Advert Advert
Elif ve Göçebe
Sefa Yaşar

Elif ve Göçebe

Siz bilmezsiniz.Nereden bileceksiniz ?

Siz bilmezsiniz.Nereden bileceksiniz ? Hiç can kulağıyla dinlemediniz ki ! Olsun ben anlatacağım yine bu kısacık öyküyü.Ben hep dinliyorum çünkü.Az değildir bu hikayenin uykularımı bölmüşlüğü.

Olsun ben anlatacağım yine.

Bir kitaptan da öte kitabı yazan o 'her kimse',evet o 'her kimse'yi sevmenin kısacık bir öyküsü var.Daha hayatta çok genç bi' çocuk.Evet hem genç hem çocuk.Hem de göçebe.Artık Kader 'vardır benim de bir bildiğim' deyip bu hem genç hem çocuk hem de göçebe'yi kitabı yazan o 'her kimse' ile karşılaştırır bir gün.Zamanı da kısacık kılar.Çünkü hem nimet hem külfet işidir kaderin mesleği.Bütün insanlığı sağır kılar kader.Çünkü hem genç hem çocuk hem de göçebe kitaplarından bile kıskanırken o 'her kimse'yi dile getireceklerini kimselerin duymasını da istemez haliyle.Vakti zamanında ne kadar dile getirmiştir birazdan diyeceklerini ama ilk defa o 'her kimse' karşısındadır yani ilk defa mektup yazandan yazılana varacaktır.

O 'her kimse' sorar: ''Kitaplarımda neyi gördün başkalarının görmediği,ki bu kadar sevdin sokaktakilerden de çok ?''

'Hem genç hem çocuk hem göçebe' vaktin geldiğini anlar ve anlatır hikayesini:

''Kitaplarınızda efendim,hep şu kısacık hayatımı gördüm.Durun,siz bakmayın on dokuzumda olduğuma,okunmamış o kadar kitap varken henüz çok kısa hayatım.Ben ne genç olduğuma karar verebildim ne de çocuk olduğuma.İkisini koyun iki kefeye ben arafta kalırım.Ama göçebeyim efendim.Tıpkı hikayelerinizdeki insanlar gibi.Oradan oraya benim hayatım.Beni bu denli savurabilen rüzgarı ah bi' bulabilsem ! Ama sizin kitaplarınızı okudum efendim.Durgun bi' su yok sizin kitaplarınızda.Hep bir ırmak var.Ta ki ne zaman doğmuş dağların rahminden,oradan oraya.Nice köyler,çınarlar,vadiler nice insanlar görmüş de durmayı bilmeyen hep bir ırmak.Denize bile varsa okyanusa akmayı ister.Okyanusa varsa gökyüzüne uçup gitmeyi ister.Alıp başını gitse bulutlara yine dağların rahmini özleyiverir.Gittiği her yere kendinden bir iz bıraktığı gibi uslanmaz gittiği her yerden de bir iz alır kendine.

Sanki ruhlarımızın toplandığı o günden beri düşünürmüşüm gibi gelir bana;Ben kimim,kimin nesi,neyin fesiyim ? Ah bi' bulabilsem ! Derken hikayelerinizi buldum.İşte dedim,ben buyum;Ben bir göçebeyim.

Durun,hemen içivermeyin kahvenizi.Ben bi' kahve kadar anlatabilecek hayat yaşadım.Siz bakmayın on dokuzumda olduğuma,okunmamış o kadar kitap varken henüz çok kısa hayatım.

Göçebeyim ben.Mayıs'ın bi' günü 'Hadi' demiş Allah 'Hadi sıra sende.' Hiç nazlanmamışım öyle der ebe hanım.Göçmüş gelmişim arasına insanların.Öyle başlamış hikayem.

Yollarını unuttuğum şehirlerim vardır benim,köylerim,kasabalarım,ocaklarım.Ama hepsinin çınarlarına yaslanmışlığım,hepsinin gökyüzüne bakarak uyumuşluğum vardır mutlaka.Hepsinde sesini unuttuğum dostlarım vardır.Topladığım elmalarım,uçurduğum güvercinlerim vardır.Aşklarım yoktur

hepsinden ayrı.Sizin hikayelerinizi görmeden evvel aşık olmadım hiç.Evet evet,bakmayın öyle,hem de hiç.

Su verdiğim,bahçe duvarına emanet ettiğim çiçeklerin kokusunu almadan,hem de hiç almadan yola koyuldum,hem de hep.Hayatımı bir bavula sıkıştırıp göçtüm oradan oraya.Kitaplarım vardı bir,getiremediğim yanımda.Durun,öyle bakmasın gözleriniz, üzülmeyin hemen kitapların akıbetine.Emin ellerdeler.Emanet nedir bilen ağaçlarım vardır gittiğim yerlerde,onlara emanet ettim kitaplarımı.Şimdilerde bir inançtır sardı beni.Okuduğum her kitabın cennetteki kütüphaneme koyulduğuna inanırım.Zamanı geldiğinde mutlaka uğrayın o kütüphaneye.Öyle ki o kütüphanede sizin kitaplarınıza bir bölüm ayırmayı düşünüyorlardır.Neden şaşırdınız ? Değilse hangi hayal ayakta tutabilirdi o kitaplardan ayrı kalmanın verdiği acıdan.

Hep göçebeydiniz efendim.Hikayeleriniz hep göçebeydi.Kaldığım otel odaları,yurtlar,evler ya da kaldırımlar veya böyle şeyler işte.Hep hikayelerinizdeki insanlar kadar yaşadım yaşadığım yerlerde.Ne bir eksik ne bir fazla.Efendim ? Anlayamadım ? Ha evet,onlar kimi zaman ölüyordu ama ben hiç ölmemiştim.Hakkınız var efendim.Ama siz ölümü sadece alınan ama verilemeyen veya verilen ama alınamayan bir nefes olarak mı görürsünüz ? Zannetmem.Ölüm böyle bir şey olmasa gerek.Mesela efendim,siz,artık tek kelime hikayenizin olmadığı dün ölmüşsünüz demektir.Toprağa koymaya ne hacet.Sizin hayatınız yazmak efendim,yazmak.Ya da bir köylüyü düşünün.Tohumu toprağa serpemediği gün ölmüş demektir.Çünkü onun hayatıdır toprağın bir buğdayı doğurduğunu,bulutun bir fidanı emzirdiğini görmek.Veya gelin bir işçiyi hayal edelim efendim.Olmaz mı ? Olur elbette.Alnından ter akmadığı gün ölmüştür.Alın teridir onun aldığı nefes efendim.İnsanlığa hizmet etmektir,yani en büyük onurdur onun kaderi.Doymasa da hiç kalktığı sofradan insanlığı doyurmaktır.İnsanlığın ta kendisidir.En günahsız halidir o insan ırkının.Tulumunu giymediği gün kefenini giymiştir çoktan.

İşte ben de böyle öldüm efendim.Sizin hikayelerinizde sala okundukça.Beni karnından kucağına göçürdüğünde annem,annem öldüğünde öldüm efendim.Kimse de bilmedi.Ağlamadım ki hiç.İnsan ağlamaz mı ? Elbette ağlar efendim,göçebeler daha çok ağlar hem.

İşte ben de böyle öldüm efendim.Sizin hikayelerinizde kefenler sarıldıkça.Beni sırtından bir elma ağacına çıkardığında babam,babam öldüğünde öldüm efendi.Kimse de bilmedi.Elma ağacı bile.Ağlamadım ki hiç.İnsan ağlamaz mı ? Elbette ağlar efendim,bir elma ağacından düşen göçebeler -sırf kucağına atlayacağı bir babası olmadığından- daha çok ağlar hem.

İşte ben böyle öldüm efendim.Sizin hikayelerinizde mezara taze toprak atıldıkça.

Bir başıma kaldığımda,yalnızlığım annem,babam,memleketim,toprağım,ta kendim olduğunda ben hem genç hem çocuk hem göçebe hem de bir ölüydüm aslında.Bir kaç yudum kaldı efendim,soğutmayın kahvenizi,sonuna geldik hikayemin.

Ne demiştik efendim; .Durgun bi' su yok sizin hikayelerinizde.Hep bir ırmak var.Ta ki ne zaman doğmuş dağların rahminden,oradan oraya.

Ben de bir ırmağım efendim.Eğilin,verin kulağınızı bu toprağa.Sorun beni.Tanırlar.Gittiğiniz her yerde kulak vereceğiniz toprak tanır beni.Her birine bir parçamı bırakmışımdır.En çok da kitaplarımı.İz kaldı bedenimde onlardan.Vakti zamanında babam topraktan yoğurulduğumuzu söylemişti de inanasım gelmemişti.Niye öyle dediniz efendim ? İnsan babasına inanmaz mı ? İnanır elbet,bir göçebe daha çok

inanır hem.Evet daha çok inanıyorum topraktan geldiğime.Toprak kokarım ben.Irmağım çünkü.Rengim de nereden nereye akarsam oradan orayadır.

Peki efendim.Bir acı kahvemi de içtiniz madem.Müsaade Allah'tan elbet.

Ama unuttunuz mu efendim ? Müsaade Allah'tan ama isteyen benim sizden.Unutunuz mu efendim ? Ben göçebeyim.Siz geldinizse de her ne kadar ben giderim.Sizin toprağınızdan da aldım bedenime.Unuttunuz mu efendim ? Ben ırmağım.Geldiniz,uzandınız benim kıyıma.Şimdi alıp başımı gitme vakti.Siz hep yazın.Ölümü hak etmiyorsunuz çünkü.Hep yazın.Ben okuyacağım kendi hayatımı hikayelerinizden.

Göçüp gideniniz bol olsun efendim.''

Hem genç hem çocuk hem de göçebe,hatta biliyorsunuz artık hem de ölü'nün hikayesini anlattım sizlere.O 'her kimse'nin de bir Elif olduğunu da.Göçebe hayatlar yazan bir Elif.Okuyun Elif'i ve göçebeleri.Çünkü bilhassa bu hikayeyi size anlatan ve hep anlatacak olan ben olmak üzere hepimizin hikayesi,hayatının aynası Elif'in yazdıkları.Okuyun hayatınızı ki göçüp gideniniz bol olsun.

Selametle.

Göçmekle.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
25 yıl cezası olan firari yakalandı
25 yıl cezası olan firari yakalandı
Karnına demir bariyer saplanan genç hayatını kaybetti
Karnına demir bariyer saplanan genç hayatını kaybetti