Vefa
M. Malik Ester

Vefa

Mevlana’nın, Yunus Emre’nin gönül diliyle konuşmak yerine

Mevlana’nın, Yunus Emre’nin gönül diliyle konuşmak yerine, vesayetçilerin tehditkar ve küstah üslubunu kullanmak..Tercih meselesi..

Ehl-i iman sahibi insanların fitne deryasında nasıl yüzdüğünü izledik günlerce, ya da boğulduğunu..

Kasetler, tehditler, hakaretler ve şantajların birbiriyle yarıştığı, nefret dolu söylemlerin havalarda uçuştuğu şu günleri tarih herhalde yazmıştır.

Ancak tarihin yazamayacağı iki şey var şu aralar, kardeşlik hukuku ve vefa..

Derinden alalım..

Tarihlerin 28 Şubat 1997’yi gösterdiği günleri bu millet hiç unutmayacaktır. 

"Post modern darbe" dendi, POSTAL MODERN darbeymiş

Anladınız mı bari, memleket ne haldeymiş?

Yakından gören bilir o günlerin resmini

Adalet komadaymış, hürriyet zevaldeymiş... 

Abdürrahim Karakoç’un bin yıldan fazla sürecek dizeleri, ne kadar da güzel anlatmış o günleri.

O günler ki,  Genelkurmay Karargâhı’nda, dönemin Başbakanı Rahmetli Erbakan Hoca’ya omuz atan askerlerin olduğu, devletin başbakanına ağır hakaretlerde bulunan, devlet geleneğine ve terbiyesine uymayan sözler söyleyen paşaların cirit attığı günlerdi.

En çok sıkıntıyı da cemaatler çekmişti o dönemde. Elleri kolları bağlanmış, hiçbir faaliyeti yürütemez olmuşlardı.

Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun bin yıl sürecek dediği 28 şubat’ın henüz körpecik yıllarında, daha demokratik ve özgür bir Türkiye’ye açıldı kapılar. İzler silinmeye çalışılıyordu. Cemaatler ve dinini özgürce yaşamak isteyenler derin bir oh çekmişti.

Kamuda başörtüsü serbest olmuştu hatta CHP başörtülü belediye başkan adayı bile çıkartmıştı.

Ancak, son yılların gözdesi ‘fitne-fesat balları’nın yedi kavanozu yüz liradan satılmaya başlanması ile birlikte rahat batmaya başladı birilerine.

Bu baldan tadanlar ehl-i iman’ı unutur oldular. Kardeşlik hukukunu hiçe sayar oldular.

Güzel göremez, güzel düşünemez oldular.

Oysa Bediüzzaman'ın ifade buyurdukları gibi, 'Güzel gören güzel düşünür...'dü.


Güzel görselerdi, Fethullah Gülen'in şu sözleri gözlerinden kaçar mıydı: 'Sizin karşınızdaki insanlar Nemrut değil, Firavun değil, Sezar değil, İskender değil, Napolyon değil, deli teke Hitler değil... Hele başları yerde secde eden insanlarsa, onlara karşı bize düşen şey hep saygılı olmak, hep takdir etmek, hep tebcille yâd etmek ve Cennetü'l-Firdevs'e beraber girme dilek ve temennisinde bulunmaktır...'


Görünen o ki, baran ‘baran su’ içen ‘uslu’ çoçukların dinlendiği bir yerde Hoca’ları dinlenmez olmuş. Bu kadar aşikâr olanı görme, tut sen bağlamı müphem 'firavun' sözünün peşine düş; olacak şey mi?


Cemaat- iktidar savaşı ya da cemaatin iktidar savaşı


Aslında dershane tartışmasının soğuduğu günlerdeyiz.


Birilerin ‘biz ne yaptık gardaş’ dediği, birilerinin ‘kılıç kınından çıktı, bana Çevik Bir’in kılıcından getirin ulan’ dediği, birilerinin ise ‘ha gayret cemaat, 48 saat daha direnin hükümet düşecek’ dediği günlerdeyiz.


Yani Türkiye’nin trajikomik günlerinden sadece birkaçını yaşıyoruz.


Düşünmek taraf olmaktır diyenlerin, aslında ‘kaşınmak telef olmaktır’ dediklerini, ve gayri ehl-i iman sahibi cemaat mensuplarının sırtlarını sıvazladığı, kaşıya kaşıya bitiremediği günlerdeyiz.


Mehmet Akif’in arzuladığı ‘Asımın nesli’nin neslinin tükenmeye yüz tuttuğu günlerdeyiz. 

Kıssadan hisselerle duygu sömürüsü yapan ‘Asım’ların ‘Yıldırım’ gibi twitler çaktığı günlerdeyiz.

Velhasıl yine Mü’minlerin ağladığı, kardeşin kardeşi kırdığı günlerdeyiz.


Şimdi soruyorum size ey “fitne fesat, cüzdan kesat”çılar !

Müminleri ağlatacaksınız da eline ne geçecek? 'Ümmetim... Ümmetim...' diye yakaran Rahmet Peygamberi hoşnut mu olacak?

Bir müminin seher vaktinde döktüğü gözyaşından daha değerli dünya makamı mı var?

Gerçi bir eşeğe büyük ünlü uyumunu anlatmaktan daha zordur bunlara bir şey anlatmak. O zaman asıl konumuza geçelim, vefaya..

Dershanelerde öğretilmeyen şey: Vefa

Vefa sadece İstanbul’da bir semt adı değildir. 

Vefa; kişinin vadine, ahdine ve yeminine sadık kalması, dostlarını unutmaması, onların dostluklarına ve iyiliklerine daha güzeliyle karşılık vermesidir. Vefa, bir müslümanda bulunması gereken en güzel ve en faziletli meziyetlerden ve hasletlerden biridir.Vefanın zıddı nankörlük ve yapılan iyilikleri unutmaktır. Asilzade bir kişi yapılan iyilikleri unutmaz, ahdinde ve vadinde sadakat gösterir ve böylece vefalı olduğunu ortaya koyar. Sözünde ve vadinde sadık olmayanlara itimat edilmez, hürmet ve muhabbet gösterilmez. Onların kadir ve haysiyetleri zir-ü zeber olur.

Vefayı bu satırlarla anlatacaktı Mehmet Kırkıncı Hocaefendi..

Ancak birileri vefayı sadece, ‘Vefa semti’nde açacakları dershane olarak görürlermiş meğersem…

O zaman şuna da bakalım ;

Vefasızlık nedir, yıllığı kaç taksitle satılır ?

Şu günlerde inanılmaz vefasızlık örneklerine şahit oluyoruz. Hem de ne vefasızlık. 


Hadi lan oradan, sen ne bilin diyenler için. Şu hikayeciğe bak dinle..


Dışişleri Bakanı olduğu zaman yurtdışındaki okullara yardımcı olunması amacıyla genelge yayınladığı için askerin husumetini üzerine çeken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün son derece üzüldüğünü ve bu ithamları hak etmediğini düşünüyorum.


Yurtdışındaki okulların sıkıntıları için Putin'den Aliyev'e, Barzani'den Nur Sultan Nazarbayev'e kadar birçok devlet ve hükümet başkanıyla saatlrce ve bizzat görüşen Başbakan Erdoğan’ın son derece incindiğini düşünüyorum.


Yurtdışına her çıktıklarında Gülen okullarını ziyaret etmeyi ihmal etmeyen Bakanlar Kurulu üyelerinin de çok üzüldüğünü düşünüyorum.


Yurtdışında birçok okulun sorununun çözümü için bizzat devreye giren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun neler yaptığını bilen bilir. Hem de çok iyi bilir. Davutoğlu'nun bu tür ithamlardan dolayı memnun olduğunu zannetmiyorum.


Verdiğimiz bunca emekten sonra bize karşı bu vefasızlık yapılır mıydı diyenleri işitir gibiyim.


Hele ki, cemaat adına gazete köşelerinden yazdıklarınız “Oslo'da PKK ile dershanelerin kapatılması konusunda anlaşmaya vardılar” şeklindeki kara propaganda yok mu? Derinden yaralamış onları.


Hikayeye benzemeyen hikayeciğin özeti: Bunun adı vefasızlıkdır, başka bir şey değildir.

Birileri şunu diyecek. Hatta dedi bile..

-Ama bizim dershanelerimizi kapatıyorlar, hizmetimizi engelliyorlar ! Ne yapalım tepki koymayalım mı ?

“Bahaneleri de eğitim sistemimiz kötü.”

Bunu diyenin suratına gülerim ben.

Sanki yıllardır memnunmuş gibiydiniz eğitim sisteminden ne oldu da, köyler aklınıza gelir oldu. 

Tepki göstermek için önce inandırıcı olmak gerekir.

Ayrıca tepkinizin boyutunu ayarlamak için yeterli zekada ve yetenekte olduğunuzu düşünüyorum. 

Bir insan kardeşine ve düşmanına aynı tepkiyi vermez. Tepki sadece bir söylemdir. Tepki’nin arkasından binbir türlü engayra gelirse bu artık boyut değiştirmiştir.

Yurtlarınızda “körpe belletmenlere” Karaman’da dershane fiyatlarının ortalama 600 küsür lira olduğunu (varsa ben de yazılayım) ve özel okulların ortalama 15bin lira olduğuna ikna etmek nasıl bir tepkidir ben anlamıyorum.

Siyasetin dibinin fevkaladesinin de fevkine batmış olan bu kişilere ne içiriyorlar bilemiyorum. Sen kalk onlarca kitap oku, yüzlerce vaaz dinle, ama hala iftira, hala yalan. 

Bu arada “Zaten bunlar hep böyleydi, seçim önüne kadar anca devleti sömürürlerdi” diyen yurt müdürünüzün aydınlanışından ben de istiyorum.

Bugün Gazetesi’nin yaptıklarına bakın hele..

Geçenlerde AK Parti’nin Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığına Bakan Fatma Şahin’i açıklamasının ardından, geleneksel hale gelmiş bir şekilde Başbakanın, adayın, vekillerin elele tutuşup elleri kaldırma gösterisinin ardından çıktı bir fitne de. Büyük bir ustalıkla, ancak sığırcıklarda bile olmayan beyin-photoshop işbirliğinde hazırlanmış, artık ‘bu kadarına da pes’ dedirten kareyi muhtemelen hatırlarsınız. Savunulacak hiçbir yanı olmayan bir kare. Üç kelimeyle ifade edecek olursak ayıp, ayıp ve ayıp.

İnsanoğlu ar, namus, iffet üçgeninin iç açılarının toplamını 180 dereceye denkleştiremeye dursun, fıttırıyor. Genel yayın yönetmeni olacak Erhan Başyurt adlı kişi, sürekli diğer ajansların kullandığı ve fotoğrafın tamamının gösterildiği kareleri paylaşıp haksızlığını ileri sürmeye kalkadursun. O tren geçti bir kere, gelmez geri.

Sona doğru

Eksik kalan çok şey var, gündem değişmezse onları da yazarız.

Not: Bir önceki yazımda ”Dershanelerin özel okula dönüşümünü” yazacağımı söylemiştim. Ama gördüm ki henüz dönüşüm olayına geçemedik. Bari neden geçemedik onu yazayım istedim.

Bazen kelimelerin ifade edemeyeceği şeyler vardır.

Ama aynı zamanda çok şey ifade ederler.

Ben birçok şeyi anlatmak istedim.

Bilmem, anlatabildim mi?

Baki muhabbet ile..


Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Denizde kaybolan genci arama çalışmaları sürüyor
Denizde kaybolan genci arama çalışmaları sürüyor
4’üncü katta mahsur kalan kadını itfaiye kurtardı
4’üncü katta mahsur kalan kadını itfaiye kurtardı