adaletlidir.
Bizim gibi düşünenlere ve düşünmeyenlere nasıl davranmamız gerektiğini en iyi o anlatmaktadır. Bakın şu hadis-i şerif durumu nasıl özetliyor:


“İmanı en kuvvetli mümin, güzel ahlaklı olandır. Yanına herkes kolayca yaklaşır, geleni gideni çok olur. Herkesle iyi geçinir. Çevresi ile iyi geçinemeyende hayır yoktur.” (Taberani 19. Hadis)
Peygamberimizin hayatı tamamen bu güne aktarıldığı için kendi değer yargılarına göre güya yanlış buldukları (hâşâ) bazı şeyleri batılılar zaman zaman dillerine dolayarak müminleri tahrik etmeye dönük yayınlarda bulunmaktadırlar. Bizler bunlara vurmak yerine anlatmayı ve doğrusunu her türlü yayınla izah etmeyi denemeliyiz.


 Uzun sözün kısası davranışımızı ve huylarımızı aşağıdaki hadisi-i şerif özetliyor; kendin için ne istiyorsan başkası içinde isteyeceksin! Sana nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına öyle davranacaksın!


“Hz. Peygamber (sav)`in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mümin de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir."

 

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AVM Perakende Ciro Endeksi Ekim’de yüzde 15,9 arttı
AVM Perakende Ciro Endeksi Ekim’de yüzde 15,9 arttı
Denizli’de mültecilere yönelik operasyon: 65 gözaltı
Denizli’de mültecilere yönelik operasyon: 65 gözaltı